AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 25723/08 ve 25726/08
İoakim ÇALIKUŞU / Türkiye
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Marko Bošnjak,
Valeriu Griţco,
Ivana Jelić
Arnfinn Bårdsen
Saadet Yüksel,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 11 Şubat 2020 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 3 Mayıs 2008 tarihinde yapılan başvuruları göz önünde bulundurarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran İoakim Çalıkuşu, Türk vatandaşı olup, 1967 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.
I. DAVANIN KOŞULLARI
2. Davaya ilişkin olay ve olgular, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvurular, Gökçeada adasında bulunan taşınmazlar ile ilgilidir. 25723/08 No.lu başvuru 389 ada 666 sayılı parsel; 25726/08 No.lu başvuru ise aynı adanın 667 sayılı parseli ile ilgilidir.
4. Yapılan kadastro çalışmaları sonrasında, yukarıda belirtilen parseller sırasıyla 26 Kasım 1998’de ve belirtilmeyen bir tarihte Maliye Hazinesi adına tapu siciline tescil edilmiştir.
5. Başvuran 10 Kasım 2005 tarihinde, Gökçeada Asliye Hukuk Mahkemesinde (Bundan böyle metinde “AHM” olarak anılacaktır.) ihtilaf konusu taşınmazların tapu kaydının iptali ve kendi adına tescili talebiyle iki dava açmıştır. Başvuran, taleplerini desteklemek için, büyükanne ve büyükbabasının uzun zaman boyunca kullandığı ve yukarıda anılan parsellere karşılık geldiğini beyan ettiği kırk bir taşınmazın zilyetliğini büyükanne ve büyükbabasından elde ettiğini belirtmiştir. Bu noktada, büyükanne ve büyükbabası ile kendisi arasında düzenlenmişüç adet mülkiyet devri belgesine atıfta bulunmuştur. Ağustos 1998 tarihli bu devir belgelerinde toplamda yüzden fazla taşınmazın yanı sıra söz konusu taşınmazların vergi tahrir numaraları da yer almaktaydı.
6. AHM hâkimi, parsellerin her birinde keşif icra etmiş; tanıkları ve bilirkişileri dinlemiş; çok sayıda bilirkişi raporu hazırlanması talebinde bulunmuştur.
7. 666 sayılı parsel ile ilgili olarak dinlenilen yerel bilirkişi, vergi tahrirlerinin bu parsele karşılık gelmediğini ancak diğer parsellerle alakalı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, 1974 yılından beri söz konusu parselin işlenmediğini belirtmiştir.
8. 667 sayılı parsel ile ilgili olarak dinlenilen yerel bilirkişi ise, vergi tahrirlerinin ihtilaf konusu parselin güneyinde bulunan başka bir parsele karşılık geldiğini belirtmiştir.
9. AHM tarafından tayin edilen teknik bilirkişi 9 ve 21 Ağustos 2006 tarihli raporlarında yerel bilirkişilerin beyanlarını doğrulamıştır.
10. Ziraat bilirkişi, söz konusu parsellerin üzerinin geven bitkisinin yanı sıra başkaca bilinmeyen otlarla kaplı olduğunu ve on beş yıldan uzunca bir süredir buralarda tarım yapılmamış olduğunu belirttiği 31 Ağustos 2006 tarihli raporunu sunmuştur. Öte yandan, devir belgelerinde belirtilen vergi tahrirlerinin ihtilaf konusu parseller ile ilgili olmadığını da ifade etmiştir.
11. AHM tarafından dinlenilen tanıklardan hiçbiri, başvuranın zilyetlik iddiasında bulunduğu taşınmazların ihtilaf konusu parsellere karşılık geldiğini belirtmemiştir.
12. AHM, 6 Mart 2007 tarihli iki kararla, başvuranın davalarını reddetmiştir. Kazandırıcı zaman aşımının koşullarını hatırlattıktan ve bilirkişi ve tanıkların ifadeleri de dâhil olmak üzere elde edilen delillerin tamamını dikkate aldıktan sonra, AHM, başvuranın zilyetlik iddiasında bulunduğu taşınmazların ihtilaf konusu parsellere karşılık gelmeyip, diğer parsellerle uyumlu olduğu kanaatine varmıştır. Öte yandan, söz konusu parselin 1974 yılından beri işlenmediğini de kaydetmiştir. Sonuç olarak AHM, başvuranın durumunda kazandırıcı zaman aşımı koşullarının oluşmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur.
13. Başvuran 9 Nisan 2007 tarihinde, AHM tarafından verilen kararların her birine karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Bilhassa, AHM’nin, hak iddia ettiği taşınmazlara karşılık gelen parsellerin kadastro referanslarını belirlemesi ve yargılamaya, bu parselleri, başta kendisine tahsis edilmesi amacıyla tapularını iptal ettirmeyi amaçladığı parsellerle değiştirerek devam etmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
14. Yargıtay, AHM’nin 666 sayılı parsel ile ilgili kararını 22 Mayıs 2007; 667 sayılı parsel ile ilgili kararını ise 26 Haziran 2007 tarihli iki kararla onamıştır.
15. Yargıtay, 24 Eylül 2007 tarihli iki kararla, başvuran tarafından yapılan karar düzeltme başvurularını reddetmiştir. Söz konusu kararlar, 5 Kasım 2007 tarihinde başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASITaşınmaz Mülkiyetinin Kazanılması
16. 1 Ocak 2002 tarihine dek yürürlükte olan Türk Medeni Kanunu’nun 632. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Gayrimenkul mülkiyetini iktisap için tapu siciline kayıt, şarttır.
Bununla beraber işgal, miras, istimlak, cebri icra tarikleriyle veya mahkeme ilamı ile bir gayrimenkulü iktisabeden kimse tescilden evvel dahi ona malik olur.
Fakat tescil merasimi ikmal edilmedikçe temliki tasarrufta bulunamaz. ”
17. Bu hükmün içeriği, yeni Türk Medeni Kanunu’nun (yeni TMK) 705. maddesinde yeniden ele alınmıştır.Kazandırıcı Zaman Aşımına İlişkin Genel Koşullar
18. Eski Türk Medeni Kanunu’nun 639. maddesinin 1. fıkrasını yeniden ele alan yeni TMK’nın 713. maddesinin 1. fıkrası gereğince;
“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. ”
19. Aynı maddenin son fıkrasında, bu şekilde tanımlanan mekanizmanın özel kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla uygulandığı belirtilmektedir.
20. 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesi şunu öngörmektedir: “Tapuda kayıtlı olmayan (...) mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.(...) ”
ŞİKÂYETLER
21. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, maliki olduğunu iddia ettiği taşınmazların kendi adına tescil edilemediğinden yakınmaktadır.
22. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, ulusal mahkemeleri, zaman aşımı kurallarını keyfi şekilde uygulamakla suçlamaktadır. Başvuran ayrıca, AHM’nin kararlarını onayan Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan da yakınmaktadır.
23. Öte yandan, AHM’nin, zilyetlik iddiasında bulunduğu taşınmazlara karşılık gelen parsellerin yerini belirlememiş olmasından yakınmaktadır. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını,13. maddesini ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedir.
24. Başvuran son olarak, AHM önündeki yargılamaların seyri, kadastro çalışmaları ve Gökçeada adasındaki Yunan vatandaşlara karşı ayrımcı muamele iddiası ile ilgili olarak Sözleşme’nin 6, 13 ve 14. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında çok sayıda şikâyet dile getirmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
25. Mahkeme, başvurulardaki benzerliği göz önünde bulundurarak, bunları tek bir kararda birlikte incelemenin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.Mülkiyet Talepleri İle İlgili Şikâyetler Hakkında
26. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, zilyetlik iddiasında bulunduğu taşınmazların kendi adına tescil edilmemesinden yakınmaktadır. Bu bağlamda, AHM’yi, söz konusu parsellerin on beş yıldan uzunca bir süredir işlenmediğini belirten bilirkişi raporlarına dayanmakla suçlamaktadır.
Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, ulusal mahkemelerce, zaman aşımı ile kazanımın gereklerinin hem kendisi hem de zilyetliği devraldığı üst soyu için aradığını ve bu nedenle keyfi şekilde uyguladığını iddia etmektedir.
Başvuran aynı zamanda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını,13. maddesini ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, AHM’nin, zilyetlik iddiasında bulunduğu taşınmazlara karşılık gelen parsellerin yerini belirlememiş olmasından da yakınmaktadır. Başvuran, AHM tarafından söz konusu parsellerin yerlerinin belirlenmesi ve bu gerçekleştikten sonra dava dilekçesinde değişiklik yapması için kendisine izin verilmesi gerektiği kanısındadır.
27. Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri uyarınca bir başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelere bağlı kalmadığını ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatmaktadır (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018).
28. Somut olayda, Mahkeme, yukarıda anılan şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis), Dönmez ve diğerleri/Türkiye (kk.), No. 19258/07, § 54, 30 Ocak 2018).
29. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında “mülk” kavramının maddi eşyaların mülkiyetiyle sınırlı olmayan ve iç hukuka ilişkin resmi nitelendirmelerden bağımsız olan özerk bir kapsama sahip olduğunu hatırlatmaktadır: Varlıkları teşkil eden diğer bazı hak ve menfaatler, “mülkiyet hakları” ve dolayısıyla, bu hüküm uyarınca “mülkler” olarak değerlendirilebilmektedir (Béláné Nagy/Macaristan [BD], No. 53080/13, § 73, 13 Aralık 2016).30.Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin yalnızca mevcut bulunan mal ve mülklere uygulanmakta olmasına ve mal ve mülk edinme yönünde herhangi bir hak doğurmamasına rağmen, bazı durumlarda, malvarlığı değeri elde etme yönünde “meşru bir beklenti” de bu hükmün korumasından yararlanabilir (ibidem, § 74).
301. Malvarlığı menfaatinin alacak hakkı niteliğinde olması halinde, bu tür bir menfaatin iç hukukta yeterli bir dayanağının bulunması, örneğin, mahkemelerin yerleşik içtihadı ile onaylanması durumunda, ilgilinin meşru bir beklentiye sahip olduğu kanısına varılabilmektedir (Kopecký/Slovakya [BD], No. 44912/98, § 52, AİHM 2004‑IX). Bununla birlikte, iç hukukun ne şekilde yorumlanması ve uygulanması gerektiği konusunda bir tartışmanın söz konusu olması ve bu bağlamda başvuran tarafından geliştirilen argümanların ulusal mahkemeler tarafından kesin olarak reddedilmesi halinde, “meşru bir beklentinin” bulunduğu sonucuna varılamayacaktır (Centro Europa 7 S.r.l.ve Di Stefano / İtalya [BD], No. 38433/09, § 173, AİHM 2012 ve yukarıda anılan Kopecký kararı, § 50).
312. Mahkeme, somut olayda, başvuranın hak iddialarının, tek başına mülkiyet hakkının varlığının tartışılmaz delili olabilecek bir tapu belgesine dayanmadığını kaydetmektedir (Rimer ve diğerleri/Türkiye, No. 18257/04, § 36, 10 Mart 2009 ve Sarısoy ve diğerleri/Türkiye (kk.), No. 21303/07, § 30, 14 Ekim 2014).
323. Başvuran bu bağlamda, maliki olduğunu iddia ettiği taşınmazların mülkiyetini edinmek amacıyla Hazine’ye karşı açılan davaların sonucundan şikâyet etmektedir. Ancak, ilgilinin yalnızca davacı durumunda olması nedeniyle, söz konusu yargılamalar “mevcut malvarlığı” ile ilgili değildir (bk. gerekli değişikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti (kk.) [BD], No. 39794/98, § 71, AİHM 2002‑VII ve Glaser/Çek Cumhuriyeti, No. 55179/00, § 54, 14 Şubat 2008).
4. Mahkeme, başvuranın dava açarak, yirmi yılı aşkın süredir aralıksız olarak zilyetliğinde bulunduğunu iddia ettiği taşınmazların tapularını elde etmeyi umduğunu kaydetmektedir. Bu karara varırken, kazandırıcı zaman aşımına ilişkin genel koşulları düzenleyen 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesine ve yeni TMK’nın 713. maddesine dayanmıştır. Başvuran, bu koşulların somut olayda bir araya geldiğini kanıtlamak için, bilhassa hak iddia ettiği taşınmazların kendisine büyükanne ve büyükbabasından intikal ettiğini gösteren mülkiyet devri belgesine atıfta bulunmuştur.
5. Bununla birlikte, ulusal mahkemelerin lehlerine karar verilmesi yönündeki beklenti, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir çeşit “meşru beklenti” olarak değerlendirilemez. Mahkemenin birçok defa açıklamış olduğu üzere, ne kadar anlaşılabilir olsa da basit bir beklenti ile daha somut nitelikte ve yasal bir hükme dayanması veya iç hukukta sağlam bir içtihadi temeli olması gereken meşru bir beklenti arasında farklılık bulunmaktadır (yukarıda anılan Kopecký kararı, § 52).
336. Somut olayda, yerel mahkemeler, bilirkişi incelemeleri yapılmasına karar verdikten, tanıkların yanı sıra yerel ve teknik bilirkişileri dinlendikten ve taraflarca sunulan ya da söz konusu arazilere ilişkin re’sen toplanan vergi ve kadastro kayıtları da dâhil olmak üzere bazı belgeleri inceledikten sonra, kararlarında ilk olarak, başvuran tarafından açılan davalarla konu olan iki parselin, ilgilinin mülkiyetinin sahibi olduğunu iddia ettiği taşınmazlara karşılık gelmediği sonucuna varmışlardır. Öte yandan, söz konusu parsellerin 1974 yılından beri işlenmemiş olması sebebiyle başvuranın durumunda kazandırıcı zaman aşımı koşullarının oluşmadığı değerlendirmesinde bulunmuşlardır.
347. Mahkeme, başvuranın, AHM’nin, zilyetlik iddiasında bulunduğu taşınmazlara karşılık gelen parsellerin yerini belirlemiş olması gerektiği yönündeki iddialarına ilişkin olarak, hangi parsellerin bu taşınmazlara karşılık geldiği meselesinin, özellikle iç hukuktaki ihtilaf konusu yargılamanın konusu olan iki parsel üzerinde mülkiyet hakkı bulunup bulunmadığı meselesinden ayrı bir mesele teşkil ettiğini saptamaktadır (bk. gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), yukarıda anılan Dönmez ve diğerleri kararı,§ 71).Yalnızca ihtilaf konusu iki parselin tapularının iptali istemleriyle başvurulan AHM, başvuranın sahibi olduğunu iddia ettiği taşınmazlara karşılık gelen parselleri kesin olarak tespit etmemekle ve önündeki yargılamaya konu olmayan parseller hakkında karar vermemekle eleştirilemez.
358. Öte yandan Mahkeme, başvuranın AHM’ye başvuruda bulunmadan önce, sahibi olduğunu iddia ettiği taşınmazların yerlerinin belirlenmesi amacıyla tespit davası ya da özel bilirkişi incelemesi gibi girişimlerde bulunmadığını kaydetmektedir.
369. AHM’nin, söz konusu parsellerin 1974 yılından beri işlenmemiş olması sebebiyle kazandırıcı zaman aşımı koşullarının bir araya gelmediği yönünde vardığı tespit ile ilgili olarak, Mahkeme, ulusal mahkemelerin, Türk hukukunun hükümleri anlamında zilyetliğin var olduğu sonucuna varabilmek için tarım arazisinin işlenmiş olması gerektiği kanaatine vardıkları Avyidi/Türkiye (No. 22479/05, 16 Temmuz 2019) davasında, söz konusu mahkemelerin kararlarının keyfilik ya da bariz mantıksızlıkla lekelenmediği değerlendirmesinde bulunmuştur (ibidem, § 85; bk. aynı zamanda İpseftel/Türkiye (kk.) [Komite], No. 20462/04 ve 21405/04, §§ 37-39, 25 Nisan 2017). Mahkeme, mevcut davada farklı bir sonuca varmak için herhangi bir neden görmemektedir.
40. Başvuranın geri kalan iddiaları ile ilgili olarak, Mahkeme, bunların esas olarak, delillerin değerlendirilmesi ve ulusal mahkemelerde yürütülen yargılamanın sonucu ile ilgili olduklarını gözlemlemektedir.
371. Mahkeme, ulusal mahkemeler tarafından işlendiği iddia edilen fiili veya hukuki hataları inceleme konusunda sınırlı yetkiye sahip olduğunu hatırlatarak, ulusal mahkemelerin, başvuranın talebi hakkında karar verme şekillerinde herhangi bir keyfilik tespit etmemektedir.
2. Mahkeme, bu değerlendirmeler ışığında, iç hukukta yeterli bir yasal dayanak bulunmaması sebebiyle, “mülkten” yararlanmaya devam edebilme ve zaman aşımını düzenleyen kurallara dayanarak bu mülkün maliki olma yönünde herhangi bir meşru beklentinin başvuran açısından hukuki olarak doğamayacağı kanaatine varmaktadır (yukarıda anılan Dönmez ve diğerleri kararı, §§ 65-66 ve yukarıda anılan Avyidi kararı, § 86).
383. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, 35. maddenin 3. fıkrası anlamında Sözleşme’nin hükümleriyle konu bakımından (“ratione materiae”) bağdaşmamakta ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.Yargıtay Kararlarının Gerekçesi İle İlgili Şikâyet Hakkında
394. Başvuran ayrıca, AHM’nin kararlarını onayan Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan yakınmaktadır.
405. Mahkeme, ilk derece mahkemesinin kararı yeterince gerekçeli olduğu sürece, yüksek mahkemenin kararlarında ayrıntılı gerekçe bulunmamasının Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlalini teşkil etmediğini hatırlatmaktadır (bk. örnek olarak, Feryadi Şahin/Türkiye, No. 33279/05, § 22, 13 Eylül 2011 ve Kabasakal ve Atar/Türkiye (kk.), No. 70084/01 ve 70085/01, 1 Temmuz 2003).
416. Mahkeme mevcut durumda, AHM’nin kararlarının yeterince gerekçelendirilmiş olduğunu tespit etmektedir (yukarıda 12. paragraf). Mahkeme bu nedenle, Yargıtay kararlarında ayrıntılı gerekçe olmamasının somut olayda Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlalini teşkil etmediği kanısındadır.
427. Bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.Diğer Şikâyetler Hakkında
43. Başvuran son olarak, AHM önündeki yargılamaların seyri, kadastro çalışmaları ve Gökçeada adasındaki Yunan vatandaşlara karşı ayrımcı muamele iddiası ile ilgili olarak Sözleşme’nin 6, 13 ve 14. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında çok sayıda şikâyet dile getirmektedir.
44. Mahkeme, AHM önündeki yargılamaların seyri ile ilgili şikâyetlerin, başvuran tarafından Yargıtay önünde ileri sürülmediğini gözlemlemektedir. Şikâyetlerin geri kalanı, hiçbir ulusal mahkeme nezdinde dile getirilmemiştir.
Sonuç olarak, başvuruların bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine;
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 12 Mart 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy