AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ALİ ABA TALİPOĞLU / TÜRKİYE
(Başvuru No. 16408/10)
KARAR
STRAZBURG
18 Ekim 2016
Bu karar, Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde yer alan şartlar dâhilinde kesinleşecektir. Şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Ali Aba Talipoğlu / Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Hakimler,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani,
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 16 Eylül 2016 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) (“Mahkeme”), yukarıdaki başvuruya ilişkin olarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkeme önünde Türk vatandaşı M. Ali Aba Talipoğlu (“başvuran”) tarafından 12 Mart 2010 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvurudan (no. 16408/10) ibarettir.
2. Başvuran İstanbul Barosuna kayıtlı Avukatlar F.N. Ertekin ve K. Öztürk tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümet (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran özellikle gösteri yürüyüşünün dağıtılması sırasında kötü muamele gördüğünü iddia etmektedir.
4. Başvuru 30 Ağustos 2013 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY
I. SOMUT OLAYIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1975 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.
6. Avukatlık yapan ve Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi olan başvuran 16 Eylül 2000 tarihinde İstanbul Taksim Meydanında F tipi cezaevlerine girişte avukatların üst aramalarına ilişkin yeni düzenlemeleri protesto etmek için yapılan bir basın açıklamasına katılmıştır.
7. Aynı gün düzenlenen tutanağa göre olaylar şu şekilde cereyan etmiştir: Çağdaş Hukukçular Derneğinin başkan ve üyeleri saat 11.50’ye doğru toplanmışlardır; Taksim Meydanı yönünde yürüyüşe geçtiklerinde polis bu gösterinin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa aykırı olduğu gerekçesiyle onları uyararak on beş dakika içinde dağılmalarını istemiş, aksi takdirde güç kullanacağını belirtmiştir; polis basın açıklamasının okunmasına izin vermemiş ve zor kullanarak göstericileri dağıtmıştır. Tutanak, başvuran da dahil yirmi beş avukatın saat 12.30 itibariyle gözaltına alındığını belirtmektedir.
8. Başvuran, savcılığa sevki öncesinde dört saat gözaltında kalmıştır. Gözaltı çıkışında düzenlenen bir sağlık raporu, çok sayıda morluk olduğunu, sol burun kemiği duvarında kanın durgun, ayak bilekleri seviyesinde ödemler, boyun hareketlerinde zorlanma, alt dudakta ödem olduğunu ve alt iki kesici dişin yerinden çıktığını göstermektedir. Adli tabip başvurana beş gün iş görmezlik raporu vermiştir.
9. Başvuran aynı gün savcılık tarafından serbest bırakılmıştır.
A. Kötü muameleler nedeniyle polisler hakkında açılan ceza davaları
10. Aralarında başvuranın da bulunduğu göstericiler 18 Eylül 2000 tarihinde, Vali E.Ç., İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı T.T., polis memurları M.G., Ş.G., E.K., G.F.K., A.C. ve B.K. hakkında kötü muamele ve yetkisini kötüye kullanma şikayetiyle Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır. Başvuranın aynı gün Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınmıştır. Başvuran bu olay sırasında ağır bir şekilde darp edildiğini ve hakarete uğradığını doğrulamış ve polislerden şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.
11. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı 26 Eylül 2000 tarihinde Vali ve Emniyet Müdür Yardımcısına yönelik şikayetin incelenmesi için yetkisiz olduğunu beyan etmiş ve dosyayı İçişleri Bakanlığına göndermiştir.
12. İstanbul Valiliği 21 Aralık 2000 tarihinde 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanuna dayanarak Vali E.Ç. imzalı bir karar vermiştir. Vali bu kararda polisler hakkında kötü muamele ve yetkinin kötüye kullanılması nedeniyle soruşturma açılması talebini reddetmiştir.
13. Başvuran bu karara 29 Ocak 2001 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesine itiraz etmiştir.
14. İdare Mahkemesi 17 Nisan 2001 tarihinde valilik kararını iptal etmiş ve ilgili altı polis memuru hakkında ceza davası açılması için dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
15. Türk Ceza Kanununun 245. maddesine dayanan 11 Mayıs 2001 tarihli bir iddianame ile savcı, başvuran ve diğer beş göstericiye kötü muamelede bulunmaktan dolayı altı polis memuru hakkında dava açmıştır.
16. Kötü muamele iddialarının, suçlanan polis memurlarının her birini kapsadığının incelenmesinin ardından Beyoğlu 4. Asliye Ceza Mahkemesi 28 Eylül 2004 tarihinde G.F.K.’ nın başvurana karşı güç kullandığı ve zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçunu işlediği sonucuna varmaktadır. Mahkeme polis memuru G.F.K’yı üç ay hapis cezasına mahkum etmiş ve aynı süre için de kamu hizmetinden yasaklanmasına karar vermiştir. Mahkeme önce bu cezaları para cezasına çevirmiş ardından da Cezaların İnfazı Hakkında 647 sayılı Kanun uyarınca infazın ertelenmesine karar vermiştir.
17. Yargıtay 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanununun yeni hükümlerinin uygulanması gerektiği gerekçesiyle 6 Kasım 2006 tarihinde bu kararı bozmuştur.
18. Beyoğlu 4. Asliye Ceza Mahkemesi 11 Eylül 2007 tarihinde Yargıtay kararına uyarak ertelenen cezaların aynısına hükmetmiştir.
19. Yargıtay 22 Aralık 2009 tarihinde Ceza Muhakeme Kanununun 223. maddesi uyarınca zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesine karar vermiştir.
B. Göstericiler hakkında açılan ceza davası
20. Bu arada İstanbul Cumhuriyet Savcılığı 17 Kasım 2000 tarihinde aralarında başvuranın da bulunduğu göstericileri, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkında Kanuna muhalefet etmekle suçlamıştır.
21. Beyoğlu 7. Asliye Ceza Mahkemesi 28 Mart 2001 tarihinde göstericilerin beraatine karar vermiştir. Karar, iddianamede savcılığın ne basın bildirisi içeriğinin ne de bu tür bir beyanın okunmasının tertip edilmesinin yasada suç oluşturmadığını belirterek sanıkları serbest bıraktığını vurgulamıştır.
C. Gözaltında haksız yere tutulması nedeniyle 466 sayılı kanuna dayanarak başvuran tarafından açılan tazminat davası
22. Bu arada başvuran gözaltında alınması nedeniyle 22 Mayıs 2011 tarihinde tazminat davası açmıştır. Başvuran maddi zarar nedeniyle 2 000 000 000 Eski Türk Lirası (yaklaşık 2 000 avro), manevi zarar nedeniyle 5 000 000 000 Eski Türk Lirası (yaklaşık 5 200 avro) talep etmiştir.
23. Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi 23 Haziran 2004 tarihinde başvuranın talebini reddetmiştir. Yargıtay 14 Temmuz 2006 tarihinde bu mahkemenin kararını onamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Sözleşme’nin 3. maddesi alanında başvuran polislerin şiddetine maruz kaldığından ve bunun sonucunda da yaralandığından şikayet etmektedir. Sözleşme’nin 13. maddesini ileri süren başvuran, iç hukuk yollarının etkin olmadığından şikayet etmektedir. Başvuran son olarak Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamında polisler hakkında açılan ceza davasının süresinden şikayet etmektedir. Başvuran bu süre nedeniyle ceza davasının, olayların zamanaşımına uğradığını gösteren bir kararla sonuçlandığını öyle ki polislerin fiilen (de facto) cezasız kaldıklarını belirtmektedir.
25. Davanın olaylarının hukuki nitelendirilmesinde takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, bu şikayetlerin tek başına Sözleşme’nin 3. maddesi alanında incelenmesinin yerinde olacağı kanaatine varmaktadır (Gherghina / Romanya (kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], No. 42219/07, § 59, 9 Temmuz 2015). Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
« Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.. »
26. Hükümet Beyoğlu 4. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 28 Eylül 2004 tarihinde verilen karara atıfta bulunmuş ve kararı tamamen Mahkeme’nin takdirine bırakmıştır.
27. Bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve beraberinde herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesi ile karşı karşıya kalmadıklarını tespit eden Mahkeme, başvuruların kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
28. Aslında Mahkeme bir kişi özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya daha genel anlamda kolluk kuvvetleri görevlileriyle karşı karşıya kaldığında, kişinin davranışları kesinlikle gerektirmediği halde ilgiliye karşı fiziksel güç kullanımının insan onurunu zedelediğini ve kural olarak Sözleşme’nin 3. maddesi tarafından güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (Bouyid / Belçika [BD], No. 23380/09, §§ 56 ve 88, AİHM 2015).
29. Mevcut davada Mahkeme, öncelikle Hükümetin, gösterici grubun zor kullanarak (manu militari) gözaltına alınmasına ve sağlık raporunda belirtildiği gibi başvuranın maruz kaldığı yaralanmaların kaynağına itirez etmediğini tespit etmektedir. Mahkeme bununla birlikte başvuranın kendisine karşı güç kullanımını gerekli kılan bir davranışının olmadığına hiçkimsenin itiraz etmediğini de belirlemektedir (bkz. aksi ile kanıt (a contrario), Kartal ve diğerleri / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 29768/03, 16 Aralık 2008).
30. Mahkeme, güvenlik güçlerinin göstericiler dağıtılırken zor kullanarak yaptıkları müdahaleyi somut olay koşullarında haklı göstermek zorunda olduğunu teyit etmektedir. Somut olarak Mahkeme başlangıçta göstericilerin ihlal davranışının bir sonucu olarak kaçınılmaz ve zorunlu olmayan polis gücüne dayalı bir müdahaleyi kınamaktadır (bkz. yakın tarihte, Süleyman Çelebi ve diğerleri / Türkiye No. 37273/10 ve diğer 17 başvuru, §§ 115-116, 24 Mayıs 2016). Öte yandan davanın koşulları, güvenlik güçlerinin bir gösteriye müdahalesinin gerekli dolayısıyla yerinde olduğunu kabul edilebilir kılmak zorundadır (bkz. bir kaç ay işgal ettikleri kiliseyi terketmek zorunda bırakılan göstericilere, sağlık koşullarının bozulmasını gerekçe göstermek suretiyle, güvenlik güçleri tarafından zor kullanarak yapılan müdahaleyi haklı gösterdiği Cisse / Fransa davası, No. 51346/99, §§ 51-52, AİHM 2002‑III (özetler)).
31. Somut olayda Mahkeme, Beyoğlu 4. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararın gerekçelerini dikkate alarak, bu ulusal kararın, başvuranın, polis memuru G.F.K.’nın müessir fiilin mağduru olduğunu kabul ettiğini tespit etmektedir.
32. Bu da Mahkeme’nin Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiği sonucuna varması için yeterlidir.
33. Bu hükmün usul yönüne ilişkin olarak Mahkeme, polis memuru G.F.K hakkında açılan ceza davasının zamanaşımı nedeniyle 22 Aralık 2009 tarihinde düşmeyle sonuçlandığını tespit etmektedir.
34. Mahkeme bu bağlamda Türk yetkililerin makul ve yeterli bir ivedilikle hareket etmiş gibi görünmedikleri kanısına varmaktadır. Bu hatanın sonucu iddia edilen ihlal eylemlerinin sanıklarının tamamının cezasızlıktan yararlanmış olmalarıdır. Bunun yanısıra Mahkeme suç işleyenlerle her türlü ortaklık ya da yasadışı eylemlere tolerans görüntüsünü önlemek için ve hukuk Devletine bağlılığın ve kamu güveninin sürdürülmesi için yetkililerin tepki hızının önemli olduğunu bir kez daha hatırlatmak istemektedir (İbrahim Demirtaş / Türkiye, No. 25018/10, §§ 35‑36, 28 Ekim 2014, ve M. Özel ve diğerleri / Türkiye, No. 14350/05, 15245/05 ve 16051/05, § 197, 17 Kasım 2015).
35. Kendi içtihadı ışığında Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin usulden de ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞMENİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
36. Başvuran, zor kullanıldığı şeklinde nitelendirdiği güvenlik güçlerinin müdahalesi nedeniyle gösteri özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikayet etmektedir. Başvuran Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürmektedir. Başvuran son olarak göz altına alınmasından şikayet etmekte ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 5. fıkralarını ileri sürmektedir.
37. Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri bağlamındaki şikayet ile ilgili olarak Mahkeme, ihtilaflı gösteriye yapılan müdahalenin 16 Eylül 2000 tarihinde meydana geldiğini ve 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkında Kanununa muhalefetten başvurana karşı açılan davanın, ilgilinin serbest bırakılması ile 28 Mart 2001 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Halbuki bu başvuru Mahkeme’ye 12 Mart 2010 tarihinde başka bir deyişle başvuranın serbest bırakılmasını izleyen altı ay süre geçtikten sonra yapılmıştır. Başvurunun bu kısmının gecikmiş olması söz konusudur.
38. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 5. fıkraları bağlamında ortaya atılan şikayet konusunda Mahkeme, önce başvuranın gözaltı süresinin 16 Eylül 2000 tarihinde sona ererken, başvurunun ancak 12 Mart 2010 tarihinde yapıldığını gözlemlemektedir. Davanın incelemesi altı ay süreyi kesintiye uğratacak ya da durduracak özel herhangi bir koşulu farketmeyi mümkün kılmamakta, başvurunun bu bölümünün de gecikmiş olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
39. Bundan dolayı Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca bu şikayetleri reddetmektedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
40. Sözleşme’nin 41. Maddesi şu şekilde ifade edilmektedir :
«Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. »
A. Tazminat
41. Başvuran, maruz kaldığı maddi zarar bağlamında 3.000 avro ve manevi zarar bağlamında 50.000 avro talep etmektedir.
42. Hükümet, aşırı olduğu kanaatiyle bu taleplere itiraz etmektedir.
43. Manevi tazminat ile ilgili olarak başvuran, iddiasını destekleyecek tarafsız değerlendirme unsurlarını Mahkeme’ye sunamamıştır. Bundan dolayı Mahkeme, bu başlık altında ifade edilen talebi kabul edememektedir (bkz. diğerleri arasında Kars ve diğerleri / Türkiye, No. 66568/09, § 132, 22 Mart 2016).
Buna karşılık Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 10.000 avro ödenmesinin yerinde olacağını değerlendirmektedir.
B. Masraf ve giderler
44. Başvuran iç hukuk mahkemelerindeki yargılama giderleri için 300 avro ve Mahkemedeki yargılama için 367 avro talep etmektedir. Başvuran taahhütte bulunduğu masraflara ilişkin faturaları talebine eklemiştir. Başvuran talebe eklediği baro tarafından uygulanan ücret tarifelerine atıfta bulunarak vekalet ücreti giderleri için ayrıca 5.254 avro talep etmektedir.
45. Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
46. Mahkeme’nin içtihadına göre bir başvuran ancak oranlarının makul karakteri, gerekliliği ve gerçekliğini ispatlayabildiği durumda masraf ve giderlerinin ödenmesini sağlayabilmektedir. Somut olayda eldeki mevcut belgeleri göz önünde bulunduran Mahkeme, tüm masraf ve giderler için 1.500 avro miktarın makul olduğu kanısına varmakta ve başvurana bu miktarın ödenmesine karar vermektedir.
C. Gecikme faizi
47. Mahkeme gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki şikayetler konusunda başvurunun kabul edilebilir ve geri kalanının kabul edilemez olduğunu beyan eder ;
2. Sözleşme’nin 3. maddesinin hem usul hem esas yönünden ihlal edildiğine;
3. a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, davalı Devlet’in başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 10 000 EUR (on bin avro) manevi tazminat ödenmesine ;
ii. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere masraf ve giderler için 1 500 EUR (bin beş yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Sözleşme’nin 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 18 Ekim 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy