AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ALKAYA / TÜRKİYE
(Başvuru No. 70932/10)
KARAR
STRAZBURG
27 Kasım 2018
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tâbi tutulabilir.
Alkaya / Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 6 Kasım 2018 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yapılan müzakerenin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Aligül Alkaya’nın (“başvuran”) 23 Temmuz 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 70932/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukatlar F.N. Ertekin ve K. Öztürk tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 22 Mayıs 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
4. Hükümet; başvurunun, Komite tarafından incelenmesine karşı çıkmaktadır. Mahkeme, Hükümet’in itirazını incelemiş ve akabinde bu itirazın reddine karar vermiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1967 doğumludur. Tekirdağ’da tutuklu bulunmaktadır.
6. Başvuran, 9 Nisan 2003 tarihinde, İstanbul’da bir terör örgütüne yönelik yürütülen polis operasyonu sırasında yakalanmıştır. Polis; başvuranın ve kadın arkadaşının yaşadığı dairede yapılan aramalar sonucunda, iki adet otomatik tüfeğe, yedi adet farklı marka ateşli silaha ve çok sayıda mühimmata el koymuştur.
7. Aynı gün düzenlenen tıbbi rapor kapsamında, başvuranın sağ el bileğinde 3x1 cm ebadında cilt sıyrığı, sol el başparmağında 0,3 cm.’lik cilt sıyrığı ve sol uyluk iç kısmında “eski lezyon” görüldüğü belirtilmektedir.
8. 12 Nisan 2003 tarihli tutanak kapsamında; başvuranın, sorgulandığı esnada, polis memuru H.I.’ya yumruk atarak saldırdığı ve kolunu ısırdığı belirtilmektedir. Konuyla ilgili düzenlenen tıbbi rapor kapsamında; polis memuru H.I.’nın vücudunda tespit edilen yaraların, on gün geçici iş göremezlik gerektirdiği belirtilmiştir.
9. Başvuran; hakkında uygulanan gözaltı işleminin sona erdiği 13 Nisan 2003 tarihinde, tekrar hastaneye götürülmüştür. Polis memurları ve doktor tarafından imzalanan üç tutanak kapsamında; başvuranın tıbbi muayeneden geçmeyi reddettiği; polislere saldırdığı; sonrasında kontrol altına alındığı ve yaşanan bu olaylar nedeniyle, sağ kaşından ve gözünden yaralandığı belirtilmektedir.
10. Adam öldürme, çok sayıda bombalı saldırı ve silahlı saldırıyla suçlanan başvuranın sorgusu, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi naip hâkimi tarafından yapılmış ve akabinde tutuklanmasına karar verilmiştir.
11. Başvuran; 18 Nisan 2003 tarihinde, Tekirdağ Cezaevi doktoru tarafından muayene edilmiştir. Doktor, muayene sonucunda; başvuranın sağ el bileğinin dış kısmında 2 cm ebadında kabuklu yara ve sağ gözünün alt kısmında ekimoz bulunduğunu tespit etmiştir. Başvuran, doktora; hakkında uygulanan yakalama işlemi sırasında ve gözaltında tutulduğu süre boyunca; darp, hakaret, tehdit ve klima cihazı önünde ayakta bekletmek suretiyle kötü muamelede bulunulduğunu belirtmiştir. Bunun yanı sıra; kendisine “ilaç verildiği” iddiasında da bulunmuştur.
12. Cezaevi Müdürü, konuyla ilgili düzenlenen belgeleri Cumhuriyet Savcısına iletmiştir.
13. Cumhuriyet Savcısı 6 Mayıs 2003 tarihinde; başvuranın ileri sürdüğü iddialar ile ilgili olarak ifadesini almıştır. Başvuran; darp fiiline, tehdide, uykusuz bırakılmaya, ilaç verilmeye ve klima cihazı önünde ayakta bekletilmeye maruz kaldığını belirtmiştir.
14. Cumhuriyet Savcısı, yürüttüğü soruşturma neticesinde, 20 Şubat 2004 tarihinde; beş polis memuru hakkında kötü muamele suçundan iddianame düzenlemiştir.
15. Başvuranın, kendisi hakkında terör suçu nedeniyle yürütülen yargılama kapsamında tutuklu bulunmasına rağmen; polis memurları hakkında kötü muamele suçundan yürütülen ceza soruşturmasında görevli adli makamlar; bu soruşturma ile ilgili resmi belgeleri, yaklaşık iki yıl süresince, başvuranın ilk adresinde ya da ebeveyninin adresinde tebliğ etmeye çalışmışlardır.
16. Başvuranın ifadesi son olarak, 27 Mart 2006 tarihinde, tutuklu bulunduğu ilde, Tekirdağ Asliye Ceza Mahkemesi tarafından, istinabe yoluyla alınmıştır. Başvuran verdiği ifadesinde, özet olarak; darp ve tehdit edildiğini, hakarete uğradığını ve kendisine ilaç verildiğini belirtmiştir.
17. Fatih Ağır Ceza Mahkemesi 26 Temmuz 2007 tarihinde, başvuranın yakalanması işlemi sırasında ve sonrasında, kendisine uygulanan gücün gerekli ve orantılı olduğu değerlendirmesinde bulunmuş ve gerçekleştirilen on duruşma süresince sorguya çekilmiş olan polis memurları hakkında beraat kararı vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen karar gerekçesinde; başvuranın, polis memurlarına saldırdığı ve polis memurlarının başvuranı güç kullanarak kontrol altına almak zorunda kaldıkları, başvuranın vücudundaki yaraların bu arbedeyle ve takılan kelepçelerle bağlantısı bulunduğu, tıbbi raporlar ile yakalama tutanağı arasında tutarsızlık bulunmadığı belirtilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, hiçbir unsurun; polis memurlarının, keyfi ve orantısız güç kullandıklarını söylemeye imkân vermediği ve hiçbir delil unsurunun, söz konusu şahısların mahkûm edilmelerine imkân vermediği sonucuna varmıştır.
18. Başvuran bilhassa, Tekirdağ Cezaevine girerken düzenlenen tıbbi raporun -söz konusu rapor kapsamında tespit edilen yaralar, işkence iddialarını desteklemek için yeterli olmasına rağmen- yüzeysel olduğunu belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.
19. Yargıtay, dava zamanaşımının gerçekleştiği tespitinde bulunarak, 18 Mart 2010 tarihinde düşme kararı vermiştir.
20. Bu arada başvuranın, polis memuru H.İ.ye saldırma eylemini gerçekleştirdiği anlaşıldığından; 6 Temmuz 2005 tarihinde, 150 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuran, kendisi hakkında uygulanan yakalama işlemi sırasında ve gözaltı süresince, kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir. Söz konusu kötü muameleler; darp, hakaret, tehdit, klima cihazı önünde ayakta bekletilmek, uykusuz bırakılmak ve ilaç verilmesi şeklindedir. Başvuran aynı zamanda; delillerin toplanmamış olduğu ve yetkili makamların, ihmalkârlık göstermek suretiyle davanın zamanaşımına uğramasına neden oldukları gerekçeleriyle, soruşturmanın etkin olmadığından da yakınmaktadır. Başvuran bu bağlamda; Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir. İşbu madde aşağıdaki şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. ”
22. Hükümet, söz konusu iddiayı kabul etmemektedir.
23. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
24. Mahkeme, konuya ilişkin genel ilkelerle ilgili olarak, El-Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012), Mocanu ve diğerleri/Romanya ([BD], No.10865/09, 45886/07 ve 32431/08, §§ 314-326, AİHM 2014 (özetler)) ve Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
25. Somut olayda Mahkeme; başvurana karşı kullanılan gücün, ilgiliyi kontrol altına almak amacıyla gerekli ve orantılı olduğu gerekçesiyle, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, polis memurlarının beraatlerine karar verildiğini kaydetmektedir. Ancak söz konusu kararda; başvurana yapılan müdahalenin niteliği -örneğin polis memurları tarafından kullanılan yöntem ya da teknikler- somut şekilde belirtilmemiştir. Bunun yanı sıra; söz konusu kararın, kesin hüküm niteliği kazanmamış olması sebebiyle; karar kapsamında verilen beraat kararı, herhangi bir sonuç arz etmemektedir.
26. Nitekim Mahkeme; Yargıtay tarafından, ceza davası hakkında, zamanaşımı sebebiyle düşme kararı verildiğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda Mahkeme; ilgilinin tutuklu bulunduğu yani kamu otoritelerinin denetimi altında olduğu yaklaşık iki yıl süresince, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, hukuki işlemlerin başvuranın ya da ebeveyninin adresine tebliğ edilmeye çalışıldığını tespit etmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen yargılama, yaklaşık dört yıl sürmüştür. Söz konusu dava, zamanaşımının gerçekleştiği sonucuna varılan nihai kararın verildiği tarihe kadar, görünür bir icraat olmadan, Yargıtay önünde yaklaşık iki yıl sekiz ay derdest kalmıştır.
27. Bununla birlikte Mahkeme; bir kolluk memurunun, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı eylemler nedeniyle suçlanması halinde, yargılamanın ya da mahkûmiyetin, örneğin zamanaşımı yoluyla hükümsüz kılınamayacağını ve genel af, özel af ya da cezanın infazının ertelenmesi gibi tedbirlerin uygulanmasına daha fazla izin verilemeyeceğini daha önce birçok defa ifade etmiştir (Nikolova ve Velitchkova/Bulgaristan, No. 7888/03, § 63, 20 Aralık 2007, Okkalı/Türkiye, No. 52067/99, §§ 76-78, AİHM 2006-XII (özetler), Kopylov/Rusya, No. 3933/04, §§ 127-131, 142 ve 148, 29 Temmuz 2010, Ciğerhun Öner/Türkiye (No. 2), No. 2858/07, § 93, 23 Kasım 2010 ve Aleksakhin/Ukrayna, No. 31939/06, §§ 60-615, 19 Temmuz 2012. Mevcut davadakine benzer bir bağlam için, bk. aynı zamanda Mete ve diğerleri/Türkiye, No. 294/08, §§ 77-79 ve 122-124, 4 Ekim 2011).
28. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında Mahkeme; ulusal makamların yeterli ivedilik içerisinde davranmadıkları ve makul özenle hareket etmek için gerekli tüm tedbirleri almadıkları değerlendirmesinde bulunmaktadır. Ceza soruşturmasının yürütülmesi sırasındaki bu eksiklik; kötü muamele iddialarını açıklığa kavuşturmak yerine, olay ve olguların zamanaşımına uğramasına neden olmuştur (bk. yukarıda anılan Mete ve diğerleri kararı, 123-124).
29. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
30. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
"Eğer Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokolleri’nin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
31. Başvuran, maruz kaldığını iddia ettiği manevi zarar ile ilgili olarak, 30.000 avro (EUR) talep etmektedir.
32. Başvuran aynı zamanda; avukatının çalışma ücreti ile Mahkeme önündeki masraf ve giderler için 4.267 avro talep etmektedir. Başvuran 4.000 avroluk avukatlık ücret sözleşmesini, 869 avroya tekabül eden kısmi ödemeye ilişkin iki adet faturayı, posta gönderilerinin faturalarını ve çeşitli dosya masraflarını sunmuştur.
33. Hükümet, Mahkeme’yi; söz konusu talepleri reddetmeye davet etmektedir.
34. Mahkeme, başvuranın yakalandığı koşulları göz önünde bulundurarak ihlal kararı verilmesinin; başvuranın maruz kaldığı olası manevi zararı telafi etmek için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatine varmaktadır.
35. Masraf ve giderlere ilişkin Mahkeme; elinde bulunan belgeleri göz önünde bulundurarak, başvurana 1.500 avro ödenmesine karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin, başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için tek başına yeterli bir adil tazmin sağladığına;
4.
a) Davalı Devlet tarafından, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvurana masraf ve giderler bağlamında 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak ödemenin yapıldığı tarihe kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 27 Kasım 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy