AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
ALİ GÜRBÜZ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 14742/10)
KARAR
STRAZBURG
13 Haziran 2017
Bu karar kesinleşmiş olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Ali Gürbüz/Türkiye davasında,
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm") Daire olarak toplanarak, 16 Mayıs 2017 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (14742/10 No.lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı Ali Gürbüz’ün ("başvuran") 17 Şubat 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 10. maddesiyle ilgili şikâyet, 6 Kasım 2014 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiş ve başvuru Mahkeme İçtüzüğü’nün ("İçtüzük") 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca geri kalan kısım için kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
4. Hükümet, Komite tarafından başvurunun incelenmesine karşı çıkmaktadır. Hükümetin itirazını inceledikten sonra Mahkeme, bu itirazı reddetmektedir.
OLAY
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1971 doğumludur ve Köln’de ikâmet etmektedir. Başvuran, merkezi İstanbul’da bulunan Ülkede Özgür Gündem adlı günlük gazetenin sahibi olmaktadır.
6. Ülkede Özgür Gündem, 9 Ekim 2004 tarihinde, "Uluslararası komplonun altıncı yıldönümünde Kongra-Gel’den çağrı: Mücadeleyi yükseltelim" başlıklı bir yazısı beraberinde "Kongra-Gel Komplonun altıncı yıldönümünde halkı göreve çağırdı: Komplo biçim değiştirdi" şeklinde bir yazı yayımlamıştır. İhtilaf konusu yazılar, Abdullah Öcalan’a karşı 9 Ekim 1998 tarihinden itibaren sürekli olarak yeni liderler tarafından beslenen uluslararası bir komplonun yapıldığı konusunda silahlı yasadışı bir örgüt olan Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) bir kolu Kongra-Gel’in yaptığı açıklamalar yer almaktadır. Yazılarda, artık gecikmeksizin sorumluluklarının arkasında durma ve demokrasinin lehine mücadeleyi güçlendirme konusunda Kürt halkını davet etmektedirler. Somut olayda, söz konusu yazıların ilgili kısımları aşağıda bulunmaktadır:
"KONGRA-GEL başkanlığı, 9 Ekim 1998 tarihinde başlatılan ve Kürt halkının lideri Abdullah Öcalan’ı hedef alan "uluslararası komplonun" başka bir biçimde yürütüldüğünü belirtmiştir. Başkanlık, komplonun faillerinin altı yıl öncesine kadar siyasi ve ekonomik menfaatleri için Kürt halkının meşruluğunu ve haklı mücadeleyi göz ardı ederek, tarihin [en] büyük ve karanlık entrikasını gösterdiğini vurgulayarak, demokrasinin lehine mücadeleyi güçlendirmek ve görevin üstesinden gelmek için halka çağrıda bulunmuştur. KONGRA-GEL’in açıklamasında, Kürt halkının siyasi seçimleri göz ardı edilerek ve meşru lideri bakımından ret politikası kabul edilerek, komplonun yürütülmesinin istendiği belirtilmiştir. Komplonun, dış müdahaleler ile dünyayı ve Orta Doğu’yu yeniden oluşturma arzusunda olan güçler tarafından büyük önem taşıyan bir operasyon teşkil ettiği, Apo başkanının projesi olduğu ve [kendisinin] halkın özgür ve eşit iradesinin oluşturulmasını öngördüğü kaydedilmiştir. Böylelikle komplo çerçevesinde doğrudan ve özel bir rol oynayan Birleşik Milletler bu görevi kabul etmişlerdir. Yunanistan, Rusya, İsrail ve Avrupa Devletleri’de hiç şüphesiz komplonun bir parçası olmaktadırlar. (...) KONGRA-GEL hukuk, adalet ve insan hakları komitesi tarafından yapılan açıklamayla ilgili olarak, İnsan Hakları Mahkemesi komplonun her yönüyle aydınlatılması için davet edilmiştir (...)"
7. Başvuran hakkında birçok soruşturma başlatılmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Aralık 2009 tarihli bir kararla, başvuranın 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2 ve 4. fıkralında öngörülen suçlardan suçlu bulunduğuna ve kendisinin (ilgili dönemde yürürlükte olan döviz kuruna göre 2.503 Türk Lirası (TRY) yani yaklaşık olarak 1.452 avro (EUR)) para cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
8. Başvuran, 29 Aralık 2009 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde bu karara karşı itirazda bulunmuştur.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Ocak 2010 tarihinde, bu talebi reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
10. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olduğu şekliyle 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2 ve 4. fıkralı, somut olayda ilgili kısımlar aşağıdaki şekildedir:
"her kim terör örgütünün açıklamalarını veya broşürlerini yayımlar ise, 5 ila 10 Milyon Türk Lirası para cezasıyla cezalandırılır.
(...)
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen olayların Basın hakkında 5680 sayılı Kanun’un 3.maddesine hedeflenen gazete yoluyla işlenmesi halinde, editör de bir önceki ayın ortalama satış rakamının %90’nına eşdeğer veya gazetenin ayda bir defa ya da daha az sıklıkla yayımlanması durumunda, kendisi tarafından gerçekleştirilen satış rakamı olan para cezasına mahkûm edilmektedir. (...) Bununla birlikte para cezası 50 Milyon Türk Lirası’ndan düşük olamaz. Gazetenin yazarı editöre isnat edilen cezanın yarısına mahkûm edilmektedir."
11. 29 Haziran 2006 tarihli 5532 sayılı ve 6459 sayılı Kanun’a getirilen değişikliğin ardından, somut olayda ilgili kısımlarının aşağıda yer aldığı 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2 ve 4. fıkraları şu şekildedir:
" kişilere karşı terör örgütleri tarafından suç işleneceğini veya terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu yolla kişileri hedef gösterenler bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(...)
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden on bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur."
12. Anayasa Mahkemesi, 2015 yılında, 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2 ve 4. fıkraları uyarınca basın organlarının sorumlularının mahkûm edilmesiyle ilgili olarak iki davada karar vermiştir (Ali Gürbüz ve Hasan Bayar, no. 2013/568, 24 Haziran 2015 ve Ali Gürbüz, no. 2013/724, 25 Haziran 2015). Bu iki davada, Anayasa Mahkemesi ihtilaf konusu açıklamalarında şiddete, nefrete ve silahlı ayaklanmaya çağrıda bulunulmadığı gerekçesiyle, ilgililerin ifade özgürlüklerinin ihlâl edildiği sonucuna varmıştır.
Somut olayda yukarıda anılan Ali Gürbüz ve Hasan Bayar kararının ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
" Belirli konular hakkında Abdullah Öcalan’ın değerlendirmesinin yayımlanmasının "terör örgütü açıklamalarının yayımlanması" suçu teşkil ettiği konusunda tespitin ve daha sonraki soruşturmaların ertelenmesi kararının incelenmesi gerekir. Fikirlerin ifade edilme ve yayımlanma özgürlüğündeki müdahale, yalnızca bireyin kişiliğine bağlı bir değerlendirmeyle haklı gösterilemez. Dahası yasadışı bir örgütün üyesi ve yöneticisinin görüşlerinin ve fikirlerinin yayımlanması, fikirlerin ifade edilme ve yayımlama özgürlüğünde bir müdahaleyi haklı gösteremez. Nitekim bu tür bir yaklaşım, Anayasal hakların kullanılmasını engelleyecektir ve belirli kişileri aynı zamanda belirli bir grup insanı, Anayasa’nın 26. maddesiyle korunan hakları kullanmalarından mahrum bırakacaktır (Abdullah Öcalan, § 101).
Kamu makamlarının, başvuranların yazıyı yayımladıkları şekliyle "basın açıklamasının" kınanması söz konusu olduğunda, daha sınırlı takdir yetkisine sahip olduklarını vurgulamak gerekir. Kamu makamları veya toplumun bir kısmı tarafından memnuniyetle karşılanmayan fikirler, şiddette teşvik etmediği, terör eylemlerini meşrulaştırmadığı ve nefret söylemlerini desteklemediği sürece kısıtlama konusu olamaz.
Bir bütün olarak değerlendirildiğinde, söz konusu yazı olarak şiddeti savunuyor ve terör yöntemlerinin geliştirilmesine teşvik eden başka bir deyişle şiddete, nefrete, intikama veya silahlı direniş gibi değerlendirilemez.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran, somut olayda ilgili kısımlarının aşağıda yer aldığı Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlâl edilmesinden şikâyet etmektedir.
" 1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir
(...)
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.
(...) "
14. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında dayanaktan yoksun olmadığını ve hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini de tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
15. Mahkeme, esas olarak söz konusu müdahalenin kanun ile öngörüldüğünü ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında, yani kamu güvenliğinin korunması ve suçun önlenmesi gibi birçok meşru amaç izlediğini tespit etmektedir (Gözel ve Özer/Türkiye, no. 43453/04 ve 31098/05, §§ 43‑45, 6 Temmuz 2010 ve Belek/Türkiye, no. 36827/06, 36828/06 ve 36829/06, § 26, 20 Kasım 2012). Mahkeme, uyuşmazlığın ihtilaf konusu müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup-olmadığıyla ilgili olduğunu gözlemlemektedir.
16. Mahkeme, daha önce somut olayda yöneltilen sorulara benzer konuları ele alan davaları incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlâl edildiğini tespit ettiğini hatırlatmaktadır (bk., örneğin, yukarıda anılan Gözel ve Özer, § 64 ve yukarıda anılan Belek, § 29). Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davayı bu içtihat ışığında inceleyecektir.
17. Mahkeme, incelemesine tabi olan özellikle terörle mücadeleye bağlı sorunlar gibi durumları çevreleyen koşulları dikkate alarak, ihtilaf konusu yazılarda kullanılan ifadelere ve bu yazıların yayım durumuna özel bir önem gösterecektir (yukarıda 6. paragraf) (Sürek/Türkiye (no. 4) [BD], no. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999).
18. Bu bağlamda Mahkeme, söz konusu yazılarda hiçbir şekilde şiddete, silahlı direnişe veya ayaklanmaya çağrıda bulunulmadığını ve nefret söylemleri bulunmadığını ve kendi nazarında bu durumun değerlendirmeye alınması gereken özel bir unsur olduğunu tespit etmektedir.
19. Öte yandan başvuranın mahkûm edilmesi için Ağır Ceza Mahkeme tarafından ileri sürülen gerekçeleri inceleyen Mahkeme, bu gerekçelerin ilgilinin ifade özgürlüğü hakkı çerçevesinde yapılan müdahalenin haklı gösterilmesi için yeterli olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla Mahkeme, (yukarıda anılan, § 64) Gözel ve Özer, (yukarıda anılan, § 29) Belek ve Velioğlu/Türkiye (no. 44227/04, §§ 26 ve 27, 6 Ekim 2015) davalarında ulaştığı sonuçtan uzaklaşmak için neden görmemektedir.
20. Dolayısıyla Sözleşme’nin 10. maddesi ihlâl edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
21. Başvuran, maruz kaldığını ileri sürdüğü manevi tazminat bağlamında 40.000 avro (EUR) talep etmektedir. Öte yandan başvuran, avukat masrafları için 5.022 Türk lirası (TRY) ve hiçbir gerekçe sunmaksızın yaptığı masraflar bağlamında 800 TRY talep etmektedir.
22. Hükümet, bu tutarları kabul etmemektedir.
23. Mahkeme, manevi tazminat ile ilgili olarak, bu konuda (yukarıda anılan Belek ve Velioğlu, § 35) içtihadını dikkate alarak, davanın koşullarının başvuranda belirli bir şaşkınlık yarattığı kanaatine varmaktadır Mahkeme, Sözleşme’nin 41. maddesinde istenildiği gibi hakkaniyetle karar vererek ilgiliye 1.250 EUR ödenmesine karar vermiştir.
24. Mahkeme, masraf ve giderlerle ilgili olarak, ilgili belgelerin bulunmadığını dikkate alarak, bu duruma bağlı olarak talebin reddedilmesine karar vermiştir (Ato/Türkiye, no. 29873/02, § 27, 8 Haziran 2010).
25. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlâl edildiğine;
3.
a) Davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, başvurana ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere manevi tazminat olarak 1.250 EUR (bin iki yüz elli avro) ödenmesine;
b) Söz konusu tutarlara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Geri kalan kısım için adil tazmin talebinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 13 Haziran 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy