AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 45016/18
Seyfullah ÇAKMAK / Türkiye
Başkan
Jon Fridrik Kjølbro,
Hâkimler
Carlo Ranzoni,
Aleš Pejchal,
Egidijus Kūris,
Pauliine Koskelo,
Marko Bošnjak,
Saadet Yüksel
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, 7 Eylül 2021 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 31 Temmuz 2018 tarihli başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak, kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Seyfullah Çakmak, Türk vatandaşı olup, 1971 doğumludur ve Kocaeli’de tutuklu bulunmaktadır. Olayların meydana geldiği dönemde başvuran, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmaktaydı. Başvuran, Mahkeme önünde, Kocaeli Barosuna bağlı Avukat G. Dirican tarafından temsil edilmiştir.
Hükümet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye temsilcisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Suç Duyurusu3. Başvuran, 23 Aralık 2014 tarihinde, kişilik haklarının zedelendiği iddiasıyla Ankara Batı Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Nitekim 19 Ağustos 2014 tarihinde, « @kuscuesref »[1] kullanıcı adıyla bir Twitter hesabından şu tweet gönderilmiştir: “Yargıtay Savcısı Seyfullah Çakmak da Bafra Adliyesini ziyaret edecekmiş. Bu P.İ.Ç. üyesi [Paralel İhanet Çetesinin kısaltması: Bu kısaltma, ilgili dönemde Fetullahçı hareket için kullanılan isimlerden biri], manipülasyon ve yalanda uzman bir isimdir.” (Piç, kelime olarak, Türkçe argoda “gayri meşru çocuk” anlamına da gelmektedir).
4. Ardından, Ankara Batı Cumhuriyet Savcılığı, “hakaret” suçundan soruşturma başlatmıştır. Söz konusu Cumhuriyet Savcılığı, 9 Ocak 2015 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne bir yazı göndermiş ve tweeti gönderen şüphelinin kimliğinin tespit edilmesini ve ifadesinin alınmasını talep etmiştir.
5. Ankara Emniyet Müdürlüğü, 16 Nisan 2015 tarihinde, yazışmaların Türkiye’de Twitter’ın hukuki temsilciliği olan hukuk bürosuyla yapıldığı ve Twitter hesabı açan veya kullanan kişiye ilişkin bilgilere ulaşılamadığı, zira hesapla ilgili bilgilerin Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan Twitter sunucularında depolandığı yönünde cevap vermiştir.
6. Ankara Batı Cumhuriyet Savcılığı, 22 Mayıs 2015 tarihinde, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne istinabe talebine ilişkin yazı (talep yazısı olarak da bilinmektedir) göndermiş ve Amerika Birleşik Devletindeki yetkili makamlardan, söz konusu Twitter hesabına sahip olan şüphelinin kimliğinin belirlenmesi ve iletişim bilgilerinin elde edilmesi için karşılıklı adli yardım istenmesini talep etmiştir.
7. Adalet Bakanlığı, 4 Ağustos 2015 tarihinde, internet üzerinden işlenen suçlara (IP kayıtları vb.) ilişkin trafik bilgilerinin erişim sağlayıcılar tarafından Amerika Birleşik Devletleri mevzuatına göre en fazla 180 gün süreyle saklandığı yanıtını vermiştir. Adalet Bakanlığı, Amerika Birleşik Devletlerinin ceza mevzuatında iftira veya hakaretlere ilişkin herhangi bir hükmün bulunmadığını bildirmiş ve dolayısıyla, bu türden taleplerin Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye Cumhuriyeti Arasında Suçluların Geri Verilmesi ve Ceza İşlerinde Adli Yardım Anlaşması’nın 22. maddesi uyarınca reddedildiğini belirtmiştir.
8. Ankara Batı Cumhuriyet Savcılığı, 10 Eylül 2015 tarihinde, Emniyet Müdürlüğünün ve Adalet Bakanlığının cevaplarından anlaşıldığı üzere, şüphelinin tespit edilemediği gerekçesiyle, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcılığı aynı zamanda, bu türden istinabe taleplerinin Amerikan makamları tarafından reddedildiğini, zira hakaretin ifade özgürlüğü kapsamına girdiğini ve dolayısıyla, Amerika Birleşik Devletleri Anayasası uyarınca bir suç teşkil etmediğini belirtmiştir. Bununla birlikte, hakaret nedeniyle sunulan iddialar bazı belirli durumlarda, Amerikan hukukunda tazminat davasına konu edilebilmekteydi.
9. Başvuran, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliği, 18 Kasım 2015 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı iptal etmiş ve etkin bir soruşturma yürütülmediği ve hakaret nedeniyle ceza davası için yasal zaman aşımı süresinin henüz sona ermediği gerekçesiyle, soruşturma kapsamının genişletilmesine karar vermiştir.
10. Bunun üzerine, Ankara Batı Cumhuriyet Savcılığı soruşturmaya devam etmiştir. Cumhuriyet Savcısı öncelikle, olayların meydana geldiği dönemde Bafra Cumhuriyet Savcısı olan ve adı başvuranın şikâyetinde belirtilen İ.K.yı tanık olarak dinlemiştir. Ayrıca, Ankara Batı Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet Müdürlüğüyle yazışmalar yapmış ve Amerika Birleşik Devletlerinde hesabın sahibinin tespit edilmesi ve Twitter hesabının sahibi olan şüpheliye ilişkin başka şikâyetlerin bulunup bulunmadığını araştırmak amacıyla daha ayrıntılı bir soruşturmanın yapılmasına karar vermiştir.
11. Cumhuriyet Savcılığı, 15 Ocak 2016 tarihinde ek soruşturmayı tamamlamış ve yeniden kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcılığı, başka girişimlerde bulunmanın herhangi bir yarar sağlamayacağı kanısına varmıştır. Cumhuriyet Savcılığı, öncelikle, şüphelinin tespit edilmesine ilişkin çalışmalar kapsamında, başvuranın şikâyetinde belirtilen Bafra Cumhuriyet Savcısı İ.K.nın tanık olarak dinlendiğini değerlendirmiştir: İ.K., başvuranın ertesi gün kendisini Bafra adliyesinde ziyaret edebilmek için kendisini aradığını, ancak aynı gün Bafra’dan ayrılması gerektiği için görüşemediklerini ifade etmiştir. İ.K.nın, başvuranın kendisini ziyaret etme isteğinden üçüncü kişilerin ne şekilde haberdar olduğuna dair herhangi bir fikri bulunmamaktaydı. İ.K., başvuranla telefon görüşmesi yapılırken, bir grup arkadaş-meslektaşla birlikte olduğunu belirtmiştir.
12. Cumhuriyet Savcılığı ikinci olarak, başvuranın talebine cevap vermek için, Ankara Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün ek araştırmalar yaptığını, ancak şüphelinin kimliği hakkında herhangi bir bilgi elde edemediğini kaydetmiştir. Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü aynı zamanda, 15 Aralık 2015 tarihli yazısında, söz konusu kuscuesref Twitter hesabının askıya alındığını belirtmiştir.
13. Cumhuriyet Savcılığı son olarak, aynı Twitter hesabının gizli sahibi hakkında bir başka suç duyurusuna ilişkin soruşturma dosyasının arşivlerde bulunduğunu belirtmiştir. Bu son dosyada da şüpheli tespit edilememiş ve daimi arama kararı çıkarılmıştır.
14. Başvuran, 15 Ocak 2016 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yeni bir itirazda bulunmuştur. Ankara Batı Sulh Ceza Hâkimliği, 20 Ocak 2016 tarihinde, “itiraz edilen kararın kanuna ve usule uygun olduğu” gerekçesiyle, bu itirazı reddetmiştir.
5651 Sayılı Kanun Kapsamında Başvuranın Yaptığı Talep15. Başvuran, 23 Aralık 2014 tarihinde, 5651 sayılı Kanun uyarınca söz konusu mesaja erişimin engellenmesi istemiyle, Ankara Batı Sulh Ceza Hâkimliğinden talepte bulunmuştur.
16. Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hâkimliği, 24 Aralık 2014 tarihinde, ihtilaf konusu tweete erişimin engellenmesine karar vermiştir.
17. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararı, 14 Ocak 2015 tarihinde, alınma tarihinden itibaren 4 saat içerisinde yerine getirilmesi amacıyla İnternet Erişim Sağlayıcıları Birliğine bildirilmiştir.
18. Erişim Sağlayıcıları Birliği, bu kararı aynı gün yerine getirmesi için, Birliğin üyeleri olan internete erişim sağlayıcılarına iletmiştir. Bununla birlikte, söz konusu Birlik, Sulh Ceza Hâkimliğine, yalnızca http protokolünü kullanan bir web sitesi aracılığıyla internette yayımlanan içeriğe erişimin engellenmesinin mümkün olduğunu bildirmiştir. Sosyal mesajlaşma hesapları oluşturmak için kullanılan, “facebook.com”, “youtube.com” ve “twitter.com” gibi internet adresleri sayfalarında belirtilen içerikler engellenemeyecektir, zira söz konusu adres sayfaları “https” güvenli protokolünü kullanmaktadırlar. Son olarak, İnternete Erişim Sağlayıcıları Birliği, teknik nedenlerle, ihtilaf konusu mesaja erişimin engellenmesinin mümkün olmadığını ifade etmiştir.
19. Dosyadan, hesabın ilgili idare tarafından Adalet Bakanlığına gönderilen 9 Ekim 2019 tarihli yazıda belirtildiği üzere, 2019 yılının Ekim ayında hizmet dışı kalmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Hâlihazırda, bir diğer Twitter hesabı kuscubasiesref, benzer bir yönlendirmeyle çalışmaya devam etmektedir.
Anayasa Mahkemesine Yapılan Bireysel Başvuru20. Başvuran, 2 Mart 2016 tarihinde, hukuki güvenlik ilkesinin (Anayasa’nın 2. maddesi), maddi ve manevi varlığın korunması hakkının (17. madde), haberleşme özgürlüğü hakkının (22. madde) ve hak arama hürriyetinin (36. madde) ihlal edildiğini iddia ederek, söz konusu ceza soruşturması dosyasının sonucuna ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
21. Anayasa Mahkemesi (Birinci Komisyon), 30 Ocak 2018 tarihinde, başvuranın bireysel başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranın şikâyetlerinin “şeref ve itibarın korunması hakkı” (Anayasa’nın 17. maddesi) ve “adil yargılanma hakkı” (Anayasa’nın 36. maddesi) kapsamında değerlendirmiştir.
22. Anayasa Mahkemesi, şeref ve itibarın korunması hakkı açısından yaptığı değerlendirmede; “soruşturmanın sonuçları kapsamında, Anayasa’nın 17. maddesinin 1. fıkrasıyla Devlete yüklenen pozitif yükümlülükler bakımından bireysel menfaatler ile genel menfaatler arasında açık bir dengesizliğin tespit edilmediği” kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda, Cumhuriyet Savcısı’nın, internet üzerinden işlenen suçlara ilişkin açılan ceza soruşturması sırasında karşılaşılan güçlükleri dikkate aldığını tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi aynı zamanda, söz konusu suç duyurusuna konu edilen olay ve olguların Anayasa tarafından korunan haklara nazaran başvuran açısından önemli bir zarara yol açmadığı kanısına varmıştır.
23. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesi açısından yaptığı değerlendirmede, başvurunun üçüncü kişilerin cezalandırılması ile ilgili olduğu gerekçesi ile adil yargılanma hakkı kapsamına girmediği kanaatine varmıştır.
24. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi, başvuranın şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edilmesine ilişkin şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlaline ilişkin şikâyetinin de Anayasa’nın hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması25. Türk Ceza Kanunu’nun hakaret ve iftira suçuna ilişkin hükümleriyle ilgili olarak, Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 26 Eylül 2004 tarihli 5237 sayılı Kanun) aşağıdaki şekildedir:
“Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(...)”
26. Kişilik hakları ihlallerine karşı açılan hukuk davalarına ilişkin yasal hükümlerle ilgili olarak, Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddeleri (1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren, 22 Kasım 2001 tarihli 4721 sayılı Kanun) aşağıdaki gibidir:
Madde 24:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
Madde 25:
“Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.
Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.
Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.
(...)”
Aynı bağlamda, Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi (1 Temmuz 2011 tarihinde yürürlüğe giren, 11 Ocak 2011 tarihli ve 6098 sayılı Kanun) aşağıdaki şekildedir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, (…), diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
27. Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye Cumhuriyeti
Arasında Suçluların Geri Verilmesi ve Ceza İşlerinde Adli Yardım Anlaşması’nın 22. maddesinde, adli yardımın reddedilmesi hususu şu şekilde öngörülmektedir:
“1. Adli yardım aşağıdaki hallerde reddedilebilir:
a) Soruşturma veya kovuşturma:
(i) İstenilen Taraf’ça siyasi bir suç veya siyasi bir suça murtabıt bir suç olarak görülen bir suç ile; veya
(ii) Adli ceza yasalarına göre bir suç oluşturmayan sırf askeri bir suç ile ilgili ise,
b) İstenilen Taraf, istemin yerine getirilmesini, kendi egemenliğine, güvenliğine veya benzer temel çıkarlarına zarar verebilecek nitelikte görmekte ise;
2) Bu Anlaşma’nın II’nci Bölümünün amaçları bakımından, aşağıdaki suçlar, siyasi veya siyasi bir suça murtabıt suçlardan sayılmayacaktır:
a) Çok taraflı uluslararası anlaşmalar gereğince Sözleşen Taraflar için soruşturma veya kovuşturma zorunluluğu bulunan suçlar; ve
b) Bir Devlet Başkanı veya bir Hükümet Başkanı veya aileleri üyelerine karşı işlenen suçlar.”
28. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) delil tespiti usulüne ilişkin ilgili hükümleri aşağıdaki şekildedir:
Delil Tespitinin İstenebileceği Hâller
“MADDE 400- (I) Taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi yaptırılması ya da tanık ifadelerinin alınması gibi işlemlerin yapılmasını talep edebilir. (...)”
“ MADDE 401 - (1) Henüz dava açılmamış olan hâllerde delil tespiti, esas hakkındaki davaya bakacak olan mahkemeden veya üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak olan şeyin bulunduğu veya tanık olarak dinlenilecek kişinin oturduğu yer sulh mahkemesinden istenir. (...)”
“MADDE 402 - (1) Delil tespiti talebi dilekçeyle yapılır. Dilekçede tespiti istenen vakıa, tanıklara veya bilirkişilere sorulması istenen sorular, delillerin kaybolacağı veya gösterilmesinde zorlukla karşılaşılacağı kuşkusunu uyandıran sebepler ile aleyhine delil tespiti istenen kişinin ad, soyad ve adresi yer alır. Tespit talebinde bulunan, durum ve koşulların imkân vermemesi nedeniyle, aleyhine tespit yapılacak kişiyi gösteremiyorsa talebi geçerli sayılır.”
29. Hukuki ve Ticari Konularda Yabancı Ülkelerde Delil Sağlanması Hakkında 1970 Tarihli Çok Taraflı Lahey Sözleşmesi, Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yürürlüktedir. Söz konusu Sözleşme’nin 1. maddesi, hukuki veya ticari konularda, bir Âkit Devletin adli makamının, kendi Devletinin kanun hükümleri gereğince istinabe yolu ile, diğer Âkit Tarafın yetkili makamından delil sağlanmasını veya diğer adlî bir işlemin yerine getirilmesini talep edebilmesini öngörmektedir. Uygulamada, Türkiye’de bir mahkemenin Amerika Birleşik Devletleri’nde delil tespiti talebinde bulunması durumunda, usulüne uygun olarak doldurulmuş yazılı bir talep, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından Amerikan makamlarına sunulmaktadır.
30. 5651 sayılı Kanun’a göre, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle “kişilik haklarının” ihlal edildiğini iddia ettikleri takdirde, içerik sağlayıcısına veya buna ulaşılamaması halinde internet hizmeti sağlayıcısına başvurarak, uyarı yöntemi ile içeriğinin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak, itiraz edilen içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilmektedir (daha ayrıntılı bilgi için bk., Savcı Çengel/Türkiye (k.k.), No. 30697/19, 18 Mayıs 2021).
ŞİKÂYETLER
31. Başvuran, Sözleşme’nin 8, 6, 13 ve 17. maddelerini ileri sürerek, Twitter sosyal ağında yayımlanan, itibarına zarar verebilecek bir tweete ilişkin suç duyurusunun ardından ulusal makamlar tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan şikâyet etmektedir. Başvuran, ulusal makamların bu tweeti yayımlayan kullanıcının kimliğini tespit etmek ve kimlik bilgilerini Twitter’dan elde etmek için sahip oldukları imkânları kullanarak etkin bir ceza soruşturması yapmayarak, söz konusu tweetin neden olduğu zarara karşı itibarını koruma yükümlülüklerini yerine getirmediklerini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanan suç duyurusuna ilişkin usuli eksikliklerin mahkemeye erişim ve etkin başvuru haklarını ihlal etmesinden de şikâyetçi olmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
32. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin Sözleşme’nin yalnızca 8. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır. Söz konusu maddenin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (...) ”
Tarafların İddialarıHükümet33. Hükümet öncelikle, başvuranın 5651 sayılı Kanun uyarınca, söz konusu içeriğe erişimin engellenmesini talep ederek Ankara Batı Sulh Ceza Hâkimliği önünde talep etmesinin ardından verilen karar dolayısıyla mağdur sıfatının sona ermesi nedeniyle, başvurunun Sözleşme’nin hükümleriyle kişi yönünden (ratione personae) bağdaşmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet, Sulh Ceza Hâkimliğinin ihtilaf konusu içeriğin engellenmesine karar vererek, başvuranın talebine olumlu bir yanıt verdiğini belirtmektedir. Hükümet, Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararı yerine getirmekle görevli internet erişim sağlayıcılarının, teknik nedenlerle söz konusu tweete erişimin engellenmesi kararını yerine getirmelerinin mümkün olmadığını belirtmiş olmalarına rağmen, internetten sorumlu idarenin, söz konusu internet adresinin hâlihazırda kullanılmadığı konusunda makamları, dolayısıyla başvuranı bilgilendirdiğini hatırlatmaktadır.
34. Hükümet aynı zamanda iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmekte ve başvuranı, söz konusu Twitter hesabının sorumlusunun tespit edilmesini sağlamak ve hakaretler için tazminat talep etmek amacıyla hukuk mahkemelerinde hukuk davası açmamakla suçlamaktadır. Hükümet, Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri ile Yargıtayın bu konuya ilişkin içtihadına göre, başvuranın ilgili Twitter hesabının sahibinin tespit edilmesi amacıyla hukuk mahkemelerinde delil tespiti talebini sunma hakkına sahip olduğunu ve ilgilinin aynı zamanda böylelikle belirlenecek olan hesabın sahibi hakkında doğrudan tazminat davası açma hakkına sahip olduğunu da ifade etmektedir. Ceza yargılamasının aksine, her iki durumda da, Amerikan makamları açısından, Hukuki veya Ticari Konularda Yabancı Ülkelerde Delil Sağlanması Hakkında 1970 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin hükümlerine uygun olarak, hesabın sahibini tespit etmek amacıyla hukuk mahkemelerince yapılan karşılıklı adli yardımlaşma talebine cevap vermek mümkün olacaktır.
35. Öte yandan, Hükümet, başvuranın şikâyet ettiği saldırıya karşı en hızlı ve en etkili hukuk yolunun, doğrudan Twitter’dan ilgili tweetlerin kaldırılmasını talep etmek olacağını ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın bu türden bir talepte bulunup bulunmadığını belirten herhangi bir bilgi veya belge sunmadığını belirtmektedir. Bu talebin reddedilmesi durumunda, başvuran aynı zamanda, Hükümete göre, hukuk mahkemelerinde Twitter hakkında hukuk davası açma yoluna da başvurabilecektir.
36. Esasa ilişkin olarak, Hükümet, kendilerine başvuran tarafından internet hesabına erişimin engellenmesi talebi veya suç duyurusu sunulan adli makamların, yargılamanın ilerlemesini sağlamak amacıyla gerekli girişimlerde bulunduklarını, ancak herhangi bir sonuç elde edemediklerini, başvuran tarafından kullanılan suç duyurusu yolunun, nefret söylemi ve suça teşvik durumunda uygun iken ihtilaf konusu içeriğe itiraz etmek için yeterli olmadığını ileri sürmektedir. Bu içeriğin sahibinin kimliği, Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan bir sunucuda kaydedilmiş ve korunmuştur; söz konusu Devlette bulunan mahkemeler, itibara yönelik bu türden hafif zararları cezai baskı yollarıyla takip etmeyi reddetmektedirler.
37. Hükümet bu hususta, Amerikan adli makamların bu konuya ilişkin görüşünü açıkça ortaya koyan örnekleri belirtmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığına 11 Haziran 2018 tarihinde gönderilen yazıda, Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı Ceza Dairesi (U.S. Department of Justice) adli yardımlaşmayı reddetmiş ve aile üyeleri arasında yaşanan bir tartışma sırasında kız kardeşine hakaret edici kısa mesajlar gönderen E.S.nin ifadelerinin dinlenmesi talebinin yerine getirilemeyeceğini açıkça ifade etmiştir. Aynı yazıda, söz konusu Ceza Dairesi aynı zamanda, Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın geniş anlamda ifade özgürlüğü hakkı tanıdığını; dolayısıyla, şiddeti ve gerçek tehdidi teşvik eden açıklamalar içerenler haricinde, hakaret edici söylemler için çok nadir olarak ceza soruşturması açıldığını vurgulamıştır. Hükümet tarafından dile getirilen ikinci örnekte, ABD Adalet Bakanlığı tarafından sunulan 2 Mart 2018 tarihli bir başka yazıdan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığının, I.G.nin kendisi hakkında şikâyette bulunan kişiyi tehdit ettiği yönündeki iddia nedeniyle, I.G.nin adresinin belirlenmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, ABD Adalet Bakanlığı, söz konusu talebi reddetmiştir. Amerikan makamları, söz konusu tehdidin gereken ağırlık düzeyine ulaşmadığını belirtmişlerdir. Bu bağlamda, Amerikan makamlarının aldıkları karşılıklı adli yardımlaşma taleplerinin öncelik sırasına göre sınıflandırıldığı ve terör, şiddet suçları, çocuklarla ilgili cinsel istismar, organize suçlar, uyuşturucu kaçakçılığı, yolsuzluk ve önemli maddi kayıplara ilişkin davaların öncelikli olarak ele alındığı belirtilmiştir.
Başvuran38. Başvuran, bu iddiaları kabul etmemektedir. Başvuran, suç duyurusunda bulunma yolunun, gizli bir grubun içinde yer alan kuscuesref Twitter hesabının kullanıcılarını tespit etmek amacıyla en etkili yol olduğunu ileri sürmektedir. Başvurana göre, bu grup, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin seçimleri için oluşturulan ve Hükümete yakın çevrelerce desteklenen bir ittifaka oy verme eğiliminde olmayan hâkim ve savcıları aşağılamak amacıyla faaliyet göstermektedir.
39. Başvuran, suç duyurusunda bulunduğu Cumhuriyet Savcılığının soruşturmaların kapsamını yalnızca hakaret suçuyla sınırlandırarak, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu için seçimlerden bir önceki gün sosyal ağlarda faaliyet gösteren ve Yargıda Birlik Platformunda (başvurana göre hükümet yanlısı) yer almayan hâkim ve savcıları “paralel” olarak nitelendirerek aşağılayan bir suç örgütünün var olduğu konusunda soruşturma yapmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, ayrıca söz konusu örgütün buna gerekçe olarak, yargı ortamından doğan bir ağ aracılığıyla toplanan bilgileri kullandığını belirtmektedir. Başvurana göre, Yargıda Birlik Platformunun adayları, ilgili hâkimlerin daha az önemli görevlere sevk edilmesi ve darbe girişiminin ardından, meslekten çıkarılmaları için Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunda çoğunluğu elde ettiklerinde, bu “paralel” nitelendirmeleri daha sonra kullanılacaktır. Başvuran, bu durumu, yargı veya hükümet makamları tarafından müsamaha gösterilen, ayrımcı ve kötü niyetli bir tutum olarak değerlendirmektedir.
40. Başvuran ayrıca, kendi davasında Adalet Bakanlığı’nın, Cumhuriyet Savcılığının ABD makamlarından adli yardım istenmesi yönündeki talebini reddettiğinde, suç duyurusunun nitelendirmesini yalnızca hakaretle sınırladığını ve böylelikle, Cumhuriyet savcılığının (veya daha ziyade Cumhuriyet Başsavcısı’nın talimatı üzerine daha öncekinin yerine geçen bir Cumhuriyet savcısı) bu gerekçeye uyduğunu ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini ifade etmektedir. Başvurana göre, Adalet Bakanlığının, bu organize suçun faillerini tespit etmek amacıyla, suç duyurusuna ilişkin verilerin tamamını ileterek, karşılıklı adli yardımlaşma talebiyle Amerikan makamlarına başvurması gerekirdi. Kuscuesref hesabının askıya alınmasına ilişkin olarak ise başvuran, hesabın belirli bir süre aktif kaldığını, bu hesaba ilişkin mesajı okuyan meslektaşlarının söz konusu durumdan kendisini haberdar ettiklerini belirtmektedir. Başvuran, bu nedenle, itibarının uzun bir süre boyunca zedelendiğini iddia etmektedir. Başvuran aynı zamanda, Anayasa Mahkemesinin, özel hayatına saygı hakkının bir parçası olan özel iletişim hakkının, Bafra’daki telefon konuşmasının dinlenmesi ve hakaret edici yorumlar ile birlikte içeriğinin Twitter üzerinden açıklanmasıyla ihlal edildiğinin dikkate alması gerektiğini ileri sürmektedir.
Mahkemenin Değerlendirmesi Genel İlkeler41. Mahkeme, özel hayat kavramının, bir kişinin ismi, görünümü, fiziksel ve ruhsal bütünlüğü gibi kendi kimliği ile ilgili unsurları içeren geniş bir kavram olduğunu hatırlatmaktadır (Von Hannover/Almanya, No. 59320/00, § 50, AİHM 2004-VI). Mahkemenin içtihadı bağlamında, bir kişinin itibarının korunması hakkının özel hayata saygı hakkının unsuru olarak Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına girdiği kabul edilmektedir (Polanco Torres ve Movilla Polanco/İspanya, No. 34147/06, § 40, 21 Eylül 2010, ve Axel Springer AG/Almanya [BD], No. 39954/08, § 83, 7 Şubat 2012). Bir kişi kamuya açık bir tartışma çerçevesinde eleştirilere konu edilse bile, bu kişinin itibarı, özel hayatı kapsamına giren kişisel kimliğinin ve ruhsal bütünlüğünün bir parçasını oluşturmaktadır (Pfeifer/Avusturya, No. 12556/03, § 35, 15 Kasım 2007, ve Petrie/İtalya, No. 25322/12, § 39, 18 Mayıs 2017). Aynı değerlendirmeler, kişinin onuru için de geçerlidir (Sanchez Cardenas/Norveç, No. 12148/03, § 38, 4 Ekim 2007, ve A./Norveç, No. 28070/06, § 64, 9 Nisan 2009).
42. Bununla birlikte, Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanması için, itibarın zedelenmesinin belirli bir ağırlık eşiğine ulaşması ve özel hayata saygı hakkının kişisel kullanımına zarar verecek şekilde gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir (Delfi AS/Estonya [BD], No. 64569/09, § 137, AİHM 2015, ve yukarıda anılan Axel Springer AG kararı, § 83).
43. Mahkeme, mevcut davaya benzer davalarda, Devletin bir eyleminin söz konusu olmadığını, ancak başvuranların özel hayatına ilişkin ulusal mahkemeler tarafından sağlanan korumayla ilgili iddia edilen yetersizliğin söz konusu olduğunu hatırlatmaktadır. Hâlbuki Sözleşme’nin 8. maddesi, esasen kişiyi kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı korumayı amaçlasa da, Devletten bu türden müdahalelerden kaçınmasını istemekle yetinmemektedir: Bu negatif yükümlülüğe, özel hayata veya aile hayatına etkin bir şekilde saygı göstermeye ilişkin pozitif yükümlülükler eklenebilmektedir. Bu pozitif yükümlülükler, kişilerin kendi aralarındaki ilişkilerinde de özel hayata saygıyla ilgili tedbirlerin alınmasını kapsayabilmektedir. Sözleşme’nin 8. maddesi bakımından Devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki sınır kesin bir tanımlamaya elverişli değildir; uygulanabilir ilkeler bununla birlikte karşılaştırılabilir niteliktedir. Özellikle, her iki durumda da, söz konusu çatışan menfaatler arasında kurulması gereken adil denge dikkate alınmalıdır (Von Hannover/Almanya (No. 2) [BD], No. 40660/08 ve 60641/08, §§ 98-99, AİHM 2012).
44. Böylelikle Mahkeme, kendisine ait bir görev olan Avrupa denetiminin uygulanması kapsamında makamları, Sözleşme tarafından güvence altına alınan ve bazı davalarda çatıştığı görülebilen iki değerin, yani bir yandan, Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunduğu üzere, ifade özgürlüğünün ve diğer yandan, Sözleşme’nin 8. maddesinin hükümleriyle güvence altına alındığı şekliyle, özel hayata saygı hakkının korunmasında adil bir denge kurup kurmadıklarını tespit etmeye davet edilebilmektedir (Chauvy ve diğerleri/Fransa, No. 64915/01, § 70, AİHM 2004‑VI, ve yukarıda anılan Axel Springer AG kararı, § 84).
45. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 8 ve 10. maddeleri bakımından çatışan menfaatlere ilişkin olarak, Mahkeme, Delfi AS (yukarıda anılan karar, § 183) kararında özetlendiği şekliyle, aşağıdaki hususları ortaya koymuştur:
“ (...) Sırasıyla Sözleşme’nin 8. maddesi ve 10. maddesi tarafından güvence altına alınan hakların ilke olarak eşit bir saygıyı gerektirmesi nedeniyle, bir başvurunun sonucu genel olarak, aşağılayıcı bir yazının yayımlayıcısı tarafından Sözleşme’nin 10. maddesi açısından veya bu yazıya konu edilen kişi tarafından Sözleşme’nin 8. maddesi açısından kendisi önüne getirilmesine göre değişemeyecektir. Dolayısıyla takdir yetkisi, ilke olarak, her iki durumda da aynı olmalıdır (yukarıda anılan Axel Springer AG kararı, § 87, ve Von Hannover/Almanya (No. 2) [BD], No. 40660/08 ve 60641/08, § 106, AİHM 2012, Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS), No. 12268/03, § 41, 23 Temmuz 2009, Timciuc/Romanya (k.k.), No. 28999/03, § 144, 12 Ekim 2010, ve Mosley/Birleşik Krallık, No. 48009/08, § 111, 10 Mayıs 2011, davalarına ilişkin atıflarla birlikte). Ulusal makamlar tarafından bu iki hakkın arasında bir denge kurulmasının Mahkemenin içtihadında düzenlenen kriterlere saygı çerçevesinde gerçekleştirilmesi halinde, Mahkemenin kendi görüşünü ulusal mahkemelerin görüşünün yerine koyması için ciddi nedenler gerekmektedir (yukarıda anılan Axel Springer AG kararı, § 88, ve yukarıda anılan Von Hannover kararı, § 107, yukarıda anılan MGN Limited kararında yapılan atıflarla birlikte, §§ 150 ve 155, ve Palomo Sánchez ve diğerleri/İspanya [BD], No. 28955/06 ve diğer 3 başvuru, § 57, AİHM 2011). Başka bir deyişle, Mahkeme, genel bir şekilde, Devlete, çatışan özel menfaatler ile Sözleşme tarafından korunan farklı haklar arasında bir denge kurulması gerektiğinde, geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır (Evans/Birleşik Krallık [BD], No. 6339/05, § 77, AİHM 2007‑I, Chassagnou ve diğerleri/Fransa [BD], No. 25088/94 ve diğer 2 başvuru, § 113, AİHM 1999‑III, ve Ashby Donald ve diğerleri/Fransa, No. 36769/08, § 40, 10 Ocak 2013).
46. Mahkeme, Von Hannover (No. 2) ve Axel Springer AG (yukarıda anılan kararlar) kararlarında, özel hayata saygı hakkı ile ifade özgürlüğü hakkı arasında dengenin kurulması için ilgili kriterleri şu şekilde özetlemiştir: Genel menfaate ilişkin tartışmaya katkıda bulunma, ilgili kişinin tanınması, yayının konusu, ilgili kişinin daha önceki davranışı, yayının içeriği, şekli ve sonuçları ve gerektiği takdirde, davanın koşulları (yukarıda anılan Von Hannover kararı (No. 2), §§ 108-113, ve yukarıda anılan Axel Springer AG kararı, §§ 89‑95 ; aynı zamanda bk., Couderc ve Hachette Filipacchi Associés/Fransa [BD], No. 40454/07, § 93, AİHM 2015 (özetler)).
47. Mahkeme, ardından kişilerin internet üzerinde kendi görüşlerini ifade etme imkânının ifade özgürlüğünün kullanılması için emsalsiz bir araç olduğunu kaydetmektedir. İnternet siteleri, erişilebilirliği ve büyük miktarda veri saklama ve yayma kapasitesi sayesinde, halkın güncel olaylara erişimini iyileştirmeye ve genel olarak, bilgilerin iletilmesini kolaylaştırmaya büyük ölçüde katkı sağlamaktadır (Times Newspapers Ltd/Birleşik Krallık (No. 1 ve 2), No. 3002/03 ve 23676/03, § 27, AİHM 2009 ve Ahmet Yıldırım/Türkiye, No. 3111/10, § 48, AİHM 2012). Dahası, bazı durumlarda, internet kullanıcıları, kimliklerini açıklamama konusunda bir menfaate sahip olabilmektedirler. Adın gizli olması, uzun bir süreden beri, misillemelerden veya istenmeyen ilgiden kaçınmanın bir yolu olmaktadır. Böylelikle, adın gizli olması, özellikle internet üzerinde, bilgi ve fikirlerin serbest akışını büyük ölçüde destekleyecek niteliktedir (aynı anlamda bk. yukarıda anılan Delfi AS kararı, § 147).
48. Bununla birlikte, Mahkeme, bu iletişim ortamının avantajlarının bazı riskleri de beraberinde getirdiği hususunu göz ardı etmemektedir. Açıkça yasaya aykırı sözler, özellikle hakaret edici, nefret içeren ya da şiddete çağıran söylemler, daha önce dünya çapında hiç olmadığı gibi, birkaç saniye içinde yayılabilmekte ve zaman zaman çok uzun bir süre boyunca çevrim içi kalabilmektedir. Bunlar, mevcut davanın özünde yer alan iki çelişkili gerçekliktir. Sözleşme’nin temelini oluşturan değerlerin korunması gerekliliği göz önünde bulundurulduğunda ve Sözleşme’nin sırasıyla 8. ve 10. maddeleri bağlamında koruduğu hakların eşit bir saygıyı gerektirdiği değerlendirildiğinde, bu haklardan herhangi birinin özünü koruyan bir dengenin kurulması gerekmektedir (yukarıda anılan Delfi AS kararı, § 110).
49. İnternete ilişkin davalarda bu türden bir dengenin incelenmesi sırasında, Mahkeme, itibara saygı hakkının korunması açısından, bilgilerin internette yayılma kolaylığı, kapsamı ve hızını ve bunların söz konusu iletişim ortamında yayımlanmalarının ardından kalıcılığını, klasik iletişim ortamlarında yayımlananlara nazaran internette dolaşan yasaya aykırı sözlerin etkilerini büyük ölçüde kötüleştirebilen her şeyi göz önünde bulundurmaktadır (yukarıda anılan Delfi AS kararı, § 147).
50. Bu nedenle, Mahkeme ayrıca, internet kullanıcılarının mesajlarının başkalarının itibar hakkı üzerindeki etkilerini azaltan diğer unsurları dikkate alabilmektedir. Mahkeme daha önce, milyonlarca internet kullanıcısının her gün çevrimiçi yorumlar yayımladıklarını ve aralarından birçoğunun aşağılayıcı, hatta hakaret edici olarak değerlendirilebilecek bir şekilde kendi görüşlerini ifade ettiğini daha önce gözlemlemiştir. Bununla birlikte, yorumların çoğunluğunun çok önemsiz olması muhtemeldir ve/veya bunların yayımlanmasının kapsamı, bir başka kişinin itibarına önemli bir zarar verebilmesi için çok sınırlı olabilmektedir (Payam Tamiz/Birleşik Krallık (k.k.), No. 3877/14, § 80, 19 Eylül 2017).
51. Öte yandan, Mahkeme, bazı internet portallarındaki iletişim türünün özelliklerinin dikkate alınması gerektiği kanısına varmaktadır. Mesajlarda kullanılan birkaç ifade, daha düşük bir seviyeye ait olmasına rağmen, kaba hakaretlerden çok daha fazlası söz konusu olmasa da, birçok internet portalı üzerindeki iletişimde yaygındır ve bu durum, söz konusu ifadelere atfedilebilecek etkiyi azaltmaktadır (yukarıda anılan Magyar Tartalomszolgáltatók Egyesülete kararı, § 77 ve yukarıda anılan Tamiz kararı (k.k.), § 81).
Mevcut Davada Bu İlkelerin Uygulanması52. Hükümet tarafından ileri sürülen ilk itirazlara ilişkin olarak, Mahkeme, Türk hukukunun özellikle hakaretten şikâyet eden kişiler için şu telafi imkânlarını öngördüğünü gözlemlemektedir: Kişilik haklarına verilen zararın tespit edilmesi ve sona erdirilmesi amacıyla ve Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddeleri ile Borçlar Kanunu’nun 58. maddesine dayanarak tazminat talep etmek için hukuk mahkemelerinde dava açılması ve Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesine dayanarak hakaret suçundan dolayı ceza soruşturmalarının başlatılması amacıyla şikâyette bulunulması. Mahkeme ayrıca, Türk hukuk sisteminin özel hayata saygı hakkını ihlal eden çevrim içi yayınlara ilişkin bir başka hukuk yolu -istisnai ivedi yargılama usulü kapsamında ortaya konulduğu görülen, internet içeriğine erişimin engellenmesine ilişkin hukuk yolu- sunduğunu kaydetmektedir. Başvuran, somut olayda, bu son iki hukuk yolunu -suç duyurusu ve engelleme başvurusu- kullanmayı tercih etmiştir.
53. Bu nedenle, Mahkeme, itirazlarını desteklemek amacıyla Hükümet tarafından sunulan iddiaların bir yandan, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında başvuranın itibarının korunması hakkına yönelik olası bir ihlale ilişkin olarak ilgilinin mağdur sıfatı hususuyla, diğer yandan, bu hüküm kapsamında Devletin pozitif yükümlülükleri hususuyla ilgili olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu iddiaları, yukarıda belirtilen hususları inceleyerek değerlendirmeye karar vermektedir.
54. Mahkeme öncelikle, başvuranı, daha önce kötü bir üne sahip olmasına rağmen söz konusu dönemde yasaya aykırı olmayan bir hareketin içinde yer almakla suçlayan ihtilaf konusu mesajın ilgili hakkında aşağılayıcı yorumlar içerdiğini ve Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanabilmesi için yeterince ciddi olduğunu tespit etmektedir.
55. Mahkeme, başvuranın mağdur sıfatına ilişkin olarak, başvuran tarafından kullanılan hukuk yollarının, bilhassa ihtilaf konusu mesajın ve suç duyurusunun engellenmesi kararının, uygulamada ihtilaf konusu mesajın sahibinin tespit edilmesiyle ve dolayısıyla, söz konusu mesaj daha sonra mevcut olmasa bile, başvuranın maruz kaldığını belirttiği zarara ilişkin eksiksiz bir tazminatın elde edilmesiyle sonuçlanmadığını gözlemlemektedir. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından korunan haklarının ihlalinden dolayı mağdur olduğunu ileri sürmeye devam edebileceği kanısına varmaktadır. Dolayısıyla, başvuranın mağdur sıfatına sahip olmadığını belirten Hükümetin itirazı kabul edilemeyecektir.
56. Makamların ihtilaf konusu mesajın gizli sahibine Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından tanınan özgürlükler ile başvuranın hakları arasında bir denge kurarak, başvuranın Sözleşme’nin 8. maddesiyle korunan haklarını korumaya yönelik pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerinin tespit edilmesine ilişkin olarak, davaya ilişkin şu koşulları tespit etmektedir.
57. Mahkeme öncelikle, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin seçimlerinden bir önceki gün, mesajın gizli sahibinin, başvuranın ait olduğuna inandığı grubu “ihanet çetesi” olarak nitelendirdiğini ve bir şehrin adliyesini ziyaret etmek için hazırlanan başvuranın güvenilir bir kişi olmadığını saldırgan ifadelerle belirttiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, yukarıda belirtilen seçime katılan belirli bir hâkim grubunun üyesi olduğu iddia edilen bir kişi hakkında kamuya açık bir tartışma kapsamında nedensiz yere başlatılan, hakarete varan bu aşağılayıcı ifadelerin değer yargılarının bir ifadesi olduğu ve bunların doğruluğunu kanıtlamaya elverişli olmadığı kanaatine varmaktadır. Birçok adayın olayların meydana geldiği dönemde Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu seçimlerine katıldıklarına ve kendi aralarında güçlü bir rekabet olduğuna taraflarca itiraz edilmemektedir. Başvuranın görüşlerinden, ilgilinin, Yargıda Birlik olarak adlandırılan gruba karşı çıkan, belirli bir hâkim grubuna yöneltilen bu değer yargılarının Hükümete yakın kötü niyetli gizli bir örgüt tarafından ileri sürüldüğünü iddia etse bile, yeterli bir olgusal dayanağının bulunduğunu reddetmediği anlaşılmaktadır.
58. Mahkeme ayrıca, söz konusu mesajda kullanılan üslubun daha düşük bir seviyeye sahip olduğunu, zira bir kısmının yalnızca kaba ifadelerden ibaret olduğunu ve bu durumun mesajın ciddiyetini ve etkisini azalttığını gözlemlemektedir. Mahkeme, bu hususta, Anayasa Mahkemesinin mesajın başvuranın itibarına saygı gösterilmesi hakkına yönelik hafif bir müdahale teşkil ettiği yönündeki değerlendirmesini kaydetmektedir.
59. Mahkeme bilhassa, mevcut davanın özelliğinin ceza soruşturmasının devamı için gerekli olan, ihtilaf konusu mesajın gizli sahibinin kimliğine ilişkin bilgilerin ABD’nin yargı yetkisi altındaki Twitter’ın Kaliforniya’daki sunucularında bulunmasından kaynaklandığını saptamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığının kendisine suç duyurusu sunulan Cumhuriyet savcılığına bildirdiği üzere, ihtilaf konusu sözler şiddete teşvik veya nefret söylemi içermediği sürece, Türkiye ve ABD arasında ceza işlerinde karşılıklı adli yardımlaşma anlaşması hakaret davalarında işlemeyecektir. Mahkeme, öte yandan, bu türden uygunsuz sözlerin kişiler arasında hukuk yargılamalarına konu edilmesi hususunun Türkiye’deki uygulamayla uyumlu olduğunu gözlemlemektedir (Savcı Çengel/Türkiye (k.k.), No. 30697/19, 18 Mayıs 2021). Mahkeme, Adalet Bakanlığının, yine de adı gizli tutulan söz konusu Twitter hesabının kullanıcısını tespit etmek amacıyla ABD’de cezai konularda karşılıklı adli yardımlaşma istinabe komisyonuna başvurmayı reddetmesinin, özel hayata saygı hakkı ile ifade özgürlüğü hakkı arasında denge kurulması konusunda Mahkeme içtihadıyla çelişemeyeceği sonucuna varmaktadır (diğer kararlar arasında, bk. Mor/Fransa, No. 28198/09, § 61, 15 Aralık 2011 ve Athanasios Makris/Yunanistan, No. 55135/10, § 38, 9 Mart 2017).
60. Mahkeme ayrıca, başvuranın Türkiye ile ABD arasında ceza işlerinde karşılıklı adli yardımlaşma sisteminin ihtilaf konusu mesajın sahibinin tespit edilmesi için somut olayda işlemeyeceğini açıkça bilmesine rağmen, suç duyurusunu sürdürmeye karar verdiğini gözlemlemektedir. Hâlbuki söz konusu hesabın kullanıcısını tespit etmek için ilk delil tespiti talebiyle bağlantılı olarak, Twitter hesabının sahibine karşı açılacak manevi tazminat davası yolunun kullanılması, ilke olarak, Türkiye ile ABD arasında hukuki konularda karşılıklı adli yardımlaşma aracılığıyla, başvuranın şikâyetçi olduğu sözlerin sorumlusunun tespit edilmesine ve gerektiği takdirde, bir tazminatın elde edilmesine imkân vermiştir.
61. Mahkeme aynı zamanda, başvuranın ihtilaf konusu mesajın kişilik haklarına zarar verdiği, Sulh Ceza Hâkimliğinin bu talebe olumlu bir yanıt verdiği, ancak engellemenin Twitter internet sitesinin güvenlik düzeyine ilişkin teknik nedenlerden dolayı gerçekleştirilemediği gerekçesiyle, bu mesajın engellenmesine yönelik ihtiyati tedbir talebinde bulunduğunu gözlemlemektedir. Mevcut davada, başvuranın tükettiği ivedi hukuk yolunun bile teknik imkânlar dâhilinde işlediği anlaşılmaktadır (aksi yönde bir karar için (a contrario), bk., yukarıda anılan Savcı Çengel/Türkiye kararı). Yine söz konusu mesaja erişimin engellenmesi bağlamında, Mahkeme, Hükümet gibi, başvuranın kendisi hakkında hakaret içerdiğini belirttiği mesaja erişimin engellenmesini Twitter’dan doğrudan talep ettiğini kanıtlayamadığını kaydetmektedir. Hâlbuki bu türden bir başvuru, manevi tazminat elde etme imkânı sağlamaksızın, mesajın kaldırılması amacıyla en pratik yol olacaktır.
62. Suç duyurusunun yasaya aykırı bir şekilde bilgiler elde edebilecek ve bu bilgilerden hareketle, siyasi güç tarafından desteklenenlere karşı çıkan hâkimlerin itibarına zarar verebilecek gizli örgütü ortaya çıkarmak için en uygun yol olacağı yönündeki başvuranın iddiasına ilişkin olarak, Mahkeme, elinde bulunan unsurlardan hareketle, bu iddianın varsayım ve spekülasyondan kaynaklandığı ve güvenilir unsurlara dayanmadığı kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, Ankara Batı Cumhuriyet Savcılığından, makul olarak, başvuran tarafından ileri sürülen ve gerçekte kendisi tarafından desteklenmeyen varsayımların tamamı hakkında bir soruşturma yürütmesi beklenemeyecektir. Bu nedenle, dosyada, Cumhuriyet Savcılığının yalnızca başvuranın suç duyurusunu organize bir suça dayanarak değil, hakaret suçuna dayanarak değerlendirmesinden dolayı ilgilinin itibarının korunması yönündeki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğinin tespit edilmesine imkân veren herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
63. Mahkeme ayrıca, davayı inceleyen adli makamların, tanıkların ifadeleri, Türkiye’de Twitter’ı temsil eden hukuk bürosundan bilgiler elde edilmesi, aynı Twitter hesabına ilişkin diğer dosyaların araştırılması da dâhil olmak üzere, ellerinde bulunan bütün imkânları kullanarak ceza soruşturması yürüttüklerini, ancak mesajın sahibini tespit edemediklerini, zira bu makamların, daha gelişmiş imkânlara ilke olarak çok daha ağır hakaret davalarında yer verilen bir yol olan suç duyurusuna ilişkin ceza soruşturmasının gereklilikleriyle sınırlı kaldıklarını saptamaktadır. Mahkeme, olayları önemli ağırlık düzeyine ulaşmayan mevcut dava kapsamında, haklarını ileri sürmek için hukuk davası açmayı seçmeyen, ancak ceza soruşturmalarında ısrarcı olan başvuranın, ihtilaf konusu mesajın sahibinin tespit edilmemesi nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla soruşturmanın sonuçlanmasına katkıda bulunduğu sonucuna varmaktadır.
64. Sonuç olarak, davayı inceleyen makamlar başvuran tarafından seçilen prosedürleri sonuna kadar yürütmüşlerdir ve dosyada, makamların başvuranın itibar hakkının korunması ile Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunan ifade özgürlüğü arasında, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, adil bir denge kurma görevlerini yerine getirmediklerini ileri süren herhangi bir unsur bulunmamaktadır (aksi yönde bir karar için (a contrario) bk., Sipoş/Romanya, No. 26125/04, § 38, 3 Mayıs 2011).
65. Yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, davanın kendine özgü koşullarında, ulusal makamların başvuranın özel hayatına saygı hakkının korunması yönündeki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri kanaatine varılamayacaktır. Sonuç olarak, başvuru, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 30 Eylül 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley Naismith Jon Fridrik Kjølbro
Yazı İşleri Müdürü Başkan
[1] Başvurana göre hükümet yanlısı telgraf içerikli bir Twitter hesabı, muhalif olduğunu düşündüğü kişilere karşı kaba bir dil kullanmaktadır. Bu hesap askıya alınıp kapatılmasının ardından, hâlihazırda yerine kuscubasiesref hesabı açılmıştır.