AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ALİ DEMİR / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 47167/11)
KARAR
STRAZBURG
12 Şubat 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Ali Demir / Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 22 Ocak 2019 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Ali Demir’in (“başvuran”) 5 Aralık 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 47167/11) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mersin Barosuna bağlı Avukat A. Aktay tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, özellikle mülkiyetine saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
4. Başvuru, 6 Nisan 2017 tarihinde, Hükümete bildirilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1955 doğumlu olup, Adana’da ikamet etmektedir.
6. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
7. Başvuran, Adana’da bulunan 9.561 m2’lik bir taşınmaz (101 ada, 536 parsel) üzerinde, özellikle içinde bir benzin istasyonu ve restoran bulunan ve otoyol üzerinde yer alan bir dinlenme tesisini işletmekteydi. Üzerinde söz konusu binaların yapıldığı taşınmaz, orman arazisi içinde yer almaktaydı ve Hazineye aitti. Hükümete göre, söz konusu binalar belirtilmeyen bir tarihte, başvuran tarafından inşaat ruhsatı olmaksızın yapılmıştır.
8. Dosyaya göre, başvuran, taşınmazın tamamını yola kadar yükseltmek için toprakla doldurtmuştur.
2.903 m²’lik bir alana sahip olan birinci kısım üzerinde, bir büro ve lastik tamir bölümünün bulunduğu bir bina, bir su deposu, eski bir restoran ve hangi yararı sağladığı bilinmeyen altı duvar yer almaktaydı.
6.658 m²’lik bir alana sahip olan ikinci kısım üzerinde, benzin istasyonunun ana binası da dâhil olmak üzere, bazı binalar bulunmaktaydı. Bununla birlikte, dosya söz konusu binalara ilişkin açık bir liste içermemektedir.
9. Karayolları Genel Müdürlüğü (“Genel Müdürlük”), 23 Ocak 2001 tarihinde, otoyol yapılması amacıyla söz konusu taşınmazın 6.658 m2’lik kısmı üzerinde bulunan binaların kamulaştırılmasında kamu yararının bulunduğunu belirtmiştir.
10. Başvuran ve Genel Müdürlük, anlaşmalı devir belgesini (“devir işlemi”) 20 Nisan 2005 tarihinde imzalamışlardır. Bu belgeye göre, başvurana, 6.658 m2’lik kısmın üzerinde bulunan binaların kamulaştırılması için tazminat olarak 183.000 Türk lirası (TRY) (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 102.450 avro) ödenmiştir. Başvuran, belgenin kenarına elle yazılmış bir notla, taşınmazın ve kamulaştırma alanının dışında bulunan binaların satışa dâhil edilmediğini belirtmiştir.
11. Başvuran, 18 Temmuz 2005 tarihinde, Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesine (“Asliye Hukuk Mahkemesi”) başvurmuştur. Başvuran, 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesine dayanarak, 2.903 m²’lik kısım üzerinde bulunan ve kamulaştırmaya konu edilmeyen binalarının kamulaştırılmasını talep etmiş ve binaların söz konusu yol yapımı projesinin gerçekleştirilmesinin ardından kullanılamaz hale gelebileceğini ileri sürerek, kamulaştırma bedelinin ödenmesini talep etmiştir. Başvuran ayrıca, ihtilaf konusu taşınmazın tamamı üzerinde gerçekleştirildiğini belirttiği toprakla doldurma işleminin kendi ifadesine göre, devir işleminin kapsamına girmemesi nedeniyle, bu doldurma işleminin ücretinin de ödenmesini talep etmiştir. Başvuran, talebin, her türlü ek talebin saklı tutulması koşuluyla yapıldığını belirterek, toplam 200.000 TRY (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 124.000 avro) talep etmiştir.
12. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından görevlendirilen bilirkişi, 4 Temmuz 2006 tarihinde, taşınmazın ve binaların, öngörülen yolun kamulaştırılmayan binalardan dört ila beş metre yükseklikte bulunabileceği gerekçesiyle, yol yapımının gerçekleştirilmesinin ardından kullanılamaz hale gelebileceğini ve hiçbir yolun kamulaştırılmayan bu binalara erişime imkân veremeyeceğini tespit etmiştir.
13. 7 Temmuz 2006 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesine Bilirkişi raporu sunulmuştur. Bu raporda, söz konusu taşınmazın (6.658 m2’lik) bir kısmı üzerinde bulunan binaların, taşınmazın bu kısmının toprakla doldurulması haricinde, anlaşmalı devir işlemiyle kamulaştırıldığı belirtilmiştir. Söz konusu raporda, bu konuda, tarafların söz konusu doldurma işlemi konusunda bir anlaşmaya varamadıkları ifade edilmiştir. Bu raporda aynı zamanda, söz konusu taşınmazın geri kalanı (2.903 m2) üzerinde bulunan binaların da, projenin gerçekleştirilmesinin ardından herhangi bir yolla erişilebilir olamayacağı gerekçesiyle kamulaştırmaya konu edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Raporda böylelikle, kamulaştırılan binaların bulunduğu taşınmazın toprakla doldurulması işleminin değerinin 218.981,62 TRY (yaklaşık 108.085 avro), kamulaştırılmayan binaların bulunduğu taşınmazın toprakla doldurulması işleminin değerinin 78.119,73 TRY (yaklaşık 38.558 avro) ve kamulaştırılmayan binaların değerinin 107.225,48 TRY (yaklaşık 52.925 avro) olarak belirlenmesi nedeniyle, söz konusu doldurma işlemleri de dâhil olmak üzere, binaların bütün değerinin 18 Temmuz 2005 tarihinde 404.326,83 TRY (raporun düzenlendiği tarihte yaklaşık 199.568 avro) tutarına tekabül ettiği tespit edilmiştir.
14. 20 Şubat 2007 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesine ek bilirkişi raporu sunulmuştur. Doldurma işlemlerinin değerine ilişkin olarak bir önceki raporun sonuçlarını doğrulayan bu ek raporda, kamulaştırılmayan binaların değerinin 101.864,21 TRY (yaklaşık 55.687 avro) tutarına karşılık geldiği kanısına varılmıştır.
15. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2 Temmuz 2007 tarihinde, ek bilirkişi raporuna dayanarak tamamen başvuranın lehine bir karar vermiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın taleplerini bu meblağ ile sınırladığı ve geri kalan taleplere ilişkin haklarını saklı tuttuğu gerekçesiyle, Genel Müdürlüğü, 200.000 TRY (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 112.183 avro) tutarında bir tazminat ödemeye mahkûm etmiştir.
16. Genel Müdürlük, 14 Ağustos 2007 tarihinde, temyiz başvurusunda bulunmuştur.
17. Yargıtay, 28 Ocak 2008 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay öncelikle, söz konusu taşınmazın Hazine adına tapu siciline tescil edildiğini tespit etmiş ve “taşınmaz dâhil edilmemektedir” şerhinin herhangi bir hukuki değer taşımadığı sonucuna varmıştır. Yargıtay ardından, bazı binaların kamulaştırma anlaşmasından çıkarılması durumunda, bu binaların açık ve net bir şekilde belirtilmesi gerektiğini kaydetmiştir. Yargıtay bu bağlamda, “kamulaştırma alanı dışında kalan binaların değeri dâhil edilmemektedir” ifadesinin, tarafların kamulaştırmaya konu edilen bütün binalar hakkında bir uzlaşmaya vardıkları anlamına geldiği kanaatine varmıştır. Yargıtay böylelikle, üzerinde kamulaştırılan binaların bulunduğu taşınmazın toprakla doldurulmasının 20 Nisan 2005 tarihli devir işleminin kapsamına girdiğini ve bu sebeple; başvuranın buna ilişkin talebinin reddedilmesi gerektiği kanısına varmıştır.
Başvuranın kamulaştırılmayan binalarla ilgili talebine ilişkin olarak, Yargıtay, 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesinin dördüncü fıkrasının (aşağıda 20. paragraf) somut olayda uygulanamayacağı, zira bu binaların söz konusu hüküm anlamında kısmen kamulaştırılan binalar (kesilen binalar) olmadığı kanaatine varmıştır. Yargıtay öte yandan, kısmen kamulaştırılan taşınmaz malların kamulaştırılmayan kısımlarının kullanılamaz hale geldiği durumlara ilişkin olarak, aynı hükmün beşinci fıkrasının yalnızca taşınmazlara uygulandığını tespit etmiştir. Yargıtay son olarak, 2942 sayılı Kanun’un kamulaştırılan bina veya işletmelerin geri kalan kısmının kamulaştırılmasını öngören herhangi bir hüküm içermediğini eklemiştir. Yargıtay böylelikle, başvuranın kamulaştırılmayan binalarına ilişkin talebinin de reddedilmesi gerektiğini sonucuna varmıştır.
18. Asliye Hukuk Mahkemesi, 25 Haziran 2008 tarihinde, Yargıtay’ın kararına uymuş ve Yüksek Mahkemenin değerlendirmelerini kabul etmesinin ardından, başvuranın talebini reddetmiştir.
19. Başvuran, temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, temyiz başvurusunda, diğerlerinin yanı sıra, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmüştür.
20. Yargıtay, 3 Mayıs 2010 tarihli kararla, Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını onamış ve bu karar, 7 Haziran 2010 tarihinde başvuranın vekiline tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
21. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 12. maddesinin dördüncü fıkrası, kısmen kamulaştırılan taşınmaz malların geri kalan kısmının imar mevzuatı uyarınca kullanılacak nitelikte olması halinde, kısmen kamulaştırılan binalar gibi, geri kalan binaları kullanılabilir hale getirmek için yapılacak masrafların kamulaştırma bedeline eklenmesi gerektiğini öngörmektedir.
22. Aynı maddenin beşinci fıkrasında, kısmen kamulaştırılan taşınmaz malların geri kalan kısmının bundan böyle kullanılacak nitelikte olmaması halinde, bu kısmın kamulaştırılan mülkün sahibinin yazılı talebi üzerine kamulaştırılması gerektiği belirtilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
23. Başvuran, yerel mahkemelerin, kendi ifadesine göre, 20 Nisan 2005 tarihli anlaşmalı devir işleminin kapsamına girmeyen binaları için kendisine tazminat ödenmesine karar vermeyi reddetmelerinin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülkiyetine saygı hakkına ihlal teşkil ettiğini iddia etmektedir. Bu hüküm, aşağıdaki şekildedir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
24. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
1. Başvuranın Mağdur Sıfatı Hakkında
25. Hükümet, başvuranın kendisine bir kamulaştırma bedeli ödendiği gerekçesiyle, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlalinden dolayı mağdur olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmektedir.
26. Başvuran, Hükümetin iddiasına itiraz etmektedir.
27. Mahkeme öncelikle, başvurana bir kamulaştırma bedelinin ödendiğini belirten 20 Nisan 2005 tarihli devir işleminin, ilgili tarafından işletilen 9.561 m2’lik taşınmazın bir kısmı (6.658 m2) üzerinde bulunan binalarla ilgili olduğunu saptamaktadır. Mahkeme ardından, başvuranın şikâyetinin, yine ilgilinin ifadesine göre, bu işlemin kapsamına girmeyen binalarla ilgili olduğunu kaydetmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, başvurana göre, üzerinde kamulaştırılan binaların bulunduğu taşınmazın toprakla doldurulmasının söz konusu devir işleminin kapsamına girmediğini gözlemlemektedir (yukarıda 10. paragraf). Oysa Yargıtay, 28 Ocak 2008 tarihli kararında, bu doldurma işleminin söz konusu devir işleminin kapsamına girdiği kanısına varmıştır (yukarıda 16. paragraf). Mahkeme somut olayda, başvuranın talebinin bu kısmına ilişkin olarak Yargıtay’ın vardığı sonuçtan uzaklaşmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu doldurma işleminin 20 Nisan 2005 tarihli devir işlemiyle tazminata konu edildiği kanısına varmaktadır.
28. Bu koşullarda, Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazı kısmen kabul etmekte ve üzerinde kamulaştırılan binaların bulunduğu taşınmazın toprakla doldurulmasına ilişkin olarak, bu doldurma işleminin 20 Nisan 2005 tarihli devir işleminin kapsamına girmesi nedeniyle, başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlalinden dolayı mağdur olduğunu ileri süremeyeceğini tespit etmektedir. Sonuç olarak, şikâyetin bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında Sözleşme’nin hükümleriyle kişi bakımından (“ratione personae”) bağdaşmamaktadır ve söz konusu kısım, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
29. Başvuranın kamulaştırılmayan binalarına ve üzerinde bu binaların bulunduğu taşınmazın toprakla doldurulmasına ilişkin olarak, Mahkeme, bunların 20 Nisan 2005 tarihli devir işleminin kapsamına girmemesi nedeniyle, Hükümetin itirazının reddedilmesi gerektiği kanısına varmaktadır.
2. İç Hukuk Yollarının Tüketilmediği Yönündeki İtiraz Hakkında
30. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet bir yandan, başvuranı Yargıtay’ın kararına karşı düzeltme talebinde bulunmamakla ve diğer yandan, başvuranın temsilcisini, Yargıtay’ın 28 Ocak 2008 tarihli kararının ardından Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan duruşmaya kendi iradesiyle katılmamakla ve böylelikle, Asliye Hukuk Mahkemesinden önceki kararını sürdürmesini talep etmemekle suçlamaktadır.
31. İtirazın birinci kısmına ilişkin olarak, Mahkeme, daha önce benzer itirazları reddettiğini hatırlatmaktadır (bk., diğer kararlar arasından, Türkkan/Türkiye, No. 8774/06, § 15, 15 Şubat 2011, ve Nacaryan ve Deryan/Türkiye, No. 19558/02 ve 27904/02, § 30, 8 Ocak 2008). Somut olayda, Mahkeme, daha önce vardığı sonuçlardan uzaklaşmak için herhangi bir gerekçenin bulunmadığını saptamakta ve dolayısıyla, itirazın bu kısmını reddetmektedir.
32. İtirazın ikinci kısmına ilişkin olarak, Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının belirli bir esneklikle ve aşırı şekilcilik olmaksızın uygulanması gerektiğini hatırlatmaktadır (Gherghina/Romanya (k.k.) [BD], No. 42219/07, § 87, 9 Temmuz 2015).
33. Mahkeme somut olayda, başvuranın kamulaştırılmayan binalarına ilişkin kamulaştırma talebiyle ve bu binaların söz konusu yol projesinin gerçekleştirilmesinin ardından kullanılamaz hale gelebileceği gerekçesiyle, bu binalara ilişkin kamulaştırma bedelinin ödenmesi talebiyle Asliye Hukuk Mahkemesine başvurduğunu gözlemlemektedir. Başvuranın lehine bir karar veren Asliye Hukuk Mahkemesinin 2 Temmuz 2007 tarihli kararı, ardından Yargıtay tarafından bozulmuştur. Başvuranın temsilcisinin bu bozmanın ardından Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan duruşmaya katılmadığı ve dolayısıyla, bu mahkemeden önceki kararını sürdürmesini talep etmediği doğru olsa bile, başvuranın temsilcisi, diğerlerinin yanı sıra, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, Yargıtay’ın değerlendirmelerini kabul eden Asliye Hukuk Mahkemesinin 25 Haziran 2008 tarihli kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur.
34. Bu koşullarda, Mahkeme, başvuranın yerel mahkemelere iddia edilen ihlale çözüm getirme fırsatını sunduğu kanısına varmakta ve Hükümet tarafından sunulan iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazın reddedilmesine karar vermektedir.
3. Konu Bakımından (“Ratione Materiae”) Bağdaşmazlık Nedeniyle Kabul Edilemezlik İtirazı Hakkında
35. Hükümet, başvuranın söz konusu taşınmazın Hazine adına tapu siciline tescil edildiği gerekçesiyle, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir “mülke” sahip olmadığını iddia etmektedir.
36. Mahkeme, söz konusu taşınmazın Hazine adına tescil edildiği doğru olsa bile, başvuranın şikâyetinin bu taşınmazla ilgili olmadığı, ancak bu taşınmaz üzerinde yaptığı binalarla ilgili olduğu kanısına varmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, söz konusu taşınmaz üzerinde bulunan binaların bir kısmının idare tarafından kamulaştırıldığı ve idare ile başvuran arasında imzalanan anlaşmaya uygun olarak, başvurana kamulaştırma bedelinin ödendiğini gözlemlemektedir. İdare böylelikle, üzerinde kamulaştırılan binaların bulunduğu taşınmaz Hazineye ait olsa bile, başvuranın bu binaların sahibi olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca, Mahkeme, ulusal mahkemelerin başvurana kamulaştırılmayan binaları için bir tazminat ödenmesine karar vermeyi reddetmelerinin söz konusu taşınmazın Hazineye ait olduğu hususuna dayanmadığını saptamaktadır. Gerçekte, kamu makamları ve yerel mahkemeler, binaların geri kalan kısmının başvurana ait olmadığı kanısına varmamışlardır.
37. Dolayısıyla, bu itirazı reddetmek gerekmektedir.
4. Sonuç
38. Mahkeme, şikâyetin geri kalan kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, bu kısmın kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
39. Başvuran, yerel mahkemelerin, söz konusu taşınmazın 2.903 m2’lik kısmı üzerinde bulunan binalarında ticari faaliyetlerini sürdürmesinin imkânsızlığına ilişkin maddi zarar nedeniyle kendisine tazminat ödenmesine karar vermediklerini ileri sürmektedir. Başvuran bu bağlamda, kamulaştırılmayan binalarının kullanılamaz hale geldiğini ve kendi ifadesine göre, bu durumun bilirkişi raporlarıyla tespit edildiğini belirtmektedir. Başvuran, yerel mahkemelerin kendisine kamulaştırılmayan binaları için tazminat ödenmesine karar vermeyi reddetmelerinin 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesine uygun olmadığını ifade etmektedir.
40. Hükümet, buna karşılık olarak, söz konusu binaların orman alanı içinde yer alan bir taşınmaz üzerinde ve inşaat ruhsatı olmaksızın yapıldığını belirtmektedir. Hükümet böylelikle, kamulaştırma söz konusu olmadığında bile, başvuranın söz konusu taşınmazın orman alanı içinde yer alması nedeniyle, bu taşınmazdan yararlanmasının hukuki yönden mümkün olmadığını iddia etmekte ve başvuranın kamulaştırma nedeniyle herhangi bir mali kaybı ileri süremeyeceği sonucuna varmaktadır. Hükümet ayrıca, 20 Nisan 2005 tarihli devir belgesine başvuran tarafından eklenen notun geçerli olmadığını, zira 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun kısmi bir anlaşmanın imzalanmasına imkân vermediğini ileri sürmektedir.
41. Başvuran, makamların ihtilaf konusu binaların yıkılmasına karar vermedikleri ve bu binaların inşaat ruhsatı olmaksızın yapıldığı gerekçesiyle kendisi hakkında herhangi bir para cezasının verilmediğini iddia etmektedir.
42. Mahkeme öncelikle, Hükümet gibi, söz konusu binaların orman alanı içinde yer alan bir taşınmaz üzerinde ruhsatsız yapıldığını ve bu duruma başvuran tarafından itiraz edilmediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın, bir yandan, idarenin bizzat kendisine binalarının bir kısmı için kamulaştırma bedelini ödemesi ve böylelikle, bu binalar üzerindeki mülkiyet hakkını kabul etmesi ve diğer yandan, ulusal mahkemelerin kamulaştırılmayan binaları için kendisine bir tazminat ödenmesine karar vermeyi reddetmelerinin bu binaların orman alanı içinde bulunan bir taşınmazın üzerinde yapıldığı hususuna dayanmaması nedeniyle, söz konusu binalara ilişkin mali bir kayıp ileri süremeyeceği yönünde Hükümetin iddiasına katılamaz. Başvuran, makamların ihtilaf konusu binaların yıkılmasına karar vermedikleri ve bu binaların inşaat ruhsatı olmaksızın yapıldığı gerekçesiyle kendisi hakkında herhangi bir para cezasının verilmediğini iddia etmektedir. Hükümet ise, bu hususta başvuranın iddiasını doğrulayan veya çürüten herhangi bir görüş sunmamıştır. Bu koşullarda, Mahkeme, bir yandan, başvuranın binalarının bir kısmı için kamulaştırma bedelinin ödenmesine karar verilmesinin ve diğer yandan, başvuranın kamulaştırılan binalarının orman alanı içinde yer alan aynı taşınmaz üzerinde yapılması nedeniyle ilgilinin söz konusu taşınmazdan yararlanmasının hukuki yönden mümkün olmadığının ileri sürülmesinin çelişkili olduğu kanısına varmaktadır.
43. Mahkeme ardından, 20 Nisan 2005 tarihli devir işleminin başvuran tarafından işletilen taşınmazın bir kısmı (6.658 m2) üzerinde bulunan binaların kamulaştırılmasıyla ilgili olduğunu tespit etmektedir. Bu nedenle, başvuranın şikâyeti, söz konusu taşınmazın geri kalan kısmı (2.903 m2) üzerinde bulunan kamulaştırılmayan binalarıyla ilgilidir. Bu binalar kamulaştırılmamış olsa bile, bu binalara erişimi engelleyen söz konusu yol projesinin gerçekleştirilmesinin başvuranın kullanım hakkına özgürce sahip olması konusunda bir sınırlama getirdiği ve bu sınırlamanın ilgilinin malik sıfatından doğan hakların kullanımına yönelik bir müdahale teşkil ettiği açıktır. Dolayısıyla, Mahkeme, konuya ilişkin içtihadına göre (bk., diğer birçok karar arasından, James ve diğerleri/Birleşik Krallık, 21 Şubat 1986, § 37, A serisi No. 98), Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci fıkrasının somut olayda uygulanabilir olduğu kanaatine varmaktadır.
44. Mahkeme, yerleşik içtihada göre, bu fıkranın, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci cümlesiyle tanınan ilke ışığında okunması gerektiğini hatırlatmaktadır. Sonuç olarak, bir müdahale tedbiri, yasallık ilkesine riayet etmeli ve genel menfaatin gerekleri ile bireyin temel haklarının korunmasına ilişkin gereklilikler arasında “adil bir dengeyi” gözetmelidir. Bu denge, ilgili kişinin özel ve aşırı bir yüke maruz kalması durumunda bozulmaktadır (Perdigão/Portekiz [BD], No. 24768/06, § 67, 16 Kasım 2010, ve Malfatto ve Mieille/Fransa, No. 40886/06 ve 51946/07, § 61, 6 Ekim 2016).
45. Mahkeme, somut olayda, aşağıda belirtilen değerlendirmeleri dikkate alarak, yerel mahkemelerin başvurana kamulaştırılmayan binaları için bir bedel ödenmesine karar vermeyi reddetmelerinin yasallığı hususunda karar verilmesinin gerekli olmadığı kanısına varmaktadır.
46. Mahkemeye göre, dolayısıyla ortaya çıkan sorun, bu durumda, 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesinin uygulanmasıyla toplumun genel menfaat gereklilikleri ile başvuranın temel haklarının korunmasına ilişkin gereklilikler arasında “adil bir dengenin” kurulup kurulmadığı ve ilgiliye aşırı bir yükün yüklenip yüklenmediği hususuyla ilgilidir.
47. Bu bağlamda, Mahkeme, mevcut davanın, Ouzounoglou/Yunanistan (No. 32730/03, 24 Kasım 2005) ve Athanasiou ve diğerleri/Yunanistan (No. 2531/02, 9 Şubat 2006) davalarıyla karşılaştırılması gerektiği kanısına varmaktadır. Bu davalardan birincisi, bir yol projesinin gerçekleştirilmesi kapsamında, üzerinde ana konutunun bulunduğu taşınmazın bir kısmı kamulaştırılan ve Mahkeme önünde, yolun niteliğine bağlı olarak mülkünün kamulaştırılmayan kısmının değerinin düşmesi nedeniyle makamların kendisine tazminat ödenmesine karar vermeyi reddetmelerinden kaynaklanan Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlalinden şikâyet eden bir kişinin durumuyla ilgilidir. İkinci davaya ilişkin olarak, bu dava benzer bir durumla - bu durumda, bir demiryolu hattı ve köprüsünün yapılması kapsamında gerçekleşen kısmi kamulaştırma - ve dolayısıyla, aynı türden şikâyetle ilgilidir. Bu iki davada, Mahkeme, ulusal mahkemelerin kamulaştırma tedbiri uygulanan taşınmazların geri kalan kısımları için özel bir tazminat belirlememelerine ilişkin hususu incelediği, Yunanistan’a karşı açılan önceki davalarda tespit ettiği durumdan farklı olarak (Azas/Yunanistan, No. 50824/99, 19 Eylül 2002, Interoliva ABEE/Yunanistan, No. 58642/00, 10 Temmuz 2003, Konstantopoulos AE ve diğerleri/Yunanistan, No. 58634/00, 10 Temmuz 2003, ve Biozokat A.E./Yunanistan, No. 61582/00, 9 Ekim 2003), Mahkeme, yolların niteliğinin kamulaştırılan mülklerin geri kalan kısımlarının değerinin “önemli derecede düşmesine” doğrudan katkıda bulunduğunun - başvuranların durumlarında - daha da açık olduğunu kaydetmiştir. Mahkeme, ulusal hâkimin taşınmazlarının kamulaştırılmayan kısımlarının değerinin düşmesi nedeniyle başvuranlara tazminat ödenmesine karar vermeyi reddederek, bireysel hakların korunması ile genel menfaat gereklilikleri arasında kurulması gereken adil dengeyi bozduğu sonucuna varmış ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (yukarıda anılan Ouzounoglou kararı, § 32, ve yukarıda anılan Athanasiou ve diğerleri kararı, § 26).
48. Mahkeme nazarında, mevcut davada da aynı durum geçerlidir. Gerçekte, Mahkeme, başvuranın binalarından bir kısmının kamulaştırılmasından önce, özellikle bir benzin istasyonu ve bir restoranın bulunduğu ve ulusal bir yol üzerinde yer alan bir dinlenme tesisini işlettiğini saptamaktadır. Oysa 4 Temmuz 2006 tarihli bilirkişi raporundan, kamulaştırmanın ardından, başvuranın bir yandan, öngörülen yolun kamulaştırılmayan binaların dört ila beş metre yükseğinde bulunması ve diğer yandan, bu binaların yol yapımının gerçekleştirilmesinin ardından herhangi bir yolla erişilebilir olmaması nedeniyle, geri kalan binalarda ticari faaliyetlerini bundan böyle sürdürecek bir durumda bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, yerel mahkemelerin, kamulaştırılmayan binaların yol yapımının gerçekleştirilmesinin ardından kullanılamaz hale gelebileceği sonucuna varan 4 Temmuz 2006 tarihli bilirkişi raporunu söz konusu etmeksizin, başvurana binalarının kamulaştırılmayan kısmı için tazminat ödenmesine karar vermeyi reddettiklerini belirtmek gerekmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın kamulaştırılmayan binalarının işletilmesinin söz konusu kamulaştırma ve öngörülen yolun yapımı nedeniyle ciddi bir şekilde tehlikeye atıldığını kabul etmektedir (bk., mutatis mutandis, Antonopoulou ve diğerleri/Yunanistan, No. 49000/06, § 58, 16 Nisan 2009).
49. Yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, Mahkeme, yerel mahkemelerin, başvurana yolun niteliği nedeniyle kamulaştırılmayan binalarının değerinin düşmesi sebebiyle tazminat ödenmesine karar vermeyi reddederek, bireysel hakların korunması ile genel menfaat gereklilikleri arasında kurulması gereken adil dengeyi bozdukları kanaatine varmaktadır.
50. Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. DİĞER İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
51. Başvuran, aynı olaylara dayanarak, Sözleşme’nin 6 ve 8. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
52. Mahkeme, elinde bulunan unsurların tamamını dikkate alarak ve ileri sürülen iddiaları incelemeye yetkili olması nedeniyle, bu hükümlerle güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin herhangi bir belirti tespit etmemektedir.
53. Sonuç olarak, bu şikâyetler, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
54. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokolleri’nin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
55. Başvuran, maruz kaldığı kanısına vardığı maddi ve manevi zarar bağlamında, sırasıyla 360.000 avro ve 50.000 avro talep etmektedir.
56. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.
57. Maddi zarara ilişkin olarak, Mahkeme, ek bilirkişi raporuna göre, söz konusu mülklerin 18 Temmuz 2005 tarihindeki değerinin, kamulaştırılmayan binalar için 101.864,21 TRY ve üzerinde bu binaların bulunduğu taşınmazın toprakla doldurulması için 78.119,73 TRY olarak değerlendirildiğini gözlemlemektedir (yukarıda 13. ve 14. paragraflar). Bu meblağların güncellenmesi, toplam miktarın 553.927 TRY, yani yaklaşık 76.800 avro olduğu sonucuna varılmasını sağlamaktadır. Söz konusu binaların bundan böyle kullanılabilir olmaması nedeniyle, Mahkeme, maddi zarar bağlamında bu meblağın ödenmesine karar verilmesinin makul olduğu kanısına varmaktadır. Başvuranın buna karşılık, söz konusu binaları idarenin talebi üzerine idareye devretmesinin gerekeceğini belirtmek gerekmektedir.
58. Manevi zarara ilişkin olarak, Mahkeme, başvuranın davaya ilişkin olaylar nedeniyle belirli bir sıkıntı yaşadığı kanaatine varmaktadır. Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, Sözleşme’nin 41. maddesinin gerektirdiği üzere, başvurana bu bağlamda tazminat olarak 1.500 avro ödenmesine karar vermektedir.
B. Masraf ve Giderler
59. Başvuran aynı zamanda, yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderler için herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmaksızın 10.000 avro talep etmektedir.
60. Hükümet, bu talebi kabul etmemektedir.
61. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvurana yalnızca, masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlaması kaydıyla, bu masraflar iade edilebilmektedir. Mahkeme, ilgili belgelerin bulunmamasını göz önüne alarak, masraf ve giderler bağlamında dile getirilen talebi reddetmektedir (Ato/Türkiye, No. 29873/02, § 27, 8 Haziran 2010).
C. Gecikme Faizi
62. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, yerel mahkemelerin başvurana kamulaştırılmayan binaları için tazminat ödenmesine karar vermeyi reddetmeleri bağlamındaki şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine,
3. a) Davalı Devletin başvurana, üç ay içinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Maddi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 76.800 avro (yetmiş altı bin sekiz yüz avro),
ii. Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 1.500 avro (bin beş yüz avro),
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 12 Şubat 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy