AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ALTUN VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 54093/10)
KARAR
STRAZBURG
10 Temmuz 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Altun ve Diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 19 Haziran 2018 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Nurhayat Altun, Salih Karaaslan ve Abdurrahim Bilen (“başvuranlar”) adlı üç Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 17 Ağustos 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkeme’ye yapılmış olan başvuru (no. 54093/10) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Ankara Barosuna kayıtlı Avukat L. Kanat tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, dini bir mevlide katılmaları nedeniyle 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi uyarınca verilen ceza mahkûmiyetlerinin Sözleşme’nin 9 ve 11. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmiştir.
4. 6 Aralık 2011 tarihinde başvuru Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, sırasıyla 1964, 1957 ve 1947 tarihlerinde doğmuştur. Birinci ve üçüncü başvuranlar Ankara’da ikamet etmektedir. İkinci başvuran, başvuruya konu olan ceza mahkûmiyetinin verilmesinin ardından Türkiye’yi terk etmiştir.
6. 21 Ağustos 2006 tarihinde başvuranlar güvenlik güçleri tarafından öldürülen yasa dışı silahlı bir örgüt olan PKK’nın 3 üyesini anmak için Demokratik Toplum Partisi’nin (“DTP”) Ankara, Altındağ ilçe binasında düzenlenen mevlide[1] katılmışlardır. Öldürülenlerden biri, birinci başvuranın yeğeniydi. İkinci başvuran ise söz konusu zamanda DTP Ankara il başkanıydı. Üçüncü başvuran ise DTP üyesi olup birinci başvuranın arkadaşıdır.
7. 23 Kasım 2007 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısı başvuranları ve başka birkaç kişiyi 21 Ağustos 2006 tarihindeki söz konusu mevlide katıldıkları gerekçesiyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7 (2) maddesi kapsamında PKK propagandası yapmak ile suçlayan bir iddianameyi Ankara Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur. İddianameye göre, mevlitte ölen kişiler ile PKK bayrağının fotoğrafları ve ölen kişilerin hayatları hakkında film gösterilmiştir. Ek olarak, DTP Ankara il başkanı olan ikinci başvuran mevlitte aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:
“Korkularımız ve endişelerimiz devam etmekte. İnsanlar halen öldürülmektedir. Bu şartlar altındayken bu mevlidin barış ve kardeşlik anı olmasını dileriz.”
8. 24 Eylül 2008 tarihinde Ankara Ağır Ceza Mahkemesi başvuranların PKK lehine propaganda yapma suçunu işlediklerini sabit bulmuş ve başvuranların her birine on ay hapis cezası verilmiştir. Kararında, Ağır Ceza Mahkemesi, öncelikle, adlarına mevlit düzenlenen şahısların terör örgütü üyesi oldukları ve örgüte karşı gerçekleştirilen bir operasyon sırasında güvenlik güçlerince öldürüldüğünü belirtmiştir. İlgili mahkeme aynı zamanda, mevlidin PKK bayraklarının masalara serildiği ve örgüt üyelerinin fotoğraflarının sergilendiği siyasi parti binasında yapılmasının başvuranların söz konusu mevlitte sadece dini görevlerini yerine getirdiğine ilişkin beyanları hususunda ciddi şüpheye mahal verdiği kanaatine varmıştır. İlgili mahkeme, başvuranların, terörizm faaliyetlerine karışmış olan ölen kişiler için üzüntü ve yas tutma duygularını hissetmesi dolayısıyla propaganda yapma suçunu işlediklerini kaydetmiştir. İlgili mahkeme, mevlidin gerçekleştirildiği yerin PKK adına propaganda yapılan bir mekân haline getirildiğini değerlendirmiştir.
9. Başvuranlar tarafından yapılan temyiz başvurusunun ardından, başvuranların mahkûmiyeti 8 Mart 2010 tarihinde Yargıtay’ın nihai kararıyla onanmıştır.
10. Birinci ve üçüncü başvuranlar cezalarının infazlarını tamamlamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
11. Somut tarihte yürürlükte olan iç hukuk Belge / Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
12. Somut başvuruya konu olayların meydana geldiği zamanda yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır ...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 9. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuranlar, dini bir mevlide katılmaları nedeniyle 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi uyarınca verilen cezai hükmün Sözleşme’nin 9 ve 11. maddelerini ihlal ettiği hususunda şikâyetçi olmuştur.
Mahkeme, şikâyetlerin sadece Sözleşmenin 9. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğini düşünmektedir (bk. Güler ve Uğur / Türkiye, no. 31706/10 ve 33088/10, § 26, 2 Aralık 2014). Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir.
14. Hükümet, başvuranların mahkûmiyetinin yasal bir temeli olduğunu ve bu mahkûmiyetin suçu engellemenin yanı sıra ulusal güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini ve başkalarının haklarını koruma meşru amaçlarını taşıdığını ileri sürmüştür. Başvuranlar, inançlarını açığa vurdukları için değil; bir terör örgütü adına propaganda yaptıklarından dolayı mahkûm edilmişlerdir. Mevlidin yapıldığı siyasi parti binası dini merasimler için uygun bir mekân değildir.
15. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanısındadır. Ayrıca, Mahkeme kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
16. Başvurunun esasına ilişkin olarak, Mahkeme daha önce başvuranlarla beraber aynı ceza yargılamalarında sanık olan şahıs tarafından yapılan bir başvuruyu incelediğini ve Sözleşme’nin 9. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğine dikkat çekmektedir (bk. yukarıda anılan, Güler ve Uğur, §§ 34-57). Söz konusu davada, Mahkeme, başvuranların din özgürlüklerine yapılan müdahalenin açıklık ve öngörülebilirlik şartlarını karşılamadığı için “yasalarca öngörülmediğini” değerlendirmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme başvuranlar Güler ve Uğur’un dini ibadetin yapıldığı bir merasime katılmalarının 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi kapsamına girebileceğini öngörebilmelerinin mümkün olmadığını tespit etmiştir.
17. Mevcut başvuruyu inceleyen Mahkeme, yukarıda anılan davada hükmedilen sonuçtan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir durum görmemektedir. Özellikle, ulusal mahkemelerin gerekçeli kararlarında başvuranların söz konusu dini merasimin yapıldığı mekânın seçilmesinde rolleri olduğuna dair ya da merasimin gerçekleştirildiği yerde yasa dışı örgütün sembollerinin kullanılmasında sorumlulukları olduğuna dair hiçbir emare bulunmamaktadır. Ek olarak, başvuranların mahkûm edildiği ceza davası sadece yasa dışı örgüt üyelerinin ölümünden sonra düzenlenen söz konusu merasime katılmaları sebebiyledir. 3713 sayılı Kanun’un 7 (2). maddesinin lafzını ve Ankara Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay’ın başvuranları propaganda yapmakla mahkûm ederken bu maddeyi yorumlamasını göz önünde bulundurarak; Mahkeme, başvuranların din özgürlüğüne yapılan müdahalenin “yasalarca öngörülmediğini” düşünmektedir.
Dolayısıyla, Sözleşme’nin 9. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 8 VE 10. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Birinci başvuran, ölen şahıslardan birisinin kendi yeğeni olduğu göz önünde bulundurulduğunda, mahkûmiyetinin Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında güvence altına alınan hakkının da ihlalini teşkil ettiği konusunda şikâyette bulunmuştur. İkinci başvuran ise merasimde konuşma yaptığını, bu yüzden mahkûmiyetinin ifade özgürlüğü hakkını da ihlal ettiği hususunda şikâyetçi olmuştur.
19. Mahkeme, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nin birinci başvuranın mahkûmiyet kararını verirken, ölen PKK üyelerinden biri ile başvuran arasında aile bağı olduğuna dair herhangi bir atıfta bulunmadığını gözlemler. İlgili mahkeme aynı zamanda kararında ikinci başvuranın konuşmasını da göz önünde bulundurmamıştır. Dava konusu olayları ve Sözleşme’nin 9. maddesinin ihlalini tespit ettiğini göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 8 ve 10. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrı bir hüküm verilmesine gerek olmadığı kanaatindedir (bk. Valentin Câmpeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi / Romanya [BD], no. 47848/08, § 156, AİHM 2014 ve bu kararda anılan diğer kararlar).
