AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
AKTAŞ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 64870/19)
KARAR
STRAZBURG
9 Temmuz 2024
İşbu karar kesin olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Aktaş / Türkiye davasında,
Başkan,
Jovan Ilievski,
Hakimler,
Diana Sârcu,
Gediminas Sagatys,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
İmralı Ceza İnfaz Kurumunda tutulan ve İstanbul Barosuna bağlı Avukat R. Sarıca tarafından temsil edilen 1969 doğumlu bir Türk vatandaşı olan Veysi Aktaş’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 6 Aralık 2019 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine yapmış olduğu başvuruyu (no. 64870/19),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) başvurunun bildirilmesine dair kararı,
Tarafların beyanlarını,
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazının reddedildiği kararı dikkate alarak;
18 Haziran 2024 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Başvurana Bir Kitap Setinin Teslim Edilmemesine İlişkin Yargılamalar1. Başvuru, cezaevi idaresinin başvurana posta yoluyla gönderilen beş ciltlik bir kitap serisini teslim etmeyi reddetmesine ilişkindir.
2. İlgili zamanda, başvuranın anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmekten aldığı müebbet hapis cezası İmralı Ceza İnfaz Kurumunda infaz edilmekteydi.
3. İmralı Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu (“Kurul”) 6 Ekim 2015 tarihli kararında, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un (“5275 sayılı Kanun”) 62. maddesi ve Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmeliğin 87. maddesine dayanarak, A.Ö. tarafından yazılan ve başvurana posta yoluyla gönderilen Demokratik Uygarlık Çözümü adlı beş ciltlik kitap serisinin başvurana teslim edilmemesine, bunun yerine kitaplara el konulmasına karar vermiştir. Kurul, Mersin Sulh Ceza Mahkemesinin 14 Ağustos 2015 tarihinde ihtilaf konusu kitap serisi hakkında yasaklama kararı verdiğini kaydetmiştir.
4. Başvuran, Bursa İnfaz Hâkimliği nezdinde Kurul kararına itiraz etmiştir. İnfaz Hâkimliği 13 Kasım 2015 tarihinde başvuran lehine kısmi bir karar vermiştir. İnfaz Hâkimliği, Mersin Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen yasaklama kararının serinin özellikle bir, iki, üç ve beşinci ciltlerini kapsadığını kaydederek, serinin dördüncü cildinin başvurana verilmesine izin vermiştir.
5. Başvuran, bu karara itiraz ederek, geri kalan ciltlere erişim talebinde bulunmuştur. Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, kararın yasaya ve usule uygun olduğu gerekçesiyle başvuranın itirazlarını reddetmiştir.
6. Anayasa Mahkemesi 28 Ağustos 2019 tarihli kısa kararıyla, başvuran tarafından sunulan bireysel başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur. Karar, 4 Eylül 2019 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
Kitap serisinin beşinci cildine ilişkin yasaklama kararına dair Anayasa Mahkemesi kararı7. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Abdullah Öcalan (no. 2013/409) davasına ilişkin 25 Haziran 2014 tarihli kararında, kitap serisinin beşinci cildi açısından İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen yasaklama kararı nedeniyle başvuran yazarın ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Şikâyet8. Başvuran, posta yoluyla gönderilen beş ciltlik kitap serisinin kendisine teslim edilmemesine yönelik Kurul kararı nedeniyle Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA9. Hükümet başvuranın önemli bir zarar görmediğine ve söz konusu kitaplara el konulması nedeniyle mağdur sıfatının bulunmadığına yönelik iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmüştür. Bu bakımdan Hükümet, başvuranın bilgi ve fikir alma özgürlüğünü başka birçok yolla kullanabildiğini iddia etmiştir. Mahkeme, Türkiye aleyhine diğer davalarda (örneğin bk. Osman ve Altay/Türkiye (no. 23782/20 ve 40731/20, § 33, 18 Temmuz 2023) ve Mehmet Çiftçi/ Türkiye (no. 53208/19, § 25, 16 Kasım 2021) Hükümet tarafından ileri sürülen benzer itirazların hâlihazırda reddedildiğini kaydetmekte ve mevcut başvuruda ileri sürülen itirazlar açısından söz konusu bulgularından ayrılmasını gerektiren herhangi bir neden görmemektedir.
10. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
11. Başvurunun esasına ilişkin olarak, başvuran söz konusu kitap serisine el konulmasının, ulusal makamların itiraza konu kararlarda gösterdiği gerekçeler temelinde makul bir şekilde haklı kılındığının değerlendirilemeyeceğini ve bilgi ve fikir alma hakkına bir müdahale teşkil ettiğini belirtmiştir.
12. Hükümet, somut davada başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik herhangi bir müdahalenin bulunmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Hükümet, başvurana gönderilen kitap setine el konulmasının Sulh Ceza Mahkemeleri tarafından her bir cilt için verilen geçerli bir toplatma kararı ile haklı kılındığını ve bu tedbirin hem kurum hem de başvuranın lehine olduğunu belirtmiştir.
13. Hükümet, Mahkemenin bir müdahale gerçekleştiğini kabul edecek olması halinde, bu müdahalenin kanun ile -yani 5275 sayılı Kanun’un 62 § 3 maddesi ve Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmeliğin 87. maddesi ile- öngörüldüğünü ve milli güvenliğin korunması, düzenin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi şeklindeki meşru amaçları izlediğini beyan etmiştir.
14. Son olarak Hükümet, söz konusu kitaplara izin verilmesinin başvuran ve diğer mahpusların rehabilite edilmesi hedefine zarar vereceğini ileri sürmüştür. Hükümet, ulusal makamların başvuranın ihtilaf konusu kararlara karşı itirazlarını usulüne uygun olarak incelediğini ve söz konusu tedbirin acil bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını, demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ve izlenen meşru hedeflerle orantılı olduğunu kaydetmiştir.
15. Mahkeme, her ikisi de yukarıda anılan Osman ve Altay (§§ 40-60) ve Mehmet Çiftçi (§§ 32-46) öncü davalarında benzer şikâyetleri incelediğini ve ulusal mahkemelerin kararlarında, başvuranların ifade özgürlüğü hakkına yönelik müdahalenin gerekliliğini ikna edici bir şekilde ortaya koyabilecek yeterli gerekçeler sunulmaması nedeniyle Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini kaydetmektedir.
16. Mevcut davaya dönülecek olursa Mahkeme, Kurulun ihtilaf konusu kitaplara el konulmasını haklı kılmak üzere Mersin Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 14 Ağustos 2015 tarihinde verilen (bk. yukarıda 3. paragraf) ve serinin bir, iki, üç ve beşinci ciltlerini kapsayan yasaklama kararına (bk. yukarıda 4. paragraf) açıkça atıfta bulunduğunu gözlemlemektedir. Fakat Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin serinin beşinci cildinin yasaklanması nedeniyle başvuran yazarın ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini tespit ettiği 25 Haziran 2014 tarihli geçmiş kararına ilişkin olarak ceza infaz kurumu Eğitim Kurulu, İnfaz Hâkimliği, Ağır Ceza Mahkemesi veya bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından herhangi bir değerlendirme yapılmadığını kaydetmektedir (bk. yukarıda 3-7. paragraflar).
17. Dolayısıyla Mahkeme, kitap serisinin beşinci cildi bakımından Anayasa Mahkemesinin aynı konuya dair geçmiş tarihli kararının yeniden değerlendirilmesini haklı kılacak esaslı ve zorunlu nitelikte koşulların varlığını ortaya koymak için yerel mahkemelerce herhangi bir gerekçe sunulmadığını tespit etmiştir.
18. Kendisine sunulan tüm materyalleri inceleyen Mahkeme, mevcut başvuruda serinin beşinci cildine ilişkin olarak ihtilaf konusu müdahaleyi haklı kılan yeterli gerekçelerin sunulmaması bakımından, her ikisi de yukarıda anılan Osman ve Altay ve Mehmet Çiftçi davalarında vardığı sonuçtan ayrılması gerektiğine ikna olmasını sağlayacak herhangi bir olgu veya argüman tespit etmemiştir.
19. Bu sonuç temelinde Mahkeme, şikâyetin söz konusu serinin diğer ciltleri açısından incelenmenin gerekli olmadığı kanaatine varmıştır.
20. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
21. Başvuran manevi tazminat olarak 5.000 avro ve avukatlık ücretleri dâhil olmak üzere Mahkeme önünde gerçekleşen masraflar ve giderler açısından 5.000 avro talep etmiştir. Başvuranın sunduğu makbuza göre, tercüme ücretine karşılık kendisinden 10.000 Türk lirası (anlaşma tarihi itibariyle yaklaşık 1.000 avro) alınmıştır. Başvuran ayrıca avukatıyla yaptığı 30.000 Türk lirası (anlaşma tarihi itibariyle yaklaşık 3.000 avro) tutarındaki avukatlık anlaşmasını ibraz etmiştir.
22. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
23. Manevi zarar bakımından, başvuranın söz konusu tedbir sonucunda maruz kaldığını iddia ettiği zararın değerlendirilmesini mümkün kılabilecek herhangi bir delil veya argüman ileri sürmediğini kaydeden Mahkeme, mevcut davanın koşulları dikkate alındığında, ihlal tespitinin iddia edilen manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde Mehmet Çiftçi ve Suat İncedere/Türkiye, no. 21266/19 ve 21774/19, § 27, 18 Ocak 2022; ve ayrıca Murat Türk/Türkiye [Komite], no. 20686/19, § 19, 5 Nisan 2022; ve İncedere ve Altay/Türkiye [Komite], no. 58778/19 ve diğer 2 başvuru, § 16, 12 Aralık 2023).
24. Başvuranın masraf ve giderlere ilişkin talebi bakımından ise Mahkeme, elinde bulunan belgeleri dikkate alarak, tüm başlıklar altındaki masraflar için, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 1.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine, İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine,
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm masraf ve giderler karşılığında 1.000 avro (bin avro) ödenmesine,
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına,
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 9 Temmuz 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan