AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ADIR VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 40631/11)
KARAR
STRAZBURG
12 Ocak 2021
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Adır ve Diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan,
Aleš Pejchal,
Hâkimler,
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine dört Türk vatandaşı olan Ferat Adır’ın, Ersin Çelik’in, Yakup Kurtaran’ın ve Hüseyin Özveren’in (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 3 Mart 2011 tarihinde yapmış olduğu başvuruyu (no. 40631/11),
Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını,
Tarafların beyanlarını göz önüne alarak,
1 Aralık 2020 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuranların listesi ekte yer almaktadır. Başvuranlar, Ankara Barosuna kayıtlı Avukat O. Aydın Göktaş tarafından temsil edilmiştir.
2. Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet, başvurunun Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme, Hükümetin itirazını değerlendirdikten sonra reddetmiştir.
4. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
5. Yasa dışı bir örgüt olan Maoist Komünist Partisi (bundan böyle “MKP”) üyesi olan on yedi kişi, 17 ve 18 Haziran 2005 tarihinde, güvenlik güçleri mensupları tarafından, Tunceli ilinin yakınlarında Ovacık ilçesinin idari yetki alanına giren kırsal bir alanda öldürülmüştür.
6. 17-18 Haziran 2005 tarihinde hukuka aykırı olduğu iddia edilen öldürme olayını protesto etmek amacıyla, 21 Haziran 2005 tarihinde Samsun’da bir gösteri düzenlenmiştir. Başvuranlar da dâhil olmak üzere Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi öğrencileri, basın açıklamasının okunduğu Karadeniz Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği binası önünde toplanmışlardır.
7. Ankara Cumhuriyet Savcısı, 21 Şubat 2007 tarihinde, 1991 tarihli Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı Kanun-bundan böyle “1991 tarihli Kanun”) 7(2) maddesi uyarınca yasa dışı sloganlar atarak MKP lehine propaganda yapma suçlamasıyla, başvuranlar dâhil olmak üzere yirmi üç kişi hakkında ceza yargılaması başlatmıştır.
İddianameye göre, 21 Haziran 2005 tarihli gösteri sırasında, “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz”, “Katil Devlet”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür” ve “Şehit namırın” gibi sloganlar atılmış ve başvuranlar bu gösteriye katılmıştır.
8. 5 Mart 2007 tarihli tensip zaptında, yargılamayı yürüten mahkeme, Ferat Adır’ın, Ersin Çelik’in ve Hüseyin Özveren’in ifadelerinin alınması talebiyle Samsun Ağır Ceza Mahkemesine istinabe yazısı göndermiştir. Ayrıca, yargılamayı yürüten mahkeme, Bozova Asliye Ceza Mahkemesine istinabe yazısı göndermiş ve söz konusu mahkemenin Yakıp Kurtaran’ın ifadesini almasını talep etmiştir.
9. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Mart 2009 tarihinde, başvuranların suçunu sabit bulmuş ve her birini 1991 tarihli Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca on ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Haziran 2005 tarihli gösteri ile ilgili olarak, çeşitli sloganlar -Ferat Adır, Ersin Çelik, Yakup Kurtaran ve Hüseyin Özveren tarafından “Şehit namırın” sloganı, Ersin Çelik ve Hüseyin Özveren tarafından “katil Devlet bedelini ödeyecek” sloganı ve Ersin Çelik tarafından “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz” sloganı- atıldığını sabit bulmuştur.
10. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, kararında, Sözleşme’nin 10. maddesine ve Mahkeme’nin Sürek/Türkiye (no.1) ([BD], no. 26682/95, AİHM 1999-IV) kararına ve ayrıca, Karataş/Türkiye kararında Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nun raporuna (no. 23168/94, 11 Aralık 1997 tarihli Komisyon raporu, yayınlanmamış) atıfta bulunmuştur. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların yukarıda belirtilen sloganları atarak demokratik haklarını kullanmadıklarına, daha ziyade terör örgütlerinin söylem tarzını benimseyerek terörü yücelttiklerine ve kendilerini şiddetten uzaklaştırmadıklarına karar vermiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin kanaatine göre, başvuranlar, bu sloganları atarak, soruna bir çözüm bulmayı amaçlamamış, bunun yerine sorunun kaynağını yani ilgili terör örgütlerini övmüş ve yüceltmişlerdir. Dolayısıyla, başvuranlar terörü teşvik etmiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu sloganların atılmasının ifade özgürlüğü hakkı kapsamına girdiğinin değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştır.
11. Yargıtay, 8 Temmuz 2010 tarihinde, Ferat Adır, Ersin Çelik ve Yakup Kurtaran’ın mahkûmiyeti ile ilgili olarak 31 Mart 2009 tarihli kararı onamış, ancak Hüseyin Özveren’in yargılamayı yürüten mahkeme nezdinde kendisine iddianame okunmadan ifade verdiğini gözlemleyerek bu kişi hakkındaki mahkûmiyet kararını bozmuştur.
12. Yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılması ve basın yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesi hakkında 6352 sayılı Kanun 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
13. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Kasım 2012 tarihinde, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca, Hüseyin Özveren aleyhindeki yargılamaların ertelenmesine karar vermiştir. Temyize gidilmemesi üzerine bu karar, 30 Kasım 2012 tarihinde kesinleşmiştir.
İLGİLİ İÇ HUKUK
14. Söz konusu zamanda yürürlükte olan ilgili iç hukuk, Belge/Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
15. Özellikle, somut başvuruya konu olayların gerçekleştiği sırada, 1991 tarihli Kanun’un 7(2) maddesi aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütü mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan bir milyar liraya kadar adli para cezası verilir ...” HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
16. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca, 1991 tarihli Kanun’un 7(2) maddesi kapsamında aleyhlerinde başlatılan ceza yargılamalarının ve daha sonra mahkûm edilmelerinin, Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü haklarına ihlal teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuşlardır. İlgili madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin yayın, televizyon veya sinema işletmelerine lisans yükümlülüğü getirmesinin önüne geçmez.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
17. Hükümet, bu argümana itiraz etmiştir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
1. Tarafların beyanları
(a) Hükümet
18. Hükümet, ilk olarak, Hüseyin Özveren hariç olmak üzere tüm başvuranların, Mahkeme’ye 14 Mart 2011 tarihinde, yani Yargıtay’ın 8 Temmuz 2010 tarihli kararından altı ayı aşkın bir süre sonra başvuruda bulundukları için altı aylık süre sınırına uymadıklarını iddia etmiştir. Hükümetin kanaatine göre, altı aylık süre sınırı, Yargıtay’ın ilk üç başvuranın mahkûmiyetlerini onayan kararının infaz için Ankara Cumhuriyet Savcısına gönderildiği tarih olan 1 Eylül 2010 tarihinden itibaren işlemeye başlamıştır. Hükümet, iddialarını desteklemek için, Ankara Cumhuriyet Savcısının defterinin ilgili sayfasının bir nüshasını sunmuştur. Bu nedenle, başvuranların nihai kararı 1 Eylül 2010 itibariyle bilmeleri gerekmesine rağmen, başvurularını sadece 14 Mart 2011 tarihinde Mahkeme’ye sunmuşlardır.
19. Hüseyin Özveren ile ilgili olarak Hükümet, söz konusu başvuranın Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 23 Kasım 2012 tarihli kararına karşı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadığını ileri sürerek, başvurabileceği iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiştir.
(a) Başvuranlar
20. Başvuranlar, Hükümetin Yargıtay’ın kararını 1 Eylül 2010 tarihi itibariyle bilmeleri gerektiği yönündeki iddiasının tamamen varsayımsal olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, "kuralın" ya taraflara kararı tebliğ etmek ya da onların huzurunda kararı açıklamak olduğunu iddia etmişlerdir. Somut davada hiçbiri gerçekleşmediği için, başvuranlar, Yargıtay’ın kararından ancak Ersin Çelik’in Aralık 2010 tarihinde yakalanması akabinde haberdar olduklarını ileri sürmüşlerdir. Bu iddiayı desteklemek için, başvuranın avukatı, Mahkeme’ye, Ersin Çelik’in gönderdiği ve Aralık 2010 tarihinde yakalandığını belirttiği bir e-postanın kopyasını vermiştir. Bu doğrultuda, Mahkeme’yi, Hükümetin birinci ilk itirazını reddetmeye davet etmişlerdir.
21. İkinci olarak, başvuranların avukatı, Hüseyin Özveren aleyhindeki yargılamaların, Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun uyarınca ertelendiğini iddia etmiştir. Bu durumda ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin 23 Eylül 2012 tarihi itibarıyla başladığı göz önüne alındığında, Hüseyin Özveren’in somut başvuru yapıldığı sırada başka herhangi bir hukuk yolundan yararlanmasına gerek olmamıştır.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
22. Hükümetin ilk itirazının birinci kısmı ile ilgili olarak, Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 35. maddesinin, kararların ve mahkeme kararlarının dava taraflarına tebliğ edileceğini öngörmesine rağmen, kararlarını davalılara tebliğ etmenin Yargıtay Ceza Dairelerinin uygulaması olmadığını yinelemektedir (bk., İpek/Türkiye (k.k.) no. 39706/98, 7 Kasım 2000, ve Alpar/Türkiye (k.k.), no. 5684/02, 27 Mayıs 2008). Mahkeme, ayrıca, iç hukukun tebliği öngörmediği durumlarda, tarafların kararın içeriği hakkında kesin olarak bilgilendirilebildiği tarih olan kararın kesinleşme tarihinin başlangıç noktası olarak alınmasının uygun olduğu kanaatinde olduğunu kaydetmektedir (bk., Karatepe /Türkiye (k.k.), no. 43924/98, 3 Nisan 2003).
23. Somut davada, başvuru Hükümetin ileri sürdüğü gibi 14 Mart 2011 tarihinde değil, 3 Mart 2011 tarihinde yapılmıştır. Her halükarda, Yargıtay’ın kararı, 1 Eylül 2010 tarihinde, yargılamayı yürüten mahkemenin yazı işleri müdürlüğüne tevdi edilmiştir. Dolayısıyla, yukarıda belirtilen ilkeye göre, süre sınırı bu tarihte başlayacak ve 1 Mart 2011 tarihinde sona erecekti. Ayrıca, başvuranlar, avukatlarının kararı yalnızca Aralık 2010 tarihinde öğrendiğini, bunun da avukatlarının Eylül 2010 başı ile Aralık 2010 tarihleri arasında üç aydan fazla bir süre boyunca, kararın verilmesi hakkında yargılamayı yürüten mahkemede sorgulama yapmadığı anlamına geldiğini iddia etmekle birlikte, oldukça uzun bir süre boyunca bu şekilde eylemsiz kalınmasına yönelik olarak herhangi bir gerekçe öne sürmemişlerdir (bk., Ölmez/Türkiye (k.k.), no. 39464/98, 1 Şubat 2005).
Ancak Mahkeme, dava taraflarının kendilerine tebliğ edilmemiş bir kararın verilip verilmediğini her gün sorgulamalarının gerekli olamayacağına dair içtihadını da yinelemektedir (bk., Papageorgiou /Yunanistan, 22 Ekim 1997, § 32, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997-VI, yukarıda anılan Ölmez). Sonuç olarak, başvuranların avukatının kararı 1 Eylül 2010 tarihinde verildikten hemen sonra veya takip eden günlerde sorgulaması beklenemezdi. Bu bakımdan, başvuranların avukatı ihmalle suçlanamaz ve bu nedenle, altı aylık süre sınırı, hiçbir şekilde, 3 Eylül 2010 tarihinden önce işlemeye başlamamış ve 3 Mart 2011 tarihinde gece yarısından önce sona ermemiştir. Başvuru aslında 3 Mart 2011 tarihinde yapıldığından, Hükümetin Ferat Adır, Ersin Çelik ve Yakup Kurtaran ile ilgili olarak altı aylık süre sınırına uyulmamasına dayanan ilk itirazı reddedilmelidir.
24. Hükümetin ilk itirazının Hüseyin Özveren hakkındaki ikinci kısmına ilişkin olarak, Mahkeme, söz konusu başvuran aleyhindeki yargılamaları 6352 sayılı Kanun uyarınca ertelemek amacıyla Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 23 Kasım 2012 tarihli kararına karşı herhangi bir temyiz başvurusunda bulunulmadığından 30 Kasım 2012 tarihinde nihai olarak karara bağlandığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, söz konusu başvuran aleyhindeki karar 30 Kasım 2012 tarihine kadar kesinleşmemiş ve böylece, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamına girmiştir.
25. Bu doğrultuda, Hüseyin Özveren ile ilgili olarak başvurunun, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca kabul edilemez olduğu beyan edilmelidir.
26. Mahkeme, Ferat Adır, Ersin Çelik ve Yakup Kurtaran’ın Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, Mahkeme, kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, bu şikâyetlerin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
27. Başvuran iddialarını tekrarlamıştır.
28. Hükümet, söz konusu protestonun amacının, sloganlar aracılığıyla, demokratik bir toplumun parçası olmayan bir terör örgütünü desteklemek olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, sloganların terör örgütünün üyeleri veya takipçileri arasında şiddeti teşvik edebileceği ve Devlet yetkililerine karşı nefret aşılayabileceği kanaatindedir. Ayrıca, yargılamayı yürüten mahkeme, kararında sadece iç hukuk hükümlerine değil, aynı zamanda uluslararası hukuk hükümlerine, özellikle Mahkeme’nin ifade özgürlüğü hakkına ilişkin yerleşik içtihadına atıfta bulunmuştur.
29. Mahkeme, aynı sloganları, somut davadaki başvuranlarla birlikte yargılanan ve mahkum edilen bazı diğer kişiler aleyhindeki aynı ceza yargılamalarında daha önce incelediğini (bk., Arslan ve Diğerleri/Türkiye [Komite], no. 3752/11, §§ 21-31, 10 Temmuz 2018) ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini yinelemektedir.
30. Mahkeme, somut davayı incelemiş ve somut davada Hükümetin farklı bir sonuca ulaşmayı gerektirecek herhangi bir argüman öne sürmediği kanaatine varmıştır.
31. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
32. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, yargılamayı yürüten mahkemenin kendilerinden vekâleten ifade alınmasına karar vermesinden dolayı söz konusu mahkeme huzurunda hazır bulunma ve ifade verme haklarından yoksun bırakıldıklarından şikâyetçi olmuşlardır. Aynı şekilde, başvuranlar, ayrıca, söz konusu uygulamanın, Cumhuriyet savcısının davanın esasına ilişkin mütalaasına cevaben savunmalarını sunma fırsatından yoksun bıraktığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca, yargılamayı yürüten mahkemenin benimsediği gerekçelendirmeyi eleştirmiş ve söz konusu mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmüşlerdir.
33. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği tespitini (bk., yukarıda 31. paragraf) göz önünde bulunduran Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yer alan yukarıda belirtilen şikayetlerin kabul edilebilirliklerinin ya da esasının incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir (bk., diğer kararlar arasında, Hatice Çoban/Türkiye, no. 36226/11, § 47, 29 Ekim 2019).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
34. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
35. Somut başvuruya konu olan olay sırasında öğrenim gördüklerini iddia eden başvuranların üçü, bu süre içerisinde yükseköğrenimlerini tamamlamış olmalarına rağmen, mahkûmiyetlerinin kesinleşmesi neticesinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmen olarak çalışma haklarını kaybettiklerini ileri sürmüşlerdir. Sonuç olarak, başvuranlar, özel sektörde çok daha düşük maaşla çalışmak zorunda kalmışlardır. Ayrıca, Adır ve Çelik, cezalarının infazının bir sonucu olarak işlerinden ayrılmak zorunda kalmış ve maddi tazminat olarak son aylık maaşları olan sırasıyla 780 Türk lirası (TL) (yaklaşık 813 avro) ve 2.250 TL (yaklaşık 1.027 avro) talep etmişlerdir. Kurtaran, öğretmen olmak için kamu sınavına girememiş, zira buna teşebbüs etmesi halinde mahkûmiyetinin bir sonucu olarak yakalanacağından korkmuştur. Bu nedenle, Kurtaran, öğretmenlik görevinde bulunma hakkından yoksun bırakıldığını iddia etmiş ve kendisine maddi tazminat olarak bir öğretmenin ortalama aylık maaşı olan 2.000 TL (yaklaşık 913 avro) ödenmesine hükmedilmesini talep etmiştir. Bu talepleri desteklemek için, başvuranlar, aylık maaşlarını ve ilk başvuranın özel eğitim veren bir okula atandığını ve bu okuldan istifa ettiğini gösteren belgeler sunmuşlardır.
36. Hükümet, tespit edilen ihlaller ile talep edilen miktarlar arasında herhangi bir illiyet bağı olmadığını ileri sürerek bu taleplere itiraz etmiştir.
37. Mahkeme, başvuranların, cezalarının infaz edilmeye başlandığı tarihleri veya tahliye tarihlerini gösterebilecek gerekli belgeleri kendisine sağlamadıklarını kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranların maddi tazminata ilişkin talepleri bakımından dayanak sunmadıkları kanaatindedir; Mahkeme, bu nedenle, söz konusu talepleri reddetmektedir.
38. Manevi tazminat ile ilgili olarak, ilk iki başvuranın her biri 20.000 avro ve üçüncü başvuran 10.000 avro talep etmiştir.
39. Mahkeme, başvuranların bu kararda Sözleşme’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesiyle tazmin olunamayacak derecede manevi zarara uğradıkları kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, manevi tazminat olarak Ferat Adır’ın ve Yakup Kurtaran’ın her birine 2.500 avro ve Ersin Çelik’e 5.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
B. Masraflar ve giderler
40. Başvuranların avukatı, her bir başvuran ile ilgili olarak 1.500 avro talep etmiş ve bu miktarın, başvuranların her biriyle imzaladığı avukatlık ücret sözleşmelerine karşılık geldiğini iddia etmiştir. Avukat, ayrıca, tercüme masrafları ile ilgili olarak 540 avro (yaklaşık 244 avro) talep etmiştir. Bu iddiaları desteklemek için, başvuranların avukatı, tercüme masrafları için 540 TL ödediğini gösteren banka dekontunun bir nüshasını sunmuştur.
41. Hükümet, başvuranların taleplerini yazılı delillerle desteklemediklerini belirterek bu taleplere itiraz etmiştir.
42. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri dikkate alarak, başvuranlara masraf ve giderler ile ilgili olarak müştereken 244 avro ödenmesine hükmetmiş ve bu başlık altındaki taleplerin geri kalanını reddetmiştir (bk., Hülya Ebru Demirel /Türkiye, no. 30733/08, § 61, 19 Haziran 2018).
C. Gecikme Faizi
43. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. İlk üç başvuran (Ferat Adır, Ersin Çelik ve Yakup Kurtaran) ile ilgili olarak başvuruların kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna;
2. İlk üç başvuranın her biri ile ilgili olarak Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetleri incelemeye gerek bulunmadığına;
4.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, Ferat Adır ve Yakup Kurtaran’ın her birine 2.500 avro (iki bin beş yüz avro) ve Ersin Çelik’e 5.000 avro (beş bin avro);
(ii) Masraf ve giderler ile ilgili olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, ilk üç başvurana müştereken 244 avro (iki yüz kırk dört avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 12 Ocak 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Ek
Başvuranların Listesi:
Başvuru no. 40631/11
No.
Başvuranın Adı
Doğum Yılı
Uyruk
İkamet Adresi
1
Ferat ADIR
1983
T.C.
Mersin
2
Ersin ÇELİK
1984
T.C.
Malatya
3
Yakup KURTARAN
1981
T.C.
Şanlıurfa
4
Hüseyin ÖZVEREN
1981
T.C.
Van
Full & Egal Universal Law Academy