AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
AKYÜZ / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 63681/12)
KARAR
STRAZBURG
7 Mayıs 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Akyüz / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm") 2 Nisan 2019 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Ömer Faruk Akyüz’ün (‘‘başvuran’’) 26 Eylül 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 63681/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Batman Barosuna bağlı Avukat E. Şenses tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ile ilgili şikâyeti 25 Eylül 2014 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun kalan kısmının, Mahkeme İçtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1982 doğumlu olup, Batman’da ikamet etmektedir.
5. Batman Cumhuriyet Savcılığı 12 Ekim 2004 tarihinde, başvuranın 29 Eylül 2004 tarihinde Batman’da meydana gelen gösteri sırasında işlediği bazı fiiller nedeniyle, terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan iddianame düzenlemiştir.
6. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (‘‘Ağır Ceza Mahkemesi’’), 7 Temmuz 2009 tarihinde, başvuranı, atılı suçtan mahkum etmiş ve 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca altı ay hapis cezası ile cezalandırmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi bu bağlamda, ilgilinin yukarıda anılan gösteri sırasında, PKK (Kürdistan İşçi Partisi - yasa dışı silahlı örgüt) liderinin resminin bulunduğu bir afişi ve aynı zamanda bu örgütün bayrağını salladığını ve ‘‘Çok Yaşa Başkan Apo – Öcalan’’ sloganını attığını belirtmektedir.
7. Başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu sonrasında, Yargıtay, 16 Şubat 2012 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
8. Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Temmuz 2012 tarihinde, 3713 sayılı Kanun’a yapılan bir değişikliği dikkate alarak, başvurana verilen cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
9. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
‘‘ [Yukarıdaki fıkra uyarınca] meydana getirilen örgüt mensuplarına yardım edenlere ve örgütle ilgili propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. (...) "
10. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmesinin ardından, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
‘‘ Terör örgütünün; (...) propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) "
11. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten itibaren, söz konusu hüküm şunu öngörmektedir:
‘‘ Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) "
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, hakkında verilen mahkûmiyet kararının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
13. Hükümet, bu bağlamda ilgiliye verilen cezanın infazının askıya alındığını belirterek, başvuranın mağdur sıfatı taşımadığı yönünde kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir.
14. Başvuran, kendisine verilen ceza askıya alınmış olsa bile, mahkûmiyetinin iptal edilmediği ve bu yaptırımın yol açtığı caydırıcı etkiye maruz kaldığını ileri sürmektedir.
15. Mahkeme, cezanın infazının ertelenmesi tedbirinin, başvuranın ifade özgürlüğünün kullanılmasından doğan müdahale nedeniyle doğrudan zararlarına maruz kaldığı ceza davasının sonuçlarını önlediğinin veya telafi ettiğinin kabul edilemeyeceğini hatırlatmaktadır (bk., mutatis mutandis, Aslı Güneş/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 53916/00, 13 Mayıs 2004, Yaşar Kaplan/Türkiye, No. 56566/00, 32 ve 33. paragraflar, 24 Ocak 2006, ve Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, 17. paragraf, 17 Nisan 2018). Dolayısıyla, bu itirazı reddetmek gerekmektedir.
16. Mahkeme ayrıca, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 a) fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
17. Başvuran, yerel makamların kendisini suçladıkları ihtilaf konusu sloganın şiddete teşvik etmediğini ve ceza mahkûmiyetinin ifade özgürlüğü hakkına ihlal teşkil ettiğini ileri sürmektedir.
18. Hükümet, somut olayda ihtilaf konusu müdahalenin, 3713 sayılı Kanun’nun 7. maddesinin 2. fıkrasıyla öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin sağlanması, toprak bütünlüğünün ve kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğini açıklamaktadır. Hükümet, başvuranın terör örgütü lehine propaganda yapmaktan dolayı mahkûm edilmesi bakımından, söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunun da kanısındadır.
19. Mahkeme, başvuranın cezai mahkûmiyetinin ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına ihlal teşkil etmesinin taraflar arasında tartışmaya mahal vermediğini, söz konusu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasıyla öngörüldüğünü, ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün ve kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğini gözlemlemektedir.
20. Mahkeme, müdahalenin gerekliliği hususuna gelince, ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından doğan ve bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08, 48. paragraf, 29 Mart 2016) ve Belge/Türkiye (No. 50171/09, 31, 34 ve 35. paragraflar, 6 Aralık 2016) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır.
21. Mahkeme, somut olayda, başvuranın bir gösteri sırasında terör örgütü liderinin resminin bulunduğu afişi ve aynı zamanda bu örgütün bayrağını salladığı ve ‘‘Çok Yaşa Başkan Apo - Öcalan’’ sloganını attığı gerekçesiyle, ilgilinin suç teşkil eden terör örgütü lehine propaganda yapmaktan dolayı cezaya mahkûm edildiğini kaydetmektedir (yukarıdaki 6. paragraf). Mahkeme, daha önce, ‘‘Çok Yaşa Başkan Apo’’ ifadesinin başlı başına şiddete teşvik etmediğine karar verdiğini hatırlatmaktadır (Belge, yukarıda anılan, 35. paragraf). Mahkeme, başvuranın ceza mahkûmiyetinin dayandırıldığı diğer fiiller ile ilgili olarak, ihtilaf konusu makalelerin, şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya ayaklanmaya çağrı içerdiğinin ya da Mahkemeye göre dikkate alınması gereken en önemli unsur olan nefret söylemi teşkil ettiğinin ulusal makamlar tarafından iddia edilmediğini gözlemlemektedir (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999, ve Belek ve Velioğlu /Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015).
22. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, altı ay hapis cezasından ibaret olan ihtilaf konusu tedbirin, zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık gelmediği, her halükârda, hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle, demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanısına varmaktadır.
23. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
24. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar bağlamında 15.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran ayrıca, masraf ve giderler bağlamında 2.840 Türk lirası (TRY) (yani mevcut başvurunun yapıldığı tarihte yaklaşık olarak 1.004,85 Avro) talep etmektedir. Başvuran, talebine dayanak olarak, avukatının başvurunun işleyişine ilişkin yaptığı çalışmalara dair saatleri ve masrafları ayrıntılı olarak gösteren bir hesap çizelgesi, posta masrafları için üç fatura ve aynı zamanda avukatı ile aralarında imzaladıkları avukatlık ücretine ilişkin bir sözleşme sunmuştur.
25. Hükümet, manevi tazminat talebinin aşırı olduğunu, Mahkemenin İçtihadında tahsis edilen meblağlara uymadığını ve iddia edilen ihlal ile söz konusu talep arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı kanaatindedir. Hükümet, masraf ve giderler bağlamındaki taleple ilgili olarak, başvuranın talebinin kuralınca rakamla hesap edilmediğini ve ödemeye ilişkin kanıtlayıcı belge sunmadığını ileri sürmektedir.
26. Mahkeme, başvurana manevi zarar bağlamında 2.500 avro (EUR) ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Mahkeme, somut olayla ilgili olarak kendisine sunulan belgeleri ve içtihatlarını göz önünde bulundurarak, başvurana, bütün masraf ve giderler bağlamında 1.000 avro ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
3. a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.500 EUR (iki bin beş yüz avro),
ii. Masraf ve giderler karşılığında, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 7 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy