AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ALACATAY VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 14299/05)
KARAR
STRAZBURG
23 Ekim 2018
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Alacatay ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 2 Ekim 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde açılan davanın temelinde, beş Türk vatandaşının, Seyhan Alacatay (Özdemir), Filiz Yılmaz ve Besra Orak ile Senai Sayın ve İzzet Baran’ın (“başvuranlar”), 12 Nisan 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 14299/05) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Mersin Barosuna bağlı Avukat A. Bozan tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar özellikle, dernek kurma özgürlüğü haklarının üyesi olduklarını belirttikleri derneğin kapatılması nedeniyle ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
4. Başvuru, 15 Şubat 2011 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, Seyhan Alacatay (Özdemir), Besra Orak ve Filiz Yılmaz ile Senai Sayın ve İzzet Baran Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1975, 1966, 1972, 1953 ve 1977 doğumludurlar ve Mersin’de ikamet etmektedirler.
6. Başvuran Seyhan Alacatay, olayların meydana geldiği dönemde, İçel Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneğinin (“Dernek”) Başkanı olarak görev yapmaktaydı. Diğer başvuranlar, bu derneğin Yönetim Kurulu ve Denetim Komisyonunun üyeleri idiler.
7. Davanın kendine özgü koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
8. Mersin İli Vali Yardımcısı, 23 Eylül 2003 tarihinde, Mersin Cumhuriyet Savcısı’na (“Savcı”) derneğin yasadışı faaliyetler yürüttüğü yönünde bir not göndermiştir. Söz konusu notta, derneğin işleyişinde meydana gelen bazı usulsüzlüklerin sıralanmasının ardından şu hususlar belirtilmiştir:
- Dernek, 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nu ihlal edecek şekilde, PKK’ya[1] yardım ve destek nedeniyle mahkûm edilen bir kişinin ve hırsızlık nedeniyle cezai alanda yargılanan bir başka kişinin üyelik taleplerini kabul etmiştir,
- Dernek, ölüm cezasına karşı imza kampanyaları düzenlemek ve Abdullah Öcalan[2] için de dâhil olmak üzere, genel bir af elde etmek ve cezaevleri ve tutuklular hakkında öykü ve şiir yarışması kapsamında afişler düzenlemek için Valilikten izin talep etmiştir;
- Elektrik hırsızlığı, önceden izin alınmaksızın bağışların toplanması, kapatılmış bir derneğe ait olan belgelerin kullanılması, derneğin kütüphanesinde yasaklanmış yayınların bulunması gibi gerekçelerle ve 2908 sayılı Kanun’a aykırı başka birçok faaliyet nedeniyle dernek hakkında Cumhuriyet Savcılığına pek çok şikâyet sunulmuştur;
- Derneğin bazı yöneticileri hakkında, farklı tarihlerde yaptıkları konuşmalar sebebiyle ve derneğin elli bir üyesi hakkında yasa dışı örgütlere yardım ve destek nedeniyle ceza davaları açılmıştır;
- Derneğin kurucularından biri, PKK üyelerini açlık grevleri çerçevesinde desteklemek amacıyla düzenlenen yasa dışı bir gösteriye katıldığı gerekçesiyle yakalanmıştır ve derneğin Yönetim Kurulu Başkanı, Başkan Yardımcısı ve bazı üyeleri açlık grevine katıldıkları sırada yakalanmışlardır.
9. Son olarak, notta derneğin kurucularından birinin kapatılmış olan bir başka derneği kurduğu ve bu durumun 2908 sayılı Kanun’a aykırı olduğu belirtilmiştir.
10. Cumhuriyet Savcısı, 26 Eylül 2003 tarihinde, Mersin Asliye Hukuk Mahkemesinde (“Asliye Hukuk Mahkemesi”) derneğin kapatılmasına ilişkin bir dava açmıştır. Cumhuriyet Savcısı, derneğin Yönetim Kurulunun pek çok üyesinin, 2908 sayılı Dernekler Kanunu, 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu tarafından cezalandırılan suçları işlediklerini ileri sürmüştür. Cumhuriyet Savcısı’na göre, bu kişiler böylelikle derneğin Tüzüğü’nde belirtilen amaçların dışında, yasa dışı faaliyetler yürütmüşlerdir.
11. Derneğin kapatılmasına ilişkin dava, M. N. Çelik’e bildirilmiştir. M. N. Çelik, derneğin Başkanı olarak, Asliye Hukuk Mahkemesinde 11 Kasım 2008 tarihinde yapılacak duruşmaya katılmaya davet edilmiştir. M. Çelik bu duruşmaya katılmış ve duruşma sırasında, bundan böyle derneğin Başkanı olmadığını, Başkanlık görevi boyunca derneğin Kanun’a aykırı herhangi bir faaliyet yürütmediğini ve görevinin sona ermesinin ardından yürütülen faaliyetlerden haberdar olmadığını belirtmiştir.
12. Asliye Hukuk Mahkemesi, aynı gün verilen bir kararla, derneğin kapatılmasına karar vermiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesi, gerekçesinde özellikle şu hususları belirtmiştir:
“ (...) Dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile Cumhuriyet Savcısı’nın görüşlerinde ileri sürülen gerekçeler dikkate alınarak, davalı derneğin amacına uygun herhangi bir faaliyet bildiriminde bulunmadığı ve dernek adı altında yasa dışı faaliyetlerin yürütüldüğü tespit edilmiştir. Dolayısıyla, derneğin kapatılması gerektiği ortaya çıkmaktadır (...)” ”
13. Başvuran Seyhan Alacatay, 1 Aralık 2003 tarihinde, derneğin Başkanı olarak hareket ederek, temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, temyiz başvurusunu desteklemek amacıyla, dilekçesinde, Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından usul kurallarına uyulmadığını ileri sürmüştür: Başvuranın ifadesine göre, davanın bizzat dernek hakkında açılması ve hiçbir durumda, derneğin eski Başkanı hakkında açılmaması gerekmekteydi. Böylelikle başvuran, davanın Asliye Hukuk Mahkemesi huzurunda derneği temsil etmeye yetkili olan kişiye bildirilmediği kanısına vararak, tüzel kişi olarak derneğin savunma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
14. Esasa ilişkin olarak, başvuran, Asliye Hukuk Mahkemesinin Dernekler Kanunu dışındaki kanunlar tarafından cezalandırılan suçlar hakkında karar vermeye yetkili olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuran, Asliye Hukuk Mahkemesinin dosyasından, ceza davalarının dernek üyelerinden bazıları hakkında açılmış olduğu anlaşılsa da, bu davaların sonucunda verilen herhangi bir mahkûmiyet kararının dosyada yer almadığını belirtmiştir. Son olarak, başvuran, derneğin, kendi üyeleri tarafından kişisel olarak yürütülen faaliyetlerden sorumlu tutulamayacağını savunmuştur.
15. 19 Şubat 2004 tarihli kararla, Yargıtay, temyiz edilen kararı, bu kararda açıklanan gerekçeye katılarak onamıştır.
16. Derneğin Başkanı olarak hareket eden başvuran Seyhan Alacatay, 4 Ağustos 2004 tarihinde, bu karara karşı düzeltme talebinde bulunmuştur.
17. Yargıtay, 20 Ekim 2004 tarihinde, söz konusu karar düzeltme talebini reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
18. Somut olaya ilişkin derneklerle ilgili iç hukuk kuralları, Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği/Türkiye kararında (No. 61353/00, §§ 18-20, 10 Ekim 2006) anlatılmaktadır.
19. 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 53. maddesine göre, bir dernek şu hususların tespit edilmesi halinde kesin olarak kapatılabilmektedir:
- Dernek yöneticilerinin siyasi ya da ideolojik amaçlarla suçlar işlemeleri veya dernek yöneticileri ve üyelerinin bu türden suçlara katılmaları;
- Dernek yöneticilerinin, teşvik etme, zorlama, yardım etme ya da kolaylaştırma yoluyla, dernek üyeleri tarafından siyasi veya ideolojik amaçlarla suç işlenmesine katkıda bulunmaları;
- Derneğin suç eylemlerinin bir yuvası haline geldiğini belirten nihai bir kararla.
20. 26 Haziran 1983 tarihli 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu, yardım toplamaya ilişkin özel koşulları düzenlemekte ve hangi kişi ve kuruluşların bu türden bir toplamayı gerçekleştirmeye yetkili olduklarını belirlemektedir.
21. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na ilişkin somut olayla ilgili iç hukuk kuralları Özbent ve diğerleri/Türkiye (No. 56395/08 ve 58241/08, §§ 20-23, 9 Haziran 2015) kararında belirtilmektedir.
22. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na ilişkin somut olayla ilgili iç hukuk kuralları, Özalp ve diğerleri/Türkiye (No. 53717/07, §§ 15-17, 18 Temmuz 2017) kararında anlatılmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN İLK İTİRAZI HAKKINDA
23. Hükümet, Sözleşme uyarınca yapılan başvuruların yalnızca, Sözleşme’yle güvence altına alınan bir hakkın ihlalinden dolayı mağdur olduğunu ileri süren bir kişi, sivil toplum kuruluşu ya da bir kişi grubu tarafından Mahkeme önüne taşınabileceğini belirtmiş; bu kapsamda başvuranların mağdur sıfatını kabul etmemiştir. Hükümet, başvuru formunda, başvuranların temsilcisinin, ilgililerin derneğe üye olduklarını ve başvuranlardan birinin derneğin Başkanı olduğunu ifade ettiğini belirtmektedir. Oysa Mahkemeye sunulan hiçbir belge bu iddiayı kanıtlayamamaktadır. Hükümet, ilgililerin, derneğin üyesi olduklarını ve başvuranlardan birinin de derneğin Başkanı olduğunu ve dolayısıyla, ilgililerin iddia edilen ihlalden gerçekten etkilendiklerini kanıtlayan, belgelere dayalı herhangi bir delili dosyaya eklemedikleri gerekçesiyle, mağdur statüsüne sahip olmadıklarını ileri sürmektedir.
24. Başvuran taraf, dosyaya sunulan belgelerin başvuran Seyhan Alacatay’ın derneğin Başkanı olduğunu ve somut olayda yapılan başvuruların - temyiz başvurusu ve karar düzeltme talebi - bu başvuran tarafından yapıldığını kanıtladığı yönünde cevap vermektedir. Başvuran taraf, diğer başvuranlar hakkında ayrıntılı bir bilgi vermemektedir.
25. Mahkeme, Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca bir başvuru yapabilmek için bir gerçek kişinin, sivil toplum kuruluşunun veya bir kişi grubunun Sözleşme’de tanınan hakların ihlalinden dolayı mağdur olduğunu ileri sürebilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir kişinin bu türden bir ihlalden dolayı mağdur olduğunu ileri sürebilmek için ihtilaf konusu tedbirin etkilerine doğrudan maruz kalmış olması gerekmektedir. Sözleşme, böylelikle, Sözleşme’de tanınan hakların yorumlanması amacıyla halk davası (“actio popularis”) açma imkânını öngörmemektedir; Sözleşme gerçek kişilerin, iç hukuktaki bir hükümden, yalnızca doğrudan etkilerine maruz kalmaksızın Sözleşme’yi ihlal ettiğini düşünmeleri nedeniyle şikâyet etmelerine de izin vermemektedir (yukarıda anılan Burden kararı, § 33, Tănase/Moldova [BD], No. 7/08, § 104, AİHM 2010, ve Aksu/Türkiye [BD], No. 4149/04 ve 41029/04, § 50, AİHM 2012).
26. Mahkeme yine Sözleşme tarafından güvence altına alınan bir hakkın ihlal edildiği iddiasından kişisel olarak etkilenen bir mağdurun varlığının, bu kriterin katı ve esnek olmayacak şekilde uygulanmaması gerekse bile, Sözleşme’nin koruma mekanizmasının uygulanması için kaçınılmaz bir koşul olduğunu yeniden belirtmek istemektedir (Bitenc/Slovenya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 32963/02, 18 Mart 2008). Bir başvuranın iddia edilen ihlal nedeniyle mağdur olduğunu ileri sürüp süremeyeceği hususu, Sözleşme uyarınca yargılamanın bütün aşamalarında ortaya çıkmaktadır (Bourdov/Rusya, No. 59498/00, § 30, AİHM 2002‑III, ve yukarıda anılan Aksu kararı, § 51).
27. Mahkeme ardından, başvuranın iç hukuktaki davada taraf olduğunu dikkate alması gerekse bile (Micallef /Malta [BD], No. 17056/06, § 48, AİHM 2009, ve yukarıda anılan Aksu kararı, § 52), dava açma ehliyeti veya davacı olma sıfatı kavramları gibi yerel kavramlardan ayrı olarak, özerk şekilde mağdur kavramını yorumladığını hatırlatmaktadır (Sanles Sanles/İspanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 48335/99, AİHM 2000-XI).
28. Bu durumda, Mahkeme nazarında, özellikle başvuranların mağdur sıfatının belirlenmesi çerçevesinde, derneğin kapatılmasına ilişkin davada ilgililerin duruşmaya katılma hakkının (“locus standi”) dikkate alınması gerekmektedir.Başvuranlar Besra Orak, Filiz Yılmaz, Senai Sayın ve İzzet Baran’ın mağdur sıfatı hakkında
29. Başvuranlar Besra Orak, Filiz Yılmaz, Senai Sayın ve İzzet Baran’ın mağdur sıfatına ilişkin olarak, Mahkeme, ilgililerin derneğin üyesi ya da derneğin Yönetim Kurulunun veya Denetim Komisyonunun üyesi olduklarına dair herhangi bir delil sunmadıklarını gözlemlemektedir. İlgililerin temsilcisi, 18 Ekim 2011 tarihinde cevap olarak sunduğu görüşlerinde, mağdur sıfatlarının değerlendirilmesi amacıyla diğer başvuranların statüsü hakkında başka herhangi bir açıklama yapmaksızın, başvuran Seyhan Alacatay’ın derneğin Başkanı olduğunu belirtmekle yetinmektedir.
30. Dolayısıyla, başvuranlar Besra Orak, Filiz Yılmaz, Senai Sayın ve İzzet Baran’ın dernekle herhangi bir bağlarının bulunduğuna dair veya olası dernek yöneticisi statüleri hakkında herhangi bir delil sunmamaları ve derneğin kapatılmasına ilişkin başka bir davada taraf olmamaları nedeniyle, Mahkeme, ilgililerin Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında doğrudan ya da dolaylı olarak “mağdur” sıfatına sahip olmadıkları kanısına varmaktadır. Sonuç olarak, başvuru, bu başvuranlar tarafından yapılması nedeniyle Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından (“ratione personae”) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.Olayların meydana geldiği dönemde derneğin Başkanı olan başvuran Seyhan Alacatay’ın mağdur sıfatı hakkında
31. Mahkeme, başvuran Seyhan Alacatay’ın dernek adına derneğin Başkanı olarak temyiz başvurusunda bulunduğu aşamadan itibaren davaya katıldığını tespit etmektedir. Bu başvuranın 1 Aralık 2003 tarihli temyiz başvurusunu ve 4 Ağustos 2004 tarihli karar düzeltme başvurusunu imzaladığını ve ilgilinin adının 19 Şubat 2004 tarihli Yargıtay kararında yer aldığını kaydetmek gerekmektedir. Bu duruma Hükümet tarafından itiraz edilmemektedir. Söz konusu başvuran tarafından dosyaya sunulan belgeler arasında, ilgiliye yönelik birkaç belge sayılabilmektedir.
32. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri ve mağdur sıfatını belirleyen kriterleri esnek şekilde uygulama gerekliliğini dikkate alarak, yerel mahkemeler önünde derneği temsil eden başvuran Seyhan Alacatay’ın, Sözleşme’nin 34. maddesi bakımından, söz konusu derneğin kapatılmasından dolayı mağdur olarak değerlendirilebileceğini kabul etmektedir (Aksu/Türkiye [BD], No. 4149/04 ve 41029/04, § 54, AİHM 2012, ve Kosmas ve diğerleri/Yunanistan, No. 20086/13, § 50, 29 Haziran 2017).
33. Dolayısıyla Mahkeme, bu başvuranın mağdur sıfatına ilişkin olarak Hükümetin ilk itirazını reddetmektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
34. Başvuran Seyhan Alacatay, derneğin kapatılmasının Sözleşme’nin 11. maddesiyle güvence altına alınan hakkına yönelik orantısız bir müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir. Bu hüküm, aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes, dernek kurma özgürlüğü (...) hakkına sahiptir (...).
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. (...)”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
35. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, şikâyetin başvuran Seyhan Alacatay ile ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların iddiaları
36. Başvuran Seyhan Alacatay, kendi iddialarını savunmaya devam etmektedir. Başvuran, atılı suçların derneğin yöneticileri tarafından işlendiğine dair maddi bir delilin bulunmadığını da iddia etmektedir. Ayrıca, başvuran sorumluluğun ceza hukukunda bireysel olması nedeniyle, derneğin, kendi yöneticilerinin davranışlarından sorumlu tutulamayacağını belirtmektedir. Başvuran, her halükârda, derneğin yöneticileri hakkında açılan davaların beraat kararlarıyla sonuçlandırıldığını ifade etmektedir. Başvuran, derneğin yalnızca tutuklu ve hükümlülerin ailelerine yardım etme ve böylelikle, demokrasinin iyi işlemesine katkıda bulunma amacı taşıdığını eklemektedir.
37. Hükümet, makamların başvuranların bir dernek kurmalarını ya da bu derneğin üyesi olmalarını engellemediklerini ve kapatılan dernek adına hareket eden bu dernek üyelerinin kanuna ve söz konusu derneğe ilişkin düzenlemelere uygun olarak davranmakla yükümlü olduklarını ileri sürmektedir. Hükümet, toplanma ve dernek kurma özgürlüğünün demokratik bir toplumda temel bir hak teşkil ettiğini, ancak mutlak ya da sınırsız bir hakkın söz konusu olmadığını eklemektedir: Bazı koşullarda, bu özgürlüğün sınırlandırılması demokratik bir toplumun sürekli ilerlemesi için gerekli olabilecektir.
38. Hükümet, iddia edilen müdahalenin “kanunla, yani 2908 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle öngörüldüğünü” belirtmektedir. Hükümet yine, Sözleşme’nin Devlete, kendi kanaatine göre somut olayda olduğu gibi, kamu düzeninin ve ulusal güvenliğin korunması, düzensizliğin ve suçun önlenmesi, sağlığın ya da ahlakın korunması veya başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması yönündeki gerekçelerle sınırlamalar getirmesine izin verdiğini ifade etmektedir.
39. Hükümet, derneğin kapatılmasının gerekli ve izlenen meşru amaçla orantılı olduğu kanısına varmaktadır.
40. Hükümet, Mahkemenin Gorzelik ve diğerleri/Polonya [BD] (No. 44158/98, § 106, AİHM 2004‑I) davasında yer alan içtihadını hatırlatarak, Mahkemenin yine, Sözleşmeci Devletlerin bu türden bir gerekliliğin varlığını ve kapsamını değerlendirmek için belirli bir takdir yetkisine sahip oldukları, ancak bu takdir yetkisinin hem kanunu hem de bağımsız bir mahkeme tarafından verilen kararlar da dâhil olmak üzere, bu kanunu uygulayan kararları kapsayan bir Avrupa denetimine tabi tutulduğu kanısına vardığını ifade etmektedir. Hükümet, iddia edilen söz konusu müdahalenin dernek tarafından yasa dışı faaliyetlerin uygulanması bakımından “izlenen meşru amaçla orantılı” olduğunu ileri sürmektedir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
a) Genel ilkeler
41. Mahkeme, Sidiropoulos ve diğerleri/Yunanistan (10 Temmuz 1998, § 40, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1998‑IV) ve Gorzelik ve diğerleri (yukarıda anılan karar, §§ 88 ila 96) davalarında, çoğulculuk ve demokrasinin korunması için dernekler tarafından oynanan önemli rolü ve Sözleşme’nin 11. maddesinde belirtilen istisnaların katı bir şekilde yorumlanması gerektiğini hatırlatmıştır. Her türlü müdahale, “zorunlu bir sosyal ihtiyaca” karşılık gelmelidir; “gerekli” kelimesi, “yararlı” ya da “uygun” gibi ifade esnekliğine sahip değildir. Genel menfaat kapsamında belirli bir sınırlama getirmek için “zorunlu bir sosyal ihtiyacın” bulunup bulunmadığını değerlendirme görevi öncelikle ulusal mercilere aittir. Sözleşme, söz konusu makamlara bu bağlamda belirli bir takdir yetkisi verse de, makamların yapacakları değerlendirme, hem kanuna hem de bağımsız mahkemeler tarafından verilen kararlar da dâhil olmak üzere, bunu uygulayan kararlara ilişkin olarak Mahkemenin denetimine tabi tutulmaktadır.
Mahkeme, denetimini uygularken, yetkili yerel mahkemelerin yerine geçmekle görevli değildir, ancak bu mahkemelerin takdir yetkileri uyarınca verdikleri kararları Sözleşme’nin 11. maddesi açısından denetlemekle görevlidir. Mahkemenin davalı Devletin bu takdir yetkisini iyi niyetle, özenle ve makul şekilde kullanıp kullanmadığını araştırmakla yetinmesi gerektiği sonucuna varılmamaktadır: Mahkemenin ihtilaf konusu müdahalenin “izlenen meşru amaçla orantılı” ve müdahaleyi haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin “uygun ve yeterli” olup olmadığını belirlemek için davanın tamamını göz önünde bulundurarak bu müdahaleyi değerlendirmesi gerekmektedir. Böylelikle Mahkeme, ulusal makamların ilgili olay ve olguların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayanarak, Sözleşme’nin 11. maddesi tarafından ortaya konulan ilkelere uygun kuralları uyguladıkları konusunda ikna olmalıdır (bk., diğer kararlar arasından, Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya [BD], No. 37553/05, § 143, AİHM 2015).
42. Mahkeme, Vona/Macaristan (No. 35943/10, §§ 57 ve 58, AİHM 2013) davasında, kapatılması yalnızca demokratik topluma zarar verilmesi durumunda haklı gösterilebilecek olan siyasi partiler ile sosyal kuruluşlar olarak adlandırılan diğer dernekler arasında bir ayrım yapmıştır. Bu kuruluşların kapatılmasına ilişkin olarak, Mahkeme, ulusal düzeyde etki yaratma olasılıkları daha az olan bir derneğin durumunda, önleyici sınırlamaların haklı gösterilmesinin, siyasi bir partiye nazaran daha güç olmasının meşru olmasına rağmen, siyasi bir partinin kapatılması hususunda olduğu gibi, “uygun ve yeterli gerekçelerle haklı gösterilmesi gereken bir tedbirin mevcut olduğu kanısına varmıştır. Bir siyasi partinin ve siyasi olmayan bir derneğin demokrasi için aynı öneme sahip olmaması nedeniyle, yalnızca bir siyasi parti, dernek kurma hakkına sınırlama getirme gerekliliğine ilişkin en sıkı şekilde bir inceleme yapılmasını gerektirmektedir. Bu ayrımın yeterince esneklikle uygulanması gerekmektedir.
b) İlkelerin somut olayda uygulanması
43. Mahkeme öncelikle, tarafların ihtilaf konusu tedbirin, Sözleşme’nin 11. maddesiyle güvence altına alındığı şekliyle, dernek kurma özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale olarak incelenmesine itiraz etmedikleri kanısına varmaktadır. Bu durum, aynı zamanda Mahkemenin de değerlendirmesidir.
44. Mahkeme ardından, müdahalenin “kanunla yani 2908 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle öngörüldüğünü” ve başvuran Seyhan Alacatay’ın bu duruma itiraz etmediğini tespit etmektedir.
45. Taraflar, müdahalenin kamu düzeninin korunmasıyla ilgili olduğuna da itiraz etmemektedirler. Mahkeme, farklı bir bakış açısını kabul etmek için herhangi bir neden görmemektedir.
46. Dolayısıyla, geriye bu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını incelemek kalmaktadır ve bu durum, müdahalenin izlenen meşru amaçla orantılı ve yerel mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçelerin uygun ve yeterli olup olmadığının tespit edilmesini gerektirmektedir.
47. Mahkeme öncelikle, bir derneğin kesin olarak kapatılmasının son derece sert bir tedbir olduğunu hatırlatmaktadır (Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği /Türkiye, No. 61353/00, § 32, 10 Ekim 2006, Rhino Derneği ve diğerleri /İsviçre, No. 48848/07, § 62, 11 Ekim 2011, ve yukarıda anılan Vona kararı, § 58).
48. Mahkeme ardından, somut olayda, derneğin kapatılmasına ilişkin davanın derneğin yasa dışı faaliyetler yürüttüğü yönünde Mersin İli Vali Yardımcısı’nın notuna dayanılarak Cumhuriyet Savcısı tarafından derneğin eski Başkanı hakkında açıldığı kanaatine varmaktadır. Cumhuriyet Savcısı, derneğin Yönetim Kurulunun birçok üyesinin farklı kanunlarla cezalandırılan suçları işlediklerini ve derneğin Tüzüğü’nde belirtilen amaçlar dışında yasa dışı faaliyetler yürüttüklerini ileri sürmüştür. Mahkeme yine, Asliye Hukuk Mahkemesinin yalnızca dosyada bulunan bilgilere dayanarak derneğin kapatılmasına karar verdiğini saptamaktadır.
49. Öte yandan, Mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesinin atılı olayların tespit edilip edilmediğini ve kanunun gerektirdiği koşulların yerine getirilip getirilmediğini denetlemediğini kaydetmektedir. Asliye Hukuk Mahkemesi, derneğin üyeleri ya da yöneticileri tarafından işlenen eylemler nedeniyle derneğe hangi ölçüde sorumluluk yüklenebileceği hususunu da incelememiştir. Hâkim tarafından bu vesileyle yapılan denetimin kapsamının çok sınırlı olduğunu tespit etmek gerekmektedir (yukarıda 12. paragraf).
50. Yerel mahkemelerin söz konusu farklı menfaatler arasında bir denge kurmamaları nedeniyle, Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinde yer verilen ilkelere uygun kuralları uygulamış olduklarının ya da ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandıklarının kabul edilemeyeceği kanısına varmaktadır (bk., benzer bir yaklaşımla ilgili olarak, Öğrü ve diğerleri/Türkiye, No. 60087/10 ve diğer 2 başvuru, §§ 65-70, 19 Aralık 2017). Bu nedenle, itiraz edilen kapatılmanın yeterli bir adli denetime tabi tutulduğu değerlendirilemeyecektir. Yerel makamlar tarafından bu türden bir dengenin kurulmaması nedeniyle, söz konusu makamlar uygun ve yeterli gerekçeler sunmamışlar ve dolayısıyla, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olduğu tespit edilmemiştir.
51. Bu unsurlar, davaya ilişkin koşullarda, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmak için yeterlidir.
III. DİĞER İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
52. Başvuran Seyhan Alacatay aynı zamanda, yalnızca ilk derece mahkemesi kararının açıklanmasının ardından derneğin kapatılmasına ilişkin davanın açıldığından haberdar olduğu gerekçesiyle davanın adil olmamasından ve bu durumun kendisini derneği savunma imkânından yoksun bırakmasından şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca, derneğin, üyelerinin çoğunluğunun Kürt asıllı olması nedeniyle kapatıldığını ileri sürmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 6, 13 ve 14. maddelerini ileri sürmektedir.
53. Mahkeme, elinde bulunan unsurların tamamı ışığında, ileri sürülen olayların Sözleşme’de belirtilen hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği izlenimi yaratmadığı kanısına varmaktadır. Sonuç olarak, bu şikâyetler, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında reddedilmelidir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
54. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
55. Başvuran Seyhan Alacatay, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar bağlamında 15.000 avro (EUR) talep etmektedir.
56. Hükümet, bu talebe itiraz etmektedir.
57. Mahkeme, bir ihlal tespitinin tek başına, ilgilinin maruz kaldığı manevi zarar için yeterli bir adil tazmin sağladığı kanısına varmaktadır.
B. Masraf ve Giderler
58. Başvuran Seyhan Alacatay ayrıca, avukatlık ücretleri için 3.300 Türk lirası (TRY) (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 1.335 avro) ve çeviri masrafları için 300 TRY (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 12 avro) talep etmektedir. Başvuran, kanıtlayıcı belge olarak, Türkiye Barolar Birliğinin avukatlık asgari ücret tarifesini ve çeviri masraflarına ilişkin bir makbuz ibraz etmektedir.
59. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.
60. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir.
Mahkeme, başvuranın talebinin açıkça bildirilmemesi ve haklı gösterilmemesi nedeniyle, bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanısına varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, başvuran Seyhan Alacatay ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 11. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine,
3. İhlal tespitinin tek başına, başvuran Seyhan Alacatay tarafından maruz kalınan manevi zarar için yeterli bir adil tazmin sağladığına,
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş, ardından Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 23 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Paul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1] Yasa dışı silahlı bir örgüt, Kürdistan İşçi Partisi.
[2] 15 Şubat 1999 tarihinde yakalanan PKK lideri.
Full & Egal Universal Law Academy