AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 42883/19
Metin ÇAMURŞEN/ Türkiye
Başkan,
Jovan Ilievski,
Hâkimler,
Péter Paczolay,
Stéphane Pisani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm);
1975 doğumlu ve Tekirdağ’da tutuklu bulunan, Erzurum Barosuna kayıtlı Avukat F. Topal tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Metin Çamurşen (“başvuran”) tarafından 23 Temmuz 2019 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 42883/19);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) başvurunun tebliğ edilmesine dair kararı;
Tarafların beyanlarını dikkate alarak;
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Somut başvuru, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (“BTK”) ve erişim sağlayıcı şirket tarafından başvurana ait internet trafik verilerinin (GPRS internet bağlantı bilgileri, IP adresleri, iletişim verileri vb.) yasal sürelerin ötesinde saklanması ve BTK tarafından bu verilerin başvuran hakkında terör örgütü üyeliğinden yürütülen ceza yargılaması kapsamında Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesine iletilmesine ilişkindir.
Davanın koşulları2. Başvuran, 29 Temmuz 2016 tarihinde, tutuklanmış ve Türk yetkilileri tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması” (bundan böyle “FETÖ/PDY” olarak anılacaktır) olarak tanımlanan ve 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin arkasında olduğu değerlendirilen bir örgüte üye olduğu gerekçesiyle hakkında ceza soruşturması başlatılmıştır.
3. Yargılamayı yürüten mahkeme, 14 Eylül 2017 tarihinde, BTK’dan, başvuranın 2014, 2015 ve 2016 yıllarına ait internet trafiği verilerini incelemesini ve başvuranın cep telefonu numarasının, yetkililere göre münhasıran FETÖ/PDY örgütü üyeleri tarafından örgüt içi haberleşme amacıyla kullanılan “Bylock” şifreli mesajlaşma uygulamasına ait IP adreslerine bağlanıp bağlanmadığının yanı sıra iki kaynak arasındaki internet trafiğini gösteren CGNAT verileri hakkında bilgi vermesini talep etmiştir. BTK, bu doğrultuda, verileri yargılamayı yürüten mahkemeye iletmiştir.
4. Başvuran, 29 Mart 2018 tarihinde, suçlu bulunarak, dokuz yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Mahkûmiyet kararı, diğer hususların yanı sıra, başvuranın Bylock kayıtlarına dayandırılmıştır.
5. Başvuran, 28 Haziran 2018 tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) verileri yasal süre içinde yok etmeme suçunu düzenleyen 138. maddesine dayanarak, BTK ve erişim sağlayıcı şirket aleyhine suç duyurusunda bulunmuş ve internet trafik verilerinin ulusal mevzuatta öngörülen süre sınırından daha uzun süre saklandığını iddia etmiştir.
6. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 10 Temmuz 2018 tarihinde, suç duyurusunun işleme konulmamasına karar vermiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvuranın iddialarının hakkında yürütülen ceza yargılamaları sırasında savunma olarak ileri sürülmesi gerektiğini ve bunların bir suç duyurusuna yol açamayacağını belirtmiştir. Bu karar nihai nitelikteydi.
7. Başvuran tarafından yapılan bireysel başvurunun ardından, Anayasa Mahkemesi, 21 Haziran 2019 tarihli kararında, mevcut etkili iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvuranın şikâyetlerinin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
8. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak, BTK’nın ve erişim sağlayıcı şirketin internet trafik verilerini yasal sürelerin ötesinde sakladığı ve BTK’nın, özel hayatına saygı gösterilmesi hakkını ihlal ederek, bu verileri hakkındaki ceza yargılamaları sırasında yargılamayı yürüten mahkemeye ilettiği hususunda şikâyette bulunmuştur. Başvuran, ayrıca, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, bu konuda etkili bir iç hukuk yolundan yoksun bırakıldığını ileri sürmüştür.
İlgili iç hukuk ve uygulama İç hukuk9. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesi aşağıdaki gibidir:
“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. (...)”
10. 2577 sayılı Kanun’un 13 § 1 maddesi aşağıdaki gibidir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
11. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
12. Anayasa Mahkemesi, Ertan Erçıktı (3) (başvuru no. 2018/14040, 30 Haziran 2021) kararında, internet trafik verilerinin ulusal mevzuatta öngörülen süreden fazla tutulmasına ve bu verilerin mahkemelere gönderilmesine ilişkin bir şikâyeti incelemiştir. Anayasa Mahkemesi, BTK’ya karşı 2577 sayılı Kanun kapsamında tam yargı davası açılmaması veya erişim sağlayıcı şirkete karşı 6098 sayılı Kanun kapsamında tazminat yoluna başvurulmaması nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
13. Anayasa Mahkemesi, ihtilaf konusu eylemlerin ve faillerin belli olduğu ve asıl olarak uğranılan zararın telafi edilmesinin amaçlandığı durumlarda, tazminat yolunun, ceza hukuku yoluna göre daha etkili olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, ayrıca, başvuranın kişisel verilerinin iç hukuk hükümlerine aykırı olarak idari bir organ tarafından saklanmasından şikâyetçi olduğu söz konusu davada, ihtilafın özünde, ihlalin kabul edilmesinin ve kişisel zararın tazmin edilmesinin yer aldığını tespit etmiştir. Bu kapsamda ve kişisel zararı etkili bir şekilde tazmin etme kapasitelerini göz önünde bulundurarak, Anayasa Mahkemesi, idare ve hukuk mahkemeleri önündeki tazminat yolunun tüketilmesi gereken mevcut ve etkili iç hukuk yolu olduğunu değerlendirmiştir.
14. Anayasa Mahkemesinin kararının ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“50. (...) etkin bir ceza soruşturması ve kovuşturması yaparak kanunda suç sayılan eylem bağlamında faillerin tespit edilmesi ve olayın aydınlatılması devletin pozitif yükümlülüğünün gereğidir. Ancak özellikle aydınlatma yükümlülüğü bağlamında failin belli olduğu ve suç duyurusuyla kişisel zararın giderilmesinin amaçlandığı durumlarda, hukuki sorumluluğun etkili bir hukuk yolu olduğu her somut olayın koşulları gözetilmek şartıyla söylenebilir. Öte yandan, suç sayılan fiil için tazminat yükümlülüğü de öngörülmesi, hukuki sorumluluğun doğrudan etkili bir hukuk yolu olarak kabul edilebilmesi için yeterli değildir. Tazminat yolu aynı zamanda başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı ve başvurucunun amacına uygun bir çözüm sağlayabilecek nitelikte olmalıdır. Bu bağlamda somut olay yönünden etkili olduğu kabul edilecek başvuru yolunun Anayasa’da öngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğini özü itibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olması gerekmektedir.
51. Somut olayda başvurucunun, internet trafik bilgilerinin mevzuatta belirlenen süreden fazla tutulması ve bu bilgilerin ilgili Mahkemeye gönderilmesi eylemine ilişkin suç duyurusunda bulunduğu, yapılan soruşturma sonunda ise Başsavcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır. Başvurucunun şikâyetine konu eylemlerin ve faillerinin belli olduğu hususunda ihtilaf olmadığı gözetildiğinde başvurucunun suç duyurusuyla hak ihlalinin tespitini, kişisel zararının giderimini ve faillerin cezalandırmasını amaçladığı söylenebilir. Bununla birlikte şikâyet konusu fiilin erişim sağlayıcı Şirketler ile Kurumun kurumsal faaliyet niteliğindeki işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda ceza yargılaması sonunda kasıtlı veya ihmali bir eylemi tespit edilmediği sürece Kurum ve Şirket çalışanlarının bireysel olarak ceza sorumluluğundan söz edilemeyeceği, kurumsal sorumluluğun da her hâlde ceza yargılamasına konu olamayacağı açıktır. Ayrıca başvurucunun Kurum ve Şirket çalışanların bireysel sorumluluğu olduğu yönünde başvuru formunda bir iddiası da bulunmamaktadır (...)
52. (...), başvurucunun iddia ettiği kişisel zararlarının ceza yargılamasıyla giderimin sağlanması da mümkün değildir. (...) başvurucunun maruz kaldığı eylemlerin hukuka aykırı olduğu ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiği iddiasına, dolayısıyla şikâyetin esasına ilişkin idare ve hukuk mahkemeleri tarafından araştırma yapılarak varsa bir hukuka aykırılığın ve hak ihlalinin tespit edilmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca hukuka aykırı bir eylemin tespiti hâlinde kişisel zararların tazmini amacıyla manevi tazminata hükmedilebileceği sabittir. Ceza yargılamasından farklı olarak tazminat yolunda hem bireysel hem de kurumsal sorumluluğa dayanılabileceği, genel hükümler çerçevesinde hâkimin tespit edilen hak ihlaline ilişkin tazminatın yanında ek giderim ve tedbire karar verebileceği söylenebilir. Atıf yapılan yargı kararları incelendiğinde ise başvurucunun iddialarıyla benzer iddiaların hem hukuk hem de idare mahkemeleri tarafından esasa girilerek ayrıntılı bir şekilde incelendiği, tarafların iddia ve savunmalarıyla yargılamaya etkin bir şekilde katılmalarının sağlandığı, ayrıca ilk derece mahkemelerinin kararlarının kanun yolu incelemelerine tabi olduğu görülmüştür. Bu tespitler bağlamında başvurucunun iddiaları yönünden hukuk ve idare mahkemeleri nezdinde etkin şekilde işleyen bir hukuk yolunun mevcut olduğu söylenebilir.
53. Açıklamalar ve yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde somut olayda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlalinin tespiti ile gideriminin sağlanması bağlamında, tazminat davalarının ceza yargılamasına göre başvurucunun amacına daha uygun ve makul bir başarı sunma kapasitesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. (...) Bu durumda başvurucunun ihlal iddiaları dikkate alındığında ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görünen tazminat yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna varılmıştır.”
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında15. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, internet trafik verilerinin yasal sürenin dışında saklanması ve bu verilerin ceza yargılaması kapsamında BTK tarafından yargılamayı yürüten mahkemeye gönderilmesi hususunda şikâyette bulunmuştur. Başvuran, ayrıca, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, etkili bir iç hukuk yolundan yoksun bırakıldığını ileri sürmüştür.
16. Hükümet, Mahkemeyi, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilmez olduğuna karar vermeye davet etmiştir. Hükümet, başvuranın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında BTK aleyhine tam yargı davası (bk. yukarıda para. 9) veya alternatif olarak, 6098 sayılı Kanun kapsamında mevcut olan tazminat davası yoluna (bk. yukarıda para.11) başvurmadığını belirtmiştir. Hükümet, Anayasa Mahkemesinin Ertan Erçıktı (3) (bk. yukarıda para.12-14) kararına değinerek, yerel idare ve hukuk mahkemelerinin benzer iddiaların esasını inceledikleri, BTK ile erişim sağlayıcı şirketlerin ceza soruşturması kapsamında internet verilerini kovuşturma makamlarına iletme konusundaki yasal yükümlülüklerine uygun hareket ettiklerinin tespit edildiği ve bu hususta davacılara herhangi bir tazminat ödenmesine hükmedilmediği bazı kararlara atıfta bulunmuştur.
17. Başvuran, suç duyurusunda bulunarak iç hukuk yollarını tükettiğini ileri sürmüştür. Başvuran, esasen aynı amaca hizmet eden başka bir hukuk yoluna başvurmasına gerek olmadığını belirtmiştir. Başvuran, ayrıca, idare ve hukuk mahkemeleri önündeki tazminat yolunun başarı şansına ilişkin şüpheleri olduğunu dile getirmiş ve Hükümetin görüşünde atıfta bulunduğu içtihatta, yerel mahkemelerin BTK ve erişim sağlayıcı şirketlerin iç hukuk hükümlerine aykırı hareket ettiklerine karar verdiği ve davacılara tazminat ödenmesine hükmettiği herhangi bir kararın yer almadığını belirtmiştir.
18. İç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin genel ilkeler, Vučković ve Diğerleri/Sırbistan ((ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, §§ 69-77, 25 Mart 2014) kararında özetlenmiştir. Dolayısıyla, Mahkeme, bir hukuk yolunun etkili olarak değerlendirilebilmesi için, bu hukuk yolunun ihtilaf konusu durumu doğrudan telafi edecek nitelikte olması ve makul bir başarı şansı sunması gerektiğini yinelemektedir (bk. Balogh/Macaristan, no. 47940/99, § 30, 20 Temmuz 2004, ve Sejdovic/İtalya [BD], no. 56581/00, § 46, AİHM 2006‑II).
19. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin başvuranın şikâyetini mevcut ve etkili iç hukuk yollarını kullanmadığı gerekçesiyle reddettiğini gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesinin başvuranın bireysel başvurusuna ilişkin kararında kendi içtihadına herhangi bir atıfta bulunmamasına rağmen, Mahkeme, yüksek mahkemenin, sonraki içtihadında, özellikle de 30 Haziran 2021 tarihli Ertan Erçıktı (3) kararında, başvuranın şikâyetlerine benzer şikâyetlerle ilgili etkili iç hukuk yollarına ilişkin ilkeleri daha ayrıntılı bir şekilde açıkladığını gözlemlemektedir (bk. yukarıda para. 12-14). Anayasa Mahkemesi, söz konusu kararda, idare ve hukuk mahkemeleri önündeki tazminat yolunun, BTK ve erişim sağlayıcı şirketlerin kişisel verilerin saklanması ve bu tür verilerin mahkemelere gönderilmesi kapsamında hukuka aykırı olduğu iddia edilen eylemleri bakımından etkili ve yeterli bir hukuk yolu olduğunu açıklamıştır.
20. Mahkeme, 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesinin, idari bir işlem sonucunda kişisel zarara uğradığını iddia eden kişilerin tazminat almasına yönelik bir hukuk yolu sağladığını gözlemlemektedir. Mahkeme, ayrıca, davacının kişisel zarara uğradığını iddia ettiği durumlarda özel kişilere karşı tazminat davası açılmasına olanak sağlayan 6098 sayılı Kanun’un 58. maddesinin hükümlerini de dikkate almaktadır. Mahkeme, somut davada, şikâyet konusu tedbirin, esasen, kişisel verilerin BTK ve erişim sağlayıcı şirket tarafından iç hukukta öngörülen sürelerin dışında saklanmasına ilişkin olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, ayrıca, şikâyet konusu tedbirin 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile 6098 sayılı Kanun’un 58. maddesi kapsamına girdiği hususunda taraflar arasında herhangi bir ihtilaf bulunmadığını kaydetmektedir.
21. Söz konusu hukuk yollarının mevcudiyeti ve etkililiğine ilişkin olarak, Mahkeme, Hükümet tarafından atıfta bulunulan idare ve hukuk mahkemelerinin kararlarında BTK ve erişim sağlayıcı şirketlerin hukuka uygun hareket ettikleri tespitinde bulunularak benzer iddiaların reddedilmiş olması nedeniyle, başvuranın bu hukuk yollarının makul başarı şansı sunup sunmadığına ilişkin şüphelerini dikkate almaktadır.
22. Bu bağlamda Mahkeme, belirli bir hukuk yolunun başarı şansına yönelik salt şüphelerin bulunmasının, bir başvuranı bu hukuk yolunu kullanmaktan muaf tutamayacağını (bk. yukarıda anılan Vučković ve Diğerleri/Sırbistan, §§ 74-84) ve şikâyetlerin reddedilmiş olmasının, tek başına, bu hukuk yolunun “etkili” olup olmadığına karar verme konusunda yeterli olmadığını (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Amann/İsviçre [BD], no. 27798/95, § 89, AİHM 2000-II ve Kudła/Polonya [BD], No. 30210/96, § 157, AİHM 2000-XI) yinelemektedir. Aksine, uygun bir mahkemeye başvurarak yorum yetkisi yoluyla mevcut hakları geliştirme olanağı vermek başvuranın menfaatinedir (Ciupercescu/Romanya, no. 35555/03, § 169, 15 Haziran 2010).
23. Mahkeme, ayrıca, Sözleşmeci Devletlere, yetkili ulusal makamın hem Sözleşme kapsamındaki ilgili şikâyetin esasını ele almasına hem de uygun bir telafi sağlamasına olanak tanıyacak bir iç hukuk yolu sağlama yükümlülüklerine uygun davranma konusunda belirli bir takdir yetkisinin tanındığını vurgulamaktadır (Popovski/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti, no. 12316/07, § 79, 31 Ekim 2013). Ulusal düzeyde uygulamaya ilişkin yönleri, öncelikleri ve çatışan menfaatleri değerlendirmek için en iyi konumda olan Sözleşmeci Devletler, hukuk yollarını ve uygun telafi şeklini seçme konusunda özgürdürler (aynı kararda, § 84).
24. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi tarafından yorumlandığı ve uygulandığı üzere iç hukuk uyarınca, başvuranın şikâyetlerine benzer şikâyetler bakımından en etkili hukuk yolunun idare ve hukuk mahkemeleri önündeki tazminat yolu olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, Anayasa Mahkemesi tarafından Ertan Erçıktı (3) kararında açıklığa kavuşturulduğu üzere, benzer hususların öne sürüldüğü davalarda idare ve hukuk mahkemelerinin yargılamaya etkili bir şekilde katılabilmiş olan tarafların ileri sürdüğü iddiaların esasını kapsamlı biçimde incelediğini ve ilk derece mahkemelerinin kararlarının yüksek mahkemelerin denetimine tabi tutulduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıda para. 14). Görevinin ikincil niteliğine önem veren Mahkeme, bu itibarla, yukarıda anılan hukuk yollarına ilişkin olarak yerel mahkemeler tarafından yapılan denetimin herhangi bir şekilde sınırlandırılacağını veya açıkça başarısız olacağını gösteren herhangi bir emare bulunmadığı kanaatindedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) Mustafa Avcı/Türkiye, no. 39322/12, § 64, 23 Mayıs 2017). Dolayısıyla, Mahkeme, yukarıda belirtilen hukuk yollarının etkililiğinden şüphe etmek veya bu hukuk yollarının başvurana herhangi bir başarı sansı sunamayacağına hükmetmek için hiçbir neden bulunmadığını belirtmektedir.
25. Yukarıda hususlar ışığında Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin idare ve hukuk mahkemeleri önündeki tazminat yollarının iddia edilen ihlalin kabul edilmesini ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek nitelikte olduğu yönündeki tespitinin sorgulanmasını gerektirecek herhangi bir gerekçe bulunmadığını değerlendirmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Harizanov/Bulgaristan (k.k.), no. 53626/14, §§ 93-97, 5 Aralık 2017, ve Gülen/Türkiye (k.k.), no. 38197/16, 38384/16, 38389/16, 38394/16, 38400/16 ve 38410/16, § 68, 8 Eylül 2020).
26. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile 6098 sayılı Kanun’un 58. maddesinde düzenlenen idare ve hukuk mahkemeleri önündeki tazminat yollarına başvurmaması nedeniyle, iç hukuk yollarını tüketmek için kendisinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yaptığının kabul edilemeyeceği kanaatindedir (bk. D.H. ve Diğerleri/Çek Cumhuriyeti [BD], no. 57325/00, § 116, AİHM 2007‑IV).
27. Bununla birlikte Mahkeme, bu sonucun, söz konusu hukuk yollarının etkililiğine ve özellikle de yerel mahkemelerin kişisel verilerin saklanmasına ilişkin tam yargı davasına yönelik yeknesak ve Sözleşme’ye uygun bir yaklaşım geliştirme kabiliyetine ilişkin olarak daha sonra yapılacak incelemelere hiçbir şekilde halel getirmediğini belirtmektedir (ayrıca karşılaştırın, Mehmet Hasan Altan/Türkiye, no. 13237/17, § 102, 20 Mart 2018).
28. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, Hükümetin itirazını kabul ederek, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki şikâyeti, 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddetmektedir.
Diğer şikâyet29. Başvuran, ayrıca, Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesinin gerektirdiği üzere, internet trafik verilerinin hukuka aykırı bir şekilde saklanması ve iletilmesine ilişkin şikâyette bulunabileceği etkili bir hukuk yoluna sahip olmadığını iddia etmiştir.
30. Mahkeme, yukarıda, başvuranın Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında öne sürdüğü şikâyetler bakımından etkili bir iç hukuk yoluna sahip olduğu tespitinde bulunmuştur. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamındaki şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 5 Aralık 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan