AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ALALOĞLU VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 42019/06)
KARAR
STRAZBURG
04 Şubat 2020
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Alaloğlu ve Diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Egidijus Kūris,
Yargıçlar,
Ivana Jelić,
Darian Pavli
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 14 Ocak 2020 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 42019/06 no’lu bu dava, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“Mahkeme”) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34. maddesi uyarınca 10 Ekim 2006tarihinde altı Türk vatandaşı tarafından yapılan bir başvurudan ibarettir. Başvuranlar ve başvuranlarla ilgili bilgiler ekte yer almaktadır.
2. Yaşar Alaloğlu ve Süleyman Altay isimli iki başvuranın ölümünün ardından isimleri ekte belirtilen mirasçıları Mahkeme’ye başvuruyu sürdürmek istediklerini bildirmiştir. Somut davada, , mirasçılar başvuranlar olarak davaya kabul edilmesine rağmen, karmaşaya yer verilmemesi adına “başvuranlar” ifadesi Yaşar Alaloğlu ve Süleyman Altay’ı ifade etmek için kullanılmıştır.
3. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukat Alaloğlu tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Mahkeme, 8 Nisan 2014 tarihli kararında başvuranların yargılamaların uzunluğuna ilişkin olan şikâyetini 6384 sayılı Kanun’un yeni bir hukuk yolu önermesi dolayısıyla kabul edilemez bulmuş ve başvurunun geri kalan kısmının incelenmesini ertelemiştir.
5. Başvuranların Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki şikâyetleri 19 Ekim 2017 tarihinde Hükümet’e bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğünün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez bulunmuştur.
OLAYLAR VE OLGULARDAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuranlar Isparta, Eğirdir Gölünde bir adanın sahibiydi. Söz konusu taşınmaz 15 Mart 1975 tarihinde doğal sit alanı ilan edilmiştir.
7. Eğirdir Belediyesi (“Belediye”), 16 Aralık 1980 tarihli kararıyla taşınmazı kamulaştırmaya karar vermiştir. Belediye 7 Nisan 1981 tarihinde kamulaştırma bedelini 1.350.450 TL (eski türk lirası) olarak belirlemiştir.İç hukuktaki yargılamalar
8. Birinci başvuran ve diğer başvuranların murisi olan bayanAltay,1 Mayıs 1981 tarihinde Eğirdir Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde bir dava açmışlar ve ek tazminat olarak 18.649.500 TL talep etmişlerdir.
9. Sonrasında, kamulaştırma kararın iptali talebiyle İdare Mahkemesinde başka bir dava açmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi, İdare Mahkemesi önündeki yargılamaların sonuçlanmasını bekletici mesele yapmış ve ek tazminat talebine ilişkin incelemenin ertelenmesine karar vermiştir. Nihayetinde, İdare Mahkemesi nezdinde kamulaştırma kararının iptali talebiyle açılan dava reddedilmiş ve söz konusu taşınmaz 1984 yılında Hazine adına tescil edilmiştir. Bu sırada başvuranlar 1984 yılında kadastro kayıtlarına ilişkin üçüncü bir dava açmıştır ve bu dava 1995 yılında sonuçlanmıştır.
10. Ek tazminata ilişkin olan ilk dava esnasında Asliye Hukuk Mahkemesi 24 Kasım 1997 tarihinde iki inşaat mühendisi ve bir mahalli bilirkişinin katılımıyla bir keşif gerçekleştirmiştir. Bilirkişi kurulu mülkün değerini 6.039.457 TL olarak belirlediği raporu 2 Şubat 1998 tarihinde yerel mahkemeye sunmuştur.
11. Başvuranların söz konusu rapora itiraz etmesinin ardından Asliye Hukuk Mahkemesi bu sefer farklı inşaat mühendisleri ve bir diğer uzman eşliğinde bir keşif daha gerçekleştirmiştir. 19 Haziran 2003 tarihli ikinci bilirkişi raporu söz konusu mülkün değerini 6.197.359 TL olarak belirlemiştir.
12. Eğirdir Asliye Hukuk Mahkemesi, 17 Mart 2006 tarihinde başvuranların davasını kısmen kabul ederek 4.689.007 Türk Lirasının[1] yasal faizi ile birlikte davacılara ödenmesine karar vermiştir. Bu karara varırken Mahkeme mülkün değerini 6.039.457 TL olarak belirleyen ilk bilirkişi raporundaki bulguları dikkate alarak karar vermiştir ve başvuranlara başta ödenen 1.350.450 TL’yi söz konusu miktardan mahsup etmiştir. Başvuranların tutarın söz konusu dönemdeki enflasyon oranlarının hesaba katılarak belirlenmesine yönelik taleplerine ilişkin olarak yerel mahkeme, başvuranların birkaç dava açarak yargılamaların uzun sürmesine kendilerinin sebebiyet verdiğini ifade etmiştir. Buna ek olarak mahkeme başvuranların kayıplarının yasal faiz tarafından telafi edilmediği halde başvuranlar için Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi kapsamında ilave tazminat talebinde bulunma yolunun açık olduğunu belirtmiştir. Son olarak, mahkeme kararın kesin olduğunu ifade etmiştir.Mahkeme’ye somut başvurunun yapılmasının ardından yaşanan gelişmeler
13. 8 Nisan 2014 tarihli kararıyla (bk. Haçikoğlu ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 21786/04 ve 830 diğer, 8 Nisan 2014) Mahkeme, Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-58) davasında vardığı sonuçlar ışığında Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında iç hukuktaki yargılamaların uzunluğuna ilişkin olarak dile getirilen şikâyetlerin iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
14. Ardından, başvuranlar 6 Haziran 2014 tarihinde yargılamaların uzunluğu ve mülkiyet haklarına ilişkin şikâyetleri yönünden 6384 Sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonu’na başvurmuştur.
15. Tazminat Komisyonu 19 Şubat 2015 tarihinde tazminat yargılamalarının aşırı uzun olması nedeniyle başvuranların adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini tespit ederek başvuranlara manevi tazminat olarak 36.200 TL (Yeni)[2] ödenmesine hükmetmiştir. Komisyon, diğer şikâyetlere yönelik incelemelerin Mahkeme tarafından ertelenmesi dolayısıyla bu şikâyetlere ilişkin olarak karar vermeye gerek olmadığını tespit etmiştir.İLGİLİ İÇ HUKUK
16. İlgili iç hukuk ve uygulamaya ilişkin açıklama Aka/ Türkiye kararında yer almaktadır (bk. 23 Eylül 1998, Hüküm ve Karar Raporları 1998 VI) .
17. 6384 Sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonu’na ve 16 Mart 2014 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla Komisyon’un yetkilerinin genişletilmesine ilişkin açıklama Yıldız ve Yanak / Türkiye kararında yer almaktadır (bk. (k.k.), no. 44013/07, 27 Mayıs 2014). Kararın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
Madde 4
“Aşağıda yer alan ihlal alanları, Komisyonun, 6384 sayılı Kanunun 2nci maddesi ile düzenlenen görev alanı kapsamına dahil edilmiştir. a) 4 Kasım 1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma kanununa göre yapılan kamulaştırma veya irtifak hakkı tesislerinde uzun yargılama ve enflasyon etkisiyle kamulaştırma veya irtifak hakkı bedelindeki değer kaybının telafi edilmediği iddiasıyla yapılan başvurular
...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’YE EK 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
18. Başvuranlar, yargılamaların aşırı uzun olması ve yüksek enflasyon oranları yüzünden yaşadıkları maddi kayıp nedeniyle mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ayrıca yerel mahkemenin tazminat tutarı hesaplamasına yönelik şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanmıştır. İlgili madde aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
19. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.Kabul edilebilirlik hakkındaBaşvuranlara verilen tazminatın hesaplanması
20. Başvuranlar, mahkemeye sunulan bilirkişi raporlarının mülkün bir ada olmasını dikkate almadan mülk için gerçek değerinden oldukça düşük bir fiyat belirlediğini ileri sürerek yerel mahkemenin ek kamulaştırma tazminatına yönelik yaptığı hesaplamadan şikâyet etmiştir.
21. Bu konuya ilişkin olarak, Mahkeme ulusal hukukun doğru şekilde yorumlanıp uygulandığını sorgulama yetkisinin kısıtlı olduğunu ve ulusal mahkemelerin yerine geçmek gibi bir işlevi olmadığını fakat bu mahkemelerin kararlarında keyfilikten ve açıkça mantıksız olmaktan uzak durmasını sağlama işlevinin bulunduğunu yinelemektedir. Mahkeme, ek kamulaştırma tazminatını belirleme hususunda yerel mahkemenin yapılan keşiflerin ardından taşınmazın değerine ilişkin olarak aynı sonuçlara ulaşan iki bilirkişi raporundan birini temel aldığını gözlemlemiştir. Herhangi bir keyfilik bulunmadığından yerel mahkemenin tespitini sorgulamak için bir sebep bulunmamaktadır. (bk. Andiçi / Türkiye, no. 27796/03, § 15, 4 Mart 2008; kıyaslama için, Yıltaş Yıldız Turistik Tesisleri A.Ş. / Türkiye, no. 30502/96, § 38, 24 Nisan 2003, ve Preite / İtalya, no. 28976/05, §§ 51-3, 17 Kasım 2015). Mahkeme, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.Paranın değer kaybetmesi dolayısıyla yaşanan maddi kayıp
22. Hükümet, başvuranların iki yönden iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu savunmuştur. İlk olarak Hükümet başvuranların söz konusu tarihte yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi kapsamında ilave tazminat talebinde bulunmalarının gerektiğini öne sürmüştür. Hükümet, Mahkemenin Kat İnşaat Ticaret Kollektif Şirketi/İsmet Kamış ve Ortakları / Türkiye ((k.k.), no. 74495/01, 31 Ocak 2006) ve Balkar Baltutan ve ANO İnşaat ve Ticaret Limited Şirketi / Türkiye ((k.k.), no. 9522/03, 7 Ekim 2008) kararlarına atıfta bulunarak, mevcut dava ile bu davaların benzerlik gösterdiğini ileri sürmüştür. Bu davalarda Mahkeme başvuranların Borçlar Kanunu’nun 105. maddesinde öngörülen hukuk yolunu tüketmediklerinden dolayı iç hukuk yollarının tüketilmesi şartını yerine getirmediklerine karar vermiştir.
Hükümet, başvuranlar Tazminat Komisyonuna başvurmamış olduklarından, şikâyetin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğunu ileri sürmüştür.
23. Başvuranlar Borçlar Kanunu 105. maddesi tarafından sunulan hukuk yolunun kendi davaları ile ilgili olmadığını belirtmiştir. Aynı zamanda Mahkemenin yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetlerine yönelik olarak kabul edilemezlik kararı vermesinin ardından Tazminat Komisyonu’na başvurduklarını ve komisyonun Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında kendilerine tazminat verdiğini ifade etmişlerdir. Ancak, Komisyon, Mahkeme önünde henüz derdest olduğu için mülkiyet hakkına ilişkin şikâyet kapsamında inceleme yapmaya gerek olmadığına karar vermiştir.
24. Borçlar Kanunu’nun 105. maddesinde öngörülen hukuk yolunun başvuran tarafından tüketilmediğine yönelik olarak Hükümetin itirazı hakkında, Mahkeme, öncelikle Hükümetin itirazına dayanak olarak gösterdiği davaların mevcut davadan farklılıklar gösterdiğini ve özellikle bu davaların ikisinin de kamulaştırmaya ilişkin olmadığını gözlemiştir. Mahkeme, önceki davalarda buna benzer argümanları reddettiğini kaydetmiş (bk., yukarıda anılan Aka / Türkiye, §§ 34-7, ve Sait Işık / Türkiye, no. 19255/02, § 15, 10 Mart 2009) ve mevcut davada bunun aksine bir sonuca varmak için bir sebep görmemiştir. Bu yüzden Mahkeme Hükümet’in itirazını reddetmiştir.
25. Hükümetin Tazminat Komisyonu’na ilişkin iddiasına yönelik olarak Mahkeme, ilk olarak 16 Mart 2014 tarihli kararın, Komisyonun yetkisini, kamulaştırmanın 4 Kasım 1983 tarihli 2942 sayılı Kanun kapsamında gerçekleşmesi koşuluyla, kamulaştırma bedellerinin değerinde yaşanan kayıplara ilişkin başvuruları inceleyecek şekilde genişlettiğini not etmiştir (bk. yukarda § 17). Mahkeme, başvuranların taşınmazının 2942 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce Eğirdir Belediyesi tarafından 1980 yılında kamulaştırıldığı gözlemlemektedir. Bu kapsamda Mahkeme, Hükümetin, Tazminat Komisyonu’nun 4 Kasım 1983 tarihinden önce yapılan kamulaştırmalara ilişkin benzer davalarda inceleme yapmak için yetkili olup olmadığı konusuna açıklık getirecek bir ifadede bulunmadığını kaydetmiştir.
26. Ayrıca, Mahkeme başvuranların 6 Haziran 2014 tarihinde Tazminat Komisyonu’na başvurduklarında kamulaştırma bedelinde yaşanan değer kaybına ilişkin de şikâyette bulunduklarını not etmiştir. Ancak Komisyon, Mahkeme’nin bu kısma ilişkin incelemeyi ertelemesinden dolayı bu şikâyeti incelemeye gerek görmemiştir.
27. Yukarıdakiler ışığında mevcut davaya özgü koşullar dikkate alındığında Mahkeme, başvuranlara verilen kamulaştırma bedelindeki değer kaybına ilişkin şikâyeti inceleme konusunda Tazminat Komisyonu’nun yetkili olup olmadığı hususunda kesin olarak bir karar verememektedir. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümet’in itirazını bu başlık altında da reddetmiştir.
28. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, Mahkeme, şikâyetin kabul edilemez olduğuna dair başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, şikayet kabul edilebilir bulunmuştur.Esas Hakkında
29. Başvuranlar Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yargılamaların uzun sürmesi ve yüksek enflasyon oranları yüzünden yaşadıkları maddi kayıp gerekçesiyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Hükümet, davanın esasına ilişkin görüş bildirmemiştir.
31. Mahkeme, mevcut davada şikâyet edilen hususlara benzer şikâyetlerin yapıldığı davalarda Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini tekrarlamıştır (bk. diğer birçok arasında, Aka, yukarıda alıntılanan, §§ 49-51, ve Köse / Türkiye, no. 37616/02, § 15, 07 Aralık 2010).
32. 1980 ve 2006 yılları arasındaki ekonomik veriler , özellikle bu dönemde uygulanan yasal faiz oranlarının %9 ve %60 oranları arasında ve gerçek enflasyon oranının %7,7 ve %125,49 değerleri arasında değişmesi nazara alındığında , Mahkeme mevcut davada tazminata uygulanan yasal faiz oranı ve gerçek enflasyon oranı arasındaki farkın başvuranların maddi hasara uğramasına sebep olduğunu tespit etmiştir. Sonuç olarak, başvuranlar, kamu yararı ve mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı arasında korunması gereken adil dengeyi bozacak şekilde bireysel bir yük altına girmek zorunda kalmıştır.
33. Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
34. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”Tazminat
35. Başvuranlar maddi tazminat olarak 15.000.000 avro ve manevi tazminat olarak 10.000.000 avro talep etmişlerdir.
36. Hükümet bu tazminat taleplerini aşırı bularak itiraz etmiştir.
37. Aka kararında (bk. yukarıda alıntılanan §§ 53-7) uygulanan hesaplama yöntemini kullanarak ve ilgili ekonomik verileri göz önünde bulundurarak Mahkeme başvuranlara maddi tazminat olarak müştereken 97.500 avro ödenmesine hükmetmiştir.
38. Mahkeme, ihlal tespitinin başvuranların uğradığı tüm manevi zarar bakımından adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk. Baskın / Türkiye, no. 9125/04, § 53, 8 Şubat 2011).Masraf ve giderler
39. Başvuran masraf ve giderler bakımından herhangi bir talepte bulunmamıştır. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranlara bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesini hükmetmeye gerek olmadığı sonucuna varmıştır.Gecikme Faizi
40. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,Başvuranların kamulaştırma tazminatında yaşanan değer kaybına ilişkin şikâyetlerinin kabul edilebilir olduğunun ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara müştereken, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, maddi tazminat olarak müştereken 97.500 avro (doksan yedi bin beş yüz) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;Başvuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 4 Şubat 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
EK
No.
Başvuranın adı
Doğum Yılı
İkamet yeri
1
Yaşar ALALOĞLU
Şükrü Cengiz ALALOĞLU,
1951 - Isparta
Fatma Fazilet ELLİBEŞ, 1955 - İzmir ;
Tahsine Alaloğlu, ALALOĞLU, 1959 - Istanbul.
1926 – 2015’de vefat etti
Ankara
2
Süleyman ALTAY
- Aydan ALTAY,
1936 - Istanbul
1926 –2011’de vefat etti
Ankara
3
Perihan ALTAY (AKYOL)
1956
Ankara
4
Makbule ALTAY (EKŞİOGLU)
1945
Ankara
5
Süreyya ALTAY (KARADAVUT)
1963
Ankara
6
Mefharet ALTAY (KARADENİZ)
1950
Ankara
[1]. Söz konusu tarihte yasal faiz dâhil olmak üzere yaklaşık olarak 30 avro
[2]. Söz konusu zamanda yaklaşık 13.000 avro
Full & Egal Universal Law Academy