T.C. BURSA BAM 5. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
BURSA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
5. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
TÜRKMİLLETİADINA
İSTİNAFKARARI
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BURSA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI :
KARAR TARİHİ : 09/03/2023
DAVACI :
DAVALI :
DAVA : İflas (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas (İİK 177))
KARAR TARİHİ : 16/07/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 16/07/2024
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmış olmakla dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin %33.33 hissedarı olan ...’ın oğlu olup ....’ın 14/10/2017 tarihindeki vefatı ile müvekkilinin kız kardeşi ile mirasçılık sıfatı kazandığını, müvekkilinin ve kız kardeşinin davalı şirkete başvurarak murisin şirkette sahip olduğu %33 oranında hisselerinin mirasçılar adına pay defterine kaydedilmesini talep ettiğini, davalı şirketin ise bu talebi, kaçış klozu olarak da adlandırılan TTK’nın 493/4. maddesi hükmü uyarınca reddettiğini, muristen gelen paylar üzerindeki iştirak halindeki mülkiyet haklarını paylı mülkiyete çevirdiklerini, dolayısıyla müvekkilinin murisinden kendisine intikal eden %16.66 payı üzerinde davalı şirketin ön alım hakkını kullanarak hisseleri mülkiyetine geçirdiğini, müvekkiline karşı bu payların bedelini ödemek yükümlülüğü altına girmiş bulunduğunu, davalı şirketten müvekkilinin alacaklı hale geldiğini, davalının diğer dava dosyalarında el koyduğu hisselerin bedellerini borçlu olduğunu yazılı olarak ikrar ettiğini, taraflar arasındaki uyuşmazlığın alacağın varlığından değil, miktarından çıkmış olduğunu, davalı şirket tarafından müvekkilinin payı için yapılan teklifin kabul edilmediğini ve TTK'nın 493/5.maddesi uyarınca değer tespiti için Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında dava açıldığını, davalı şirketin bilirkişi incelemesine olanak tanımaması nedeniyle talebin reddedildiğini, davalı şirketin müvekkilinin alacağının miktarının tespit edilmesini önlemeye yönelik olarak gerekli bilgi ve belgeleri sunmadığını, davalının taahhütlerinden kurtulmak için kaçması anlamına gelecek hisse devir işlemleri yaptığını, hisselerin değerinin belirlenmesi için açılan davanın reddi üzerine müteveffanın paylarının şirket adına kaydedilerek aynı gün hisselerin Hollanda merkezli....'ye devredildiğini, mevcut durumda 50.000 USD sermayeli ....'nin davalı şirketin tüm hisselerine sahip olduğunu, bu işlemin alacaklılardan mal kaçırmak için yapıldığını, davalının, müvekkilinin haklarını ihlal edip bir tüzel kişi olarak mal ve hisselerini yurt dışına kaçırmak suretiyle yasanın doğrudan iflas sebebi saydığı işlemleri gerçekleştirdiğini ileri sürerek öncelikle İİK'nın 159 ve 161.maddeleri uyarınca davalı borçluya ait malların defterinin tutulmasına ve borçlunun malvarlığını azaltmasını önlemek için ticari faaliyetine dahil olmayan menkul ve gayrimenkul mallarının satılmasının İİK'nın 159/2 maddesindeki hüküm uyarınca teminat alınmasına gerek olmaksızın tedbir yoluyla önlenmesine, iflas talebinin kendiliğinden ve derhal tapuya, ticaret sicil memurluğuna, gümrük ve posta idarelerine, Türkiye Bankalar Birliğine, Mahalli Ticaret Odalarına, Sanayi Odalarına, Menkul Kıymetler Borsasına, Sermaye Piyasası Kuruluna ve diğer lazım gelen yerlere bildirilmesine, iflas talebinin ayrıca tirajı ellibinin üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden biri ile Gemlik'teki bir gazetede ve Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilmesine, davalının iflasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, doğrudan doğruya iflas talep edilebilecek hallerin İİK m. 177’de sınırlı olarak sayılmış olup huzurdaki uyuşmazlık bakımından bu şartların gerçekleşmediğini, mirasçıların şirket tarafından kendilerine teklif edilen değeri uygun bulmayarak Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... E. sayılı dosyasında değer tespiti talebiyle açtıkları davanın reddedildiğini, hisselerin değerinin henüz belirlenmemiş olduğundan davacının talep edebileceği bir tutarın ortaya çıkmadığını, işbu davanın hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğini, doğrudan doğruya iflas davası açılabilecek hallerin somut olayda bulunmadığı gibi davacı mirasçıların henüz şirkete karşı ileri sürecekleri alacak hakkının kapsamı ve miktarı belirli olmadığından, ortada İİK m. 177’nin gerektirdiği anlamda bir alacak hakkının bulunmadığı savunarak davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davanın İİK 177 maddesi uyarınca doğrudan alacaklı tarafından talep edilen iflas davası olup davacının iflas isteyebilecek alacaklılardan olup olmadığı, İİK madde 177 uyarınca hileli işlemlerle alacaklıları zarara uğratma ve kaçmaya teşebbüs girişiminde bulunma koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılması gerektiğini, davacının murisi ....'ın davalı ....Holding AŞ'de %33,33 oranında pay sahibi iken vefat ettiğini, geriye mirasçı olarak davacı ve bir kızının bulunduğunu, davacı tarafın mirasın geçmesinden sonra davalı şirkete başvurarak şirketin onayı ile pay sahipliğinin tescilini talep ettiğini, davalı şirketin TTK'nın 493/4.maddesi uyarınca payların gerçek değeriyle devralınmasını önerip onay vermeyi reddettiğini, davacının belirlenen bu değeri ve teklifi kabul etmediğini, bunun üzerine taraflar arasında TTK'nın 493/5. maddesi uyarınca payın gerçek değerinin belirlenmesi amacıyla davacının başvurusu üzerine Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin .... Esas sayılı dosyasında yargılama yapıldığını, davalı şirketin kayıtlarını ve gerekli tüm verilerini inceleme için açmaması ve buna müsaade etmemesi nedeniyle talebin reddine karar verildiğini, bu aşamadan sonra davalı şirket tarafından yönetim kurulu kararı ile payların şirket adına tescili edildiğini ve daha sonra bu payların Yıldırım Holding AŞ'nin de ortakları olan Y... ve ... tarafından kurulan....'ne devredildiğini, bu devir sonrasında davacı tarafından yönetim kurulu kararlarının ve tescil işlemlerinin yokluğu ile ilgili ve ayrıca pay devrinin iptali ile davacı adına pay defterine tescil istemli davalar açıldığını, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin....Esas (birleşen ...Esas) sayılı dosyasında payların davacı adına tescili istemli davanın yargılamasının halen devam ettiğini, davacının eldeki davada TTK 493. maddesi uygulaması ile alacaklı olduğunu ileri sürerken diğer yandan da Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ....Esas sayılı dosyasında pay sahipliğinin kendisine ait olduğunu ileri sürerek pay sahipliğinin pay defterine tesciline karar verilmesini talep ettiğini, TTK'nın 493. maddesinin uygulanması sırasındaki teklif edilen değerin sadece teklif edilmiş olmasının davacıyı alacaklı kılmayacağı, çünkü davacının TTK 493/6. maddesini uyguladığını ve bu fiyatı reddettiğini, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas sayılı dava dosyasında payın sahibi olduğunu ileri sürerek hisselerin iadesi suretiyle kendi adına davalı şirket pay defterine kaydedilmesini talep ettiğini, bu durumda davacının bu aşamada alacaklı olduğundan söz etmenin mümkün olmadığını ve davacının dava tarihi itibariyle eldeki davayı açabilmesi için alacaklı sıfatının var olmadığını, davacının payların kendi adına tescilini isterken diğer yandan davalı şirketin iflasını isteyebilmek için alacaklı sıfatının bulunduğunu ileri sürmesinin MK madde 2'ye aykırı olduğunu, davacı tarafın muristen gelen payların hileli bir şekilde öncelikle davalı şirket adına tescilinin yapıldığı daha sonra da dava dışı bir şirkete devrinin yapıldığını bu şekilde İİK 177. maddesindeki hileli işlemlerle malvarlığını azaltma ve yurt dışına kaçma teşebbüsünde bulunma şartının gerçekleştiğini ileri sürdüğünü, ancak davacının ileri sürdüğü hileli işleme ilişkin olguların davacının pay sahibi olup olmadığının belirlenmesindeki davada tartışılacak olgular olup eldeki davaya ve davalının bu davada iflasına karar verilmesini gerektirecek olgular olmadığını, davacının İİK'nın 166. maddesinde yapılan yollama nedeniyle iflas talebinin derhal ilan edilmesi gerektiğini ileri sürerek ilanın yapılmasını talep ettiğini, İİK'nın 177/son fıkrasında, bu Kanunun 178 inci maddesinin ikinci fikrası burada da uygulanır, hükmünü içerdiğinden ve 178/2. madde de, iflas talebi l66 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir, hükmünü içerdiğinden İİK'nın 166. maddesinde ilanlanın yapılma usulünün dikkate alınması gerektiğini, alacaklıların 177. madde uyarınca doğrudan doğruya iflas isteminde bulunması halinde öncelikle alacaklı sıfatının bulunup bulunmadığının incelenmesi daha sonra alacaklı sıfatının bulunduğu kabul edilirse 177.maddedeki şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerektiğini, davanın görülebilmesi için birinci koşulun alacaklı sıfatının bulunması gerektiğinden alacaklı sıfatı olmadığı açıkça belli olan bir kimsenin 177. maddeye dayalı açtığı iflas davasında tıpkı kanun koyucunun 158. maddede vazettiği gibi iflas ilanının yapılmasının mümkün olmadığını, iflas ilanının ancak alacaklı sıfatının bulunması halinde uygulanması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf talebinde bulunan davacı vekili, mahkemece İİK’nın 177 ve 178. maddesinde yer alan emredici kurallara da aykırı hareket edilerek, iflas talebi ilan edilmeden davanın esası hakkında karar verildiğini, Yargıtay kararları uyarınca iflas talebinin bildirim ve ilanının yapılmasının yasal bir zorunluluk olup bu usule uyulmamasının ise bir bozma sebebi teşkil ettiğini, müvekkilinin alacak hakkının babasından intikal eden payları almak için şirketin “alelade bir miktar ile yaptığı bir fiyat teklifine” değil, kanundaki ifadesiyle davalı şirketin miras yoluyla iktisap eden kişi olan müvekkiline payları gerçek değeriyle devralmayı önermesinden ama bedeli ödemeden gasp etmesinden doğduğunu, ayrıca davalı şirketin bu hisselerinin bedellerini borçlu olduğunu taraflar arasında görülen diğer davalarda verilen dilekçeler ile yazılı olarak ikrar ettiğini, alacağın varlığı ve şirketin müvekkiline borçlu olduğunun işbu ikrarlar ile de sabit olduğunu, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin .... E. sayılı dosyasında davanın, müvekkiline ait payların davalı şirkete daha sonra ise yurtdışı merkezli....’ye devredilmesine ilişkin olarak alınan genel kurul ve yönetim kurulu kararlarının iptaline ilişkin olup bir istirdat davası olmadığını, mahkemece sanki mülkiyeti zaten davalıya geçmiş olan ama bedeli ödenmemiş hisseleri elinden alınan müvekkili tarafından hisselerin bedelinden vazgeçilip, hisselerin iadesi isteniyormuş gibi bir yorum yapıldığını ancak söz konusu davanın payların TTK. 493/4-5-6. maddelerinde belirtilen koşullar oluşmadan şirket bünyesine alınması ve daha sonra da üçüncü kişilere devrine ilişkin genel kurul ve yönetim kurulu kararlarının iptaline yönelik olup bu kararların iptali halinde payların şirket mülkiyetine geçmemiş ve üçüncü kişiye de devredilmemiş hale geleceğini, doğrudan iflas davalarında alacağın muaccel olması gerekmediği gibi varlığının “yaklaşık” olarak ispatının da yeterli olduğunu, müvekkilinin yaklaşık değil kesin bir alacağı mevcut olduğu halde mahkemece bunun göz ardı edildiğini, alacağın varlığının davalı ikrarları ile de sabit olduğunu, taraflar arasındaki anlaşmazlığın gelinen noktada alacağın varlığından değil, miktarından çıkmış olup hisse değer tespit davalarının da bu sebeple açıldığını, taraflar arasında görülmekte olan yirmiden fazla davanın hiç birisinde davalı şirketin borçlu olmadığını ileri sürmediğini, sadece borcun miktarını tartışma konusu yaptığını ve “gayesinin hisse değerlerini ödeyerek uyuşmazlığı sonlandırmak” olduğunu belirttiğini ancak borcu ödemekten kaçma ve tahsil imkanını tehlikeye sokmak için de mal kaçırma yoluna gittiğini, müvekkilinin dürüstlük kuralına aykırı davranmadığını, davalının mahkemece de kabul edilip karara bağlanmış kötü niyeti sebebiyle kavuşamadığı hakkına kavuşmak için dava açtığını, mahkeme kabulünün aksine iflas talebinin sadece dava konusu hisselerin hileli işlemlerle kaçırılmasına dayandırılmadığını, bu davada doğrudan iflas isteminin davalının miras konusu payları kanuna aykırı olarak mülkiyetine geçirmesine, payların gerçek değerinin tespit edilmesine hileli yollarla mani olmasına, şirketin milyarlarca dolar tutarında olan ve hisselerinin bedelleri ödeninceye kadar davacının da pay sahibi olduğu kabul edilmesi gereken malvarlığının neredeyse tamamının hileli şekilde yurt dışında kurulan paravan bir şirkete devredilmiş bulunmasına dayandırıldığını, müvekkilinin hissedar olduğu davalı borçlu şirketin holdinge bağlı onlarca, yüzlerce şirketin hisselerini önce kendi bünyesinde toplayıp, sonra da kendi hisselerini yurtdışındaki paravan şirkete devrederek tüm bu malvarlığını Türkiye’deki alacaklılarından kaçırdığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde, davacının, müvekkili şirketi iflas tehdidi ile karşı karşıya bırakmak amacıyla ve kötü niyetle bu davayı açtığını, somut uyuşmazlıkta İİK m. 177 bağlamında doğrudan iflas için öngörülen şartlardan hiçbirinin gerçekleşmediğini, davanın, davacının diğer talepleriyle çelişki oluşturduğunu, davacının dava tarihi itibariyle doğrudan iflas davasına konu edebileceği nitelikte belirli ve likit bir alacağı olmadığını, TTK'nın 493.maddesinde hisse değerlerinin tespiti için özel bir düzenleme öngörüldüğünü, alacak talebine konu hisselerin değeri henüz belirlenmediğinden davacının huzurdaki davada talep edebileceği bir tutar ortaya çıkmadığını bu nedenle davacının İİK 177.madde kapsamında alacaklı sıfatının bulunmadığını, müvekkili tarafından önerilen hisse bedelinin alacağın ikrarı olarak değerlendirilemeyeceğini, hileli davranış oluşturan bir işlem ve eylem bulunmadığını belirterek istinaf başvurusunun reddini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde;
Dava, İİK m.177/1 hükmüne dayalı davalı şirketin doğrudan doğruya iflası istemine ilişkindir.
Davacı taraf, davalı şirket ortağı muristen miras yoluyla gelen payların davacı adına pay defterine kayıt isteminin reddi ile birlikte davalı şirketten alacaklı olduklarını, davalı şirketin miras konusu payları kanuna aykırı olarak mülkiyetine geçirdiğini, payların gerçek değerinin tespit edilmesini hileli yollarla engellediğini ve hisselerinin bedelleri ödeninceye kadar davacının da pay sahibi olduğu kabul edilmesi gereken malvarlığının neredeyse tamamının hileli şekilde yurt dışında kurulan paravan bir şirkete devredildiğini, bu suretle alacaklıların haklarını ihlal eden hileli muamelelerde bulunduğu ve taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla kaçtığını ileri sürerek iflas talebinde bulunmuştur.
Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olup davacı vekilince karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, doğrudan doğruya iflas koşullarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.
Borçlunun doğrudan doğruya iflas halleri İİK'nın 177. maddesinde; "Aşağıdaki hallerde alacaklı evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebilir.
1-Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoliyle yapılan takip sırasında mallarını saklarsa;
2-Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa;
3-308 inci maddedeki hal varsa;
4-İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse" şeklinde sayılmıştır.
Davacı, iflas istemini anılan hükmün birinci bendindeki alacaklıların haklarını ihlal eden hileli muamelelerde bulunması ve taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla kaçması haline dayandırmaktadır. Ancak davacı, iflas istemini hükümde yazılı hallerden hangisine dayandırırsa dayandırsın öncelikle davacının alacaklı sıfatının bulunması gerekmektedir.
Somut olayda, ...'nin %33.33 hissedarı olan Mehmet Yıldırım’ın 14/10/2017 tarihinde vefat ettiği, murisin 2 pay olarak belirlenen mirasının 1 payının davacı ...'a, 1 payının da dava dışı kardeşi ....'a kaldığı, muris...'ın vefatı üzerine mirasçılar tarafından davalı şirkete 25/12/2017 tarihinde başvurularak murisin sahip olduğu hisselerin miras hisseleri oranında davacı ve kız kardeşinin adına pay defterine kaydedilmesinin talep edildiği, davalı şirket tarafından 16/03/2018 tarihli ihtarname ile TTK'nın 493/4.maddesi kapsamında payların gerçek değerinden satın alınarak murise ait olduğu tespit edilen 206.333.333 adet nama yazılı payın mirasçılara intikaline onay verilmediği, bu paylara tekabul eden gerçek değerin 344.438.581 TL olarak belirlendiğinin (davacının payı için 172.219.200 TL) belirtildiği, mirasçıların da 26/03/2018 tarihli ihtarname ile belirlenen bedelin şirketin gerçek değeri olmadığı belirtilerek yapılan teklifin reddedildiği, mirasçılar tarafından teklifin kabul edilmemesi üzerine TTK'nın 493/5. maddesi uyarınca hisselerin gerçek bedelinin tespitine yönelik Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında dava açtığı, yapılan yargılama neticesinde davalı şirketin kayıtlarını ve gerekli tüm verilerini inceleme için açmaması ve buna müsaade etmemesi nedeniyle talebin reddine karar verildiğini, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulduğu, Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 25/02/2021 tarihli ... Karar sayılı ilamı ile kardeşlerin babalarından kendilerine intikal eden paylar üzerindeki elbirliği halindeki mülkiyet haklarının paylı mülkiyete çevrildiği ve davacı tarafça, muristen miras yoluyla gelen payların davacı adına pay defterine kayıt isteminin reddi ile birlikte davalı şirketten alacaklı olduklarını iddiasıyla işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının alacaklı sıfatının bulunup bulunmadığının tespiti için TTK'da nama yazılı pay senetlerinin devri için düzenlenen hükümlerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bedeli tamamen ödenmiş paylara ilişkin olarak TTK'nın 491.maddesinde öngörülen yasal sınırlamanın haricinde, anonim şirketlerde kural payların serbestçe devredileceği yönündedir. Bu kuralın istisnasını, pay sahiplerinin çevresini korumak ve yabancıların şirkete ortak olarak girmelerini önlemek üzere şirket esas sözleşmesinde nama yazılı paylara ilişkin olarak devir sınırlamasına (bağlam) yer verilmesi oluşturmaktadır.
TTK'nın 492/1.maddesi uyarınca, esas sözleşmede yer verilecek bir hükümle nama yazılı payların devri şirketin devre onay vermesine bağlanabilir. TTK'nın 493/1.madde hükmü çerçevesinde şirket, iradi devrilerde ana sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene paylarını başvurma anındaki gerçek değeri ile kendi veya pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek devre onay vermekten kaçınma hakkına sahiptir. Pay sahipleri çevresinin bilişimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin, ancak şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı göstermekte ise önemli sebep oluşturduğu kabul edilir (TTK m.493/2). Şirkete, payları başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek devre onay vermekten kaçınma yönünde tanınan imkan kaçış klozu olarak adlandırılmatadır. Bu iki olasılık dışında ayrıca devralan, payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmediği takdirde de şirket, devri pay defterine kaydını reddedebilir (TTK m.493/3). Payların devri için gerekli olan onay şirket tarafından verilmediği sürece payların mülkiyeti ve paylara bağlı haklar devredende kalır (TTK m.494/1).
Ancak payların iradi devir dışında miras, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra yoluyla da iktisabı da mümkündür. TTK'nın 493/4.maddesi hükmü uyarınca, payların, miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra gereği devredenin iradesi dışında iktisap edildiği hallerde şirket payları edinen kişiye ancak payların gerçek değeri üzerinden devralmayı önerdiği takdirde devre onay vermeyi reddedebilmektedir. Yani, payların devredenin iradesi dışında edinilmesi halinde şirketin esas sözleşmesinde yer verdiği önemli sebebi ileri sürerek payları edinen kişiyi pay defterine kayıttan kaçınma hakkı yoktur. Şirket ya devre onay vermek ya da kaçış klozunu kullanmak zorundadır.
Mirasçı, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince derhal kazanır (TMK m.599). TTK'nın 494/2.maddesinde de anonim şirketlerde borsaya kote edilmemiş nama yazılı payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimleri hükümleri veya cebri icra gereği iktisap edilmeleri halinde bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin hakların derhal, genel kurula katılma haklarıyla oy haklarının ise ancak şirketin onayıyla birlikte devralana geçeceği hükme bağlanmıştır. Kanunda açıkça, payların miras yoluyla geçişinde, malvarlığına ilişkin hakların derhal, yani murisin ölümü anından itibaren mirasçılara geçeceği, oy kullanma ve genel kurula katılma hakkının ise ancak şirketin onayı ile birlikte mirasçılara geçeceği düzenlenmiştir. Şirketin onay vermemesi halinde ise yönetsel haklar yani oy kullanma ve genel kurula katılma hakkı mirasçılara geçmez.
Kanunda iradi satışa uygulanacak kaçış klozu hükümleri ile miras, miras paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri ile cebri icra gereği iktisapta uygulanacak kaçış klozu hükümleri ayrı ayrı düzenlenmediğinden TTK'nın 493 ve 494. maddede yer alan düzenlemeler karışıklığa sebebiyet vermekte ve doktrinde farklı görüşler ileri sürülmektedir. Tartışma en çok kaçış klozunun niteliği ile kaçış klozunun kullanılmasının sonucunda hisselerin şirkete geçip geçmediği noktasındadır.
Kanuni düzenleme yoruma muhtaç olmakla birlikte kaçış klozunu kullanarak yeni bir hissedarın gelmesini engelleyerek pay çevresinin korunmasını amaçlayan şirket ile payı iktisap eden mirasçı arasındaki menfaat dengesinin gözetilmesi gerekmektedir. Zira şirketin menfaati yeni bir hissedarın gelmesini engelleyerek pay çevresinin korunması iken mirasçının da mülkiyet hakkı söz konusudur.
TTK'nın 493/4. maddesinde şirkete tanınan kaçış klozu yani "payların gerçek değeri ile devralmayı önermesi" kendine özgü, kanundan kaynaklanan bir ön alım hakkıdır. Şirkete tanınan bu hak, her ne kadar bir ön alım hakkı olarak nitelendirilmiş ise de söz konusu hak sui generis niteliktedir. Bu nedenle bu ön alım hakkının TMK'nın 732 vd. maddelerinde yer alan şufa hakkı ile karıştırılmaması gerekmektedir.
Şirket, TTK'nın 493/4.maddesi hükmünde kendisine tanınan kaçış klozunu kullanarak payları gerçek değeri üzerinden devralmayı önerdiği yani ön alım hakkını kullandığı takdirde taraflar arasında payların değeri konusunda ihtilaf olmadığında şirket, payların bedelini ödediğinde mirasçılara geçen payların mülkiyetini kazanır.
Ancak, şirketin teklifinin, payların gerçek değerini kapsadığı hususunda ihtilaf doğduğunda şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince ihtilaf çözülecek olup payların gerçek değerinin belirlenmesi mahkemeden talep edilecektir. Mahkemece, şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değeri esas alınarak payların gerçek değeri belirlenecektir.
Mahkemece, payların gerçek değerinin tespiti ile payların bedelinin mirasçılara ödenmesine kadar miras yoluyla mirasçılara intikal eden payların mülkiyetinin oydan ve genel kurula katılma hakkından yoksun olarak mirasçıda kalacağının kabulü gerekmektedir. Şirketin onay vermemesi, hissenin mirasçıya tüm haklarıyla birlikte geçişini engellemekte olup payların mülkiyetinin şirkete geçmesi sonucunu doğurmamaktadır. Payların, şirkete geçişi ancak gerçek değerinin ödenmesi ile mümkündür. Zira, ölümle payları iktisap eden mirasçıya karşı kaçış klozunu kullanan ve ortak olmasını engellediği mirasçıya payların gerçek değeri ödenmeden payların mülkiyetinin şirkete geçtiğinin kabulü menfaatler dengesine de aykırıdır.
Eldeki davada, davalı şirketin davacı mirasçıya karşı kaçış klozunu kullandığı ancak payların gerçek değeri hususunda taraflar arasında ihtilaf çıktığı ve mahkemece davalı şirketin gerekli defter ve belgeleri ibraz etmemesi nedeniyle bir değer tespiti yapılamadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda belirlenen olgular itibariyle, davacının, davalı şirketteki hissedarlığının payların gerçek değeri tespit edilip bedeli ödenene kadar oydan ve genel kurula katılma hakkından yoksun olarak mali haklar yönünden devam ettiği, miras yoluyla intikal eden hisselerin mülkiyetinin davacıda olduğu ve hisse devrinin gerçekleşmediği kabul edilmekle, davacının, dava tarihi itibariyle alacak hakkının henüz doğmadığı, alacaklı sıfatını henüz kazanmadığından dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, dava tarihi itibariyle alacağın varlığı kabul edilmediğinden ve dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verildiğinden verilen kararın mahiyeti gereği ilanın yapılmamasına dair davacı vekilinin istinaf nedenleri sonuca etkili görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiş ise de, hükmün gerekçesinde değişiklik yapıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 hükmü uyarınca yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
I-) Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜNE, ilk derece mahkemesinin yukarıda anılan kararının KALDIRILMASINA, 6100 sayılı HMK m. 353/1-b-2 hükmü gereğince YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA, Buna göre;
1-) Davanın USULDEN REDDİNE,
2-) Alınması gereken 427,60 TL karar harcından, davacıdan peşin alınan 179,90 TL'nin mahsubu ile bakiye 247,70 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-) Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-) Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 7. maddesi uyarınca 17.900 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-) Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın hükmün kesinleşmesinden sonra 6100 sayılı HMK'nun 333. Maddesi uyarınca davacı tarafa İADESİNE,
II-) 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca peşin alınan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,
III-) Davacı tarafından istinaf başvuru aşamasında yapılan 492 TL yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
IV-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik 359/4 maddesi uyarınca kararın kesin olmaması nedeniyle Dairemizce taraflara tebliğine,
dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 361/1 hükmü ve İİK'nun 164. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 16/07/2024
.....
Başkan
...
.....
Üye
...
.....
Üye
...
.....
Katip
...
Full & Egal Universal Law Academy