AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
AKAN VE ÇELİK / TÜRKİYE
(Başvuru No. 8076/08)
KARAR
STRAZBURG
25 Kasım 2014
İşbu karar, kesinleşmiş olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Akan ve Çelik / Türkiye Davasında,
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Helen Keller,
Robert Spano,
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), komite olarak, 4 Kasım 2014 tarihinde gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından yine bu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (8076/08 ) davanın temelinde, T.C. vatandaşları olan Kayhan Akan ve Harun Çelik’in («başvuranlar»), 5 Şubat 2008 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin («Sözleşme») 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
1. Başvuranlar, Mahkeme önünde, İstanbul’da görevini icra eden Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti («Hükümet») ise kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvurunun, 21 Eylül 2010 tarihinde, kısmen kabul edilemez olduğuna karar verilmiş ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. ve 5. fıkralarına ilişkin şikâyetler, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
3. Başvuranlar, sırasıyla 1982 ve 1976 doğumlu olup, halen Kocaeli Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadırlar.
4. Başvuranlar, 8 Aralık 2005 tarihinde yakalanarak, yasadışı bir örgüte karşı yürütülen bir operasyon kapsamında gözaltına alınmışlardır.
5. Başvuranlar, 12 Aralık 2005 tarihinde tutuklanmışlardır.
6. Başvuranlar hakkında, 28 Aralık 2005 tarihli iddianameyle, yasadışı örgüte üye olmaktan kamu davası açılmıştır. Davaları, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülmeye başlanmıştır.
7. Ağır Ceza Mahkemesi, davanın görüldüğü süre boyunca, başvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmiş ve atılı suçun niteliğine, mevcut delillerin durumuna, ilgililer hakkında kuvvetli şüphelerin bulunmasına ve dosya içeriğine dayanarak, tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
8. Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Ağustos 2006 ve 9 Ocak 2007 tarihlerinde tutukluluk halinin devamı kararlarına karşı başvuranlar tarafından yapılan itirazlar reddetmiştir.
9. Başvuranlar, 13 Eylül 2007 tarihinde, aynı tarihte gerçekleştirilen başvuranlar ve avukatlarının da bulunduğu duruşmada verilen tutukluluk halinin devamı kararına karşı itirazda bulunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi, savcının yazılı görüşünü sunmasının ardından, dosyaya dayanarak 1 Ekim 2007 tarihinde söz konusu itirazı reddetmiştir. Bu görüş, başvuranlara ya da avukatlarına tebliğ edilmemiştir.
10. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Ekim 2007 tarihinde, savcı görüşüne dayanarak, başvuranların tutukluluk halinin uzatılmasına resen (ex officio) karar vermiştir.
11. Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Kasım 2007 tarihinde başvuranlardan her birini altı yıl, üç ay ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırmıştır.
12. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını 27 Ekim 2009 tarihinde onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
13. İlgili iç hukuk ve uygulaması için bk. Altınok/Türkiye Davası (No. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011).
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN İLK İTİRAZI HAKKINDA
14. Hükümet, başvuranların, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi ile ardından gelen maddelere dayanan bir tazminat yoluna başvurmuş olmaları sebebiyle, iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasını ileri sürmektedir.
15. Başvuranlar, Hükümetin ilk itirazına kabul etmemektedirler.
16. Mahkeme, söz konusu itirazın, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. ve 5. fıkralarıyla ilgili olması sebebiyle, bu şikâyetlerin esasının incelenmesine yakından bağlı olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu itirazı esasla birleştirmeye karar vermiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 4. VE 5. FIKRALARININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
17. Başvuranlar, tutukluluk hallerinin yasallığına itiraz edebilecekleri ve tazminat elde edebilecekleri etkin bir iç hukuk yollarının bulunmamasından şikâyetçidirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. ve 5. fıkralarını ileri sürmektedirler, söz konusu hükümler aşağıdaki gibidir:
"Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir. "
18. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Sözleşme’nin 5. Maddesinin 4. Fıkrası Hakkında
19. Başvuranlar, Ağır Ceza Mahkemesi’ni, duruşma gerçekleştirmeksizin ve Cumhuriyet savcısının görüşlerini talep ettiği halde kendilerinin veya avukatlarının ifadelerini almaksızın başvurularını dosya üzerinden incelemekle suçlamaktadırlar. Başvuranlar, bu bağlamda hem itirazın incelenmesi sırasında hem de resen verilen (ex officio) ve tutukluluğa ilişkin verilen kararlarla ilgili yargılama sırasında silahların eşitliği ilkesine riayet edilmediğini iddia etmektedirler.
1. Kabul Edilebilirlik Hakkında
20. Mahkeme, öncelikle Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bakımından, resen (ex officio) ve tutukluluk süresinin uzatılmasına dair verilen kararlar hakkında hükmetmesinin, yetkisi dâhilinde olmadığını dikkate almaktadır (Altınok/Türkiye, No. 31610/08, § 40, 29 Kasım 2011).
21. Dolayısıyla bu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle konu yönünden (ratione materiae) uyumsuzdur ve söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
22. Mahkeme ardından, başvuranların Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen ve tutukluluk halinin devamı kararlarına karşı başvuranlar tarafından yapılan itirazların reddedilmesine ilişkin birçok karardan şikâyetçi olduklarını dikkate almaktadır. Bununla birlikte, başvuranların tutuklanmalarına ilişkin olan ve mevcut başvurunun sunulmasından önce altı aydan fazla bir süreye tekabül eden söz konusu kararlar, altı ay süre kuralıya bağdaşmamaktadır. Sadece Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 1 Ekim 2007 tarihinde verilen karar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası açısından bir inceleme konusu olabilecektir.
a) Duruşma Yapılmaması
23. Mahkeme, bir tutuklunun, kendisi hakkında verilen tutukluluk kararıyla ilgili olarak, yetkili ilk derece mahkemesi hâkimi önüne çıkarılmış olması halinde, tutuklunun itirazının incelenmesi sırasında yeniden mahkeme önüne çıkarılmamasının, - bu koşulun, silahların eşitliği ilkesini ihlal etmediği sürece - Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını kendi içerisinde ihlal etmediğini daha önceki kararlarında da kabul etmiştir (bk. daha önce anılan Altınok,§ 54, 29 Kasım 2011 ve atıfta gösterilen davalar, özellikle Saghinadze ve diğerleri/Gürcistan, No. 18768/05, § 150, 27 Mayıs 2010). Ayrıca bu bağlamda Mahkeme, ilgilinin söz konusu davada hâkim huzuruna çıkarılmasının, itirazın incelendiği tarihin birkaç gün öncesine tekabül ettiğini dikkate almıştır (daha önce anılan Altınok, § 55).
24. Mahkeme, mevcut davada da durumun aynı olduğunu dikkate almaktadır.
25. Başvuranlar, 13 Eylül 2007 tarihli duruşma sonucunda verilen tutukluluk halinin devamı kararına karşı itirazda bulunmuştur (yukarıdaki 10. paragraf). Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Ekim 2007 tarihinde, bir duruşma gerçekleştirmeden söz konusu itirazı reddetmiştir. Ayrıca, başvuranların hâkim karşısına son çıkarıldığı tarihin yani 13 Eylül 2007 tarihli duruşmanın, bu mahkemenin söz konusu kararı kabul ettiği tarihin sadece on sekiz gün öncesine tekabül etmektedir. Aynı zamanda somut olayın koşullarında, Mahkeme, 1 Ekim 2007 tarihli itirazın incelenmesi sırasında bir duruşma yapılmasının gerekmediği kanaatindedir. Bu dava kapsamında taraflardan hiç birinin söz konusu itiraz davasına sözlü olarak katılmamış olması nedeniyle, ilgililerin hâkim karşısına çıkarılmamasının, kendi içerisinde, silahların eşitliği ilkesini ihlal etmediğini belirtmek uygundur.
26. Dolayısıyla bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. Fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
b) Savcı Görüşünün Tebliğ Edilmemesi
27. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme diğer taraftan, söz konusu şikâyetin herhangi bir kabul edilmezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi uygundur.
2. Esas Hakkında
28. Hükümet, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. ve 142. maddelerine göre, başvuranların, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına uygun olarak tutukluluk hallerinin yasallığına itiraz edebilecekleri etkin bir yargılamaya tabi tutulma imkânlarının bulunduğunu ileri sürmektedir.
29. Başvuranlar, bu iddiaya itiraz etmektedirler.
30. Mahkeme bununla birlikte, bu başvuru yolunun, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası anlamında tutukluluğa son vermeyi amaçlamadığını (mutatis mutandis, Barış/Türkiye, No. 26170/03, § 17, 31 Mart 2009) ancak, bir tazminat verilmesini amaçladığını gözlemlemektedir. İlgilinin serbest bırakılmasına imkân vermeyen bu başvuru yolu, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bakımından etkin bir yol olarak değerlendirilemez.
31. Diğer taraftan Mahkeme, itiraz davasıyla ilgili olarak, tutukluluk haline karşı yapılan bir başvuru hakkındaki davanın çekişmeli olması ve taraflar - yani savcı ve tutuklu – arasında silahların eşitliğini sağlaması gerektiğini hatırlatmaktadır (Nikolova/Bulgaristan [BD], No. 31195/96, § 58, AİHM1999‑II). Ulusal mevzuat, bu gerekliliği farklı şekillerde yerine getirebilmektedir ancak, mevzuat tarafından kabul edilen yöntemin, karşı tarafın bildirilen görüşlerden haberdar olmasını sağlamalı ve gerçekten bu görüşlerle ilgili yorumda bulunabilme imkânı sunmalıdır (Lietzow/Almanya, No. 24479/94, § 44, AİHM 2001‑I).
32. Mahkeme, somut olayda, başvuranlar tarafından 13 Eylül 2007 tarihli karara karşı yapılan itirazın incelenmesi sırasında, Ağır Ceza Mahkemesi’nin Cumhuriyet savcısının yazılı görüş bildirmesini talep ettiğini tespit etmektedir. Savcı, bu mahkemeye başvuranın tahliye talebinin reddedilmesini amaçlayan yazılı görüşlerini sunmuştur, bu görüşler başvuranlara veya avukatlarına tebliğ edilmemiştir. Dolayısıyla başvuran tarafın bu görüşe cevap verme imkânı olmamıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, savcının görüşü yönünde karar vermiş ve başvuranlar tarafından yapılan itirazı reddetmiştir (yukarıdaki 10. paragraf).
33. Mahkeme, başvuranların veya avukatlarının, Cumhuriyet savcısının görüşünün kendilerine tebliğ edilmesi ve bu görüşe dair yorum yapma imkânına sahip olmamalarını dikkate alarak, sonuç olarak, taraflar arasında silahların eşitliği ilkesine riayet edilmemesinden ötürü, iç hukukta öngörülen itiraz yolunun, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının gereklerini yerine getirmediği kanısındadır (daha önce anılan Altınok, § 60).
34. Bu sebeple Mahkeme, Hükümetin bu konuda ileri sürdüğü itirazı reddetmekte ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
B. Sözleşme’nin 5. Maddesinin 5. Fıkrası Hakkında
35. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme diğer taraftan, şikâyetin herhangi bir kabul edilmezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermek uygundur.
36. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasında açıklanan tazminat hakkının, bu hükmün diğer fıkralarından birinin ihlal edilmesinin, ulusal bir makam tarafından veya Sözleşme kurumları tarafından tespit edildiğini varsaydığını hatırlatmaktadır (N.C./İtalya [BD], No. 24952/94, § 49, AİHM 2002‑X). Somut olayda Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine karar veren Mahkeme, başvuranların maruz kaldıkları zarar için tazminat talep etme imkânlarının bulunup bulunmadığını tespit edecektir.
37. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinin, tutukluluk tedbirinin konusu olan bir kişi için sınırlı bir şekilde açıklanan bazı durumlarda tazminat talebi imkânını öngördüğünü tespit etmektedir. Hâlbuki bu hüküm okunduğunda, burada sınırlanan durumlardan hiçbiri, olayların meydana geldiği tarihte tutukluluk haline itiraz edebilmek için etkin bir başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle maruz kalınan zarar karşılığında tazminat talep etme imkânını öngörmemekteydi.
38. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümet tarafından belirtilen tazminat yolunun, somut olayın koşullarında Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrası anlamında etkin bir başvuru yolu teşkil etmediği kanısındadır (daha önce anılan Altınok, §§66-69). Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin bu konuda ileri sürdüğü itirazı reddetmekte ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
39. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
" Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. "
A. Tazminat
40. Başvuranlar, maruz kaldıkları manevi zarar karşılığında, müştereken, 20.000 avro (EUR) talep etmektedirler.
41. Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.
42. Mahkeme, başvuranların belirli bir manevi zarara uğradıkları, bu zararın giderilmesi için sadece ihlalin tespit edilmesinin yeterli olacağı kanısındadır (bu anlamda bk., Ceviz/Türkiye, No. 8140/08, § 64, 17 Temmuz 2012).
B. Masraf ve Harcamalar
43. Başvuranlar, yine Mahkeme önünde yaptıkları masraf ve harcamalar bağlamında 8.922 Türk lirası ("TRY") (yaklaşık 4.000 avro) talep etmektedirler. Başvuranlar, söz konusu giderleri ispatlamak adına barolar birliği avukatlık ücretleri çizelgesini ve ödeme makbuzlarını sunmaktadırlar.
44. Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.
45. Mahkeme içtihadına göre, bir başvuranın, Mahkeme önünde yaptığı masraf ve harcamaların doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatlaması halinde, söz konusu giderler başvurana iade edilebilmektedir. Somut olayda Mahkeme, kendisine sunulan belgeleri ve içtihatlarını dikkate alarak, başvuranlara müştereken, her türlü masraf ve giderler karşılığında 500 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir ve bu meblağın ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
46. Mahkeme, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı, gecikme faizi olarak uygulamanın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. ve 5. fıkralarına ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak Hükümetin ileri sürdüğü iç hukuk yollarının henüz tüketilmediğine dair itirazını esasla birleştirmeye ve söz konusu itirazı reddetmeye;
2. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. (savcı görüşünün tebliğ edilmemesine ilişkin olarak) ve 5. fıkralarına ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
3. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine;
4. Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiğine;
5. Manevi zararın karşılanması için mevcut kararın kendisinin, yeterli bir adil tazmin teşkil ettiğine;
6. a) Davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, başvuranlara müştereken, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 500 avro (beşyüz avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu miktarlara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
7. Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin taleplerinin reddedilmesine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 25 Kasım 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposAndrás Sajó
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy