AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 6218/12
Nusret ÇAKMAK / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Stéphanie Mourou-Vikström,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 2 Nisan 2019 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 12 Aralık 2011 tarihli başvuru ile davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafın bu görüşlere verdiği cevaplar dikkate alınarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Nusret Çakmak, Türk vatandaşı olup, 1979 doğumludur ve Malatya’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Malatya Barosuna bağlı Avukat N. Çitil Tufan tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvuranın Mahkûmiyeti
4. Başvuran, 15 Ağustos 2002 tarihinde, hakkında adam öldürmeye teşebbüs ettiğinden şüphe duyulması nedeniyle, yakalanıp gözaltına alınmıştır ve belirtilmeyen bir tarihte, tutuklanarak Malatya Cezaevine gönderilmiştir.
5. Malatya Cumhuriyet Savcısı, 12 Eylül 2002 tarihli bir iddianameyle, adam öldürmeye teşebbüs, kasten yaralama ve güvenlik güçlerinin emirlerine uymayı reddetme suçları sebebiyle, başvuranı Malatya Ağır Ceza Mahkemesine (“Ağır Ceza Mahkemesi”) göndermiştir.
6. İlgili, 25 Kasım 2002 tarihinde, serbest bırakılmıştır.
7. Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Nisan 2008 tarihinde, başvuran hakkında bir yakalama emri çıkartmıştır.
8. İlgili, 24 Temmuz 2008 tarihinde, yeniden tutuklanmıştır ve 23 Şubat 2009 tarihinde serbest bırakılmıştır.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Nisan 2010 tarihinde, adam öldürmeye teşebbüs suçu nedeniyle başvuranı on bir yıl sekiz ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği kararda, Adli Tıp Kurumunun sunduğu raporların, başvuranın, hakkında başlatılan yargılamaya konu olaylardan cezai olarak sorumlu olduğunu kesin bir şekilde düzenlediklerini belirtmektedir.
10. Yargıtay, 25 Mayıs 2011 tarihinde, başvuranın temyiz başvurusu reddetmiştir ve başvuranın mahkûmiyet kararını onamıştır.
11. İlgili, 22 Ağustos 2011 tarihinde, hakkında verilen cezanın infazıiçin tutuklanmıştır ve Malatya E tipi kapalı cezaevine gönderilmiştir. Daha sonra, ilgili, Metris, Malatya, Sivas ve Gürün cezaevlerinde tutuklu bulunmuştur.
12. Başvuran, 26 Eylül 2014 tarihinde şartlı tahliyeden yararlanmıştır.
2. B. Başvuranın Tutukluluğu ve Akıl Sağlığı Durumu
13. Başvuran hakkında yürütülen soruşturma dosyasına, Türk Silahlı Kuvvetleri Deniz Hastanesinin düzenlediği, 16 Mart 2001 tarihli bir rapor eklenmiştir. Söz konusu rapor, ilgilinin birçok kez firar ettiğini, ilgiliye antisosyal kişilik bozukluğu tanısı konulduğunu ve askerliğe elverişli olmadığını belirtmektedir.
14. Belirtilmeyen bir tarihte, Yeşilyurt (Malatya) Cumhuriyet Savcısı, başvuranın gözlem altına alınmak suretiyle, Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine yatırılmasına karar vermiştir.
15. Yukarıda anılan hastane tarafından Ağır Ceza Mahkemesine sunulan 24 Ekim 2007 tarihli bir rapora göre, başvuran şizofreni hastasıydı ve Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmasına neden olan suçun işlendiği tarihte, ruhsal rahatsızlık nedeniyle cezai yönden sorumsuzdu.
16. Ağır Ceza Mahkemesinin talebi üzerine, Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesi, 12 Eylül 2018 tarihinde, başvuranın tabi tutulduğu muayenelerin, ilgilinin cezai yönden sorumsuzluğunu gerektirecek önem ve derecede olan hiçbir ruhsal rahatsızlık veya zayıflık ortaya çıkarmadıklarını belirten bir rapor sunmuştur. Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesi, ilgilinin ceza dosyasına başvurulmasının ardından, ilgilinin, suçun işlendiği tarihte veya takip eden günlerde, ruhsal bir bozukluk yaşadığını gösteren herhangi bir unsur bulmadığını eklemiştir. Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesi, başvuranın yargılandığı suçtan dolayı cezai yönden sorumlu olduğu sonucuna varmıştır.
17. Başvuran, 7 Kasım 2008 tarihinde, Malatya Cezaevinde tutuklu bulunduğu sırada, Elazığ Devlet Hastanesinin Psikiyatri bölümüne götürülmüştür ve burada kendisine tedavi uygulanmıştır.
18. 4. Adli Tıp İhtisas Kurulu, 24 Aralık 2008 tarihinde, yapılan muayeneler ve başvuranın tıbbi dosyasında bulunan tıbbi raporlar, ilgilinin cezai yönden sorumsuzluğuna yol açacak hiçbir hastalık veya zihinsel gerilik ortaya çıkarmadıklarını ve ilgilinin yargılandığı suç sebebiyle cezai yönden sorumlu olduğu sonucuna vardıklarını belirtmektedir.
19. Adli Tıp Genel Kurulu da, 22 Ekim 2009 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin talebi üzerine, bir rapor sunmuştur. Bilirkişilere göre, özellikle başvuranın kendisine isnat edilen suçu işlendiği sıradaki mantığı ve hakkında yapılan suçlamalara karşı kendisini savunma şekli bakımından, ilgilinin tıbbi dosyasında hiçbir unsur, ayırt etme gücünü etkileyecek ve cezai yönden sorumsuzluğuna yol açabilecek bir hastalık veya bir zihinsel gerilik öne sürmemektedir. Bilirkişiler, oy birliğiyle, başvuranın yargılandığı suçtan dolayı cezai yönden sorumlu olduğu sonucuna varmışlardır.
20. Malatya Devlet Hastanesinin Sağlık Kurulu, 1 Aralık 2010 tarihinde,
başvuranın tıbbi bakım ile tedavi edilemez şizofreni hastası olduğunu
ve %80 oranında ağır bir özürden muzdarip olduğunu belirten bir rapor sunmuştur.
21. Başvuran, hakkında kesin bir mahkûmiyet kararı verildikten sonra yerleştirilmiş olduğu, Malatya E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunduğu sırada, Malatya Devlet Hastanesinin doktorları tarafından muayene edilmiştir. Bu hastane tarafından düzenlenen 15 Kasım 2011 tarihli bir rapor, ilgilide bir psikotik bozukluk durumu olduğunu belirtmektedir.
22. Başvuran, düzenli bir takip ve daha yoğun psikiyatrik bakım gerektiren sağlık durumu nedeniyle, 2 Nisan 2012 tarihinde, Metris R Tipi Cezaevine sevk edilmiştir. Söz konusu kurum, hasta olan tutuklular için tahsis edilmiştir ve daimi olarak, psikiyatrlar dâhil olmak üzere çeşitli alanlarda uzman doktorları ve hasta bakıcılarını barındırmaktadır.
23. İstanbul Savcılığı, 21 Haziran 2012 tarihinde, başvuranın, 104. maddenin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca cezasının infazının ertelenmesini gerektirecek daimi bir hastalıktan, engelden veya yaşlılık durumundan muzdarip olup olmadığı konusunda bilgi edinmek için Adli Tıp Kurumuna başvurmuştur. Başvuran, 22 Haziran 2012 tarihinde, söz konusu Kurumun psikiyatrik bölümü tarafından muayene edilmiştir.
24. Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu, 2 Temmuz 2012 tarihinde, başvuranı, Türk Ceza Kanunu’nun 57. maddesinde ifade edilen bir sağlık kurumunda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un (“5275 sayılı Kanun”) 16. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, koruma altına alınıp bakım uygulanmasının uygun olacağını belirterek, ilgilinin, Anayasa’nın 104. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi anlamında daimi bir hastalıktan, engelden veya yaşlılık durumundan muzdarip olmadığını belirten bir rapor sunmuştur.
25. Başvuran, 3, 19 ve 25 Temmuz 2012 tarihlerinde, cezaevi doktoru tarafından muayene edilmiştir ve ilgili, Bayrampaşa Hastanesinin iç hastalıkları, genel cerrahi ve kulak burun boğaz bölümlerine sevk edilmiştir.
26. Başvuran, 18 Eylül 2012 tarihinde Bakırköy Psikiyatri Hastanesine sevk edilmiştir. Başvuran hakkında, 21 Eylül 2012 tarihinden itibaren, şizofreni ve hafif düzeyde zihinsel gerilik tanılarına yanıt veren, yeni bir tedavi protokolü düzenlenmiştir.
27. Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı tarafından talep edilmesi üzerine, 12 Aralık 2012 tarihinde, Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu, Anayasa’nın 104. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca başvuranın sağlık durumunun ilgilinin daimi bir hastalıktan, engelden veya yaşlılık durumundan muzdarip olduğunu belirtmediği sonucuna varmıştır. Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu, bununla birlikte, 5275 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ilgilinin koruma altına alınıp kendisine bakım uygulanmasının uygun olacağını belirtmektedir.
28. Şimdiye kadar Metris R Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan başvuran, 5 Mart 2013 tarihinde, Malatya E Tipi Cezaevine geri dönmüştür.
29. Başvuran, 11 Haziran 2013 tarihinde, Sivas E Tipi Cezaevine sevk edilmiştir.
30. Aynı tarihte, başvuran, Sivas Devlet Hastanesinin doktorları tarafından muayene edilmiştir. Aynı gün sunulan bir rapora göre, ilgili, antisosyal kişilik bozukluğundan muzdariptir ve bu hastalığın niteliği dikkate alınarak açık bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi tavsiye edilmemektedir.
31. Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu tarafından 12 Aralık 2013 tarihinde sunulan bir rapora göre, başvuran ciddi bir hastalıktan muzdarip değildir ve ilgilinin sağlık durumunun üçüncü bir kişinin refakat etmesini gerektirmemektedir.
32. Başvuran, 12 Şubat 2014 ve 26 Eylül 2014 tarihlerinde, Gürün Cezaevinde tutuklu bulunduğu sırada, kendisine tıbbi bakım uygulanması için, Sivas Devlet Hastanesinin Psikiyatri Bölümüne götürülmüştür.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
33. Somut olaya ilişkin iç hukuk kuralları, Kemal Gömi/Türkiye (No. 38704/11, 43. ve 45 ila 46. paragraflar, 19 Ocak 2019) kararında belirtilmektedir.
34. Ayrıca, 23 Mayıs 2001 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan, 16 Mayıs 2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasından, hükümlü ve tutukluların, ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, beslenmeleri, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması ve dışarıyla ilişkileri ile ilgili şikâyetlerinden, ceza infaz hâkimliğinin yetkili olduğu anlaşılmaktadır.
ŞİKÂYETLER
35. Başvuran, Sözleşme’nin 2, 3 ve 5. maddelerini ileri sürerek, zihinsel bir rahatsızlıktan muzdarip olduğunu iddia ederek, tutuklanmasının insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya ceza yasağını ihlal etmesinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
36. Başvuran, bir hapis cezasının infazı için elverişsiz olduğunu gösteren zihinsel bir rahatsızlıktan muzdarip olduğunu, ihtiyaçlarını kendi başına karşılayamadığını ve hapsedilmesinin hakkında insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele oluşturduğunu iddia etmektedir. Başvuran, iddialarını desteklemek için, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir.
37. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği ve altı aylık süreye riayet edilmediği bağlamında iki kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet, bir yandan, başvuranın, - Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarih olan - 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren, tutukluluğuna ilişkin koşullardan şikâyet etmek veya sağlık durumunun tutukluluğu ile uygunsuz olduğunu ileri sürmek için, Ceza İnfaz Hâkimliği veya Anayasa Mahkemesine başvurmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, diğer yandan, ilgilinin 5275 Sayılı Kanun’un 16. maddesindeki hükümlerden yararlanabilmeyi ve sağlık gerekçelerinden dolayı serbest bırakılmayı talep edebileceğini iddia etmektedir. Hükümet, ayrıca, bu koşullarda, tutuklanmasını takiben altı ay içerisinde ilgilinin Mahkemeye başvurması gerektiğini iddia ederek, ilgilinin altı aylık süreye riayet etmediği ileri sürmektedir.
38. Hükümet, son olarak başvurunun her halükarda açıkça dayanaktan yoksun olduğu ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın tutukluluk koşullarının ruh sağlığı durumunun kötüleşmesine yol açtığını göstermediğini, yerel makamların kendisine karşı bir zarara yol açtıklarını kanıtlamadığını ve söz konusu zararın niteliğini belirtmediğini ve hiçbir şekilde şikâyetini desteklemediğini ileri sürmektedir.
39. Başvuran, Hükümetin iddialarına cevap vermemiştir.
40. Mahkeme, başvurunun her halükarda aşağıda açıklanan sebeplerden dolayı kabul edilemez olmasını dikkate alarak, 5275 sayılı Kanun’un 16. maddesinde öngörülen hukuk yolu hakkındaki ve altı aylık süreye riayet edilmesi hakkındaki hususun incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
41. Mahkeme, Devletlerin, kendi iç hukuk düzeninde durumu düzeltme imkânı bulmadan önce uluslararası bir organ önünde eylemlerine ilişkin hesap vermek zorunda olmadıklarını hatırlatmaktadır. Bir Devlet aleyhinde yöneltilen şikâyetlerle ilgili olarak, Mahkemenin denetim yetkisinden faydalanmak isteyen kişiler, öncelikle söz konusu Devletin hukuk sisteminin sunduğu başvuru yollarını kullanmakla yükümlüdürler. İç hukuk yollarının tüketilmesi yükümlülüğü, başvuranların iddia ettikleri ihlallerin telafi edilmesine imkân verecek mevcut ve yeterli hukuk yollarını olağan şekilde kullanmalarını gerektirmektedir (Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], No. 17153/11 ve 29 diğer başvuru No., 70 ve 71. paragraflar, 25 Mart 2014, Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], No. 10865/09 ve 2 diğer başvuru No., 221 ve 222. paragraflar, AİHM 2014 (özetler), ve Gherghina/Romanya [BD] (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42219/07, 84 ve 85. paragraflar, 9 Temmuz 2015).
42. Bu bağlamda, Mahkeme, infaz hâkimliği önünde tutukluluk koşullarından şikâyetçi olmak için, 4675 sayılı Kanun’un 4. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen hukuk yolunun tüketilmesi gerektiği hakkında daha önce karar verdiğini hatırlatmaktadır (bk. Sakin/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 20616/13, 35. paragraf, 28 Haziran 2016 ve, gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis), Yastremskiy/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 32767/10, 25. paragraf, 18 Ekim 2016). Mahkeme, ayrıca söz konusu mahkemenin tutukluların fiziki veya ruhsal sağlık durumlarıyla ilgili konular hakkında karar verme yetkisine sahip olduğunu gözlemlemektedir (yukarıdaki 34. paragraf).
43. Mahkeme, ayrıca, Hükümet tarafından ileri sürülen, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru yolunun, başvurunun yapıldığı tarihte mevcut olmadığını kaydetmektedir. Söz konusu başvuru yolunun iç hukuka girmesini sağlayan anayasal hükümler, 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmişlerdir (Hasan Uzun/Türkiye, No. 10755/13, 52. paragraf, 30 Nisan 2013). Ancak, Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin zaman yönünden (ratione temporis) yetkisini somut olaydaki gibi, bireysel başvuru yolunun yürürlüğe girmesinden önce ve bu tarihten sonra devam eden durumlara uzandığı konusunu daha önce düzenlemiştir (Koçintar/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 77429/12, 17 ila 26. paragraflar ve 39. paragraf, 1 Temmuz 2014 (bir tutukluluğun süresi) ; Erol/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 73290/13, 21 ila 23. paragraflar, 6 Mayıs 2014 (bir yargılamanın süresi)).
44. Mahkeme, somut olayda, Adli Tıp Kurumu tarafından sunulan birçok rapora göre, başvuranın cezai yönden sorumsuz olmasını gerektirecek bir akıl hastalığından muzdarip olmadığını ve söz konusu suçtan dolayı cezai yönden sorumlu olduğunu tespit etmektedir (yukarıdaki 16 ila 19. paragraflar). Mahkeme, ayrıca, 15 Ağustos 2002 tarihinden 25 Kasım 2002 tarihine kadar ve 24 Temmuz 2008 tarihinden 23 Şubat 2009 tarihine kadar başvuranın tutuklu bulunduğunu ve hakkında kesin bir mahkûmiyet kararı verildikten sonra, 22 Ağustos 2011 tarihinden, erken tahliye tarihi olan, 26 Eylül 2014 tarihine kadar hapsedildiğini gözlemlemektedir.
45. Ancak Mahkeme, Hükümet gibi, başvuranın tutuklu bulunduğu süre zarfında, bu konuda yetkisi bulunmasına rağmen, ceza infaz hakimliği önünde, bilhassa, zihinsel sağlık durumuyla tutukluluk durumunun uyuşmazlığı sorununu incelemesini talep etmek, ilk şikâyetlerinden itibaren hastaneye sevk edilmesini talep etmek veya tutukluluk koşullarını ileri sürmek ve bunların ruhsal sağlık durumunun bozulmasına katkı sağlayabilme olasılığını ileri sürmek için, hiçbir işlemde bulunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, ilgilinin bu itiraz yolunu kullanmaktan muaf tutulduğu sonucuna varmasını sağlayacak hiçbir ilgili unsur ya da iddia sunmadığını tespit etmiştir.
46. Anayasa Mahkemesi önünde yapılan bireysel başvuru yolu ile ilgili olarak da aynı durum, geçerlidir, zira ilgili kendisine sunulmuş olan bu hukuk yolunu kullanmamıştır; halbuki ilgili bu tarihte mevcut başvurunun ileri sürdüğü koşullarda halen tutuklu bulunmaktaydı.
47. Başvuranın bu durumda iç hukuk yollarını tüketmiş olduğu düşünülemez.
48. Ayrıca, Mahkeme, dosyada bulunan unsurlara göre, yerel makamların, başvuranın cezai yönden sorumsuzluğuna yol açacak bir zihinsel rahatsızlıktan muzdarip olup olmadığını (yukarıdaki 16 ila 19. paragraflar) ve cezaevi ortamında tutuklu bulunmasının uygun olup olmadığını (yukarıdaki 23 ila 27. paragraflar) belirlemek için birçok kez Adli Tıp Kurumunu sorguladıklarını kaydetmektedir. Her halükarda, Ağır Ceza Mahkemesi, ilgilinin üzerine atılı olaylardan dolayı cezai yönden sorumlu olduğunu belirten Adli Tıp Kurumunun sunduğu raporlara dayanarak başvuranı mahkûm etmiştir (yukarıdaki 9. paragraf). Ayrıca, ilgili, tutuklu bulunduğu süre zarfında, birçok kez hastaneye kaldırılmıştır ve genel pratisyen ve uzman doktorlar tarafından verilen psikiyatrik, cerrahi ve kulak burun boğaz bölümlerinden çeşitli tıbbi bakımlardan yararlanmıştır. Başvuran ayrıca, hasta olan tutukluların semptomlarının daha düzenli bir takip ve daha yoğun bir bakım gerektirmesi nedeniyle, özel olarak kurulan bir cezaevi kurumuna sevk edilmiştir (yukarıdaki 22. paragraf).
49. Davaya ilişkin koşullarda, uygulanan tıbbi tedavilerin uygun olmadığını veya doktorların dikkatsiz olduklarını ileri sürecek bir unsur bulunmamaktadır. Üstelik, başvuran, tutuklanmasının psişik rahatsızlığını ağırlaştırdığı konusunda bir iddiada bulunmamakla birlikte bu durumu destekleyecek bir unsur ileri sürmemektedir.
50. Sonuç olarak, iç hukuk yollarının tüketilmemesinden ayrı olarak, davaya ilişkin dosyadan, makamların başvuranın ruh sağlığı durumuna dikkat ettikleri anlaşılmaktadır.
51. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 9 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy