AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 8152/13
Aşkın ÇANAKÇI / Türkiye
Başkan,
Robert Spano,
Hâkimler,
Işıl Karakaş,
Julia Laffranque,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 15 Ocak 2019 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda anılan 4 Aralık 2012 tarihli başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Aşkın Çanakçı, 1971 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat N. Ebrek tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), ise kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın koşulları
3. Davaların olguları; taraflar tarafından iletildiği şekliyle ve kendileri tarafından ibraz edilen belgelerden anlaşılacağı şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. 16 Ocak 2006 tarihinde, söz konusu zamanda 45 yaşında olan başvuranın ağabeyi, Ş.Ç., başka bir kişiyle tartışma yaşamış ve her iki adam birbirlerine silah çekip tehdit etmiştir. Aynı gün, jandarma tarafından sorgulanmışlar ve serbest bırakılmışlardır. O zamandan beri başvuranın ağabeyinden hiçbir haber alınmamıştır.
5. Başvuran, Mart 2006 tarihinde, Ankara Savcısı ile iletişime geçmiş ve savcıyı ağabeyinin Ocak 2006 tarihinden beri kayıp olduğu konusunda bilgilendirmiştir. Başvuran, savcıdan ağabeyinin nerede olduğunu soruşturmasını istemiştir. Savcı, aynı gün başvuranın ifadesini almış ve Emniyet Müdürlüğü Kayıp Şahıslar Bürosunu bilgilendirmiştir.
6. Başvuranın ağabeyinin kaybolmasına ilişkin olarak daha sonra yapılan soruşturma sırasında, yetkililer, S.Ç.’nin telefon kayıtlarını kontrol etmiş, başvuran tarafından ismi verilen diğer bazı kişileri sorgulamış ve Ocak 2006 tarihinden sonra, hiç kimsenin Ş.Ç.’yi görmediğini ve Ş.Ç.’nin ülkeyi terk ettiğini tespit etmiştir. Soruşturma, 25 Mart 2008 tarihinde kapanmıştır. Soruşturmayı kapama kararı, başvuranın adresinden taşınması ve yeni adresinin bulunamaması nedeniyle kendisine tebliğ edilememiştir.
7. Başvuran, 29 Aralık 2011 tarihinde, Kızılcahamam Savcısına bir dilekçe sunmuş ve ağabeyinin halen kayıp olduğunu belirtmiştir. Başvuran, ağabeyinin Kızılcahamam ilçesinde görüldüğüne yönelik duyum aldığını eklemiştir. Daha sonra, Kızılcahamam Savcısı tarafından bir soruşturma yürütülmüş ve söz konusu soruşturma sırasında, Ş.Ç.’yi 16 Ocak 2006 tarihinde en son görenler dâhil olmak üzere ek tanıklar da sorgulanmıştır. Savcı, soruşturma sonunda, 13 Mart 2012 tarihinde, Ş.Ç.’nin Kızılcahamam’da bir suç mağduru olduğunu gösteren hiçbir delilin bulunmadığı sonucuna varmış ve soruşturmayı kapamıştır. Başvuran, soruşturmanın kapanmasına karşı itirazda bulunmuş ve itirazı, 6 Haziran 2012 tarihinde, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Söz konusu karar, başvurana 1 Temmuz 2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
8. Başvuranın ağabeyinin kaybolmasına ilişkin üçüncü bir soruşturma, başvuran tarafından Cumhurbaşkanlığına sunulan başka bir dilekçenin 10 Ekim 2012 tarihinde Ankara Savcılığına gönderilmesinden sonra Ankara ve Kızılcahamam savcılıkları tarafından yürütülmüştür. Söz konusu soruşturma sırasında, başvuran, aile üyeleri ve başka kişiler tanık olarak sorgulanmıştır. Aile üyeleri, Ocak 2006 tarihinden beri Ş.Ç.’den haber alınmadığını doğrulamışlar ve savcıyı Ş.Ç.’nin kaybolduğundan beri banka hesaplarını kullanmadığı konusunda bilgilendirmişlerdir. Savcı, bazı cep telefonu şirketleriyle iletişime geçerek Ş.Ç.’nin 1 Mart 2006 tarihine kadar cep telefonunu kullanmaya devam ettiğini de tespit etmiştir. Bu soruşturma, Ş.Ç.’yi bulmak için tüm adımların atıldığı ve onun kaçırıldığını veya başka herhangi bir suçun mağduru olduğunu gösteren hiçbir delilin bulunmadığı sonucuna varan savcı tarafından 11 Temmuz 2013 tarihinde kapatılmıştır. Başvuran bu karara itiraz etmemiş ve karar 15 Ağustos 2013 tarihinde kesinleşmiştir.
9. İki polis memuru, 31 Ekim 2017 tarihinde, başvuranın ağabeyinin kaybolmasına ilişkin olarak soruşturmalarda atılmış olan ve yukarıda özetlenmiş olan adımların bir özetini ortaya koyan bir rapor hazırlamış ve söz konusu kişinin aranmasına devam ettiğini belirtmişlerdir. Bu rapora göre, 2017 yılında polis tarafından soruşturulan olasılıklardan birisi, başvuranın ağabeyinin, oğlunun bulunduğu Almanya’ya gitmiş olabileceğiydi.
ŞİKÂYETLER
10. Başvuran, ağabeyinin muhtemelen 2006 yılında tartışma yaşadığı kişi tarafından öldürüldüğünü iddia etmiş ve Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında yer alan pozitif yükümlülüğün aksine, soruşturmayı yürüten yetkililer tarafından ağabeyinin hayatını korumak için hiçbir anlamlı adımın atılmadığından şikâyetçi olmuştur.
11. Başvuran, ayrıca, Sözleşme’nin 2 ve 13. maddeleri uyarınca, soruşturmayı yürüten yetkililer tarafından ağabeyinin kaybolmasına ilişkin hiçbir etkin soruşturmanın yürütülmediğinden şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ İNCELEME
12. Başvuran, ağabeyinin kaybolmasının ve akabindeki soruşturmanın, Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerini ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
13. Mahkeme; bireysel başvuruda bulunma hakkının kullanılmasına ilişkin olarak Mahkeme önünde açılan davanın kapsamının başvuranın şikâyeti tarafından belirlendiğini yineler. Şikâyet, olgulara yönelik iddialar ve yasal argümanlar olmak üzere iki ana unsurdan oluşmaktadır: Hangi hukuk kuralının uygulanacağını bulmak mahkemenin görevidir (jura novit curia) ilkesi uyarınca, Mahkeme, başvuran tarafından Sözleşme ve Protokolleri kapsamında öne sürülen hukuki gerekçelere bağlı kalmak durumunda değildir ve başvuranın dayandığı Sözleşme maddeleri veya hükümlerinden farklı olan Sözleşme maddeleri veya hükümleri uyarınca bir şikâyeti inceleyerek şikâyet konusu olayları hukuki açıdan vasıflandırma yetkisi vardır (bk. Radomilja ve Diğerleri/ Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, AİHM 2018).
14. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini sadece ilgili kısımları aşağıdaki gibi geçen Sözleşme’nin 2. maddesi yönünden incelemeyi uygun görmektedir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur...
...”
15. Hükümet, başvuranın, kamu yetkililerine ağabeyinin hayatının tehlikede olduğunu gösteren hiçbir bilgi sunmayarak ve ağabeyinin korunmasına yönelik talepte bulunmayarak iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranın sorumlu olduklarını düşündüğü idari yetkililerden tazminat talep etmediğini iddia etmiştir. Son olarak, Hükümet, başvuranın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadığını iddia etmiştir.
16. Bununla beraber, Hükümet, soruşturmaların yeterli bir şekilde yürütülmediğini iddia eden başvuranın daha erken bir aşamada bu soruşturmaların etkili olmadığının farkına varmış ve Mahkemeye daha erkenden başvuru yapmış olması gerektiği için başvuranın altı ay kuralına uymadığını iddia etmiştir.
17. Son olarak, Hükümet, yetkililerce etkin bir soruşturma yürütüldüğünü ve yetkililerin her olasılığı değerlendirip tüm makul adımları attığını savunmuştur.
18. Başvuran, özellikle, Hükümetin yukarıda belirtilen argümanlarını ele almamış, ancak Cumhurbaşkanlığına başvurduğunu, talebinin savcılara gönderildiğini ve savcılar tarafından yürütülen soruşturmaların yetersiz olduğunu belirtmiştir.
19. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin her halükarda aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı kabul edilemez olduğu gerekçesiyle başvuranın Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi anlamında iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğinin veya altı ay kuralına uyup uymadığının incelenmesinin gereksiz olduğu kanaatindedir.
20. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin iki aşamalı olduğunu gözlemlemektedir. İlk olarak, başvuran, ulusal yetkililerin ağabeyini etkili bir şekilde aramaması nedeniyle pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden şikâyetçi olmuştur. İkinci olarak, başvuran, yetkililerin, ağabeyinin kaybolmasına ilişkin olarak etkin bir soruşturma yürütmediği konusunda şikâyetçi olmuştur.
21. Birinci şikayete ilişkin olarak Mahkeme, Sözleşme’nin 2 § 1 maddesinin ilk cümlesinin Devletlerin sadece kasti ve hukuksuz olarak kimsenin yaşamına son vermekten kaçınması gerektiğini değil aynı zamanda yetkisi dahilinde bulunan kişilerin hayatlarını korumak için uygun adımlar da atması gerektiğini belirttiğini yineler (bk. L.C.B./Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑III). Bu yükümlülük, örneğin üçüncü şahısların cezai eylemlerinden dolayı kişilerin ya da kimliği bilinmeyen kişilerin hayatlarına karşı gerçek ve ivedi bir riskin varlığını yetkililerin bildiği ya da bilmesi gerektiği durumlarda ortaya çıkmaktadır (bk. Osman/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998, § 116, Raporlar 1998‑VIII). Mahkeme, bir kişinin hayatını tehdit edici şartlar altında kaybolması durumunda yukarıda anılan pozitif yükümlülük uyarınca Devletin söz konusu kayıp kişinin yaşama hakkını koruması için işlevsel tedbirler alması gerektiğine hükmetmiştir (bk. Osmanoğlu/Türkiye, no. 48804/99, § 75, 24 Ocak 2008 ve burada atıfta yapılan diğer dava).
22. Mevcut başvurunun tebliğ edildiği sırada, davalı Hükümetin dikkati, yukarıda anılan Osmanoğlu kararına çekilmiştir. Hükümetten, Mahkeme’yi, ulusal makamların ilk kez kaybolmadan haberdar olduğu tarih ve bundan haberdar olduktan sonra, başvuranın ağabeyinin hayatını korumak için hangi etkili önleyici önlemleri almış olduğu konusunda bilgilendirmesi talep edilmiştir.
23. Hükümet, cevap olarak, Osmanoğlu davasının mevcut başvurudan farklı olduğunu ileri sürmüştür. Zira Osmanoğlu kararında iddia, başvuranın oğlunun iki polis memuru tarafından gözaltına alındıktan sonra kaybolduğu yönündeydi. Somut davada, başvuranın ağabeyi gözaltına alınmamış ve Devletin yükümlülüğünü ilgilendiren koşullarda ortadan kaybolmamıştır. Bu bağlamda, başvuranın ağabeyinin 16 Ocak 2006 tarihinde jandarma tarafından sorgulandıktan sonra serbest bırakıldığının tartışmasız olduğu not edilmelidir (bk., yukarıda 4. paragraf).
24. Mahkeme, önceki paragraftaki Hükümet görüşlerine katılmamaktadır. Zira Mahkeme, Osmanoğlu kararında söz konusu davada başvuranın oğlunun kaybolmasından Devlet görevlilerinin sorumlu olduğu tespitine yönelik delillerin yetersiz olduğu sonucuna varmış, ancak bu durumun Hükümetin Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca arama yükümlülüğünden kurtarmadığına karar vermiştir (a.g.e.,§ 71). Dolayısıyla, Mahkeme, herhangi bir Devlet görevlisinin somut davada başvuranın ağabeyinin kaybolması olayına karıştığına dair hiçbir iddianın olmamasının, yetkililerinin onu arama yükümlülüğü altında olmadığı anlamına gelmeyeceği kanaatindedir.
25. İkinci şikâyete ilişkin olarak Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinde belirtilen yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün ve Sözleşme’nin 1. maddesinde belirtilen Devletlerin “yetki alanı dâhilindeki kişilerin Sözleşme’de belirtilen haklarını ve özgürlüklerini koruma” genel görevinin, şiddet kullanımı sonucu olarak hayatını kaybeden kişilerin ölümünü araştırmak için etkin resmi bir soruşturma açılmasını dolaylı olarak gerektirdiğini yineler (bk. Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], no. 24014/05, § 169, 14 Nisan 2015 ve burada atıfta bulunulan dava). Bu bağlamda, Mahkeme, bu yükümlülüğün söz konusu cinayetin Devletin bir görevlisi tarafından işlendiğinin belli olduğu durumlar ile sınırlı olmadığına dikkat çekmektedir (bk. Salman/Türkiye [BD], no. 21986/93, § 105, AİHM 2000-VII). Etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün, bir kişinin hayati risk taşıyan koşullar altında kaybolduğu davalara eşdeğer uygulandığı da vurgulanmalıdır (bk., diğerlerinin arasında, Er ve Diğerleri/Türkiye, no.23016/04, § 82, 31 Temmuz 2012).
26. Somut başvuru koşulları çerçevesinde, Mahkeme, ulusal yetkililerin başvuranın yapmış olduğu yardım çağrısına verdikleri cevabın ve soruşturmalar sırasında yetkililerin atmış oldukları adımların değerlendirmesinin yapılması gerektiği için yukarıda özetlenmiş olan (bk. 20. paragraf) başvuranın iki şikâyetinin eş zamanlı olarak incelenmesi gerektiğine karar vermiştir.
27. Mahkeme, taraflarca ibraz edilen belgelerden, başvuranın ilk kez yetkililere ağabeyinin kaybolması hakkında bilgi verdiği ve bu yetkililerden ağabeyini bulmasını istediği tarihin Mart 2006 (bk., yukarıda 5. paragraf), yani ağabeyinin kaybolmasından yaklaşık 2 ay sonra olduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıda 4. paragraf). Aynı gün, savcı, başvuranın ifadesini almış ve Emniyet Müdürlüğü Kayıp Şahıslar Ofisini bilgilendirmiştir ( bk., yukarıda 5. paragraf).
28. Aslında, Mahkeme, çeşitli savcılar tarafından toplam üç ayrı soruşturma açıldığını ve yürütüldüğünü kaydetmektedir. Yukarıda özetlendiği üzere (bk., yukarıda 6-8. paragraflar), söz konusu soruşturmalar sırasında ilgili bazı adımlar atılmış ve başvuranın iddiaları yeterli derecede soruşturulmuştur. Bu bağlamda, Mahkeme özellikle Hükümetin Mahkemeye sunduğu tüm soruşturma dosyalarının başvurana gönderildiğine ve başvurandan dosyalar hakkında görüşlerini belirtmesinin istendiğine dikkat çekmektedir. Bununla birlikte, başvuranın soruşturmayı yürüten yetkililer tarafından atılan adımların yeterli olduğuna ve özellikle hatalı olduğunu düşündüğü bu soruşturmaların belirli yönlerine atıfta bulunmadığına yönelik itirazda bulunmaya çalışmadığı not edilmelidir.
29. Başvuranın yetkililerin özenle ve derhal harekete geçmesi, yetkililerin bağımsız ve tarafsız olması ya da maktulün ailesinin soruşturma dosyalarına erişimi gibi etkin bir soruşturmanın sahip olması gereken ve Mahkemenin içtihadında belirtilen olmazsa olmaz ilkelerinin (sine qua non) yetkililerce ihlal edildiği konusunda hiçbir argüman öne sürmediğine dikkat çekmek de aynı şekilde önemlidir. Her halükarda, elinde bulunan tüm belgeleri inceleyen Mahkeme, somut davada soruşturmayı yürüten yetkililerin yukarıda anılan etkin soruşturma yürütme ilkelerine uyduklarını düşünmektedir.
30. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinde belirtilen etkin soruşturma yürütme yükümlülüğünün sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların uygulanması yükümlülüğü olduğunu ve bu ilke doğrultusunda her soruşturmanın başarılı bir sonuca ulaşma zorunluluğunun olmadığını yinelemek zorundadır (bk. McKerr/Birleşik Krallık, no. 28883/95, § 113, AİHM 2001‑III). Söz konusu madde, yetkililerin fırsatları dâhilindeki makul yolları kullanmasını ve olay ile ilgili delillerin güvenliğini sağlamasını zorunlu kılmaktadır (Ramsahai ve Diğerleri/Hollanda [BD], no. 52391/99, § 324, AİHM 2007‑II).
31. Yukarıda anılan hususlar ışığında, Mahkeme, ulusal yetkililerin etkin soruşturma yürüterek başvuranın ağabeyini bulmada kendilerinden makul olarak beklenen her şeyi yaptıklarını ve bu konuda başarısız olmaları halinde suçlanamayacaklarına karar vermiştir. Mahkeme, bu sonuca varırken, ayrıca başvuranın kayıp ağabeyinin aranmasının halen devam ettiğini de dikkate almıştır (bk., yukarıda 9. paragraf).
32. Yukarıda anılan hususlar ışığında, Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi uyarınca başvurunun reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 7 Şubat 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy