AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ALP / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no’ları 8469/12 ve 14040/12)
KARAR
STRAZBURG
7 Temmuz 2020
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Alp/Türkiye davasında,
Başkan,
Egidijus Kūris,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
16 Haziran 2020 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
Giriş
Dava, idari yargılamalar sırasında başvuranların taleplerini değiştirmelerini engelleyen usuli kısıtlama ve söz konusu yargılamalar sonunda yerel mahkemelerce ödenmesine hükmedilen tazminat miktarının enflasyona bağlı olarak değer kaybetmesi nedeniyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği iddiası ile ilgilidir.
OLAYLAR VE OLGULAR
1. Başvuranlar sırasıyla 1993, 1995 ve 1952 doğumlu olup; Ankara’da ikamet etmektedirler.
2. Dava konusu olaylar; taraflarca ileri sürüldüğü üzere ve taraflarca ibraz edilen belgelerden anlaşılacağı şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. İlk ve ikinci başvuranın annesi ve üçüncü başvuranın eşi F.A., 8 Ocak 1997 tarihinde, Sincan’da (Ankara) arabasına bir yolcu treninin çarpması sonucu vefat etmiştir.
4. Başvuranlar, ilgili süre sınırı içerisinde taleplerinin miktarını artırma haklarını saklı tutmakla birlikte, Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü (“TCDD”) ve Sincan Belediyesi (“Belediye”) aleyhinde Sincan Asliye Hukuk Mahkemesi (“Hukuk Mahkemesi”) nezdinde tazminat davası açmışlardır.
5. Yargılamalar sırasında, Hukuk Mahkemesi, başvuranların uğradıkları zararı ve kazada Belediye’ye atfedilebilir kusur oranını belirlemek üzere bir bilirkişi raporu düzenlenmesine karar vermiştir.
6. Bilirkişi, belirtilmeyen bir tarihte, başvuranların uğradıkları maddi zarara ilişkin tespitlerini ve değerlendirmelerini Hukuk Mahkemesine sunmuştur. Bilirkişiye göre, kazada Belediye’ye ve TCDD’ye atfedilebilir kusur oranı %25 dir.
7. Başvuranlar, 29 Nisan 1999 tarihinde, bilirkişi raporu ışığında, ilk başta sundukları taleplerinin miktarını artırmak amacıyla Hukuk Mahkemesi nezdinde ek bir dava açmışlardır.
8. Hukuk Mahkemesi, 15 Haziran 1999 tarihinde, bu davaları birleştirmiş ve davayı inceleme yetkisinin idare mahkemelerine ait olduğuna hükmederek görevsizlik gerekçesiyle bunları reddetmiştir.
9. Daha sonra, başvuranlar, 15 Eylül 1999 tarihinde, zamanaşımı süresi içerisinde, taleplerinin miktarını arttırma haklarını saklı tutmakla birlikte, Ankara İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmışlar ve olay tarihinden, yani 8 Ocak 1997 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle birlikte, maddi tazminat (araçtaki hasarın maliyeti dahil) olarak toplam 1.151.250.000 eski Türk lirası ve manevi tazminat olarak 850.000.000 eski Türk lirası talep etmişlerdir (bk., yukarıda 3. paragraf) .
10. Yargılamalar sırasında, Ankara İdare Mahkemesi, başvuranların uğradıkları maddi zararın tam olarak miktarının tespit edilmesi için bir bilirkişi raporunun hazırlanmasına karar vermiştir. İlgili mahkemeye 17 Temmuz 2007 tarihinde sunulan rapor, başvuranların uğradıkları maddi zararı, 37.755,55 Türk lirası (TRY[1]) olarak değerlendirmiştir. Diğer bir bilirkişi raporuna göre ise, araçtaki hasarın maliyeti 265 Türk lirası idi. Başvuranlar, ilgili mahkemeye, söz konusu rapor ışığında, ilk başta sundukları talepleri arttırma talebinde bulunmamışlardır.
11. Ankara İdare Mahkemesi, 27 Şubat 2008 tarihli kararında, başvuranlara ilk başta talep ettikleri miktarların, yani maddi tazminat olarak 1.115 Türk lirası, araçtaki hasarın maliyeti için 31,25 Türk lirası, ve manevi tazminat olarak 850 Türk lirası (ilgili zamanda toplamda yaklaşık 1.131 avro’ya eşdeğer) ödenmesine hükmetmiştir. İlgili mahkeme, ayrıca, başvuranların Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açtıkları tarihten, yani 28 Mayıs 1997 tarihinden itibaren bu miktarlara yasal gecikme faizi uygulanmasına hükmetmiştir (bk., yukarıda 4. paragraf).
12. Başvuranlar, İdare Mahkemesinin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Başvuranlar, diğer hususların yanında, yürürlükteki kanunun buna izin vermemesi sebebiyle, yargılamalar sırasında ilgili mahkeme tarafından talep edilen bilirkişi raporundaki hesaplamalar ışığında ilk başta sundukları taleplerini değiştiremediklerini ileri sürmüşlerdir. Danıştay, temyiz başvurusunu reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin verdiği kararı yürürlükteki kanuna ve usule uygun olduğu gerekçesiyle onamıştır.
13. İlk derece mahkemesinin kararı 22 Haziran 2011 tarihinde kesinleşmiştir. Bu zamana kadar, İdare Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen miktarlarla ilgili olarak başvuranlara herhangi bir ödeme yapılmamıştır.
İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
14. Türk idare hukuku, söz konusu zamanda, idare mahkemeleri önündeki yargılamalar sırasında davacıların ilk başta sundukları tazminat taleplerini değiştirmelerine izin vermemekteydi (özellikle bk. Okçu/Türkiye, no. 39515/03, §§ 27-32, 21 Temmuz 2009).
15. 30 Nisan 2013 tarihinden itibaren, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yapılan değişikliğin bir sonucu olarak, tam yargı davalarına taraf olanlar, ilgili masrafların ödenmesi şartıyla ilk başta sundukları taleplerini değiştirme imkânına sahip olmuşlardır.
16. Tazminat Komisyonu, adli yargılamaların uzunluğuna ve yargı kararlarının icra edilmemesine veya geç icra edilmesine ilişkin olarak Mahkeme’ye yapılan başvuruların tazminat yoluyla çözümünü öngörmek amacıyla 6384 sayılı Kanun’la kurulmuştur. İlgili iç hukukun tam açıklaması, Turgut ve Diğerleri / Türkiye, ((k.k). no.4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) kararında bulunabilir.
17. Tazminat Komisyonu’nun yetkileri, 8 Mart 2019 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 7 Mart 2019 tarihli ve 809 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yakın zamanda genişletilmiştir. Bu itibarla, Tazminat Komisyonu artık Mahkeme’nin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin ihlal bulup tazminat kararı vermediği ya da 41. maddenin uygulanması hususunu saklı tuttuğu davalarda inceleme yapıp başvuranlara tazminat verme yetkisine sahiptir (bk. Kaynar ve Diğerleri / Türkiye, no’lar 21104/06 ve 2 diğer başvuru, § 24, 7 Mayıs 2019).
18. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28(2) maddesi uyarınca, karar ve hükümlerde ödenmesine hükmedilen belirli miktarların ödemesi, davalı idari makam tarafından, davacı veya temsilcisi tarafından sağlanan banka hesap numarasına yapılmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
19. Mahkeme İçtüzüğü’nün 42 § 1 maddesi uyarınca, Mahkeme, başvuruların benzer maddi ve hukuki arka planları dikkate alındığında birleştirilmesi gerektiği kanaatindedir.
İLK İTİRAZ HAKKINDA
20. Hükümet, başvuru tebliğ edildiğinde, yani 19 Ekim 2017 tarihinde reşit olma yaşına ulaşan Oruç Yasin Alp’in yasal temsili için bir yetki formu ibraz etmediğini iddia etmiştir.
21. Mahkeme, Oruç Yasin Alp’in, 1 Haziran 2017 tarihinde, Mahkeme’ye, kendisini Mahkeme önündeki yargılamalarda temsil etmek üzere bir avukatın belirlendiği yetki belgesini ibraz ettiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, Hükümetin bu konudaki iddiası reddedilmelidir.
SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
22. Başvuranlar, davalarında, idari yargılamalar sırasında ilk başta sundukları taleplerini değiştirmelerinin engellendiği şikâyetinde bulunmuşlardır. Mahkeme, şikâyetin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesince güvence altına alındığı üzere başvuranların mahkemeye erişim haklarıyla ilgili olduğu kanaatindedir. Söz konusu maddenin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”
Tarafların beyanları
23. Başvuranlar ilk iddialarını ileri sürmüşlerdir.
24. Hükümet, Hukuk Mahkemesi önündeki yargılamalar sırasında, başvuranların ek dava açmak suretiyle maddi tazminat bakımından ilk başta sundukları taleplerini değiştirebildiklerini ileri sürmüştür. Hükümet, Ankara İdare Mahkemesi kararını verdiğinde, söz konusu değiştirilen talepleri dikkate aldığını öne sürmüştür. Hükümet, ayrıca, davacıların idare mahkemeleri önünde ilk başta sundukları taleplerini değiştirmelerini engelleyen söz konusu mevzuatın 30 Nisan 2013 tarihinde değiştirildiğini ileri sürmüştür (bk. yukarıdaki 15. paragraf).
Kabul Edilebilirlik Hakkında
25. Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
Esas Hakkında
26. Mahkeme, hukuk yargılamaları sırasında, başvuranların Hukuk Mahkemesi tarafından talep edilen bilirkişi raporu doğrultusunda ilk başta sundukları taleplerinin miktarını değiştirebildiklerini kaydetmektedir (bk., yukarıda 7. paragraf). Mahkeme, ayrıca, Ankara İdare Mahkemesi nezdinde, başvuranların hukuk yargılamaları sırasında bilirkişilerin belirlediği miktarları talep ettiklerini kaydetmektedir. Bununla birlikte, idari yargılamalar sırasında, Ankara İdare Mahkemesine yeni bir bilirkişi raporu sunulmuştur. Bu rapora göre, başvuranların uğradıkları maddi zarar, hukuk yargılamaları sırasında bilirkişiler tarafından belirlenen maddi zarardan daha büyüktü. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 6 § 1. maddesi kapsamındaki temel şikâyetinin, idari yargılamalar sırasında sunulan bilirkişi raporunda belirtildiği üzere maddi tazminat olarak ilave bir miktar talep edememeleri olduğunu kaydetmektedir. Bu nedenle, Hükümetin başvuranların hukuk yargılamaları sırasında taleplerini değiştirebilecekleri iddiası konuyla ilgili değildir.
27. İlgili iç hukukta yapılan değişiklikler ile ilgili olarak Mahkeme, önceki mevzuatın ve uygulamanın başvuranların davasına uygulanabilir olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle, değişiklikler, başvuranların durumunu etkilememektedir.
28. Mahkeme, başvuranların ilk başta sundukları taleplerinin miktarını bilirkişi raporu ışığında arttıramamasının tek sebebinin idari yargılama usulünden kaynaklanan yasal engel olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, Fatma Nur Erten ve Adnan Erten /Türkiye (no. 14674/11, §§ 29-33, 25 Kasım 2014) davasında, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’ndaki aynı usuli kısıtlama ile ilgili benzer bir olaylar silsilesi bakımından Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme, davacıların ilk başta sundukları taleplerinin miktarını değiştirememelerinin tek sebebinin usul kurallarının sıkı bir şekilde uygulanması olduğuna dikkat çekerek; söz konusu davada başvurandan askeri idare mahkemesi önünde davayı açtığı zaman maddi zararlarının gerçek boyutunu bilmesini beklemenin ya da başvuranın mahkemeye erişim hakkının orantısız kısıtlanmasına yol açabilecek bir şekilde, kasıtlı olarak tazmin talebi bakımından aşırı bir miktar belirtmek ve daha yüksek yargılama giderleri ödeyerek dava açmak durumunda bırakılmasının makul olmadığı görüşündedir (idare mahkemeleri usulündeki benzer bir kısıtlamaya ilişkin benzer bir sonuç için bk., Mikail Tüzün /Türkiye, no. 42507/06, §§ 22-24, 27 Kasım 2018).
29. Mahkeme, aynı hususların somut davaya da uygulanabileceği kanaatindedir ve farklı bir sonuca varmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
30. Başvuranlar, yargılamaların sonunda İdare Mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat için ödenebilir gecikme faizinin, Türkiye’deki oldukça yüksek enflasyon oranına uygun olmaması nedeniyle değer kaybına uğradığı hususunda şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranların dayandığı Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya cezaların ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”Tarafların beyanları
31. Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 35 § 1. maddesi kapsamındaki iç hukuk yollarını tüketmediklerini iddia etmiştir. Zira başvuranlar eski Borçlar Kanununun (no. 818) 105. maddesi ve güncel Borçlar Kanununun (no. 6098) 122. maddesi kapsamında mevcut olan hukuk yolunu kullanarak ayrı bir dava açmamışlardır. Benzer hükümler içeren bu maddeler uyarınca, başvuranlar tazminatın ödenmesinde konusundaki gecikmelerden dolayı yaşadıklarını iddia ettikleri kayıpların gecikme faizi tutarından daha fazla olduğunu tespit etmeleri durumunda, söz konusu kayıplar için tazminat almaya hak kazanabileceklerdir.
32. Başvuranlar, şikâyetlerinin kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin önceki iddialarını sürdürmüşlerdir.Kabul Edilebilirlik Hakkında
33. Mahkeme, Hükümetin 818 sayılı Kanunun 105. maddesi ve 6098 sayılı Kanunun 122. maddesi kapsamında yeni tazminat davası açılmasına ilişkin iç hukuk yollarının tüketilmemesi hakkındaki itirazı hususunda, Okçu (yukarıda anılan, § 67), Gezer / Türkiye (no. 18704/04, § 36, 6 Ekim 2009), ve daha yakın zamanlarda verdiği Timurlenk / Türkiye (no. 37758/08, § 28, 28 Ocak 2020) kararlarında benzer bir itirazı reddettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme somut davada bu görüşten ayrılmak için herhangi bir gerekçe görememekte olup, Hükümetin itirazını reddeder.
34. Mahkeme söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesi kapsamında belirtilen başka herhangi bir gerekçeyle açıkça dayanaktan yoksun ve kabul edilemez olmadığını kaydeder. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu bildirilmelidir.Esas Hakkında
35. Başvuranlar hükmedilen tazminat miktarının enflasyon sebebiyle değer kaybına uğradığı hakkında şikâyetçi olmuşlardır. Hükümet, başvuranların argümanlarına itiraz etmiştir. Hükümet, ilgili makamların, başvuranların tutumundan dolayı kararı icra etme fırsatına sahip olamadıklarını ileri sürmüşlerdir. Zira başvuranlar iç hukuk kapsamındaki bir gereklilik olan, banka hesap numaralarını Belediyeye bildirmemişlerdir (bk. yukarıdaki § 18).
36. Hükümetin, başvuranların banka hesap numaralarını Belediyeye bildirmemeleri nedeniyle ilgili makamların kararı icra edemedikleri hususundaki görüşü ile ilgili olarak; Mahkeme öncelikle bir kararın Devletin aleyhine olması halinde, davalı Devletin bu konu hakkında gerektiği şekilde bilgilendirildiğini ve bu nedenle, bu karara uymak için gereken tüm inisiyatifi alacak veya kararı uygulamakla yükümlü bir başka Devlet makamına kararı iletecek durumda olduğunu yineler. Başvuranın iş birliği yapmasının gerektiği hallerde, katı şekilde gerekli olanın ötesine geçilmemelidir; ayrıca bu durum her halükarda ilgili makamları, Devlet aleyhindeki karara uymak amacıyla mevcut bilgiler temelinde, Sözleşme kapsamındaki resen ve zamanında harekete geçme konusundaki yükümlülüğünden muaf tutmamaktadır (bk. Krasnov / Rusya, no. 18892/04, § 25, 22 Kasım 2011).Mahkeme ayrıca, başvuranların yargı kararının icra edilmemesinden ziyade, Türkiye’deki yüksek enflasyon oranı sebebiyle, hükmedilen tazminatın değerinin düşmesi hususunda şikayette bulunduklarını kaydeder.
37. Mahkeme somut davada ilgili makamların Ankara İdare Mahkemesi kararını icra etmek amacıyla herhangi bir inisiyatif almadıklarını ve başvuranların iş birliğinde bulunmasını istemeden yaklaşık dokuz yıl boyunca eylemsiz kaldıklarını gözlemlemektedir. Mahkeme başvuranların ilgili idareye banka hesap numaralarını bildirmediklerini kaydetmektedir. Ancak Mahkeme’nin görüşüne göre, özellikle ilgili makamların başvuranların banka hesap numaralarını almak için herhangi bir eylemde bulunmadıkları göz önüne alındığında; bu durum iş birliğinde bulunmayı reddetmek olarak görülemez.
38. Mahkeme, başvuranların Türkiye’de belirli bir dönemdeki yüksek enflasyon oranları karşısında yasal faiz oranlarının yetersiz kaldığından şikayet ettiği birkaç başvuruda Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlatır (bk. Aka / Türkiye, 23 Eylül 1998, § 48, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-VI, ve yukarıda anılan Okçu, § 55).1997 ve 2011 yılları arasındaki ekonomik veriler ve özellikle 1997 ve 1999 yılları arasındaki dönemde gerçek enflasyon oranı %60 ve %99 değerleri arasında iken, uygulanan yasal faiz oranlarının sırasıyla %30, %50 ve %60 oranlarında olduğu dikkate alındığında; Mahkeme mevcut davada tazminat bakımından uygulanan yasal faiz oranları ve gerçek enflasyon oranı arasındaki farkın başvuranların maddi kayıp yaşamalarına neden olduğunu tespit etmiştir. Sonuç olarak, başvuranlar kamu menfaati ve mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı arasında korunması gereken adil dengeyi bozacak şekilde, bireysel anlamda bir yük altına girmek zorunda kalmışlardır.
39. Yukarıdakiler göz önüne alındığında, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
40. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
41. Başvuranlar yerel mahkemeler önünde görülen yargılamaların sonucu olarak yaşadıklarını iddia ettikleri zararlara ilişkin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Bu hususta, Selime Alp maddi tazminata ilişkin olarak 40.000 avro, manevi tazminata ilişkin olarak 60.000 avro talep etmiştir. Başvuranlar Oruç Yasin Alp ve Yavuz Alp müştereken maddi tazminata ilişkin olarak 40.000 avro, manevi tazminata ilişkin olarak 60.000 avro talep etmişlerdir. Başvuranlar masraf ve giderler bakımından herhangi bir talepte bulunmamışlardır.
42. Hükümet söz konusu miktarları aşırı bularak itiraz etmiştir. Ancak, başvuranların iddia ettikleri maddi zarara ilişkin olarak enflasyon düzeltmesi bakımından bir hesaplama yöntemi sunmamıştır.
43. Mahkeme, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiği, ancak Sözleşme’nin 41. maddesi kapsamında başvuranların adil tazmin taleplerine ilişkin herhangi bir karar vermediği veya bu hususu saklı tuttuğu davalarda, Tazminat Komisyonu’nun adil tazmin taleplerini inceleme yetkisine sahip olduğunu kaydeder (bk. yukarıdaki § 17). Mahkeme’nin başvurunun bu kısmını Tazminat Komisyonuna göndererek reddetmekten ziyade adil tazmin hususu hakkında tespitte bulunmaya karar vermesine ilişkin kriterler, Kaynar ve Diğerleri (yukarıda anılan, §§ 76-78) ve Timurlenk (yukarıda anılan, §§ 34-36) kararlarında bulunabilir.
44. Mahkeme söz konusu kriterleri uygulayarak, somut davada, adil tazmin hususu hakkında tespitte bulunmanın herhangi bir zorluk teşkil etmediği kanısındadır. Bu nedenle, yerel mahkemeler tarafından başvuranlara ödenmesine hükmedilen miktardaki değer kaybı, Mahkeme tarafından benzer davalarda kullanılan objektif ve basit bir yöntemle hesaplanabilir (bk. yukarıda anılan Timurlenk, § 37). Ayrıca Mahkeme mevcut başvuruların Ocak 2012’de yapıldığını ve yasal faizle telafi edilmeyen uzun vadeli enflasyon sonucunda yerel mahkemeler tarafından hükmedilen tazminatın gerçek değerinin düşmesiyle meydana gelen değer kaybı sebebiyle 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini vurgulamaktadır. Mahkeme, yukarıdaki değerlendirmeleri göz önünde bulundurarak, mevcut davada adil tazmin hususunun karara bağlanmasının geciktirilmesinde herhangi bir fayda görmemektedir ve bu sonuç Tazminat Komisyonunun etkinliğine ilişkin herhangi bir şüphe uyandırmamaktadır. Bu itibarla, Mahkeme, başvurunun bu kısmını incelemeye devam edecektir.
45. Mahkeme, Ankara İdare Mahkemesinin 27 Şubat 2008 tarihinde, yakınlarının bir araba kazasında vefat etmesinden dolayı, başvuranların Hukuk Mahkemesi önünde tazminat davası açtıkları tarihten, diğer deyişle 28 Mayıs 1998 tarihinden geçerli olmak üzere uygulanacak yasal faiz hariç olmak üzere, başvuranlara maddi ve manevi tazminat olarak toplam 1.996,25 TL ödenmesine hükmettiğini kaydeder (bk. yukarıdaki § 4). Mahkeme ayrıca, hükmedilen tazminat miktarının başvuranlara şimdiye kadar ödenmediğini kaydeder (bk. yukarıdaki § 12).
46. Mahkeme yukarıdakiler ışığında, tashih edilmiş tazminat miktarının hesaplanmasında, 28 Mayıs 1997 ve mevcut karar tarihi arasındaki sürecin göz önüne alınmasını uygun bulmaktadır. Bu nedenle Mahkeme benzer davalarda benimsediği yaklaşımını göz önünde bulundurarak, enflasyon düzeltmesine tekabül eden miktarda tazminata hükmedecektir (bk. yukarıda anılan Aka, §§ 53-57, ve Zeki Kaya / Türkiye, no. 22388/07, §§ 74-78, 12 Şubat 2019).
47. Türkiye Merkez Bankası internet sitesinde sunulan enflasyon hesaplama aracına göre[2], Ankara İdare Mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat miktarı -1.996,25 TL- 28 Mayıs 1997 tarihi referans olarak alındığında, 2020 yılının Şubat ayında (somut karar tarihi itibariyle Mahkeme’nin eriştiği en güncel enflasyon değerleri) yaklaşık olarak 133.488 TL değerinde olacaktır (yaklaşık 20.000 avro).
Mahkeme, yukarıdaki hesaplamayı dikkate alarak, maddi tazminat olarak başvuranlara müştereken 20.000 avro ödenmesine hükmeder.
48. Ayrıca Mahkeme mevcut davanın tüm koşullarını dikkate alarak, başvuranların yalnızca ihlal tespit edilmesiyle telafi edilemeyecek derecede manevi zarara uğradıkları görüşündedir. Mahkeme hakkaniyet temelinde karar vererek, başvuranlara miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere manevi tazminat olarak müştereken 4.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
49. Başvuranlar masraf ve giderler bakımından herhangi bir talepte bulunmamışlardır. Bu nedenle, Mahkeme bu başlık altında herhangi bir miktara hükmetmemiştir.
50. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,Başvuruların kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara müştereken aşağıdaki miktarların, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere ödenmesine:
(i) Maddi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 20.000 avro (yirmi bin avro) ödenmesine;
(ii) manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 4.000 avro (dört bin avro) ödenmesine;
(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;Başvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 7 Temmuz 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Ek
Başvuranların Listesi
Başvuru no. 8469/12
Sıra no.
Başvuranın adı
Doğum tarihi
Uyruğu
İkamet Adresi
1
Selime ALP
24.09.1993
T.C.
Ankara
Başvuru no. 14040/12
Sıra no.
Başvuranın adı
Doğum tarihi
Uyruğu
İkamet Adresi
1
Yavuz ALP
16.09.1952
T.C.
Ankara
2
Oruç Yasin ALP
02.02.1995
T.C.
Ankara
[1] 1 Ocak 2005 tarihinde yeni Türk lirası (TRY), eski Türk lirasının (TRL) yerini alarak tedavüle çıkmıştır.(TRL) TRY 1 = TRL 1,000,000
[2] Bk. http://www.tcmb.gov.tr/ Söz konusu hesaplama aracı, tüketici fiyat endeksini (TÜFE) temel alarak belirli miktardaki paranın enflasyona göre düzeltmesini yapar ve böylece Türk Lirasının zaman içinde satın alma gücünü ölçer.
Full & Egal Universal Law Academy