AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
AKTAN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 41839/09)
KARAR
STRAZBURG
9 Ekim 2018
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Aktan / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 18 Eylül 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Özlem Aktan’ın (“başvuran”) 24 Temmuz 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 41839/09) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ile ilgili şikâyeti 30 Ekim 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun kalan kısmının, Mahkeme İçtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1980 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Başvuran, olayların meydana geldiği dönemde, günlük bir gazetenin Yazı İşleri Müdürüdür.
6. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, 15 Aralık 2006 tarihli iddianameyle, başvuranı, 15 Kasım 2006 tarihinde gazetesinde yayımlanan iki makalede kullanılan “Kürt halkının lideri, Abdullah Öcalan” ifadesi nedeniyle suç ve suçluyu övme suçuyla suçlamıştır.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Mart 2009 tarihinde, başvuranı kendisine atfedilen suçtan dolayı suçlu bulmuş ve başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 215. maddesi uyarınca 900 Türk lirası (söz konusu tarihte 411,81 avro) adli para cezası ödemeye mahkûm etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, yukarıda belirtilen ifadenin, PKK yasadışı örgütünün (Kürdistan İşçi Partisi) kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’a övgü teşkil ettiği kanısına varmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca, adli para cezasının miktarını dikkate alarak, kararının temyize elverişli olmadığını belirtmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
8. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu şekliyle, Türk Ceza Kanunu’nun (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 26 Eylül 2004 tarihli 5237 sayılı Kanun) 215. maddesi aşağıdaki gibidir:
“İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
9. Başvuran, hakkında verilen mahkûmiyet kararının Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
10. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
11. Başvuran, Yazı İşleri Müdürü olduğu gazetede yayımlanan makaleler nedeniyle hakkında mahkûmiyet kararı verilmesinin ifade özgürlüğü hakkına ihlal teşkil ettiğini ileri sürmektedir.
12. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne müdahale edilmediği kanaatine varmaktadır. Mahkemenin bu türden bir müdahalenin bulunduğu sonucuna vardığı varsayıldığında, TCK’nın 215. maddesinin söz konusu müdahalenin yasal dayanağını oluşturduğunu belirtmektedir. Ardından Hükümet, bu müdahalenin ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün ve kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet son olarak, müdahalenin, ihtilaf konusu makalelerde kullanılan şikâyet konusu ifadenin terör örgütü liderini Kürt halkının lideri olarak tanımlayarak bu lidere övgüde bulunması nedeniyle, demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ileri sürmektedir.
13. Mahkeme, ifade özgürlüğü konusunda kendi içtihadından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır ve bu ilkeler özellikle, Bülent Kaya/Türkiye (No. 52056/08, §§ 36-40, 22 Ekim 2013) ve Karácsony ve diğerleri/Macaristan ([BD], No. 42461/13, § 132, 17 Mayıs 2016) kararlarında özetlenmektedir.
14. Mahkeme somut olayda, başvuranın adli para cezasına mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiğini kaydetmektedir (bk., mutatis mutandis, Çamyar/Türkiye (No. 2)), No. 16899/07, § 59, 10 Ekim 2017).
15. Mahkeme, bu müdahalenin kanunla, yani TCK’nın 215. maddesiyle öngörüldüğünü tespit etmektedir. Mahkeme ayrıca, müdahalenin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün, kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğini kabul etmektedir.
16. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak, daha önce, başvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararını destekleyici nitelikte ulusal mahkemeler tarafından kabul edilen, “Kürt halkının lideri” ifadesinin tek başına şiddeti teşvik etmediği kanısına vardığını hatırlatmaktadır (Belçika/Türkiye, No. 50171/09, § 34, 6 Aralık 2016). Mahkeme ayrıca, ihtilaf konusu makalelerin, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya ayaklanmaya çağrı içerdiğinin ya da Mahkemeye göre dikkate alınması gereken en önemli unsur olan nefret söylemi teşkil ettiğinin ulusal makamlar tarafından iddia edilmediğini kaydetmektedir (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999, ve Belek ve Velioğlu /Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015).
17. Mahkeme, yukarıda ifade edilenleri dikkate alarak, ihtilaf konusu tedbirin zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık gelmediği, her halükârda, hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle, demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanısına varmaktadır.
18. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
19. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar bağlamında 30.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran aynı zamanda, avukat masrafları için 7.434 Türk lirası (TRY), çeviri masrafları için 700 Türk lirası, malzeme masrafları için 50 Türk lirası ve posta masrafları için 50 Türk lirası talep etmektedir. Başvuran, masraf ve giderlerle ilgili taleplerini destekleyecek nitelikte herhangi bir belge sunmamaktadır.
20. Hükümet, başvuranın manevi tazminat bağlamındaki talebinin aşırı olduğu ve Mahkemenin içtihadıyla uyumlu olmadığı kanısına varmaktadır. Hükümet ayrıca, başvuranın masraf ve giderlerle ilgili taleplerini haklı göstermek için herhangi bir belge sunmadığını belirtmektedir.
21. Mahkeme, başvurana manevi zarar bağlamında 2.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır. Mahkeme, masraf ve giderlerle ilgili taleplere ilişkin olarak, kendi içtihadını göz önünde bulundurarak, bu bağlamda başvuran tarafından sunulan kanıtlayıcı bir belgenin bulunmaması nedeniyle bu talepleri reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içinde, manevi tazminat olarak, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek ve ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 2.500 avro (EUR) (iki bin beş yüz avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, ardından Mahkeme İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 9 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy