AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ABDURRAHMAN TEKİN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 42899/11)
KARAR
STRAZBURG
25 Eylül 2018
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Abdurrahman Tekin / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 4 Eylül 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (42899/11 No.lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Abdurrahman Tekin’in (“başvuran”) 1 Nisan 2011 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, yukarıda belirtilen tarihte gönderdiği yazısıyla, 18 Şubat 2009 tarihli olaylar sırasında kötü muamelelere maruz kaldığını ve buna ilişkin şikâyetinin kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen kararla sonuçlandığını belirtmiştir. Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünün 15 Temmuz 2011 tarihli yazısıyla, başvuran, 9 Eylül 2011 tarihine kadar kurallara uygun olarak bir başvuru sunmaya davet edilmiştir. 5 Eylül 2011 tarihli bu başvuru, 16 Eylül 2011 tarihinde alınmıştır.
3. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat R. Bataray Saman tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Kötü muamele iddialarına ve soruşturmanın etkin olmamasına ilişkin şikâyetler, 14 Kasım 2013 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun kalan kısmının Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
5. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı çıkmaktadır. Mahkeme, Hükümetin itirazını incelemesinin ardından bu itirazı reddetmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuran, 1950 doğumlu olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir.
7. Diyarbakır’da 18 Şubat 2009 tarihinde bir gösteri düzenlenmiştir. Başvuran, polisler tarafından darp edilmiş ve kendisine karşı göz yaşartıcı gaz kullanılmıştır.
8. Başvuran, 24 Şubat 2009 tarihinde, işkence nedeniyle şikâyette bulunmuştur. Ertesi gün, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı (“Cumhuriyet Savcısı”) başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran, söz konusu tarihte gösteriye katılmaksızın yalnızca oradan geçmekte olduğunu, gençleri polislere taş atarken gördüğünü ve gençlerin taş atmasını engellediğini, ancak polisler gösteri yerine vardıklarında, kendisine hakaret ettiklerini, yüzüne göz yaşartıcı gaz püskürttüklerini ve kendisine tüfeklerinin dipçiğiyle vurduklarını belirtmiştir.
9. Aynı gün, başvuran Adli Tıp Kurumu Diyarbakır Şubesi tarafından muayene edilmiştir. Tıbbi raporda, başvuranın sol gözünün etrafında bir ekimozun bulunduğu belirtilmiş ve bacak ağrısı iddialarına yer verilmiştir. Başka bir lezyon, yaralanma veya kırığın bulunmadığı dikkate alınarak, raporda hayati bir tehlikenin söz konusu olmadığı ve tespit edilen yaralanmanın hafif nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.
10. Başvuran, 10 Mart 2009 tarihinde, özel bir doktor tarafından muayene edilmiş ve söz konusu doktor, başvuranın sağ dizinde kronik bir ağrıdan muzdarip olduğunu ve on beş gün önce düşmeye bağlı olarak yaralandığını ifade ettiğini belirtmiştir.
11. Başvuran, 22 Mayıs 2009 tarihinde, olay yerinin fotoğrafının çekilerek bir gazetede yayımlandığını belirterek, Cumhuriyet Başsavcılığına ikinci bir dilekçe sunmuş ve fotoğrafı çeken gazetecinin ifadesinin dosyaya eklenmesini talep etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, söz konusu gazetenin Müdürlüğüne başvurmuş ve fotoğrafları elde etmiştir.
12. Cumhuriyet Savcısı, 10 Kasım 2009 tarihinde, söz konusu olayları, güvenlik güçleri tarafından görevlerini yerine getirirken işlenen suç olarak nitelendirmiş ve Diyarbakır Valiliğinden, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca olaya karışan iki polis memuru hakkında soruşturma yapma izni talep etmiştir.
13. Diyarbakır İl İdare Kurulu (“İdare Kurulu”) iki polis memurunun ifadelerini almıştır. Söz konusu polisler, ilgilinin göz yaşartıcı gaz kullanmamalarını söylemek için kendilerine bağırdığını ve ardından polis memuru S.K.nın elinden gaz bombası tüfeğini yakaladığını belirtmişlerdir. Polis memuru S.K., tüfeği başvuranın elinden almak için çekerek itmiş ve bu durum başvuranın yere düşmesine neden olmuştur. Polis memurları ayrıca, ilgiliye karşı doğrudan göz yaşartıcı sprey kullanmadıklarını, ilgiliye vurmadıklarını ve hakaret etmediklerini ifade etmişlerdir.
14. İdare Kurulu aynı zamanda, 19 Aralık 2009 tarihinde, polisler tarafından sunulan anlatım şeklini doğrulayan üç görgü tanığının ifadelerini almıştır.
15. İdare Kurulu, 28 Aralık 2009 tarihinde, daha önce ifade edilen unsurlara ve yukarıda belirtilen fotoğraflara atıfta bulunarak, suçlanan polis memurları hakkında soruşturma izni vermemeye karar vermiştir. Bu karar, Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi tarafından 31 Mart 2010 tarihinde onaylanmıştır.
16. Cumhuriyet Savcısı, 15 Haziran 2010 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, iddiaları hakaret ve darp şeklinde iki kısma ayırmıştır. Ardından Cumhuriyet Savcısı, iddia edilen hakaretlerin idari izin alınmaksızın soruşturulması gereken bir suç teşkil ettiği varsayıldığında, herhangi bir somut delilin, bu bağlamda bir ceza soruşturması başlatmak için söz konusu hakaretlerin tespit edilmesine imkân vermediğini belirtmiştir. Cumhuriyet Savcısı, darp iddiasına ilişkin olarak, ceza hukuku anlamında işkence ya da kötü muamelenin söz konusu olmadığı, zira fiillerin gereken seviyeye ulaşmadığı ve sürekli bir niteliğe sahip olmadığı kanısına varmıştır. Dolayısıyla, Cumhuriyet Savcısı, fiilleri basit yaralanmalara neden olan, görevlerin yerine getirilmesi sırasında meydana gelen hareketler ve gerekli idari iznin verilmediği bir suç olarak nitelendirmiştir.
17. Siverek Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ağustos 2010 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylamıştır. Siverek Ağır Ceza Mahkemesi kararında şu hususları belirtmiştir: “Dosyaya eklenen fotoğrafların polislerin şikâyetçiye vurduklarını göstermesine rağmen, polislerin yalnızca oradan geçmekte olan ilgiliyi tanıdıklarının ve böylelikle kasıt unsuru olmaksızın anlık gerçekleştirilen bir eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesi anlamında işkence ya da kötü muamele tanımına karşılık gelmediğinin belirtilmesini sağlayacak herhangi bir unsur bulunmamaktadır.” Bu nihai karar, 4 Ekim 2010 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, Sözleşme’nin 3 ve 13. maddelerine dayanarak, polisler tarafından darp edilmesinden, göz yaşartıcı gaz kullanılmasından ve kendisine hakaret edilmesinden şikâyetçi olmaktadır. Başvuran ayrıca, bu konuya ilişkin yapılan soruşturmanın, söz konusu fotoğrafların kendisine vurulduğunu açıkça göstermesi nedeniyle objektif olmadığı gerekçesiyle etkin olmamasından şikâyet etmektedir.
19. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
20. Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesine karar vermektedir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
21. Hükümet, Mahkemeyi altı aylık süre kuralına uyulmaması nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir. Hükümet, başvuranın 1 Nisan 2011 tarihinde yalnızca bir sayfalık bir mektup sunduğunu ve İç Tüzüğün 47. maddesi anlamında başvurunun Mahkemeye ancak, iddialara ilişkin nihai kararın 4 Ekim 2010 tarihinde tebliğ edilmesinin ardından altı aydan fazla bir süre sonra 16 Eylül 2011 tarihinde sunulduğunu belirtmektedir.
22. Öncelikle, Mahkeme, mevcut başvurunun 1 Ocak 2014 tarihinde yürürlüğe giren İç Tüzüğün 47. maddesine ilişkin 6 Mayıs 2013 tarihli değişiklikten önce sunulduğunu kaydetmektedir. Bu tarihten önce, Mahkeme normal olarak, bir başvurunun ilgilinin kendisine başvurma niyetinde olduğunu belirten ve özet olarak başvurunun niteliğini ifade eden, başvuranın birinci bildirisinin sunulduğu tarihte yapıldığı kanısına varmıştır. Bir faks şeklini de alabilecek olan bu birinci bildiri, altı aylık sürenin işleyişini durdurmuştur (Kemevuako/Hollanda (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 65938/09 § 19, 1 Haziran 2010).
23. Somut olayda, başvuran, şikâyetlerinin özünü somut ve anlaşılabilir bir şekilde ifade ettiği birinci mektubunu 1 Nisan 2011 tarihinde iletmiştir. Ardından başvuran, kendisine verilen süreler içinde kurallara uygun olarak başvurusunu sunmuştur (yukarıda 2. paragraf).
24. Yukarıda ifade edilenleri dikkate alarak Mahkeme, başvurunun 1 Nisan 2011 tarihinde sunulduğu kanaatine varmaktadır. Nihai kararın 4 Ekim 2010 tarihinde başvurana tebliğ edildiği dikkate alındığında, başvuru süresinden sonra sunulmamıştır. Bu nedenle, Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazı reddetmektedir.
25. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
26. Başvuran, polis memurları tarafından darp edildiğini, kendisine göz yaşartıcı gaz püskürtüldüğünü ve hakaret edildiğini iddia etmektedir.
27. Hükümet, yerel soruşturmaların sonuçlarına atıfta bulunmakta ve Mahkemeyi Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermeye davet etmektedir.
28. Konuya ilişkin genel ilkelerle ilgili olarak, Mahkeme, El-Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012), Mocanu ve diğerleri/Romanya ([BD], No.10865/09, 45886/07 ve 32431/08, §§ 314-326, AİHM 2014 (özetler)) ve Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
29. Mahkeme, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması veya daha genel olarak, güvenlik güçleriyle karşı karşıya kalması durumunda, kişinin davranışının kesinlikle gerekli kılmadığı halde kendisine karşı fiziksel güç kullanımının insan onuruna zarar verdiğini ve ilke olarak, Sözleşme’nin 3. maddesiyle güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Bouyid kararı, § 88, ve Vatandaş/Türkiye, No. 37869/08, § 34, 15 Mayıs 2018).
30. Mahkeme aynı zamanda, bilhassa kamu görevlilerine karşı yöneltilen işkence, ceza ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelelere ilişkin genel yasağın uygulamada etkili olduğunun ortaya konulması için bu kamu görevlilerinin gözetimi altında bulunan bir kişiye uygulanan kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yapılmasına imkân veren bir prosedürün mevcut olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Böylelikle, Sözleşme’nin 3. maddesi hükümleri, kişinin özellikle polis veya devletin diğer benzer görevlileri tarafından Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muameleye maruz kaldığını savunulabilir şekilde ileri sürmesi halinde, resmi ve etkin bir soruşturmanın yürütülmesini zımnen gerektirmiştir. Genel olarak, bir soruşturmanın etkin olarak kabul edilebilmesi için bu soruşturmayı yürütmekle görevli kurum ve kişilerin, hakkında soruşturma yapılan kişilerden bağımsız olmaları gerekmektedir (yukarıda anılan Bouyid kararı, §§ 114-118).
31. Somut olayda, Mahkeme, başvurana karşı göz yaşartıcı gaz kullanılmasına ve hakaret edilmesine ilişkin iddiaların iç hukukta kanıtlanmadığını kaydetmektedir. Mahkemeye sunulan dosyada yer alan hiçbir unsur, bu olayların ispatlanmasına imkân vermemektedir.
32. Darp iddiasına ilişkin olarak, Mahkeme, olaylardan kısa bir süre sonra yapılan tıbbi muayenenin başvuranın sol gözünün etrafında bir ekimozun bulunduğunu ortaya koyduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla, bu şikâyet ilk bakışta (“a priori”) savunulabilir nitelikteydi ve sonuç olarak, bu konuda bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesi gerekmekteydi.
33. Bununla birlikte, Cumhuriyet Savcısı, bu iddianın görevlerini yerine getirirken işlenen sıradan bir suça ilişkin olduğu kanısına varmış ve dosyayı Diyarbakır İl İdare Kuruluna göndermiştir.
34. Oysa Mahkeme, Türk hukukunda, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’a göre kurulan yetkili İl İdare Kurulunun bağımsız olmadığını daha önce tespit ettiğini hatırlatmaktadır (Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996, §§ 24-26, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1996‑VI, Oğur/Türkiye [BD], No. 21594/93, § 91, AİHM 1999‑III, Gömi ve diğerleri/Türkiye, No. 35962/97, §§ 66-68 ve 79-80, 21 Aralık 2006).
35. Öte yandan, İdare Kurulunun, farklı tanık ifadelerini göz önünde bulundurarak ve olaylar sırasında çekilen fotoğrafları incelemesinin ardından, polis memuru S.K.nın başvuranın silahını yakaladığı sırada kendisinden silahını almaya çalıştığı ve ardından başvuranın yere düştüğü kanısına varmasına rağmen (yukarıda 13. paragraf ve devamı), başvuranın itirazını inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi fotoğrafların başvurana “vurulduğunun” anlaşılmasına imkân verdiğini açıkça belirtmiştir (yukarıda 17. paragraf).
36. Böylelikle Mahkeme, Cumhuriyet Savcısı ve Ağır Ceza Mahkemesinin, başvuranın polis memuru tarafından darp edilmesini söz konusu polisin görevini yerine getirdiği sırada işlediği suç olarak nitelendirmesinin tek başına, güvenlik güçlerinin temsilcisinin sorumluluğunu bertaraf etmeye imkân vermediği kanısına varmaktadır. Gerçekte, sol gözde bir ekimozun bulunduğunun tıbbi yönden tespit edilmesi, güç kullanımının gerekliliğine ve orantılılığına ilişkin bir soruşturmanın yürütülmesini gerektirmiş, ancak somut olayda bu türden bir durum söz konusu olmamıştır (bk., örnek olarak, Nasrettin Aslan ve Zeki Aslan/Türkiye, No. 17850/11, §§ 40 ve 41, 30 Ağustos 2016, ve Ali Aba Talipoğlu/Türkiye, No. 16408/10, § 30, 18 Ekim 2016). Dolayısıyla, gereklilik ve orantılılığa ilişkin bir delil sunulmamıştır.
37. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
38. Başvuran, zararın tazminine ilişkin herhangi bir talep sunmamıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurana bu bağlamda bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
39. Başvuran, avukatlık ücretleri için 4.070,77 avro talep etmekte ve avukatının çalışma saatlerini gösteren bir belge ile Mahkeme önünde bir başvuranı temsil etmek için avukatlık asgari ücret tarifesini belirten Diyarbakır Barosunun bir yazısını ibraz etmektedir. Başvuran aynı zamanda, posta, fotokopi ve çeviri masraflarına karşılık gelen, Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 269,68 avro talep etmektedir. Başvuran, bir çevirmen tarafından 120 avro tutarında düzenlenen bir ödeme notunu ve posta gönderilerine ilişkin faturaları sunmaktadır.
40. Hükümet, Mahkemeyi, bu talepleri reddetmeye davet etmektedir.
41. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvurana yalnızca masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir (Merabishvili/Gürcistan [BD], No. 72508/13, § 370, AİHM 2017 (özetler), ayrıca bk., İç Tüzüğün 60. maddesi). Mahkeme, elinde bulunan belgeleri dikkate alarak, kendisi önündeki yargılama için yapılan masraf ve giderler bağlamında 1.000 avro ödenmesinin makul olduğu kanısına varmakta ve başvurana bu meblağın ödenmesine karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Davalı Devletin, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, üç ay içinde, başvurana masraf ve giderler için 1.000 avro (bin avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, ardından Mahkeme İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 25 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy