AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ALKAYA/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 2765/09)
KARAR
STRAZBURG
4 Eylül 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Alkaya/Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
3 Temmuz 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Aligül Alkaya (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 23 Aralık 2008 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 2765/09) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat F.N. Ertekin ve K. Öztürk tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 11 Aralık 2009 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1967 yılında doğmuştur. Başvuru yapıldığı sırada, başvuran Tekirdağ F-tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
5. Başvuran 9 Nisan 2003 tarihinde terör örgütü üyeliği şüphesiyle polis tarafından gözaltına alınmıştır.
6. Başvuran 13 Nisan 2003 tarihinde, suçun niteliğini ve delil durumunu dikkate alarak başvuranın tutuklanmasına karar veren İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimi önüne çıkarılmıştır.
7. İstanbul Cumhuriyet Savcısı, başvuranı terör örgütü üyeliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini güç kullanarak ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekle suçlayan bir iddianameyi 23 Temmuz 2003 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine sunmuştur. Başvuran hakkındaki ceza yargılamaları başlamıştır.
8. Mahkeme 10 Kasım 2008 tarihinde, başvuran ve avukatının da hazır bulunduğu bir duruşma daha düzenlemiştir. Duruşmanın sonunda mahkeme, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
9. Başvuranın avukatı, 10 Kasım 2008 tarihinde, söz konusu karara karşı itirazda bulunmuştur. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 27 Kasım 2008 tarihinde söz konusu itirazı bir duruşma yapılmaksızın reddetmiştir. Kararı verirken mahkeme, başvuran veya temsilcisine bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcısının yazılı mütalaasını dikkate almıştır.
10. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Mayıs 2011 tarihinde başvuranı müebbet hapis cezasına mahkûm etmiştir.
11. Yargıtay 25 Eylül 2012 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
12. İlgili iç hukuk ve uygulamaya ilişkin bilgiler Altınok/Türkiye, no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011 kararında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanarak, tutukluluk süresinin aşırı derecede uzun olduğundan ve mahkemenin tahliye taleplerini reddederken benzer, basmakalıp gerekçe kullandığından şikâyetçi olmuştur.
14. Başvuru, 11 Aralık 2009 tarihinde, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 2 (b) maddesi uyarınca, davalı Hükümete bildirilmiştir. Hükümet, davanın kabul edilebilirliği ve esası üzerine yazılı görüşleri ibraz etmeye davet edilmiştir.
15. Hükümet’in talebi üzerine, Mahkeme, 14 Nisan 2010 tarihinde Hükümet’in görüşlerini ibraz etmesi için verilen zaman süresini 21 Mayıs 2010 tarihine kadar uzatmaya karar vermiştir. Hükümet kendilerine verilen süre sınırını aşarak, 9 Haziran 2010 tarihinde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi ile ilgili ilk itirazı dâhil olmak üzere görüşlerini bildirmiştir. Hükümet, 21 Haziran 2010 tarihli yazıyla, Bölüm Başkanının yukarıda anılan görüşleri dosyaya dâhil etmemeye karar verdiği konusunda bilgilendirilmiştir.
16. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
17. Şikâyetin esası konusunda, Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun 9 Nisan 2003 tarihinde yakalanması ile başladığını ve 4 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin mahkûmiyet kararı ile sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla sekiz yıl yirmi beş gün boyunca tutuklu kalmıştır.
18. Mahkeme, benzer uzunlukta tutukluluk sürelerine ilişkin davalarda birçok kez Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bk., örneğin, Tutar/Türkiye, no. 11798/03, § 20, 10 Ekim 2006 ve Cahit Demirel/Türkiye, no. 18623/03, § 28, 7 Temmuz 2009). Elinde bulunan bilgi ve belgeler ışığında ve konuya ilişkin yerleşik içtihat göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, somut davada başvuranın tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğunu tespit etmiştir.
19. Buna göre, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi ihlâl edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Başvuranın tutukluluğuna itirazını inceleyen itiraz mahkemesi önünde bulunamamasına ilişkin şikâyeti
20. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, tutukluluk hali incelenirken mahkeme huzuruna çıkamadığından şikâyetçi olmuştur.
21. Somut davada, başvuran 13 Nisan 2003 tarihinde tutuklanmıştır. Yargılamayı yürüten mahkeme 10 Kasım 2008 tarihli duruşma sonucunda başvuranın tutukluluğunun devam etmesine karar vermiştir. Başvuran ve avukatı söz konusu duruşmada hazır bulunmuşlardır. Akabinde başvuran, söz konusu karara itiraz etmiştir.
22. Mahkeme, itiraz mahkemesinin 27 Kasım 2008 tarihinde duruşma yapmaksızın bu itirazı reddettiğini kaydetmektedir. Ancak, başvuran, itirazı temyiz mahkemesi tarafından incelenmeden on yedi gün önce yargılamayı yürüten mahkeme huzuruna çıkmıştır. Bu koşullar altında Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin amaçları doğrultusunda ilave bir sözlü duruşmanın gerekli olduğunu düşünmemektedir (bk. Altınok/Türkiye, no. 31610/08, §§ 54-55, 29 Kasım 2011 ve Adem Serkan Gündoğdu/Türkiye no. 67696/11, §§ 35-48, 16 Ocak 2018).
23. Ayrıca, Mahkeme söz konusu durumun silahların eşitliği ilkesini veya çekişmeli yargılama ilkesini tehlikeye atmadığını çünkü hiçbir tarafın yargılamalara sözlü olarak katılmadığını kaydetmektedir (bk., Altınok yukarıda anılan, § 55).
24. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
B. Cumhuriyet savcısının mütalaasının bildirilmemesine ilişkin şikâyet
25. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği etkili bir başvuru yolu olmadığından şikâyetçi olmuştur. Kendisine veya temsilcisine bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcısının mütalaasına dayanılarak itiraz mahkemesi tarafından reddedilen itirazı nedeniyle, etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
26. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
27. Mahkeme, şikayetin esasına ilişkin olarak, davanın, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ihlali tespit etmiş olduğu Altınok (yukarıda anılan, §§ 57-61) davasına benzer sorunları gündeme getirdiğini kaydetmektedir. Söz konusu karardaki tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmamaktadır.
28. Buna göre Mahkeme, mevcut davada, başvuranın tutukluluğunun yasaya uygunluğuna dair inceleme bağlamında, Cumhuriyet savcısı mütalaasının başvuran veya temsilcisine bildirilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
29. Başvuran, manevi tazminat olarak 30.000 avro ve maddi tazminat olarak 25.936 avro talep etmiştir.
30. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
31. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmıştır. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu talebi reddetmiştir. Ancak Mahkeme, başvuranın yukarıda anılan Sözleşme’nin 5 §§ 3 ve 4 maddesinde belirtilen haklarının ihlali kapsamında manevi zarara uğradığı kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, manevi tazminat olarak başvurana 8.000 avro verilmesini uygun görmektedir.
B. Masraf ve giderler
32. Başvuran ayrıca, Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderleri karşılığında 9.448 avro talep etmiştir.
33. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
34. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada başvuran talebini desteklemek üzere, avukatlık ücretine ilişkin bir makbuzu, avukatlık sözleşmesini ve Türkiye Barolar Birliğince tavsiye edilen asgari ücret listesini ve posta fişlerini ibraz etmiştir. Mahkeme, bu belgeleri dikkate alarak, başvurana bu başlık altında 1.000 avro tazminat ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmıştır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki tutukluluğun uzunluğu ve Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvurana veya temsilcisine bildirilmemesine dair şikâyetlerinin kabul edilebilir, başvurunun geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
2. Başvuranın tutukluluk halinin uzunluğu dolayısıyla Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuran veya temsilcisine bildirilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 8.000 avro (sekiz bin avro);
(ii) Masraf ve giderlere için, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 1.000 avro (bin avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 4 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy