(5271 S. K. m. 279) (5237 S. K. m. 58, 191)
Yerel mahkemece verilen hükümlere karşı sanık tarafından istinaf yoluna başvurulmakla, 5271 Sayılı CMK'nın 279. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda; dairenin yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi ve yasa yolunun açıklığı yönünden istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından aynı kanunun 280. maddesi gereğince başvurunun esası hakkında incelemeye geçilerek;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, deliller, gerekçe ve istinaf dilekçesi incelendi;
Her bir eylemden dolayı ayrı hüküm kurulması gerektiği gözetildiğinde TCK'nun 58/6 maddesinin her bir hüküm bakımından uygulanmayıp hükümlerin sonuna ortak hüküm olarak yazılması yasaya aykırı ise de bu husus infaz aşamasında gözetilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.
Sanığın zincirleme şekilde hakaret ve tehdit suçlarından mahkumiyetine ilişkin ilk derece mahkemesi kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu ve kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.
Ancak;
28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunla değişik 5320 sayılı Kanunun geçici 7. maddenin 2. fıkrasında yer alan, “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi tedbiri uygulanmayan kişilerle ilgili olarak 191 inci madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.” şeklindeki düzenleme ile 6545 sayılı Kanun öncesi dönemde soruşturma aşamasında hakkında TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmeden ve dolayısı ile denetimli serbestlik ve gerekli görülmesi halinde tedavi tedbiri uygulanmadan dava açılmış olan sanık hakkında soruşturma aşamasında uygulanmamış olan denetimli serbestlik ve gerekli görülmesi halinde tedavi tedbirinin kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması yolu ile uygulanması amaçlanmakta olup, bu durumda CMK’nın 231. maddesindeki genel kurallar değil, TCK’nın 191. maddesindeki özel hükümlerin uygulanması gerektiği, buna göre de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının denetim süresi içinde TCK’nın 191/4. maddesindeki kuralların geçerli olacağı anlaşıldığından, sanığın ancak kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etmesi veya tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, hallerinde hüküm açıklanabilecektir.(Yargıtay 10. CD. 11/02/2019 T. 2019/259 E. 2019/808 K.)
Bu açıklamalara göre kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurma suçlarından dolayı açıklanması geri bırakılan hükümlerin ancak TCK'nun 191/4. Maddesindeki kuralar çerçevesinde açıklanacağı gözetilmeden sanığın adli sicil özetinde yer alan ve uyuşturucu madde kullanma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile ilgili olarak mahkemesine ihbarda bulunulmasına karar verilmesi yasaya aykırı ise de;
Bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hüküm fıkrasının 6. Bendinin HÜKÜMDEN ÇIKARTILMASINA,
Takip eden bentlerin buna göre teselsül ettirilmesine ve CMK'nın 280/1-a maddesi uyarınca hüküm DÜZELTİLEREKİSTİNAF BAŞVURUSUNUNESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
CMK’nın 286/2-d maddesi gereğince KESİN olmak üzere 01/04/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)