AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
AKENGİN / TÜRKİYE
(Başvuru No. 46445/13)
KARAR
STRAZBURG
13 Ekim 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Akengin / Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
DarianPavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) Komite olarak toplanarak,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Abdullah Akengin’in (“başvuran”) 5 Haziran 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (No. 46445/13),
Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 ve 4. fıkrasına ilişkin şikâyetlerinin Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bilgisine sunma kararını ve bu şikâyetlerin geriye kalanının kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
22 Eylül 2020 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
Söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
1. GİRİŞ
1. Mevcut başvuru, özellikle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 ve 4. fıkralarının ihlal edildiğini ileri süren başvuranın tutuklanması ile ilgilidir.
2. OLAY VE OLGULAR
2. Başvuran, 1971 doğumlu olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir.
3. Davalı Hükümet kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
4. 2009 yılında KCK (Koma Civakên Kurdistan – “Kürdistan Topluluklar Birliği”) isimli örgüte üye olduğu iddia edilen birçok kişi hakkında ceza soruşturmaları başlatılmıştır. Cumhuriyet savcıları tarafından, birçok iddianame ile, esasen terör örgütüne üye olmakla suçlanan birçok kişi hakkında yetkili ağır ceza mahkemeleri önünde ceza davaları açılmıştır. Cumhuriyet savcıları, KCK’nın, PKK terör örgütünün (Kürdistan İşçi Partisi) bir “şehir kolu” olduğunu belirtmişlerdir. Belirtilmeyen bir tarihte, yetkili hâkim, şüpheli kişilere ve avukatlarına, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması hakkında bir tedbir kararı vermiştir.
5. KCK’ya üye olduğu hakkında şüphe duyulan başvuran, 24 Aralık 2009 tarihinde, yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. İlgili, 25 Aralık 2009 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde görevli nöbetçi hâkim tarafından sorgulandıktan sonra, ilgilinin mahkeme tarafından tutuklanmasına karar verilmiştir.
6. Daha sonra, başvuran, 29 Aralık 2009, 25 Ocak 2010, 15 Mart 2010, 23 Mart 2010, 15 Nisan 2010 ve 14 Mayıs 2010 tarihlerinde, tutuklanması hakkında verilen karara karşı itiraz ederek ve serbest bırakılma talebinde bulunarak birçok dava açmıştır. Dosya üzerinden yapılan inceleme sonrasında, yetkili ağır ceza mahkemeleri söz konusu başvuruları reddetmişlerdir. Bu kararlar, 23 Eylül 2012 tarihinden önce, yani ulusal yargı sisteminde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmasına ilişkin anayasal değişikliklerin yürürlüğe girmesinden önce verilmiştir.
7. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 9 Haziran 2010 tarihinde, başvuranı, terörist örgüt olduğu iddia edilen KCK örgütüne üye olmakla suçlayarak, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine, düzenlediği bir iddianameyi sunmuştur.
8. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Şubat 2013 tarihinde, başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
9. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Mart 2017 tarihinde verdiği bir karar ile, başvuranı, üzerine atılı suç sebebiyle altı yıl üç ay hapis cezasına hükmetmiştir. 2018 yılında tarafların sunduğu son bilgilere göre, başvuran hakkında yürütülen ceza davası halen ulusal mahkemelerde derdesttir.
HUKUKÎ ÇERÇEVE VE İLGİLİ İÇ HUKUK UYGULAMASI
10. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması, Mahkeme’nin Mustafa Avcı/Türkiye (No. 39322/12, 27 ila 46. paragraflar, 23 Mayıs 2017) kararında açıklanmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEI. HÜKÜMET TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN ÖN İTİRAZLAR HAKKINDAAnayasa Mahkemesi Önünde Bireysel Başvuru Yolunun Tüketilmediğine İlişkin İtiraz Hakkında
11. Hükümet, başvuranı, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolunu tüketmemiş olduğu konusunda eleştirmektedir.
12. Başvuran, Mahkemeye başvurduğu tarihte, 23 Eylül 2012 tarihinde Türk sistemine dâhil olan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma imkânının bulunmadığını belirtmektedir. Başvuran, genel olarak, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma yolunun etkin bir hukuk yolu sunduğu kanısına varamayacağını eklemektedir.
13. Mahkeme, 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren Anayasa değişikliklerinin ardından, Türk Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun, ulusal Hukuk Sisteminde kullanılmaya başlandığını dikkate almaktadır. Mahkeme, ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin, bireysel başvuru hakkının kullanılmaya başlandığı tarihten önce başlayan ve bu tarihten sonra devam eden ihlal durumları hakkında, mahkemenin zaman yönünden (ratione temporis) yetkisinin genişletildiğini kabul ettiğini Anayasa Mahkemesi’nin içtihadından anlaşıldığını tespit etmektedir.
14. Mahkemenin yerleşik içtihadı, Mahkemenin, söz konusu başvuru yolunun, başvuranların Sözleşme’nin 5. maddesine ilişkin şikâyetlerine uygun bir telafi yolu ve makul başarı perspektifleri sunamadığını belirtmeye imkân verecek hiçbir unsura sahip olmadığını göstermektedir (Mustafa Avcı/Türkiye (No. 39322/12, 70 ila 80. paragraflar, 23 Mayıs 2017). Dolayısıyla Mahkeme, başvuran tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru bulunmaması nedeniyle, ilgilinin Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkraları bağlamındaki şikâyetlerinin zamanından önce sunulduğunu ileri sürmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle, söz konusu başvurunun bu kısımlarını reddetmektedir.
15. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasından doğan şikâyetler ile ilgili olarak, başvuranın hakkında verilen tutuklama kararına itirazda bulunduğunu ve yetkili ulusal mahkemelerinin bu itirazı, 23 Eylül 2012 tarihinde önce verilen kararlarla reddettiklerini gözlemlemektedir (yukarıdaki 6. paragraf). Bu koşullarda, Mahkeme, bireysel başvuru hakkının 23 Eylül 2012 tarihinde Türk Hukuk Sistemine katılmış olması bakımından, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine başvurulmasının, bu yüksek mahkemenin zaman yönünden (ratione temporis) yetkisiz olması sebebiyle sonuçsuz kalacağı kanaatindedir (Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, No. 15048/09, 53 ila 54. paragraflar, 28 Ekim 2014 ve Mustafa Avci/Türkiye, yukarıda anılan, 86. paragraf). Dolayısıyla Mahkeme, şikâyetlerin Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası ile ilgili olmaları nedeniyle, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazı reddetmektedir.Tazminat Yolunun Tüketilmediğine İlişkin İtiraz Hakkında
16. Hükümet, CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi tarafından öngörülen tazminat yolunun başvuranın erişimine açık olduğunu belirtmektedir. Hükümet, başvuranın yukarıda belirtilen hükme dayanarak tazminat davası açabileceği ve açmış olması gerektiği kanaatindedir.
17. Başvuran, Hükümetin iddiasına itiraz etmektedir.
18. Mahkeme, başvuranlar tarafından sunulan şikâyete benzer bir şikâyet hakkında daha önce karar vermiş olduğunu ve olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu şekliyle, CMK’nın 141. maddesinin, itiraz yolunun usuli eksiklikleri sebebiyle maruz kalınan bir zararın tazminini talep etme imkânını öngörmediği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (Mustafa Avci, yukarıda anılan, 109. paragraf). Mahkeme, somut olayda bu içtihattan uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemektedir.
19. Bu nedenle, Hükümet tarafından sunulan bu itirazın reddedilmesi gerekmektedir.II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
20. Başvuran, tutukluluğunun yasallığına etkin şekilde itiraz etme imkânı bulamadığını iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, serbest bırakılmasına ilişkin yaptıgı başvuruyu bir duruşma yapmaksızın reddetmelerinden dolayı ulusal mahkemeleri suçlamaktadırlar. Başvuran ayrıca, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına itiraz etmiştir. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4 fıkrasını ileri sürmektedir, bu hüküm aşağıdaki gibidir:
“4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”
21. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.Kabul Edilebilirlik Hakkında
22. Mahkeme, Türk Hukuk Sisteminde tutuklunun tutukluluk halinin devamı konusunun belirli aralıklarda re’sen incelendiğini tespit etmektedir (soruşturma aşamasında her ay, esas hakkında her duruşma sırasında ve daha sıklıkla yargılama aşamasında). Diğer taraftan bir tutuklu, soruşturmanın ya da yargılamanın her anında serbest bırakılma talebinde bulunabilir ve belirli bir sürenin geçmesini beklemek zorunda kalmadan talebini yineleyebilir. Üstelik tutukluluğa ilişkin olarak -re’sen veya ilgilinin talebi üzerine verilen- tüm kararlar itiraz konusu olabilmektedir. Mahkeme, böyle bir sistemde her itirazın incelenmesi sırasında duruşma gerçekleştirilmesi gerekliliğinin, ceza yargılamasında belirli bir duraksamaya yol açabileceğini daha önce kabul etmiştir (bu anlamda bk. Knebl/Çek Cumhuriyeti, No. 20157/05, 85. paragraf, 28 Ekim 2010). Bu değerlendirmeler ışığında ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası alanına giren yargılamanın özel niteliği, özellikle ivedilik gerekliliği dikkate alındığında, Mahkeme, -özel koşullar haricinde- her itirazda duruşma yapılmasının gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır. Ayrıca Mahkeme, şayet tutuklu, hakkında verilen tutukluluk kararı hakkında itirazda bulunması için ilk derece mahkemesi hâkimi karşısına çıkabilmişse, temyiz aşamasında -tutuklunun kişisel olarak veya ihtiyaç halinde avukatının- mahkemeye çıkarılmamasının, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını özünde ihlal etmediği, en azından bu koşulun silahların eşitliği ilkesine aykırılık teşkil etmediği kanaatindedir.
23. Mahkeme, somut olayda başvuranın ve avukatlarının, yetkili mahkemelerin başvuranın serbest bırakılma talepleri hakkında karar verdiği, davanın esası hakkında yapılan tüm duruşmalarda bulunduklarını tespit etmektedir. Mahkeme, davanın koşullarında, daha sonrada birbiri ardına yapılan itirazların incelenmesi sırasında duruşma gerçekleştirilmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir. Taraflardan hiçbirinin itiraz davasına sözlü olarak katılmamış olması sebebiyle, ihtilaf konusu olan mahkeme karşısına çıkarılmama durumunun, silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkelerini ihlal etmediğinin belirtilmesi uygundur (Altınok/Türkiye, No. 31610/08, 50 ila 56. paragraflar, 29 Kasım 2011).
24. Sonuç olarak Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
25. Mahkeme daha sonra, başvuranın soruşturma dosyalarına erişimin kısıtlanmasına ilişkin alınan tedbirden şikâyetçi olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamındaki şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.Esas Hakkında
26. Başvuran ne soruşturma dosyasını ne de kendisi aleyhine toplanan
delilleri inceleme imkânı bulamadığından yakınmaktadır.
27. Hükümet, başvuranın tutuklanmasına ilişkin kararlara ve tutukluluk halinin devamı kararlarına itiraz etmek için yeterince unsurları bulunduğunu iddia etmektedir.
28. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının, yakalanan ya da tutuklanan her kişiye, özgürlüğünden yoksun bırakılması durumunda -yine Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında- [tutuklanmalarının veya yakalanmalarının] "yasallığı" hakkında zorunlu usul ve esas gerekliliklerine uyulup uyulmadığının denetlenmesi bakımından bir başvuru hakkı tanıdığını hatırlatmaktadır. Her ne kadar 5. maddenin 4. fıkrası bağlamındaki usuli işlemler her durumda hukuk ve ceza yargılamaları bakımından 6. madde tarafından öngörülen korumaların aynısının uygulanmasını gerektirmese de -bu iki maddenin farklı amaçları bulunmaktadır- (Reinprecht/Avusturya, No. 67175/01, 39. paragraf, AİHM 2005-XII) söz konusu usuli işlemlerin adli bir niteliğe bürünmesi ve ilgili özgürlükten yoksun bırakmanın özelliklerine uygun bir koruma sağlaması gerekmektedir (D.N./İsviçre, [BD], No. 27154/95, 41. paragraf, AİHM 2001-III). Özellikle, tutuklama kararına karşı bir itiraza ilişkin olarak başlatılan bir dava, çekişmeli olarak görülmeli ve taraflar arasında, yani savcı ile tutuklu kişi arasında silahların eşitliğini sağlamalıdır (Nikolova/Bulgaristan [BD], No. 31195/96, 58. paragraf, AİHM 1999-II). Ulusal mevzuat bu gerekliliği farklı şekillerde yerine getirebilir, ancak mevzuat tarafından benimsenen yöntem, karşı tarafa, sunulan görüşlerden haberdar olma ve bunlarla ilgili olarak gerçek anlamda yorumda bulunabilme imkânı tanımalıdır (Lietzow/Almanya, No. 24479/94, 44. paragraf, AİHM 2001-I). Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamındaki bir yargılamanın gerekli korumaları sağlayıp sağlamadığını belirlemek için, söz konusu yargılamanın yürütüldüğü koşulların özel niteliğini göz önünde bulundurmak gereklidir (Megyeri/Almanya, 12 Mayıs 1992, 22. paragraf, A serisi, No. 237A). Özellikle bir avukatın müvekkilinin tutukluluğunun yasallığı ile ilgili etkin bir itiraz yapabilmesi için temel bir önem arz eden dava dosyasındaki unsurlara erişimin engellendiği durumlarda, silahların eşitliği ilkesine riayet edilememiş olacaktır (diğer kararlar arasında bk. Lamy/Belçika, 30 Mart 1989, 29. paragraf, A serisi No.151, yukarıda anılan Nikolova kararı, 58. paragraf, Schöps/Almanya, No. 25116/94, 44. paragraf, AİHM 2001-I, yukarıda anılan Lietzow kararı, 44. paragraf ve Mooren/Almanya [BD], No.11364/03, 124. paragraf, 9 Temmuz 2009 ve Ceviz/Türkiye, No. 8140/08, 41. paragraf, 17 Temmuz 2012 ve Ovsjannikov/Estonya, No. 1346/12, 72 ila 78. paragraflar, 20 Şubat 2014).
29. Mahkeme, somut olayda başvuran ve temsilcilerinin, delil unsurlarını incelemelerinin engellenerek, soruşturma dosyasına erişimlerinin tamamen yasaklandığına ve bu durumun iddianamenin sunulduğu tarihe kadar geçerli olduğuna taraflarca itiraz edilmediğini kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvuranın ve avukatlarının, ilgililerin tutukluluğunun yasallığına itiraz edebilmeleri için temel öneme sahip olan belgelerin içeriği ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmadıklarını tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın, tutuklanması için ileri sürülen gerekçelere tatmin edici şekilde itiraz etme imkânı bulamadığı kanaatine varmaktadır (Şık/Türkiye, No. 53413/11, 75. paragraf, 8 Temmuz 2014 ve daha önce anılan Mustafa Avci, 92. paragraf).
30. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası ihlal edilmiştir.III.SÖZLEŞME’NİN 34. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
31. İddia edilen ihlallere ek olarak, başvuran, Hükümet’in görüşlerine cevap olarak sundukları görüşlerinde ilk defa, Sözleşme’nin 34. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, avukatı R. Yalçındağ Baydemir’in Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı huzuruna çağrıldığını ve Savcılık huzurunda söz konusu avukata farklı bir ceza soruşturması kapsamında sorular sorulduğunu belirtmektedir. Başvuran, bu soruşturmanın mevcut davadaki başvuran taraf üzerinde göz korkutucu bir etki yarattığını ileri sürmektedir. Sözleşme’nin 34. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Bu Sözleşme veya protokollerinde tanınan haklarının Yüksek Sözleşmeci Taraflar’dan biri tarafından ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu öne süren her gerçek kişi, hükümet dışı kuruluş veya kişi grupları Mahkeme’ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasını hiçbir surette engel olmamayı taahhüt ederler.”
32. Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
33. Mahkeme, somut olayda R. Yalçındağ Baydemir hakkında yürütülen soruşturmanın başvuranın başvurusunu geri çekmesini ya da değiştirmesini sağlamaya veya başvuranın veya avukatının bireysel başvuru haklarını etkin şekilde kullanmalarını başka her şekilde engellemeye yönelik olduğunu ya da söz konusu soruşturmanın bu türden bir etkiye sahip olduğunu belirten herhangi bir unsurun bulunmadığını gözlemlemektedir. Şikâyetin dile getirilmesinden anlaşıldığı üzere, bu soruşturmanın ilgilinin başvurusuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, davalı Devlet’in makamlarının, başvuranın bireysel başvuru hakkını kullanmasını engelledikleri şeklinde değerlendirilemez. Bu nedenle, Mahkeme, davalı Devlet’in Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca kendisine düşen yükümlülükleri yerine getirmekte ihmalde bulunmadığı kanısına varmaktadır.I.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
34. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca :
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
35. Başvuran, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde yürütülen yargılamalar sırasında yapmış oldukları masraf ve giderler karşılığında 94.847,94 avro (EUR) talep etmektedir.
36. Hükümet, Mahkeme’yi, abartılı ve dayanaktan yoksun olduğu kanaatine vardığı bu talebi reddetmeye davet etmektedir.
37. Mahkeme, somut olayda elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, bütün masraflar bağlamında 250 avro (EUR) ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmekte ve bu meblağın başvurana ödenmesine karar vermektedir.
38. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu tutarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle, tutukluluk halinin devamı hakkında verilen karara itiraz etmek için etkin bir hukuk yolu bulunmadığına ilişkin şikâyetle ilgili olarak başvurunun kabul edilebilir ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. Devlet’in Sözleşme’nin 34. maddesinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmekte ihmalde bulunmadığına,
4. a) Davalı Devlet tarafından başvurana, masraf ve giderler için, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, 250 avro (EUR) (iki yüz elli avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak ödemenin yapıldığı tarihe kadar, bu miktara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
5. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 13 Ekim 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy