AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 23939/11
Oktay CAN / Türkiye
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Jon Fridrik Kjølbro,
Ivana Jelić,
veYazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 2Ekim 2018 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 15 Aralık 2010 tarihli başvuru ile davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler dikkate alınarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Oktay Can, Türk vatandaşı olup, 1958 doğumludur ve Antalya’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Antalya Barosuna bağlı Avukat A. Çevik tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. 30 Mayıs 2009 tarihinde, 19 yaşında olan başvuranın oğlu Murat Oktay Can zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmek için askerlik şubesine kayıt olmuştur.
4. Başvuranın oğlu, psikolojik muayene de dâhil olmak üzere, olağan sağlık muayenesine tabi tutulmuştur. Doktorlar, başvuranın oğlunun askerlik görevini yerine getirmek için elverişli olduğunu belirtmişlerdir.
5. Başvuranın oğlu, 4 Eylül 2009 tarihinde, Erzincan’da aldığı askeri eğitim sonrasında Tunceli’de bulunan Sarıtaş Jandarma Karakolunda göreve başlamıştır.
6. Murat Oktay Can, 5 Ekim 2009 tarihinde, nöbetçi jandarmalar arasında bulunuyordu ve havan toplarının yer aldığı bölümün gözetim odasında nöbet tutuyordu. Başvuranın oğlu, saat 18.40’da, ateşli bir silah tarafından ölümüne sebep olacak şekilde yaralanmıştır. Olay yerinde bulunan askerler tarafından başvuranın oğlunun hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.
7. Elazığ Askeri Cumhuriyet Savcısı tarafından resen bir ceza soruşturması açılmıştır.
8. Askeri Cumhuriyet Savcısı ve Jandarma Komutanlığı kriminal inceleme bilirkişi ekibi, saat 22.50’da, helikopter ile olay yerine gitmişlerdir.
9. Olay yeri tespit tutanağı tutulmuştur. Olay yerine ilişkin bir kroki çizilmiştir. Olay yerinin fotoğrafları çekilmiştir. Olay yerinden, bir G3 Piyade Tüfeği, on sekiz mermi ile dolu bir şarjör, tüfeğin arka ucuna yerleşmiş bir mermi bir de müteveffanın sol ayağına 86 santimetre mesafede bulunan 7,62 milimetre çapında bir mermi kovanı toplanmıştır.
10. Murat Oktay Can, bacakları bükülmüş vaziyette yere değen, sırtı duvara yaslı ve kan içerisinde olan başı sağa eğik şekilde bulunmuştur. Murat Oktay Can tüfeğini sol elinde tutmakta idi. Tüfeği bacakları arasında bulunuyordu. Tüfeğin arka kısmı yere değiyordu. Silah ateş etmeye hazır haldeydi. Duvarda, müteveffanın başının arkasında ve tavanda kan birikintisi vardı.
11. Olay yeri tutanağında arbede yaşandığını düşündürecek hiçbir unsur bulunmadığı anlaşılmaktadır.
12. Müteveffanın pantolonunun sağ cebinde tükenmez kalem ve sol cebinde veda notu bulunmuştur.
13. Askerlerin ifadeleri alınmıştır. Askerler, ifadelerinde Murat Oktay Can’ın bilinir bir psikolojik sorununun olmadığını ve davranışının tamamıyla normal olduğunu belirtmişlerdir. Askerler, üçüncü bir şahıs tarafından, askeri intihar etmeye teşvik etmiş olabilecek herhangi bir olay veya saldırı hakkında bilgi sahibi olmadıklarını ileri sürmektedirler. Askerler, askerlik hayatının kendilerine uygun olduğunu ve askeri birlikte kendilerine iyi davranıldığını eklemişlerdir.
14. Ancak, Murat Oktay Can’a yakın bazı askerler, ilgilinin kız arkadaşının motosiklet kazası geçirip yaralandığını öğrendiğini belirttiği günden beri, yani 4 Ekim 2009 tarihinden itibaren çok endişeli olduğunu ileri sürmektedirler.
15. Başvuranın da ifadesi alınmıştır. Başvuran bilhassa aşağıdaki ifadeleri belirtmiştir:
‘‘Murat Oktay Can benim tek oğlumdur. Kendisiyle sıklıkla telefonda görüşürdük. Olayın meydana geldiği gün, 5 Ekim 2009 tarihinde, saat 13.30-14.00 sularında, bizi ziyaret etmek için geleceğini söylemek için oğlum beni aramıştı. Oğlum, kız arkadaşının bir kaza geçirmesi sebebiyle izin talebinde bulunduğunu eklemişti. Kendisiyle tekrar saat 15.30-16.00 sularında telefonla görüştüm. İzin ile ilgili olarak amiri ile görüşeceğini söylemişti. Saat 18.00 ila 20.00 arasında kendisine tekrar ulaşmaya çalıştım ancak ulaşamadım. Saat 23.30’da, oğlumun hayatını kaybettiğini bildirdiler. Oğlum hiçbir sorundan muzdarip değildi. Hayat doluydu. Kendisi ile çok yakındık. Oğlumun intihar ettiğini düşünmüyorum. Oğlumun öldürüldüğünü düşünüyorum. Ne kendisine ne de başkalarına karşı hiçbir zaman şiddete başvurmamıştır. Hayatını kaybetmesinden sorumlu kişiler hakkında şikâyetçi olmak istiyorum. Cebinde bulunan veda notunun yazısı oğlumun el yazısı ile uyuşmuyor. Bu dram sonrasında kız arkadaşı bizi ziyarete geldi. Kız arkadaşının bana belirttiğine göre, 5 Ekim 2009 tarihinde herhangi bir kaza geçirmemişti. Yalnızca bacağındaki sorunlar için doktora gittiğini belirtti. Oğlum, kendisini ziyaret etmek için izin alacağını kız arkadaşına da söylemiş."
16. Telefon kayıtları incelenmiştir. Bu kayıtlardan anlaşıldığı üzere, Murat Oktay Can, hayatını kaybetmesinden bir gün önce saat 19.15’de kız arkadaşına telefon etmiştir. Bu telefon görüşmesi Murat Oktay Can’ın kız arkadaşı tarafından onaylanmıştır.
17. Müteveffanın cenazesi hastaneye sevk edilmiştir. Askeri Cumhuriyet Savcısı gözetiminde cenazenin dış muayenesi ve otopsisi yapılmıştır.
18. Adli tabipler şu tespitlerde bulunmuşlardır: beden uzunluğu 1,77 metre; iki kaşın arasında aşınmış yara ile kurşunun giriş deliği ve baş arkasında 13 x 6 cm’lik çıkış deliği. Adli tabip Murat Oktay Can’ın boynunun ön tarafında6 x 1,5 cm’lik çapında morlukla birlikte yüzeysel aşınma aynı zamanda korunmuş ve yara almamış bölgelerinde mevcut olduğunu belirtmiştir. Adli tabip ilgilinin bedeninde hiçbir darp veya şiddet izi bulunmadığını belirtmiştir.
19. Kan ve idrarda yapılan toksikolojik incelemeler sonrasında hiçbir uyuşturucu madde veya alkol tespit edilmediği sonucuna varılmıştır.
20. Otopsi, Murat Oktay Can’ın başından aldığı bitişik mesafeden açılan bir ateşle yaralanması sonucu hayatını kaybettiğini belirtmiştir.
21. Bir balistik bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Bilirkişiler, askerin hayatını kaybetmesine neden olan G3 Piyade Tüfeğini incelemişlerdir ve söz konusu silahın iyi durumda olduğu sonucuna varmışlardır. Jandarma Komutanlığı kriminal inceleme laboratuarı tarafından düzenlenen bilirkişi raporuna göre, mermi kovanının olay yerinde bulunan müteveffanın elinde bulunan silahtan geldiğini ve bu silahın Murat Oktay Can’a kullanması için emanet edilen tüfek olduğunu belirtmektedir. Yapılan muayeneler ve askerin bedeninde yapılan incelemeler sonucunda, askerin ellerinde ve yüzünde kalıntı bulunduğu tespit edilmiştir.
22. Grafoloji bilirkişi raporu düzenlenmesine karar verilmiştir. Grafoloji bilirkişi raporuna göre, veda notunun Murat Oktay Can tarafından yazıldığı sonucuna varılmıştır.
23. Elazığ Askeri Cumhuriyet Savcısı, 16 Ekim 2010 tarihinde, ceza soruşturması sonrasında, Murat Oktay Can’ın kendisine emanet edilen silahla intihar ettiği sonucuna varmış ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Elazığ Askeri Cumhuriyet Savcısı, üçüncü bir şahsın Murat Oktay Can’ın intihar etmesine teşvik veya yardım ederek ölümüne sebep olabileceğine dair bir kanıt bulunmadığını kaydetmiştir. Elazığ Askeri Cumhuriyet Savcısı, bu eylemin gerçekleşmesinde üçüncü şahıslara atfedilecek kusur, ihmal, kışkırtma veya suç ortaklığı olmadığını belirtmiştir. Elazığ Askeri Cumhuriyet Savcısına göre, Murat Oktay Can çömelmiş olup, tüfeğini bacaklarının arasına koyup ve silahın arka kısmını yere doğru eğerek, yüzüne doğru, iki kaşının arasına namluyu yöneltmişti. Murat Oktay Can, silahı sol eliyle tutmuş, silaha doğru eğilmiş ve sağ eliyle tetiği çekmiştir.
24. Elazığ Askeri Cumhuriyet Savcısı, bu sonuca varmak için, olay yeri inceleme raporu, kroki ve olay yeri fotoğrafları, otopsi raporu, balistik bilirkişi raporu, grafoloji bilirkişi raporu ve tanıkların ifadelerine dayanmıştır.
25. Başvuran, oğlunun ölümü ile ilgili karanlıkta kalan birçok husus olduğunu iddia ederek savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı itiraz etmiştir. Başvuran, bilhassa soruşturmanın intihar hipotezini en başından beri kabul ettiğini ve yasa dışı adam öldürme olasılığını değerlendirmediğini ileri sürmektedir. Başvurana göre, Murat Oktay Can’da bulunan morluklar şüpheli idi. Başvuran, silahın pozisyonunun tuhaf olduğunu ve cenazenin yerinin daha sonra değiştirildiği izlenimini verdiğini varsaymaktaydı. Ayrıca, başvurana göre, otopsi ve balistik bilirkişi raporu bağımsız ve tarafsız şekilde düzenlenmemiştir. Veda notu, başvurana göre, Murat Oktay Can tarafından yazılmamıştır. Başvuran, yapılan tanıklıkların gerçeği yansıtmadığını ve baskı altında verilmiş olduklarını ileri sürmektedir. Başvuran, Murat Oktay Can’ın hiçbir psikolojik sorundan muzdarip olmadığını ve aksi olmuş olsa bile, hiçbir uygun tedavinin ilgiliye uygulanmadığını iddia etmektedir.
26. Malatya Askeri Mahkemesi, 25 Haziran 2010 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir. Bu karar, 09 Temmuz 2010 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir. Bu karar ile ilgili kısımlar şu şekildedir:
‘‘Dosyada belirtilen unsurlardan Murat Oktay Can’ın, 4 Ekim 2009 tarihinde saat 21.00’da izin istediği anlaşılmaktadır. Murat Oktay Can kız arkadaşının bir kaza geçirdiğini düşünüyordu. Murat Oktay Can’ın amiri U. R. Ç., ilgilinin kız arkadaşının durumunu öğrenmek için polisi ve Antalya Devlet Hastanesini telefonla aramıştır. Murat Oktay Can’ın amiri bu tür bir kazanın olduğuna dair onay almamıştır. Ertesi gün, Murat Oktay Can, amiri U. R. Ç.’yi, kız arkadaşının iyi olduğunu ve izin istemediğini söylemek için görmeye gitmiştir. O gün, asker saat 18.00-19.00 arası nöbetçi idi. Nöbetten önce, U. R. Ç. dört askerden, endişeli bulduğu Murat Oktay Can’a göz kulak olmalarını istemiştir. Saat 18.40’da bir tek el silah sesi duyulmuştur. Askerler, Murat Oktay Can’ın başına aldığı (...) yara sonucu hayatını kaybettiğini tespit etmişlerdir.
Cumhuriyet Savcısı saat 22.50 sularında helikopterle olay yerine gelmiştir. Cenaze (...) klasik bir otopsi yapılması için ertesi sabah hastaneye sevk edilmiştir. Başvuranın başvurusunda ileri sürdüğü morluğa ilişkin bölge çok yüzeyseldir. Bu bölgede korunmuş ve yara almamış alanların mevcut olması, darp veya şiddet sonucu hayatını kaybetmediğini kanıtlamaktadır.
Silahın pozisyonuna gelince, Murat Oktay Can’ın ilk önce çömeldiği, sol eliyle tuttuğu ve arka kısmını yere doğru eğdiği tüfeğini bacaklarının arasına koyduğu ve silahın namlusunu yüzüne doğru iki kaşının arasına yönelterek hayatına son verme amacıyla tetiğe bastığı tespit edilmiştir.
Balistik bilirkişi raporu, tüfekte hiçbir arızası bulunmadığını ve Murat Oktay Can’ın ellerinde ve yüzünde ateşe ilişkin kalıntı bulunduğunu göstermektedir.
Otopsi raporuna göre, ateşin bitişik mesafeden açıldığı anlaşılmaktadır.
Dosyada, yetkilendirilmiş bağımsız kuruluşlar tarafından yapılan otopsi ve balistik bilirkişi raporlarının güvenilirliğini sorgulamaya izin verecek hiçbir unsur bulunmamaktadır.
Tanık ifadelerine gelince, bu ifadeler birbirleriyle uyuşmaktadırlar.
Yasa dışı adam öldürme şikâyeti hakkında, ceza soruşturmasında toplanan unsurlar bu hipotezden uzaklaşmaya imkân sağlamıştır.
Grafolojik bilirkişi raporu veda notunun Murat Oktay Can’ın elinden yazıldığını tespit etmiştir.
Bu sebeple, ceza soruşturması Murat Oktay Can’ın kasten hayatına son verdiğini ve üçüncü bir şahsa atfedilecek hiçbir kusur olmadığını belirtmiştir.
Dolayısıyla, ceza soruşturmasının tüm unsurları ile ilgili olarak, kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karar kanuna uygundur.’’
27. Başvuran, kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara karşı bir kez daha itiraz etmiştir. Başvuran, yasa dışı adam öldürmeye ilişkin olarak intihar süsü verilmiş olduğunu ileri sürmektedir.
28. Malatya Askeri Mahkemesi, 4 Ağustos 2011 tarihinde, savcılıktan ek soruşturma yapılmasını talep etmiştir.
29. Cumhuriyet Savcısı, 6 Ekim 2011 tarihinde, araştırmalara son vermiş ve talep edilen ek soruşturmaya ilişkin bir rapor ile birlikte, aldığı tedbirleri dile getirdiği ve askeri mahkemenin bu konuda belirttiği yetersizliklere cevap verdiği dosyayı askeri mahkemeye göndermiştir.
30. Askeri Mahkeme, 12 Ekim 2011 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir.
31. Başvuran, ceza soruşturmasına paralel olarak, 12 Ocak 2011 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine (‘‘Yüksek Mahkeme’’) oğlunun hayatını kaybetmesinden dolayı manevi tazminat için tam yargı davası açmıştır.
32. Yüksek Mahkeme, başvuranın maruz kaldığı maddi destek kaybının değerlendirilmesi amacıyla bir bilirkişi atamıştır. Bilirkişi, 20 Aralık 2012 tarihli raporunda söz konusu zararı 45.591 Türk lirası (TL) olarak belirlemiştir.
33. Yüksek Mahkeme, 16 Ocak 2013 tarihinde, başvuranı haklı bulmuştur.
Yüksek Mahkeme, ilk olarak askeri makamların başvuranın oğlunun psikolojik rahatsızlıklardan şikâyetçi olduğunu ve psikiyatrik muayenesinin yapılması için ilgilinin hastaneye sevk edilmesi gerektiğinden haberdar olduklarını varsaymaktadır.
Daha sonra, Yüksek Mahkeme, başvuranın oğluna, silah emanet etmenin intihar için elverişli koşulların arasında belirleyici bir unsur olduğunu varsaymaktadır.
Yüksek Mahkeme, hayatına son vererek Murat Oktay Can’ın, aynı zamanda yönetim kadar sorumluluk payının olmasına rağmen, silahla birlikte bir nöbet tutulmasını talep eden askeri denetlemekten ve korumaktan sorumlu olduğu iddia edilen yönetimin kusurlu olduğu sonucuna varmaktadır.
34. Yüksek Mahkeme, başvurana maddi tazminat için 5.000 Türk lirası (TL) ve manevi tazminat için ise 1.500 Türk lirası (TL) ödenmesine karar vermiştir.
35. Söz konusu tarihte yaklaşık 2.850 Avro miktarına eşdeğer olan, gecikme faizi ile birlikte, toplam 6.500 Türk lirası ödenmiştir.
36. Başvuran, 21 Ağustos 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
37. Anayasa Mahkemesi, 14 Ekim 2015 tarihinde, oğlunun hayatının korunması hakkının ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu iddia edemeyeceği gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması
38. Mahkeme, somut olaydaki ilgili iç hukuk ve uygulaması ile ilgili olarak, Abdullatif Arslan ve Zerife Arslan/Türkiye (No. 40862/08, § 19, 21 Temmuz 2015) kararına ve bu kararda yer alan referanslara atıfta bulunmaktadır.
ŞİKÂYETLER
39. Başvuran, Sözleşme’nin belirli bir hükmünü ileri sürmeden, oğlunun hayatını kaybetmesindeki koşulların açık bir şekilde aydınlatılmamasından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
40. Hükümet, açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek, başvuranın iddiasını kabul etmemektedir. Hükümet, başvuran tarafından başlatılan idari yargılamaya atıfta bulunarak, bu yargılamanın sonucunun ilgilinin Sözleşme’nin 2. maddesine ilişkin herhangi bir ihlalden dolayı mağdur sıfatını kaldırdığı kanaatindedir.
41. Başvuran, Hükümetin görüşlerine kendisine verilen süre içerisinde cevap vermemiştir.
42. Mahkeme zorunlu askerlik hizmeti alanında ele aldığı başvuruların, sıkça devlet makamları ya da görevlilerinin tam denetimi altında bulunan bir bölgede ya da sorumlu kişilerin, bir yandan olayların gerçek seyrini öğrenebilecek diğer yandan mağdurlar tarafından haklarında dile getirilen iddiaları doğrulamaya ya da reddetmeye yönelik bilgilere erişebilecek tek kişi olarak kabul edildiği kamunun pek de ulaşamayacağı yerlerde meydana gelen olaylarla ilgili olduğunu; ayrıca Mahkeme’nin konuyla ilgili yerleşik içtihadının belirli durumlarda asgari etkinlik kıstaslarına cevap veren cezai nitelikte bir resmi soruşturma yürütülmesi yükümlülüğünün kesinlikle yerine getirilmesine hükmettiğini de hatırlatmaktadır (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye, No. 24014/05, §§ 169‑182, 25 Haziran 2013).
43. Böyle bir yükümlülük, bilhassa askerin objektif olarak ‘‘şüpheli’’ olarak görünmesi durumda da zorunlu kılınmaktadır. Yasa dışı adam öldürme iddiasının olaylar ışığında, en azından savunulabilir olduğunda ya da en başından itibaren açık bir şekilde kaza veya taksirli bir eylem sonucu meydana geldiği ortaya çıktığında durum bu şekildedir (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, yukarıda anılan, §§ 130-133).
44. Mahkeme, davanın koşullarında, asgari etkinlik kriterlerini karşılayacak ceza nitelikli bir resmi soruşturma gerektiği kanaatindedir.
45. Mahkeme, askeri savcılığın trajik olayın meydana gelmesinden itibaren resen soruşturma açtığını ve gereken ivedilikle inceleme yaptığını kaydetmiştir.
46. Mahkeme, Cumhuriyet savcısının söz konusu olaylara ilişkin delil unsurlarını toplamak ve korumak için uygun tedbirleri aldığını belirtmektedir.
47. Mahkeme, tanıkların ifadelerinin alındığı ve Murat Oktay Can’ın arkadaşlarının ve amirlerinin sorguları savcılığın olayların meydana geldiği tarihte ilgilinin psikolojik durumuna ve söz konusu olayın etrafındaki koşullara ilişkin bilgi toplamasına yardımcı olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, başvuranın ifadesi alınmıştır.
48. Mahkeme, ateş sonucu kalıntı varlığını denetlemek amacıyla askerin cenazesinden örnekler alındığını da tespit etmektedir. Ayrıca talep edilen grafoloji bilirkişi raporu, Murat Oktay Can’ın cebinde bulunan veda notunun kendi elinden yazıldığını belirtmiştir.
49. Ayrıca, Cumhuriyet Savcısının gözetiminde bir otopsi yapılmıştır. Yapılan otopsi, başvuranın oğlunda bulunan yaraya ilişkin bir rapor düzenlemesini ve hayatını kaybetmesiyle ilgili klinik tespitlerin objektif olarak incelenmesini sağlamıştır.
50. Son olarak, Mahkeme, savcılığın başvuran tarafından ileri sürülen yasa dışı adam öldürmeye ilişkin iddiasını incelememesinden dolayı sorumlu tutulamayacağı kanaatindedir. Başvurudan haberdar olan Askeri Mahkeme ilgilinin diğer iddialarını da dikkate almıştır ve ek soruşturma işlemlerinin başlatılmasına karar vermiştir.
51. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, başvuranın oğlunun hayatını kaybetmesiyle ilgili yürütülen soruşturmanın yeterince ivedi ve uygun olduğu ve başvuranın oğlunun çıkarlarının korunması ve haklarının kullanılması için yeterli derecede ilişkili olduğu kanaatindedir. Başka bir deyişle, söz konusu başvuru Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında etkin olmuştur. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı da açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
52. Mahkeme, yasa dışı adam öldürme iddiası desteklendiğinde,
başvuranın Askeri Yüksek İdare Mahkemesine yaptığı tazminat başvurusu kapsamında, askeri makamların Murat Oktay Can’ın hayatını kaybetmesinde bir sorumluluklarının olup olmadığı hususunun ortaya çıktığını tespit etmektedir.
53. Yüksek Mahkeme, 16 Ocak 2013 tarihinde verdiği kararda, başvuranın oğlunun intiharındaki kusura ilişkin sorumluluğunu, psikolojik rahatsızlıklara muzdarip olduğundan haberdar olan idarenin askerin yaşamını korumaya ilişkin görevini yerine getirmediği gerekçesiyle açıkça kabul etmiştir. Bu nedenle, iç hukukta Murat Oktay Can’ın yaşam hakkının korunmasına ilişkin hakkının ihlal edildiği açıkça kabul edilmiştir; ya da, başka bir ifadeyle, Sözleşme’nin 2. maddesi esas yönünden ihlal edilmiştir.
54. İntihar sorumluluğu yalnızca askeri makamlara atfedilmemiş olması, özellikle de tazminatların belirlenmesi kapsamında, söz konusu tanımayı azımsayacak nitelikte değildir (bk. benzer durumlar için Erkan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 41792/10, § 79, 28 Ocak 2014, Volkan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 3449/09, § 43, 20 Ekim 2015, Turgut/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 64625/11, § 49, 30 Ağustos 2016, ve Aydoğan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 459/12, 21 Kasım 2017).
55. Mahkeme, Yüksek Mahkemenin başvurana gecikme faizleri ile birlikte toplam miktarı 2 850 Avro’ya tekabül eden tazminat ödediğini gözlemlemektedir (35. paragraf). Mahkeme, başvuranın ödenen miktarın yetersizliği hakkında kendi huzurunda şikâyette bulunmadığını kaydetmiştir. Dolayısıyla, Mahkeme, bu bağlamda bir şikâyetin olmaması ve davanın özel koşulları dikkate alındığında, bu tür bir tazminatın yetersiz olarak nitelendirilemeyeceği kanaatindedir.
56. Bu nedenle, Mahkeme, bu davada yaşam hakkına yapılan ihlalin uygun bir şekilde telafi edilmiş olarak kabul edilmesinden ve başvuranın Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edilmesinden dolayı Sözleşme’nin 34. maddesinin anlamında ‘‘mağdur’’ olduğunu ileri süremeyeceği (bk. ayrıca aynı yöndeki karar, Gençarslan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 62609/12, § 28, 14 Mart 2017) kanaatindedir. Dolayısıyla, bu şikâyet, Sözleşme’nin ratione personae (kişi yönünden) hükümlerine uygun değildir ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 25 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLediBianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy