AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
İHLAL KARARI
AÇIKGÖZ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No: 45123/20)
KARAR
STRAZBURG
8 Ekim 2024
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Açıkgöz / Türkiye davasında,
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Diana Sârcu,
Gediminas Sagatys
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1992 doğumlu ve Adana’da ikamet eden, Ankara Barosuna kayıtlı Avukat K. Altıparmak tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Jinda Açıkgöz (“başvuran”) tarafından 21 Eylül 2020 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 45123/20);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) başvurunun tebliğ edilmesine dair kararı;
Tarafların beyanlarını;
Hükümetin başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazının reddedildiği kararı dikkate alarak;
17 Eylül 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın Facebook’taki bazı paylaşımlarının içeriği nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçundan Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesi uyarınca mahkûm edilmesine ilişkindir. Başvuranın mahkûmiyetinin ardından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Başvuran Sözleşme’nin 6 ve 10. maddesinin ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir.
2. Adana Cumhuriyet savcısı 8 Şubat 2019 tarihli iddianameyle başvuranın Facebook hesabında paylaştığı bir takım gönderi nedeniyle başvuranı Cumhurbaşkanına hakaret etmekle suçlamıştır.
3. 27 Haziran 2019 tarihinde Adana 16. Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranı 18 Ağustos 2015 ve 27 Aralık 2017 tarihinde Facebook hesabında paylaştığı gönderiler nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 299 maddesi kapsamında Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan mahkûm ederek başvurana bir yıl iki ay ve 17 gün hapis cezası vermiştir. Ardından Asliye Ceza Mahkemesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 § 5 maddesi uyarınca başvuran hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (bu hükmün lafzı için bk. Durukan ve Birol / Türkiye, no. 14879/20 ve 13440/21, § 23, 3 Ekim 2023) ve başvuranın beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulmasına karar vermiştir.
4. 16 Eylül 2019 tarihinde Adana 9. Ağır Ceza Mahkemesi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin tartışma konusu kararın usul ve esas açısından hukuka uygun olduğunu belirterek başvuranın temyizini reddetmiştir.
5. Başvuran 1 Ekim 2019 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak mahkûmiyetine ve hükmüm açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz etmiştir. Sözleşme’nin 10. maddesi ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerine dayanan başvuran, mahkûmiyet kararı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar dolayısıyla kesinleşmiş bir kararla mahkûm edildiğinden şikâyetçi olmuştur. İlaveten, başvuran tartışma konusu Facebook gönderilerinin aşağılama veya hakaret içermediğini ve dolayısıyla bunların ifade özgürlüğü kapsamı dâhilinde olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran iddialarını desteklemek üzere Anayasa Mahkemesinin bir kararına atıfta bulunmuş ve bu karardaki ilkeleri kendi mahkûmiyeti bağlamında uygulamıştır. Bireysel başvuru formunda söz konusu ceza yargılamalarında atılan her adımın kısaca anlatımına ve bu bağlamda verilen ilgili kararların birer nüshasına yer verilmiştir. Bunların arasında savcı tarafından hazırlanan iddianame, ceza mahkemesi tarafından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, başvuranın bu karara itirazına ilişkin dava dosyası ve bu itirazı reddeden karar yer almaktadır.
6. 3 Temmuz 2020 tarihinde Anayasa Mahkemesi, başvuranın bireysel başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
7. Başvuran Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak sosyal medyada eleştirilerini ifade ettiği için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıyla mahkûm edildiğini iddia etmiştir. Ek olarak, başvuran Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında Anayasa Mahkemesinin kararındaki gerekçelerin yetersiz olduğu iddiası temelinde şikâyette bulunmuştur.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Kabul Edilebilirlik Hakkında8. Hükümet iki hususta ilk itirazda bulunmuştur. İlk olarak Hükümet başvuranın iç hukuk yollarını usulüne uygun olarak tüketmediğini belirtmiştir. Bu bağlamda, başvuranın iddialarını Anayasa Mahkemesi önünde kanıtlayamadığını, dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verdiğini ileri sürmüştür.
9. İkinci olarak, Hükümet hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının başvurana herhangi bir yükümlülük veya kısıtlama getirmediğini ve bu nedenle başvurunun Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından bağdaşmadığını ileri sürerek başvuranın mağdur statüsüne itiraz etmiştir.
10. İç hukuk yollarının tüketilmemesine yönelik itiraza ilişkin olarak Mahkeme, başvuranın yukarıda belirtilen bireysel başvuru formunu sunarak ilgili tüm bilgileri Anayasa Mahkemesine ilettiğini ve ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddialarının bu mahkeme tarafından incelenmesine olanak tanıyacak şekilde yeterli düzeyde gerekçelendirilen şikâyetlerde bulunduğunu düşünmektedir (bk. yukarıda 5 §). Mahkeme, benzer itirazları hâlihazırda incelediğini ve reddettiğini de kaydetmektedir (bk. Durukan ve Birol / Türkiye, no. 14879/20 ve 13440/21, § 42, 3 Ekim 2023).
11. Başvuranın mağdur statüsüne yönelik olarak ileri sürülen itirazla ilgili olarak Mahkeme, benzer itirazları daha önce incelediğini ve reddettiğini kaydetmiştir (bk., yukarıda anılan, Durukan ve Birol § 43, ve Üçdağ / Türkiye, no. 23314/19, § 58, 31 Ağustos 2021). Bu nedenle söz konusu itirazı aynı gerekçelerle reddetmiştir.
12. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
Esas Hakkında Tarafların Beyanları13. Başvuran, hakkında açılan ceza davasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına neden olan yorumlarının Cumhurbaşkanına hakaret etme amacı taşımadığını ve eleştiri niteliğinde olduğunu iddia etmiştir. Başvuran, mahkûmiyetinden sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa da, bu tedbirin korkutucu ve caydırıcı niteliği göz önüne alındığında, ifade özgürlüğü hakkının ihlalini ortadan kaldırmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, mahkûmiyetinin yasal dayanağını oluşturan Ceza Kanunu’nun 299. maddesinin Sözleşme’nin 10. maddesinin gerektirdiği güvenceleri sağlamadığını ileri sürmüştür.
14. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne herhangi bir müdahalede bulunulmadığını iddia etmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle başvuranın sabıka kaydına herhangi bir mahkûmiyet eklenmediğini vurgulamıştır. Bu doğrultuda, Hükümet ceza yargılamaları ve başvuranın mahkûmiyetinin herhangi bir olumsuz hukuki sonuç veya caydırıcı etki yaratmadığını ileri sürmüştür.
15. Mahkemenin bir müdahalede bulunulduğunu tespit etmesi halinde, Hükümet söz konusu müdahalenin Ceza Kanunu’nun 299. maddesi tarafından açıklık, erişilebilirlik ve öngörülebilirlik kriterlerini karşılayacak şekilde öngörüldüğünü ileri sürmüştür.
Mahkemenin değerlendirmesi16. Mahkeme, başvuranın beş yıllık denetim süresi de dâhil olmak üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla birlikte mahkûm edilmesinin, caydırıcı etkisi göz önünde bulundurulduğunda, ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (bk., yukarıda anılan, Üçdağ § 75; Vedat Şorli / Türkiye, no. 42048/19, § 41, 19 Ekim 2021; ve, yukarıda anılan, Durukan ve Birol, § 56).
17. Mevcut başvuruda Mahkeme, öncelikle, taraflar arasında başvuranın mahkûmiyetinin dayanağı olan Ceza Kanunu’nun 299. maddesi ilişkin bir anlaşmazlık olmadığını not etmektedir. Ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin mevcut davada bir müdahale teşkil eden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının yasal dayanağı olduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıda § 16).
18. Durukan ve Birol davasında (yukarıda anılan, §§ 63-69) Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını öngören Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin Sözleşme ile güvence altına alınan hakların kamu makamları tarafından keyfi olarak ihlal edilmesine karşı gerekli korumayı sağlamadığını belirtmiştir.
19. Mevcut başvuruda söz konusu sonuçtan ayrılmayı meşru kılacak özel bir durumdan bahsedilmemektedir. Dolayısıyla, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahale, Sözleşme’nin 10 § 2 maddesinin amaçları doğrultusunda “kanunla öngörülmüş” değildir.
20. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
DİĞER ŞİKÂYETLER21. Başvuran ayrıca Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, Anayasa Mahkemesinin başvuranın 10. madde kapsamındaki şikâyetlerini dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddettiği kararında ilgili ve yeterli gerekçelerin bulunmamasından şikâyetçi olmuştur. Davanın olgularını, tarafların beyanlarını ve yukarıdaki tespitlerini göz önünde bulunduran Mahkeme, mevcut başvuruya konu temel hukuki sorunu incelemiş olduğunu ve başvuranın kalan şikâyetleri hakkında ayrı bir inceleme yapılmasına gerek olmadığı kanaatine ulaşmıştır (bk. Valentin Câmpeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi / Romanya [BD], no. 47848/08, § 156, AİHM 2014).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
22. Başvuran, ceza davasının ardından başlatılan ve aylık maaşının kesilmesine neden olan idari soruşturmalar nedeniyle uğradığı maddi zarar için 3.000 avro (EUR) talep etmiştir. Ancak, bu iddiasını destekleyecek herhangi bir belge sunmamıştır. Başvuran ayrıca 5.000 avro manevi tazminat, masraf ve giderler için ise 5.000 avro talep etmiştir. Başvuran Mahkeme huzurundaki temsil ücretleri için avukatı tarafından belirtilen tutarda düzenlenmiş bir fatura ibraz etmiştir.
23. Hükümet başvuranın taleplerini dayanaksız ve aşırı bularak itiraz etmiştir.
24. Mahkeme başvuranın maddi tazminat talebini temellendiremediğini değerlendirmiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir. Ancak, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere manevi tazminat olarak 2.600 avro ödenmesine hükmetmiştir (bk., yukarıda anılan, Durukan ve Birol, § 73). Ayrıca, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere masraf ve giderler için 1.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine; Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yapılan şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;(a) Davalı Devlet tarafından, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Başvurana manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.600 avro (iki bin altı yüz avro) ödenmesine;
(ii) Masraf ve giderler bakımından, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 8 Ekim 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan