Olaylar ve Olgular – Evli olan başvuranlar 2008 yılında (biri erkek, biri kız) iki küçük çocuk evlat edinmişlerdir. 20 Mart 2009 tarihinde meydana gelen, erkek çocuğun evde ağır bir şekilde yandığı ve tedavi olmak üzere hastaneye gitmek zorunda kaldığı olayın ardından yetkililer istismar varlığından şüphelendiklerinden, çocukları devlet koruması altına almışlardır. Başvuranlara göre oğulları elektrikli su ısıtıcısına çarpıp yere düştüğünde yanmış ve ardından merdivenden düşüp yaralanmıştır. Başvuranlar yerel mahkemeler huzurunda çocukların anne babadan alınma kararına itiraz etmişlerdir fakat karar neticede 2009 yılının Nisan ayında onaylanmıştır. Bölge Mahkemesi 2009 yılının Haziran ayında, çiftin çocukları evlat edinme kararını feshetmiştir ve kararını özellikle ebeveynlerin çocuklarının sağlığını gözetmediklerine ilişkin bir bulguya (hastaneden alınan bir sağlık raporu her iki çocuğun da tedavi edilmemiş hastalıkları bulunduğuna işaret etmiştir) ve çocuğun görmüş olduğu zarar nedeniyle başvuranlar hakkında bir ceza soruşturması başlatılmış olmasına dayandırmıştır. Evlat edinme kararının feshedilmesine yönelik karar 2009 yılının Ağustos ayında onaylanmıştır.
2010 yılının Kasım ayında ilk başvuran, kendisine yöneltilen suçlamalardan beraat etmiş olup, ikinci başvuran, çocukların bakımına ilişkin görevlerini yerine getirmeme ve çocukların sağlığına kasıtlı olarak hafif zarar verme suçlarından mahkûm edilmiştir. İkinci başvuran bir yıl sekiz aylık ıslah edici çalışmaya tabi tutulmuştur (bu da maaşının %15’ini Devlet’e ödemesi gerektiği anlamına gelmektedir).
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptıkları başvurularında, başvuranlar Sözleşme’nin 8. Maddesi çerçevesinde evlat edindikleri çocuklarının aniden kendilerinden alınmasından, evlat edinme kararının feshedilmesinden ve on dört ay boyunca çocuklarına erişim hakkından mahrum bırakılmalarından şikâyet etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca gazetecilerin oğullarına erişmesini sağlayan ve oğullarının fotoğrafları ile sağlık raporlarını gazetecilere veren hastane görevlilerinin davranışının, basında oğullarının evlat edinildiğine ilişkin gizli bilginin izinsiz ifşa edilmesinin ve yerel mahkemelerin ikinci başvuranın itibarını, gerçeklere dayanmayan ve hakaret içerikli basın bildirilerine karşı korumada başarısız olmalarının özel hayatlarını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.
Hukuksal Değerlendirme – 8. Madde
(a) Çocukların Başvuranlardan Alınması – Başvuranların çocuklarının, 2009 yılının Mart ayında kendilerinden alınması, aile hayatına saygı gösterilmesi haklarına bir müdahale teşkil etmiştir. Müdahale yasaya uygun olarak yapılmıştır; her ne kadar geçerli kanun genel koşullarla ifade edilmiş ve yetkililerin takdirlerine dayalı olarak bir tedbir alma hakkı tanımış olsa da, çocukların devlet himayesine alınmasını gerektiren şartlar o kadar çeşitlidir ki, her olasılığı kapsayan bir yasa formüle etmek neredeyse imkânsızdır. Bu durumdan ve çocukların anne babadan alınması emrinin mahkemeler tarafından iki dereceli yargılamalarda incelenmiş olmasından ötürü mahkemelerin takdirlerinin kapsamı makuldür ve 8. madde amaçlarına yönelik yasal gereklilikleri karşılayacak niteliğe sahiptir. Tedbir sağlık, ahlak, haklar ve özgürlükleri koruma meşru hedefini gözetmiştir.
Ayrıca tedbir demokratik bir toplum için gereklidir. Yetkililerin öncelikli görevinin çocukların çıkarlarını korumak olduğu dikkate alındığında, 20 Mart 2009 tarihinde gerçekleşen olaylara ilişkin ceza soruşturmasının sonuçlanması beklenmekte iken çocukların devlet koruması altına alınmasının çocukların yüksek menfaatlerine uygun olduğuna yönelik yetkililerin değerlendirmeleri makul olmuştur. Karar, tüm ilgili koşulları değerlendiren iki dereceli yargılamalarda incelenmiştir; bu yargılamalar sırasında başvuranlar vekilleri tarafından temsil edilmiş olup, davalarını savunma ve delillere karşı çıkma imkanı bulmuşlardır.
Sonuç: ihlal bulunmamaktadır (oybirliğiyle).
(b) Evlat Edinme Kararının Feshedilmesi – Evlat edinme kararının feshedilmesi başvuranın aile hayatına müdahale teşkil etmiştir. Devlet koruması altına alınma emirlerinde de olduğu gibi evlat edinme kararının gerekli olduğu şartların çok çeşitli olmasından dolayı her olasılığı kapsayan bir yasa formüle etmenin mümkün olmamasına ve kanunun genel şartlarla ifade edilmiş olmasına rağmen, alınan tedbir yasaya uygun olmuştur ve yerel içtihat bu konuda ilaveten kılavuzluk yapmıştır. Müdahale de meşru bir hedefi gözetmiştir.
Fakat müdahale demokratik bir toplumda gerekli değildir. Her ne kadar yerel mahkemeler, evlat edinme kararını feshetme kararlarına ilişkin yerinde gerekçeler sunmuş olsa da, bu gerekçelerin haklılığını 8§2 maddesi amaçları çerçevesinde yeterince ortaya koyamamıştır. Yerel mahkemeler şu iki ana gerekçeye dayanmıştır; (i) çocukların sağlığıyla ilgilenilmediği iddiası ve (ii) çocuğun vücudunda yaralar bulunması ve ilgili ceza soruşturması. Fakat yerel mahkemelerin bu gerekçelere dair değerlendirmesi, yaraların kaynağına ilişkin bir açıklama veya başvuranların ne derecede sorumlu olduğuna dair bir inceleme yapılmaksızın, çocuğun yaralarını ve tanı konulan hastalıklarının basit bir dökümünden ibaret olduğundan, açıkça yüzeysel bulunmuştur. Çocuk istismarı şüphesi, çocukların geçici olarak kendilerinden alınması için haklı bir gerekçe olmakla beraber, diğer önemli sebepler olmadan tek başına bu şüphe, evlat edinme kararının feshedilmesine yönelik, etki alanı geniş ve değiştirilemez bir karar alınması için yeterli değildir. Başvuranla çocuklar arasında kurulan aile bağı ve bu bağların koparılmasından kaynaklanabilecek olası duygusal hasar hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. İlk başvuranın beraat etmesi ve ikinci başvuranın sadece 2009 yılının Mart ayındaki olayla ilgili olarak, görevlerini yerine getirmeme suçundan mahkûm edilmesi ve hakkındaki diğer tüm suçlamaların düşürülmesiyle ceza yargılamaları sona ermiştir. Dolayısıyla evlat edinme kararını feshetmeye yönelik mahkeme kararları için yeterince haklı gerekçeler gösterilmemiştir.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
(c) Çocuklara Erişimin Engellenmesi – Evlat edinme kararının feshedilmesine yönelik karar, başvuranları çocuklarını görme yasal hakkından mahrum etmiştir ve başvuranların on dört ayı aşan bir süre boyunca çocuklarına erişimleri engellenmiştir. Mahkeme zaten makamların, başvuranlar ile evlatlık çocukları arasındaki tüm bağları koparacak nitelikte sıkı bir önlem almalarıyla alakalı ve yeterli gerekçeler sunmadığına karar vermiştir. Dolayısıyla başvuranın söz konusu süre boyunca çocuklarına erişiminin engellenmesi sonucunda bir ihlal meydana gelmiştir.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
(d) Hastane Görevlilerinin Davranışları – Mahkeme, hastanedeki doktorların ve görevlilerin başvuranın oğlunun fotoğraflarını tıbbi olmayan amaçlarla çekmiş olduklarının, bu fotoğrafları Duma’nın bir üyesinin asistanına verdiklerinin, çocuğun kimliği hakkında pek çok basın personelini bilgilendirdiklerinin ve bu personele çocuğun durumuna ilişkin bilgilere ve çocuğun kendisine doğrudan erişim hakkı verdiklerinin tespit edilmiş olduğuna kanaat getirmiştir. Bu durum başvuranların özel hayatlarına ve aile hayatlarına saygı gösterilmesi haklarına bir müdahale teşkil etmiştir. Tüm bu eylemler başvuranların izni alınmadan veya başvuranlar bilgilendirilmeden gerçekleştirilmiştir. Moskova Sağlık Hizmetleri Dairesi’nin yetkisi altındaki memurluk sıfatı ile Hastane başhekimi tarafından ilgili tüm izinlerin verilmiş olmasından ötürü, savunmacı Devlet yükümlülüğünü yerine getirmiştir. Fakat Mahkeme’ye sunulan Hükümet görüşünde, bu eylemlerin iç hukukta herhangi bir dayanağının olduğu gösterilmemiştir.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
(e) Gizli Bilgilerin İzinsiz İletilmesi – Başvuranların Devlet’i, bir çocuğun evlatlık sıfatına ilişkin gizli bilgileri basına ifşa etmekle suçladıkları iddialarının geçerliliği kanıtlanmamıştır; dolayısıyla başvurunun bu bölümü açıkça temelden yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.
Başvuranların iddiaları, prima facie (aksi ispatlanmadıkça doğru sayılan) delillerle desteklenmiştir ve öncelikle ceza hukuku hükümleriyle ve bu hükümlerin etkin soruşturma ve kovuşturma aracılığıyla uygulanan caydırıcılığın zaruri olduğu, özel hayatın temel değerleriyle ve başlıca yönleriyle alakalı olmuştur. Şikâyetçi olunan eylemlerin iç hukuk çerçevesinde suç teşkil etmesine rağmen, yetkililer başvuranların şikâyetleri hakkında ancak bir seneyi aşan bir süre sonra harekete geçmiştir. Ardından en aşikâr muhtemel tanıkları sorgulamaksızın yetkililer, faillerin kimliklerinin tespit edilmemesi gerekçesine dayanarak soruşturmayı askıya alma kararı vermiştir. Her ne kadar bu karar sonradan bozulmuş olsa da, kararın bozulmasının ardından soruşturmada ilerleme kaydedilmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla yetkililer gizli bilgilerin izinsiz ifşa edilmesi hakkında etkili bir soruşturma yapmamıştır.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
(f ) İkinci Başvuranın İtibarının, Özel Hayatının ve Aile Hayatının Korunmadığı İddiası Hakkında – İkinci başvuranın oğluna kötü muamele yaptığı iddiasına yer veren basın bildirilerine karşı açtığı hakarete ilişkin davada yerel mahkemeler tarafından itibarının korunmamasından şikâyet etmiştir. İkinci başvuranın kimliğini ifşa eden bildirilere ilişkin şikâyetleri 8. maddenin amaçları doğrultusunda başvuranın “özel hayatına ilişkin hakları” kapsamına girmiştir. Mahkeme, evlat edinilmiş bir çocuğa karşı aile içi şiddet uygulandığı şüphesinin toplum tarafından önemli olarak değerlendirilebilecek bir husus olduğunu kabul etmeye hazır bulunmuştur. Fakat olay hakkında yayımlanan her bildiride, ikinci başvuranın masumiyet karinesi hakkının ve olayın tamamen özel bir bağlamda özel bir kişiyle ilgili olduğunun dikkate alınması gerekmekteydi. Tam tersine makalelerde zamansız, gerçeklere dayanmayan, yanlış ve onur kırıcı değerlendirmeler yapılmış ve belge ilgi çekecek bir şekilde sunulmuştur. Ayrıca gazetecilerin iyi niyetli davranıp davranmadıkları ve gazetecilik ahlakına uygun olarak güvenilir ve doğru bilgiler sunup sunmadıkları yakından incelenmemiştir. Dava dosyasında gazetecilerin “iyi niyetli” davranmadıklarına işaret eden herhangi bir emare bulunmamasına rağmen, gazetecilerin olayı tarafsız ve dikkatli bir şekilde bildirmek üzere gerekli adımları atmadıkları ve bunun yerine olayın ardındaki gerçekleri abartma veya basitleştirme çabasına girdikleri anlaşılmıştır. Bu şartlar altında Mahkeme, yerel mahkemelerin basın şirketinin ifade özgürlüğünün korunmasıyla ilgili olarak ileri sürdüğü gerekçelerin, ikinci başvuranın itibarının ve masumiyet karinesi hakkının korunmasından daha önemli mahiyette olduğuna ikna olmamıştır.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
41. Madde: Manevi tazminata karşılık ilk başvurana 25,000 Avro (EUR) ve ikinci başvurana 30,000 Avro (EUR) ödenmesine hükmedilmiştir; maddi tazminat talebi reddedilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy