AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ALKAŞI/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 21107/07)
KARAR
STRAZBURG
18 Ekim 2016
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. paragrafında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir
Alkaşı/Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
27 Eylül 2016 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Ayten Alkaşı’nın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”) 9 Mayıs 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 21107/07) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukatlardan Hasan Gülşan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, ceza mahkemesi tarafından beraat ettirilmiş olmasına rağmen, sonrasında iş mahkemesi tarafından verilen kararın ve özellikle de bu kararda suçlu olduğunun açıklanmasının, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi uyarınca masumiyet karinesi hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
4. Başvuru, 29 Ağustos 2013 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1964 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.
6. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
7. Başvuruya yol açan olayların yaşandığı zamanda, başvuran, Milli Saraylar Daire Başkanlığı’nda sekreter olarak çalışmaktaydı. 2002 yılında belirtilmemiş bir tarihte, bir iş arkadaşı ile aralarında devam eden bir anlaşmazlığın sonrasında ve aynı Daire Başkanlığı’nda görev yapan Profesör M.Ü.’nün talebi üzerine, başvuranın rütbesi tenzil edilmiştir. Başvuran, rütbesinin tenzili ile ilgili olarak arkadaşı M.G. ile konuşmuştur. Bunun üzerine M.G., kendisinin de tanıdığı Profesör M.Ü.’yü aramayı ve başvuranın eski görevine geri getirilme olasılığı hakkında taraflar arasında uzlaşma sağlamaya çalışmayı teklif etmiştir. Başvuran bu teklifi kabul etmiştir.
8. Bunun ardından M.G., profesörü defalarca arayarak oğluna zarar vermekle tehdit edip fidye istemiştir. Bunun üzerine profesör, söz konusu tehdit telefonları ile ilgili olarak hem M.G. hem de başvuran hakkında suç duyurusunda bulunmuş ve bunun sonucunda da, M.G. hakkında profesörü tehdit ettiği, başvuran hakkında ise M.G.’yi azmettirdiği gerekçesiyle 3 Aralık 2002 tarihinde yasal işlem başlatılmıştır.
9. M.G., ceza yargılaması kapsamında alınan ifadelerinde, profesörü tehdit ettiğini kabul etmiş, ancak kimseye zarar verme niyetinde olmadığını iddia etmiştir. M.G., başvuranın isteği üzerine profesörü yalnızca korkutmak istediğini ileri sürmüştür.
10. Diğer taraftan ise, başvuran, M.G.’nin suçlamalarını reddetmiştir. Başvuran, rütbesinin tenzil edilmesine ilişkin ihtilafın çözüme kavuşturulması amacıyla M.G.’nin profesör ile irtibata geçme teklifini kabul ettiğini, ancak asla M.G.’nin profesörü tehdit etmesi ya da rahatsız etmesi için bir talimatta bulunmadığını iddia etmiştir.
11. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Ekim 2005 tarihinde, M.G.’nin suçunu sabit bulmuş; ancak başvuranın aleyhindeki iddiaları destekleyecek yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle başvuranı beraat ettirmiştir. Karar, temyize götürülmemiş olup, 4 Kasım 2005 tarihinde kesinleşmiştir.
12. Bununla birlikte, başvuran, hakkında suç duyurusunda bulunulmasından kısa süre sonra, 31 Aralık 2002 tarihinde, rütbesinin tenzil edilmesi neticesinde getirilmiş olduğu görevden de herhangi bir ihbar ya da kıdem tazminatı ödenmeksizin alınmıştır. Başvuranın iş akdinin, 1475 sayılı mülga kanunun (İş Kanunu) 17. maddesi gereğince görevden alınmasının tam gerekçeleri belirtilmeksizin feshedilmiş olduğu görülmektedir.
13. Başvuran, haksız yere işten çıkarıldığı gerekçesiyle, ihbar ve kıdem tazminatı talebiyle, 30 Ekim 2003 tarihinde Bakırköy İş Mahkemesi nezdinde, Milli Saraylar Daire Başkanlığı aleyhinde dava açmıştır.
14. Bakırköy İş Mahkemesi, 28 Mart 2006 tarihinde, başvuranın talebini reddetmiştir. İş Mahkemesi, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önündeki dava dosyasını inceleyerek, başvuranın M.G.’yi tehdit etme ve fidye isteme suçlarına azmettirmiş olduğunu ve işvereni ile arasındaki güven ilişkisini zedelemiş olduğunu sabit bulmuştur. Yukarıda tespit edilen bulgular ışığında İş Mahkemesi, başvuranın iş akdinin feshinin 1475 sayılı kanunun 17. maddesine uygun olduğunu değerlendirmiştir. Söz konusu kararın ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“... Davalı taraf, görüşlerinde, başvuranın, arkadaşını M.Ü.’yü tehdit etmeye ve fidye istemeye azmettirdiğini ve polise vermiş olduğu ifadesinde de hakkındaki suçlamaları kabul ettiğini beyan etmiştir…
Mahkeme, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinden dava dosyasını istemiş ve dosyanın tamamını incelemiştir. İncelemesi neticesinde mahkeme şunları kaydetmiştir: Diğer sanık M.G. 19 Kasım 2002 tarihinde polise vermiş olduğu ifadesinde, kendisine M.Ü.’yü telefonla arayıp tehdit etmesini ve fidye istemesini söyleyenin başvuran olduğunu, yine bir gün kendisini arayıp M.Ü.’nün kendisinin rütbesini nasıl tenzil ettiğini söyleyenin de başvuran olduğunu ve başvuranı işyerinde ziyaret ettiğinde, başvuranın kendi ne yaşadıysa M.Ü.’nün de aynısını yaşamasını istediğini ve ondan 50 milyar Türk lirası isteyip, ödememesi karşılığında oğlunu kaçırmakla tehdit etmenin en iyi yöntem olduğunu söylediğini beyan etmiştir. M.G. ayrıca, M.U.’yu 0212 XXX XXX ve 0532 XXX XXX numaralı telefonlar ile 8 – 10 kez aradığını beyan etmiştir. Mahkeme, bunlara dayanarak, davacının M.G.’yi suça azmettirmiş olduğunu sabit bulmuştur.
Mahkeme ayrıca, davacının işvereni tarafından ibraz edilen belgeleri dikkate alarak, davacının iş akdinin, M.G.yi tehdit etme ve fidye isteme suçlarına azmettirdiği gerekçesiyle feshedildiğini anlamıştır.
Taraflarca ibraz edilen belgeler, yargılamalar esnasında alınan ifadeler ve M.G.’nin ceza davası dosyasındaki ifadeleri ışığında mahkeme, işverenin davacı ile çalışmaya devam etmek zorunda olmadığı, işveren ve işçi arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği ve dolayısıyla iş akdinin feshedilmesinin kanuna aykırı olmadığı kanaatine varmıştır.”
15. Başvuran, Bakırköy İş Mahkemesinin kararını temyiz etmiştir. Başvuran, temyiz dilekçesinde, iş mahkemesinin, kendisinin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından azmettirme suçundan beraat ettirilmiş olduğunu tamamen göz ardı ederek, kararını M.G.’nin ceza yargılamaları sırasında vermiş olduğu kurgusal ifadelere dayandırdığını ileri sürmüştür.
16. Yargıtay, Bakırköy İş Mahkemesinin kararını 20 Aralık 2006 tarihinde onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
17. Söz konusu zamanda yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanunu’nun 17. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Süresi belirli olsun veya olmasın, sürekli hizmet akitlerinde işveren aşağıda yazılı hallerde, dilerse hizmet akdini sürenin bitiminden önce veya bildirim önelini beklemeksizin feshedebilir:
I. Sağlık sebepleri
…
II. Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:
a) Hizmet akdi yapıldığı sırada bu akdin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması;
b) İşçinin, İşveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunması;
c) …
d) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması;
e) İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi;
…”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, eski işverenine karşı açmış olduğu tazminat davasının, kendisinin azmettirme suçu işleyerek işvereninin güvenini zedelemiş olduğu kanaatine varan iş mahkemesi tarafından reddedilmesi sonucunda masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Başvuran, kendisinin azmettirme suçundan beraat ettirilmiş olduğunun iş mahkemesi tarafından tamamen göz ardı edilmesinin Sözleşme’nin 6 § 2 maddesine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, Bakırköy İş Mahkemesinin, kararını, avukatı hazır bulunmaksızın polis tarafından alınmış olan kendini suçlayıcı ifadelerine dayandırdığını iddia etmektedir.
19. Davaya konu olayların hukuki bakımdan nitelendirilmesi konusunda uzman mercii olan Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin Sözleşme’nin yalnızca 6 § 2 maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”
A. Tarafların görüşleri
4. Hükümet, görüşleri kapsamında, söz konusu zamanda başvuranın işten çıkarılmasına dayanak olarak, başvuranın polise vermiş olduğu kendini suçlayıcı ifadelerinin dikkate alındığını ileri sürmüştür. Her ne kadar başvuran sonraki bir tarihte ifadesini geri çekmiş ve atılı suçu işlediğini inkâr etmiş olsa da, iş mahkemesi, başvuranın eyleminin işvereninin güvenini zedelemiş olduğuna ve dolayısıyla görevinden alınmasının haklı bir gerekçeye dayandırıldığına kanaat getirmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranın, iş mahkemesinin, ceza hukuku kapsamında kendisine atfedilen suçu dikkate aldığı yönündeki iddiasına karşı çıkmıştır.
21. Başvuran, iddialarını yinelemiştir.
B. Kabul edilebilirlik hakkında
1. Genel ilkeler
5. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin, “suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılma hakkını” güvence altına aldığına vurgu yapmaktadır. Ceza yargılamaları kapsamındaki usuli güvenceler dikkate alındığında, masumiyet karinesi, diğer şartlar arasında, ispat yükü, maddi ve hukuki karineler, kendi aleyhine tanıklık etmeme, yargılama öncesi şeffaflık ve dava mahkemesinin veya diğer kamu görevlilerinin bir sanığın suçluluğuna ilişkin zamansız açıklamaları bakımından şartlar getirir (Bk. Allen/Birleşik Krallık [BD], no. 25424/09, § 93, AİHM 2013 ve içtihat özetleri bakımından bu kadarda alıntılanan davalar).
6. Öte yandan, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi ile güvence altına alınan hakkın pratik ve etkili olmasını sağlama ihtiyacı göz önünde tutulduğunda, masumiyet karinesinin aynı zamanda başka bir yönü de bulunmaktadır. Bu ikinci yönde, maddenin genel amacı, bir suçtan beraat eden bireyleri veya ceza yargılaması düşen kişileri, itham edildikleri suçu işlemiş olduklarını düşünen kamu görevlileri ve makamlarına karşı korumaktır. Beraat veya başka türden yargılamalardaki düşme kararına saygı gösterilmesinin sağlanması hakkı korunmadan, 6 § 2 maddesindeki adil yargılanma güvenceleri teorik ve hayali olacaktır (Bk. aynı kararda § 94).
7. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesiyle sağlanan güvencenin ikinci yönü uyarınca, bir şahıs hakkında yürütülen ceza yargılamalarının beraat veya düşme kararıyla sonuçlanması neticesinde, ilgili şahsın masumiyetine uygun bir şekilde muamele görmesi gerekmektedir (Bk. aynı kararda § 103). Bu kapsamda, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin sağladığı güvence, söz konusu kişinin kanıtlanmayan bir itham ile ilgili masumiyeti bakımından yargılamaların bitiminden sonra da aynen devam etmektedir.
8. Sonraki yargılamalar açısından Sözleşme’nin 6 § 2. maddesinin ikinci yönünün uygulanabilmesi için Mahkeme, başvuranın sonuçlanan yargılama işlemleri ile sonraki yargılama işlemleri arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymasını gerekli kılar. Örneğin; sonraki yargılama işlemlerinin, önceki ceza yargılamasında varılan sonucun incelemesini gerektirdiğinde ve özellikle, mahkemelerin, cezai hükmü analiz etmeye; ceza dosyasındaki delilleri incelemeye veya bu bağlamda değerlendirme yapmaya; başvuranın suç isnadına neden olan olayların bazıları veya tamamına iştirak edip etmediğini değerlendirmeye; ya da başvuranın olası suçluluğuna dair mevcut belirtilere ilişkin yorum yapılmaya mecbur kaldığı durumlarda bu ilişkinin varlığı söz konusu olabilecektir (bk. yukarıda anılan Allen kararı, § 104).
9. Allen kararında (aynı kararda, § 125) Büyük Daire; cezai yargılamaların sona ermesinden sonraki yargılamalar bağlamında 6 § 2. madde hükmünün ikinci yönünün hangi koşullarda ihlal edileceğinin belirlenmesi için tek bir yaklaşımın mevcut olmadığını dile getirmiştir. Mahkemenin mevcut içtihadı ile açıklandığı üzere, birçok şey, bu hususta dava konusu kararın alındığı yargılamaların mahiyeti ve bağlamına bağlı olacaktır. Ancak, tüm durumlarda ve hangi yaklaşımın uygulandığı dikkate alınmaksızın, kararın ve gerekçesinin 6 § 2 madde hükmü ile uygunluğunun değerlendirilmesinde karar merciinin kullandığı dil büyük öneme haiz olacaktır (Aynı karar, §§ 125 ve 126).
2. Yukarıdaki ilkelerin mevcut davaya uygulanması
10. Mahkeme; yukarıdaki ilkelerin mevcut davaya uygulanmasında, ceza yargılamaları ile daha sonra görülen iş mahkemesi nezdindeki yargılamalar arasında bir ilişki olup olmadığına karar vermek suretiyle, 6 § 2. madde hükmünün Bakırköy İş Mahkemesinin dava konusu kararına uygulanabilirliğini dikkate alacaktır. İki yargılama arasında bir ilişkin mevcut olduğunun tespit edilmesi koşuluyla, Mahkeme; Bakırköy İş Mahkemesi kararında verilen gerekçelerin veya kararın gerekçesinde kullanılan dilin, kanunlara göre suçluluğu sübut bulmayan başvuranın masumiyet karinesi hakkına gölge düşmesine olanak tanıyıp tanımadığını dikkate alacaktır.
11. Mahkeme; başvuranın davasında, azmettirme ile suçlandığı cezai yargılamaların 4 Kasım 2005 tarihinde beraat ile sonuçlandığını ve tarafların, başvuranın istihdam ilişkisinin sona erdirilmesinin hakkındaki ceza yargılamalarına yol açan olaylarla doğrudan ilgili olduğu hususuna itirazlarının bulunmadığını dikkate almaktadır. İş mahkemesinin ceza dosyasını incelemesi ve kararının gerekçesinde büyük ölçüde ceza dosyasının mahiyetini esas almış olması; Mahkemenin ceza yargılaması ile iş mahkemesi nezdindeki yargılamalar arasında güçlü bir ilişkinin var olduğu sonucuna varması için yeterlidir. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 6 § 2. madde hükmü, söz konusu iş mahkemesi nezdindeki yargılamalar bağlamında uygulanabilirdir. Bu nedenle başvuru, Sözleşme hükümlerine konu bakımından (ratione materiae) uygundur.
12. Mahkeme, nihai olarak, söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3. maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığına veya başka gerekçelerle kabul edilemez olmadığına karar vermiş ve şikâyeti, kabul edilebilir olarak nitelendirmiştir.
C. Esas Hakkında
13. Mahkeme, öncelikli olarak, iş mahkemesinin görevinin, başvuranın istihdamına son verilmesinin haklı gerekçeye dayandırılıp dayandırılmadığını ve iş akdinin feshedilmesi üzerine başvuranın ihbar ve kıdem tazminatı alıp almaması gerektiğini değerlendirmek olduğu kanaatindedir. Başka bir ifadeyle, ceza yargılamasının tespitleri veya sonucuyla bağlı olmayan bir hukuk mahkemesi olan Bakırköy İş Mahkemesi, söz konusu ihtilafı iş kanunu kapsamında karara bağlayabilecektir. Bakırköy İş Mahkemesi, hukuk mahkemesi sıfatıyla, dava konusu olayları başvuranın tutumuna istinaden bağımsız olarak ortaya koymak suretiyle, ceza mahkemelerinin verdiği kararlardan farklı bir sonuca ulaşabilecektir. Mahkeme; bu bağlamda, cezai sorumluluğun ortan kalkmış olmasının, daha az katı ispat yükümlülüğü temelinde, aynı dava konusu olaylar sonucu ortaya çıkan hukuki veya diğer tür yükümlülüklerin tesis edilmesine engel teşkil etmediğini anımsatır (örneğin bk. Ringvold / Norveç, no. 34964/97, § 38, AİHM 2003‑II, ve Vella / Malta, no. 69122/10, § 56, 11 Şubat 2014). Ancak, Sözleşme’nin 6 § 2. maddesi kapsamında güvence altına alınan hak açısından uygun olması için, yerel mahkemelerin daha sonraki yargılamalarda hukuki çerçeve sınırlarında kalması ve başvuranın tutumunun cezai açıdan nitelendirilmesinden kaçınması gereklidir (bk. diğer kararlar arasından, Teodor / Romanya, no. 46878/06, § 44, 4 Haziran 2013, ve N.A. / Norveç, no. 27473/11, § 46, 18 Aralık 2014). Hukuk mahkemesinin, başvuranın sübut bulmuş suçsuzluğunun yerindeliğini sorgulayan açıklaması veya gerekçesi Sözleşme’nin 6 § 2. maddesi gereklerine aykırı olacaktır.
14. Mahkeme; Bakırköy İş Mahkemesinin dava konusu olaylara ilişkin yeni bir değerlendirme yapma yetkisi söz konusu olmasına rağmen, verdiği kararın gerekçesini büyük ölçüde ceza dosyasına dayandırdığını ve bu bağlamda başvuranın, ceza mahkemeleri tarafından azmettirme suçundan beraat etmiş olmasına rağmen, aslında aynı suçu işlemiş olduğu sonucuna vardığını dikkate alır. Başvurana cezai sorumluluk yükleyen ve tamamıyla cezai yargılamalar sonucu başvuranın beraatını göz ardı eden açıklama, mahkemenin başvuranın göreviyle ilişiğinin kesilmesine ilişkin kararın hukukiliğini tespit etme görevini aşmış ve başvuranın beraatına dair hükmün doğruluğuna gölge düşürmüştür. Yukarıdaki hususlar, Mahkemenin, iş mahkemesi kararı lafzının, 6 § 2. maddesi kapsamında güvence altına alınan hakka aykırılık teşkil ettiği sonucuna varması için yeterlidir.
15. Başvuran ayrıca iş mahkemesinin sadece nihai beraatı göz ardı etmediğini; aynı zamanda başvuranın azmettirme suçunu işlediğine kanaat getirdiğini ve bu hükme varırken de, başvuranın avukatı yokluğunda polise verdiği kendi aleyhine tanıklık ettiği beyanlarına isnat ettiğini ileri sürmüştür. Mahkeme, bu bağlamda, sanık tarafından avukatı yokluğunda polise verilen ifadelerin cezai mahkûmiyet için kanıt olarak kullanılmasının, Sözleşme’nin 6 § 1. maddesinin ihlali anlamına gelebileceği tespitini yapmıştır (bk. Salduz / Türkiye [BD], no. 36391/02, §§ 56-62, AİHM 2008). Hükümet; başvuranın polise verdiği ifadesinin hakkındaki hukuk davasında kanıt olarak kullanıldığına ilişkin iddiaları hususunda açıklama yapmamıştır. Mahkeme ayrıca; iş mahkemesinin kararında, başvuranın işvereni tarafından, başvuranın M.G.’yi suçu işlemeye azmettirdiğini kabul etmesine isnat edildiğine atıfta bulunulmasını ve iş mahkemesinin, tüm soruşturma dosyasını incelediğini açıkça dile getirmesini dikkate almaktadır (bk. yukarıda 14. paragraf). Bu nedenle, davaya özgü olaylar, başvuranın avukatı yokluğunda polise huzurundaki beyanlarına iş mahkemesi tarafından isnat edildiğine işaret etmekte olup; Mahkeme; hukuki yargılamalar esnasında mahkemenin bu tür beyanlara isnat etmesinin Sözleşme’nin 6 § 1. maddesi anlamı dâhilinde sorun teşkil edebileceğini kabul etmektedir. Ancak, iş mahkemesinin gerekçesinin ve lafzının, başvuranın masumiyet karinesi hakkını ihlal ettiğini dikkate alarak Mahkeme, iş mahkemesinin, söz konusu kanaatine ulaşırken, adil yargılanma hakkına ihlal teşkil edecek şekilde kanıtlara isnat edip etmediği hususunu ayrıca değerlendirmeye gerek duymamıştır.
16. Bu doğrultuda, Sözleşme’nin 6 § 2. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
17. Sözleşme’nin 41. maddesi şu şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
18. Başvuran, maddi tazminat olarak, tahakkuk edecek yasal faizin yanı sıra 3,500 Türk lirası (TL – yaklaşık 1,200 avro) talep etmiştir. Başvuran, bu talebin, kendisine ulusal mevzuat kapsamında kıdem ve ihbar tazminatı adı altında ödenmesi gereken ve ulusal yargılamalar aşamasında bilirkişi tarafından hesaplanan meblağ olduğunu dile getirmiştir. Manevi tazminat açısından bir talepte bulunmamıştır.
19. Hükümet, yazılı görüşlerinde, başvuranın Türkçe dilinde ibraz edilmiş olan adil tazmin taleplerine, Mahkeme İçtüzüğü’nün 34 § 1. maddesine uygun olmaması ve özellikle başvuranın yazışmalarında Türkçe dilinin kullanımına devam edilmesi için Bölüm Başkanın tarafından verilmiş özel iznin mevcut olmaması gerekçesiyle itirazda bulunmuştur.
20. Mahkeme öncelikli olarak, nezdindeki yargılama işlemleri esnasında Sözleşmeci Tarafların kendi resmi dillerinden birini kullanmalarına izin verilmesini düzenleyen kuralların, sırası ile Mahkeme İçtüzüğü’nün 34 § 3 ve 36 § 5 (b) maddeleri olduğunu dile getirir. Mevcut davada, Bölüm Başkanı, 23 Mayıs 2014 tarihinde, başvuranın temsilcisine yazışmalarında Türkçe dilini kullanma izni vermiştir.
21. Mahkeme, ikinci olarak, Bakırköy İş Mahkemesinin başvuranın masumiyet karinesi hakkını göz ardı etmemiş olması halinde, söz konusu yargılamanın sonucunun ne olacağına ilişkin yorum yapamayacağı kanaatindedir. Mahkeme bu nedenle, başvuranın maddi tazminat talebi bakımından bir meblağa hükmedemeyeceğini değerlendirir.
B. Masraf ve Giderler
22. Başvuran, tahakkuk eden masraf ve giderler için bir talepte bulunmamıştır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olarak nitelendirilmesine,
2. Sözleşme’nin 6 § 2. maddesinin ihlal edildiğine,
3. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İngilizce dilinde kaleme alınan işbu karar, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 § 2 ve 3. madde hükümleri gereğince 18 Ekim 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy