AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ABDULLATİF ARSLAN VE ZERİFE ARSLAN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 40862/08)
KARAR
STRAZBURG
21 Temmuz 2015
İşbu karar Sözleşme’nin 44 §2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Abdullatif Arslan ve Zerife Arslan / Türkiye davasında,
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 30 Haziran 2015 2015 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın (No. 40862/08) temelinde, iki Türk vatandaşının, Abdullatif Arslan ve Zerife Arslan’ın (“başvuranlar”) 14 Ağustos 2008 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Mardin Barosuna bağlı Avukat E. Kuzu tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar bilhassa, yetkililerin, oğullarının intihar etmesini önlemeye yönelik uygun tedbirler almadıklarını iddia etmektedirler.
4. Başvuru, 12 Ocak 2010 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla 1954 ve 1965 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, 11 Ekim 2007 tarihinde, zorunlu askerlik hizmetini yaptığı sırada yaşamını yitiren Erdal Arslan’ın anne ve babasıdır.
6. Erdal Arslan’a, askerliğe çağrılmadan önce akut hezeyanlı psikoz tanısı konmuştur. 26 Mart 2007 tarihinde Diyarbakır Devlet Hastanesi Psikiyatri Servisi doktoru tarafından ilaç reçete edilmiş ve ilgili, ilaç tedavisi görmüştür.
7. Olağan tıbbi muayeneler sonrasında, askerlik şubesi tarafından Erdal Arslan’ın askerliğe elverişli olduğu bildirilmiştir. Erdal Arslan acemi eğitimini yapmak üzere Yeni Foça Jandarma Karakol Komutanlığına (İzmir) katılmıştır.
8. İzmir Asker Hastanesi tarafından 11 Mayıs 2007 tarihinde düzenlenen raporda, Erdal Arslan’ın özel kuvvetler birimleri dışında askerlik yapmaya elverişli olduğu bildirilmiştir.
9. Erdal Arslan’ın daha önce intihar girişiminde bulunduğu ve uyuşturucu madde kullandığı tespit edildiğinden 1 Haziran 2007 tarihinde alay psikiyatrisi onu kışla revirine kabul etmiştirsevk etmiştir. Daha sonra ilgili, 6 Haziran 2007 tarihinde İzmir Asker Hastanesi Psikiyatri Servisinde muayene edilmiş; doktor “psikotik bozukluk” teşhisi koymuş ve ilaç tedavisi vermiştir.
10. Acemi eğitimi akabinde Kümbetli Jandarma Karakol Komutanlığına (Kars) katılan Erdal Arslan jandarma karakol komutanlığı içerisinde uyuşturucu madde kullanma nedeniyle 14 ila 21 Eylül 2007 tarihleri arasında yedi gün oda hapsi cezasına çarptırılmıştır.
11. Daha sonra ilgili, Boğatepe Jandarma Karakoluna (Kars) sevk edilmiştir. 10 Ekim 2007 tarihinde Sarıkamış Asker Hastanesi Psikiyatri Servisinde muayene edilmiştir. Doktor, ilgilide “psikotik bozukluk” bulunduğunu onaylamış ve Erdal Arslan’ın sağlık durumunun orduda hizmet vermeye elverişli olmadığını belirtmiştir.
12. Erdal Arslan 11 Ekim 2007 tarihinde saat 8.00 sıralarında komutanlık bölgesinde uyuşturucu madde kullanma nedeniyle on dört gün oda hapsi cezasına çarptırılmıştır.
13. Aynı tarihte, saat 15.00 sıralarında arkadaşının tüfeğiyle ciddi şekilde yaralanmış vaziyette bulunan Erdal Arslan hastaneye götürüldüğü sırada hayatını kaybetmiştir.
14. Sarıkamış Askeri Savcılığı 31 Aralık 2007 tarihinde, ölümün intihar sonucu meydana geldiği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
15. Başvuranlar 8 Şubat 2008 tarihinde bu karara itiraz etmişlerdir.
16. Ağrı Askeri Mahkemesi 18 Mart 2008 tarihinde itiraz edilen kararı onamıştır.
17. Askeri savcı bununla birlikte, 1 Nisan 2008 tarihinde, olay günü Erdal Arslan’ı uyuşturucu madde kullanırken yakaladığında darp etme ve yaralamakla suçlanan bölük komutanı M.K. hakkında ceza davası açmıştır. Aynı zamanda, erlerin silahlara serbestçe erişememeleri için tedbirler almayarak görevini ihmal etme nedeniyle Çavuş B.E.; tanıklara tavsiyelerde bulunarak adalete müdahale etme nedeniyle ise Çavuş H.G. hakkında iddianame düzenlenmiştir. Üç sanık 6 Ocak 2011 tarihinde, üzerlerine atılı suçlar nedeniyle yirmi beşer gün erteli hapis cezasına mahkûm edilmişlerdir.
18. Bunun yanı sıra, başvuranlar 2009 yılında Askeri İdare Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır; söz konusu dava halen derdesttir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
19. Somut olayla ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması Kılınç ve diğerleri/Türkiye (No.40145/98, § 33, 7 Haziran 2005), Salgın/Türkiye (No. 46748/99, §§ 51-54, 20 Şubat 2007), Abdullah Yılmaz/Türkiye (No. 21899/02, §§ 32-39, 17 Haziran 2008), Yürekli/Türkiye (No. 48913/99, §§ 30-32, 17 Temmuz 2008) ve Dülek ve diğerleri/Türkiye (No. 31149/09, §§ 28-29, 3 Kasım 2011) kararlarında açıklanmıştır.
20. Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinde (24 Kasım 1986 tarih ve 86/11092 sayılı Yönetmelik) özellikle, bir erde hastalık ya da arıza tespit edilmesi durumunda, askerlik hizmetinin ertelenmesi ya da sevk ertelemesi tedbirleri alınacağı belirtilmektedir. Söz konusu hastalık ve arızalar, yönetmeliğin ekinde yer alan listede (Hastalık ve Arızalar Listesi) belirtilmektedir; bu listenin 15 ila 18. maddelerinde depresyon gibi psikolojik ya da psikiyatrik bozuklukların farklı çeşitleri bildirilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuranlar, somut olayda yürütülen soruşturmanın etkin olmamasından ve yakınlarının intihar etmesini önlemek için uygun tedbirlerin alınmamış olmasından şikâyet etmektedirler.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
22. Hükümet, tazminat davası halen yargı mercileri önünde devam ettiğinden kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır.
23. Mahkeme, benzer bir itirazı, başvuranın daha önce cezai yargı yolunu kullandığı ve yalnızca tazminat elde etmeye yönelik hukuk yolunu, ilke olarak, Sözleşme’nin 2 veya 3. maddeleri bağlamında tüketmek zorunda olmadığı gerekçesiyle Abdullah Yılmaz/Türkiye (No. 21899/02, § 47, 17 Haziran 2008) davasında reddetmiştir. Mevcut davada, daha önce vardığı bu kanaatten ayrılmayı gerektirecek herhangi bir özel durum tespit etmemektedir. Bu nedenle, Hükümetin bu bağlamda sunduğu itirazın reddedilmesi uygun olacaktır.
B. Esas hakkında
24. Başvuranlar somut olayda yürütülen ceza soruşturmasının etkin olmadığı kanısındadırlar. Bununla birlikte, askeri yetkililerin, yakınlarının intihar etmesine engel olmak amacıyla yeterli tedbir almadıklarını iddia etmektedirler.
25. Hükümet, söz konusu intihar olayında yetkililerin sorumluluğu bulunduğunu kabul etmemektedir. Hükümet, erlerin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunması için öngörülen mekanizmanın uygun ve yeterli olduğu kanısındadır. Hükümet, askeri makamları söz konusu intihar olayını öngörmemekle ve bu olayı önlemek için daha fazla çaba göstermemekle suçlamanın yetkililere aşırı yük yüklemek anlamına geldiği görüşündedir. Öte yandan, başvuranlara, Mehmetçik Vakfı yoluyla tazminat ödendiğinin altını çizmektedir.
26. Mahkeme, ceza soruşturmasının etkin olmadığı iddiasıyla ilgili şikâyetin, esası değerlendirmeye imkân verecek nitelikle açıklamalar içermediğini gözlemlemektedir. Bu nedenle Mahkeme, bu bağlamda ayrı inceleme yapmayacaktır.
27. Mahkeme, askeri yetkililerin, ilgilinin intihar etmesi için ortada bir risk bulunduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmelerinin gerekip gerekmediğini; şayet biliyorlarsa ya da bilmeleri gerekiyorsa, kontrolleri altında bulunan bireyi kendisine karşı koruma yükümlülüğü bağlamında bu riskin önlenmesi için, söz konusu yetkililerden makul olarak beklenecek her şeyi yerine getirip getirmediklerini araştıracaktır.
28. Olayların taraflarca yapılan hukuki nitelendirmelerine bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme, şikâyetlerin tümünün Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelenmesine karar vermiştir. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur (...)”
Konuyla ilgili genel ilkeler
29. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin, Devletlere, yargı yetkisi altında olan her kişiyi diğer bir kişiye veya gerekirse, kendisine karşı korumak için gereken bütün önleyici tedbirleri alma konusunda pozitif bir yükümlülük yüklediğini hatırlatmaktadır (bk. Tanrıbilir/Türkiye, No. 21422/93, § 70, 16 Kasım 2000 ve Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95, §§ 89-93, AİHM 2001-III).
30. Zorunlu askerlik hizmeti konusunda şüphesiz geçerli olan bu yükümlülük (bk. Alvarez Ramon/İspanya (kabul edilebilirlik kararı), No.51192/99, 3 Temmuz 2001), Devletleri, yaşama hakkına zarar verilmesini etkili şekilde önleyebilecek nitelikte idari ve yasal bir sistemi uygulamakla yükümlü kılmaktadır (bk. yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı, §§ 55-58).
31. Zorunlu askerlik hizmeti alanında, yasal ve idari çerçeve güçlendirilmeli ve bunun yanı sıra, bu çerçeve, yalnızca askerlik ile ilgili bir takım faaliyet ve görevlerin niteliğinden dolayı değil, aynı zamanda bir Devlet, vatandaşlarını askere alma kararı verdiğinde söz konusu olan insan unsuru nedeniyle askerlik yoklamasına bağlı oluşabilecek hayati risk seviyesine göre uyarlanmış bir düzenleme de içermelidir (bk. Lütfi Demirci ve diğerleri/Türkiye, No. 28809/05, § 31, 2 Mart 2010).
32. Söz konusu düzenleme, bir yandan askeri hayata bağlı tehlikelere maruz kalabilecek erlerin etkili şekilde korunmasına yönelik uygulamalara ilişkin tedbirlerin alınmasını, diğer yandan farklı kademelerdeki sorumlular tarafından bu konuda yapılabilecek hataların yanı sıra kendi çalışmalarındaki eksiklikleri belirlemeye imkân verecek uygun prosedürlerin oluşturulmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda, erlerin korunmasını sağlamaya yönelik düzenleyici tedbirlerin, ilgili sağlık kuruluşları tarafından uygulamaya geçirilmesi de gereklidir; zira askeri sağlıkla ilgili birimlerin sağlık uygulamaları kapsamındaki tutum ve ihmalleri, bazı durumlarda, onlara Sözleşme’nin 2. maddesi açısından sorumluluk yükleyebilmektedir (bk. Dülek ve diğerleri/Türkiye No.31149/09, §§ 45-46, 3 Kasım 2011 ve yukarıda anılan Álvarez Ramón kararı).Söz konusu ilkelerin somut olaya uygulanması
33. Askeri yetkililerin başvuranların yakınının yaşam hakkını korumaya yönelik pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediklerine dair iddialar karşısında, Mahkeme, yerleşik içtihadını izleyerek, söz konusu askeri yetkililerin, ilgilinin intihar etmesi için ortada gerçek ve ani bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmelerinin gerekip gerekmediğini; şayet biliyorlarsa ya da bilmeleri gerekiyorsa, bu riskin önlenmesi için yetkililerin kendilerinden makul olarak beklenen her şeyi yerine getirip getirmediklerini araştırması gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. yukarıdaki 27. paragraf).
34. Mahkeme öncelikle, ilgilinin psikolojik ya da psikiyatrik sıkıntılar çektiğinin ve askeri yetkililerin, askerlik hizmetini yaptığı sırada konuyla ilgili olarak bilgilendirildiklerinin tartışma konusu olmayacağını kaydetmektedir. Ancak, bu kapsamda hazırlanan tıbbi raporlara rağmen, başvuranların yakını, doktorlar tarafından 10 Ekim 2007 tarihli rapora kadar askerlik yapmaya elverişli olarak değerlendirilmiştir.
35. Bu koşullarda, Mahkeme, ilgilinin sağlık durumunun askeri hayatla uyumlu olup olmadığının veya fiziksel ve ruhsal bütünlüğü için risk oluşturup oluşturmayacağının tespit edilmesinin veyahut gerektiği takdirde, askerlik hizmeti boyunca gerekli tedbirlerin alınması amacıyla söz konusu semptomların önemini ve ciddiyetini açıklıkla belirlemeye çalışmalarının yetkili makamlardan makul olarak beklenebileceği kanaatindedir.
36. Yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alındığında, yetkililerin, daha önce intihar teşebbüsünde bulunmuş, psikolojik veya psikiyatrik sıkıntılar yaşayan ve nihayetinde ateşli silahla intihar eden bir kişiyi askerlik yapmaya elverişli olarak bildirmeleri Mahkeme’nin alınan tedbirlerin yetersiz olduğu sonucuna varması için yeterlidir.
37. Mahkeme, özel durumlarda, bilhassa, kişi, diğer askerlerin ya da kendi yaşamının korunması amacıyla tedbir almanın gerekliliğini açığa vuran herhangi bir istikrarsızlık belirtisi göstermediğinde, üstlerini, benzer olayları önlemek amacıyla daha fazla çaba göstermemekle suçlamanın onlara aşırı bir yük yükleyebileceğinin bilincindedir (eylemin öngörülemezliği göz önüne alındığında ihlal tespit edilmeyen bir dava için, bk. Nurten Deniz Bülbül/Türkiye, No. 4649/05, §§ 29‑37, 23 Şubat 2010). Ancak Mahkeme, mevcut davada benzer sonuca varmak için herhangi bir unsur görmemektedir.
38. Dolayısıyla, Devletin, ilgiliyi kendi eylemlerine karşı korumak için önleyici tedbirler almaya yönelik pozitif yükümlülüğü ile ilgili olarak Sözleşme’nin 2. maddesi ihlal edilmiştir.
II. BAŞVURUNUN GERİ KALAN KISMIYLA İLGİLİ OLARAK
39. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin farklı maddelerini ileri sürmekte ve oğullarına verilen disiplin cezalarının kötü muamele teşkil ettiğinden yakınmaktadırlar.
40. Mahkeme, bilhassa yukarıda Sözleşme’nin 2. maddesiyle ilgili olarak vardığı sonucunu göz önüne bulundurarak, işbu şikâyetin kabul edilebilirliği ve esasını ayrı olarak incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
41. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
42. Başvuranlar, adil tazmin talebinde bulunmamışlardır. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranlara bu bağlamda herhangi bir ödeme yapılmasına gerek görmemektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamındaki şikâyetlerle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilirliği ve esasını incelemeye gerek olmadığına karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 21 Temmuz 2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithAndrás Sajó
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy