(AİHS m. 5, 6, 10) (2709 S. K. m. 26) (5271 S. K. m. 100, 101, 279, 280) (3713 S. K. m. 7) (5237 S. K. m. 58)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre;
CMK'nun 279. maddesi gereğince yapılan ön incelemesi sonunda İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından CMK'nun 280. maddesi uyarınca işin esasına geçildi.
Sanık hakkında yukarıda karar başlığında belirtildiği biçimde hükümler kurulduğu anlaşılmakla;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, internet sayfa görüntüleri, toplanan deliller, gerekçe içeriği ve tüm dosya kapsamına göre;
Terör örgütü Propagandası Yapmak suçunun zincirleme biçimde işlendiğinin kabul edildiği somut olayda, gerekçeli karar başlığında son eylem tarihinin (suç oluşturan son paylamış tarihi olan 16/09/2016) suç tarihi olarak belirtilmesi gerekirken farklı tarih olarak yazılmasının, ayrıca Silahlı Terör Örgütü Üyeliği suçunun temadi eden suçlardan olması itibariyle suç tarihinin yakalanma tarihi (20/09/2016) olduğu gözetilmeden gerekçeli karar başlığında suç tarihinin sanığın yakalanma tarihinden farklı tarih olarak yazılmasının mahallinde düzeltilebilir yazım hataları olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
A)Terör örgütü propagandası yapmak suçuna ilişkin olarak kurulan hüküm yönünden yapılan incelemede;
Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun düzenlendiği 11.4.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Kanun'un 7/2. maddesi; "Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..." şeklinde,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26/1. maddesine göre, " Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar..." şeklindedir.
Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Bir kimsenin bir konudaki görüş ve değer yargılarını açıklaması düşünce açıklaması olarak ifade edilmektedir. Düşünce açıklamaları genellikle olayların incelenmesi ve eleştiri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu itibarla, düşünce açıklamalarının gerçekliği değil, uygunluğu ve doğruluğu inceleme konusu yapılabilecektir. Düşünce açıklamaları da bilinen bir olaya dayanıp dayanmamasına göre soyut düşünce açıklaması ve karışık düşünce açıklaması olarak ikiye ayrılmaktadır. Şayet bir düşünce açıklaması belirli bir olayla bağlantılı olmaksızın, subjektif değer yargılarına dayanılarak yapılıyorsa bu halde soyut düşünce açıklamasının varlığından söz edilecektir. Belirli bir olayla bağlantılı olarak yapılıyorsa karışık düşünce açıklaması gündeme gelecektir. Belirtmek gerekir ki, karışık düşünce açıklamasında dayanılan olay gerçek değil ise yapılan düşünce açıklaması da hukuka aykırı olacaktır. Soyut düşünce açıklamalarında hukuka uygunluk kullanılan ifadelere bakılarak saptanacaktır.
İfade özgürlüğü T.C. Anayasasının 26. ve Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına dair Sözleşmenin 10. maddesi ile teminat altına alınmıştır.
Bunun yanında; Anayasanın çeşitli hükümlerinde de ifade özgürlüğünün kullanılmasına ilişkin sınırlamaların ne şekilde olabileceği gösterilmiştir.
İfade özgürlüğünün kullanımına meşru bir müdahale için; 1-Müdahalenin kanunlarda öngörülmüş olması, 2-Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu emniyeti, kamu düzeninin sağlanması ve suçun işlenmesinin önlenmesi, sağlığın korunması, ahlakın, başkalarının şöhret ya da haklarının korunması, gizli tutulması kaydıyla alınmış bilgilerin açıklanmalarının engellenmesi ve yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanmasına ilişkin değerlerden bir veya bir kaçını korumaya yönelik olmalıdır.3-Müdahale demokratik bir toplumda gerekli bulunmalıdır.
İfade özgürlüğü terörle mücadele kapsamında en çok müdahale ve sınırlamaya maruz kalan temel haklardandır. Nitekim 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2. maddesindeki propaganda yasağı bu duruma örnek teşkil etmekle birlikte kanun koyucu maddede zaman zaman yaptığı değişikliklerle özgürlüğü genişletmiştir. Bu amaçla 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 8. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu; terör örgütünün propagandası suçunun oluşabilmesi için; örgütün “cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek şekilde” yapılması zorunlu kılınarak, sınırlamanın AİHS uygun hale getirilmesi amaçlanmıştır. Ancak, aynı Kanunun 7. maddesinin 2. fıkranın b bendinde ise; toplantı ve gösteri yürüyüşünde gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;1-Örgüte ait resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,2-Slogan atılması,3-Ses cihazları ile yayın yapılması,4-Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi, Şeklindeki fiil ve davranışlar propaganda suçundan cezalandırılacaktır. Bu düzenleme ile kanun koyucu herhangi bir unsurun varlığına bağlı olmaksızın bu suçun oluşacağı kabul edilmek suretiyle ifade özgürlüğü parametrelerini dışlayan tipe uygun eylem tanımlaması yapmıştır.
Terör ile mücadele kendine özgü bir takım zorlukları barındırdığından devletler bu mücadelede daha geniş bir takdir marjına sahip olduğu kabul edilmekle birlikte terör ile mücadele de bir hukuk rejimidir. Uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerin ihmal edilebileceği bir alan değildir. Toplantı veya gösteri yürüyüşünde olsun veya olmasın; yazı veya sözler (atılan slogan, taşınan pankart veya giyilen üniforma) ile verilen mesajın şiddete çağrı, tahrik ve teşvik edici ya da silahlı direnişe ve isyana davet şeklinde veya insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtacak nefret söylemi olup olmadığı değerlendirilmeli, doğrudan veya dolaylı şiddete çağrı var ise sanığın siyasi kimliği, konumu, konuşulan yer ve zamanı gibi açık ve yakın tehlike testi bakımından analize tabi tutulmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller, karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutunun kabul edildiği, eylemlerinin olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde nitelendirilerek vasfının tayin edildiği, cezayı azaltıcı sebebin niteliğinin takdir kılındığı, savunmalarının inandırıcı gerekçelerle reddedildiği, incelenen dosyaya göre verilen hükümde usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı;
Ne var ki;
Dairemizce de benimsenen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 05/10/2017 gün ve 2015/2084 esas, 2015/50026 karar sayılı ilamına göre; Terör örgütü üyesi olduğu yönünde hakkında mahkumiyet hükmü tesis edilen sanık hakkında örgüt faaliyeti çerçevesinde işlediği anlaşılan silahlı terör örgütü propagandası yapmak suçundan hüküm kurulurken kazanılmış hak oluşturmayan TCK'nın 58/9. Maddesinin uygulanmaması isabetsiz bulunmuştur.
Sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58/9 Maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve hükmün infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi Kanuna aykırı olmakla birlikte anılan hususun bir ceza değil cezaya bağlı olarak uygulanacak infaz rejimi ile ilgili olması, kazanılmış hak oluşturmaması ve bu konuda her zaman karar verilebilecek olması dikkate alındığında belirtilen hatalı uygulamanın yeniden yargılamayı gerektirmeyeceği ve Dairemizce bu konuda hüküm oluşturulabileceği sonucuna varılmakla;
-"Sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58/9 Maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve hükmün infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına";
İbarelerinin hüküm fıkrasına eklenmesi suretiyle,
Düzeltilen hükme karşı istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafiinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
B)Silahlı Terör örgütüne üye olmak suçuna ilişkin kurulan hüküm yönünden yapılan incelemede;
Hiyerarşik yapıya dahil olduğu kabul edilen sanık ile ilgili hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların istinaf denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, savunmalarının inandırıcı gerekçelerle reddedildiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, cezayı azaltıcı sebebin niteliğinin takdir kılındığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı, verilen hükümlerde usule ve esasa ilişkin olarak herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla;
İstinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
Dairemizce silahlı terör örgütüne üye olmak suçutan esastan red kararı verilmiş olmakla, tutuklamanın genel ilkelerini belirleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5-6 maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 19. maddesi ve Anayasa Mahkemesi'nin 02/07/2013 tarihli 2012/1137 sayılı kararı birlikte değerlendirildiğinde, CMK 100 ve devamı maddelerindeki tutuklama koşullarının bulunduğu, hükmedilen ceza miktarı ile sanığın tutuklu kaldığı süreye göre tutukluluk halinin devamı kararının ölçülü olduğu, sübut bulan suçun CMK-100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olduğu dikkate alınarak, sanık hakkında CMK-109/3 maddesinin a ve f bentlerinde düzenlenen adlî kontrol tedbirlerinin uygulamasının yetersiz kalacağı hususunda dairemizde oluşan kanaate göre CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince sanığın TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA,
Tutukluluk halinin devamı kararına karşı CMK 101/5 maddesi gereğince; kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde Dairemize veya Dairemize gönderilmek üzere bulunulan yer Mahkemelerine verilecek dilekçe yada zabıt katibine verilecek beyanla tutulan tutanakla, ayrıca Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü'ne tutanağa bağlanmak şartıyla bulunulacak beyan veya dilekçeyle Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'ne itiraz yolu açık olmak üzere,
Terör örgütü propagandası yapmak suçuna ilişkin kurulan hüküm yönünden CMK'nın 286/2 maddesi gereğince kesin olmak üzere;
Silahlı Terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin kurulan hüküm yönünden, Cumhuriyet Başsavcılığı yönünden kararın geliş tarihinden, istinaf başvurusunda bulunan yönünden ise kararın tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde; hükmü veren Dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup hâkime onaylatmak veya bir başka ilk derece ceza mahkemesi ya da Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürlüğüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286/1 maddesi gereğince TEMYİZ kanun yolu açık olmak üzere, 17/01/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)