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
20. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
21. Birinci ve üçüncü başvuranlar, serbest bırakılmalarının ardından kendilerine hapishanedeyken verilen yemeklerin masraflarını ödemelerini talep eden bir ödeme talimatı aldıklarını belirterek maddi tazminat olarak her biri için 10.000 EUR talep etmişlerdir. Birinci ve üçüncü başvuranlar sırasıyla 636 Türk lirası (TRY) (yaklaşık 287 EUR) ve 1.101 TRY (yaklaşık 474 EUR) ödediklerini belirtmiştir. Birinci başvuran, ek olarak, aleyhinde açılan ceza yargılamalarının masrafları için ödediği 18 TRY’nin (yaklaşık 9 EUR) kendisine ödenmesini talep etmiştir. Yukarıda anılan maddi tazmin taleplerini desteklemek adına, iki başvuran da ödeme talimatlarını ve ödeme belgelerini tebliğ etmişlerdir. Söz konusu başvuranlar aynı zamanda hapis cezalarının direkt sonucu olarak kazanç kaybı yaşadıklarını da kaydetmiştir.
22. Ek olarak, başvuranların her biri 10.000 avro (EUR) manevi tazminat talep etmiştir.
23. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
24. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen kazanç kaybı arasında herhangi bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı kanısına varmıştır. Ek olarak, söz konusu talepler hiçbir belge ile desteklenmemiştir. Bu nedenle Mahkeme bu talepleri reddetmektedir. Diğer bir taraftan, Mahkeme başvuranlara hapishanede verilen yemek için istenilen masrafları ve birinci başvuran aleyhinde açılan yargılama masraflarının direkt olarak tespit edilen ihlalden kaynaklandığını değerlendirmektedir. Bu nedenle, Mahkeme, birinci ve üçüncü başvurana maddi tazminat olarak sırasıyla 296 EUR ve 474 EUR verilmesine hükmeder.
25. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, ayrıca, manevi tazminat olarak birinci ve üçüncü başvuranın her birine 5.000 EUR ve ikinci başvurana 2.500 EUR verilmesine karar vermiştir.
B. Masraflar ve giderler
26. Başvuranlar, Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderler karşılığında 5.900 EUR talep etmişlerdir. Başvuranlar, temsilcilerinin kendileri ile dokuz kez görüşme gerçekleştirdiğini ve bu görüşmelerin toplam üç saat sürdüğünü kaydetmiştir. Başvuranlar, temsilcilerine Mahkeme’ye başvurmak için Türkiye Barolar Birliği’nin ücret bareminde belirtilen 11.000 TRY (yaklaşık 4.950 EUR) ödemeleri gerektiğini öne sürmüş ve söz konusu ücret baremin bir kopyasını Mahkemeye sunmuştur.
27. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
28. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını dikkate alarak, Mahkeme önünde görülen yargılamalar için 1.000 EUR ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
29. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuranların Sözleşme’nin 9. maddesi kapsamındaki şikâyetinin kabul edilebilir olduğuna;
2. Tüm başvuranlara ilişkin olarak Sözleşme’nin 9. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Birinci ve üçüncü başvuranların Sözleşme’nin 8 ve 10. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinin kabul edilebilirlik ve esas yönlerinden incelenmesine gerek bulunmadığına;
4. (a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, aşağıdaki miktarların, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere ödenmesine:
(i) Maddi tazminat olarak, birinci başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 296 EUR (iki yüz doksan altı avro);
(ii) Maddi tazminat olarak, üçüncü başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 474 EUR (dört yüz yetmiş dört avro);
(iii) Manevi tazminat olarak, birinci ve üçüncü başvuranlara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç, her birine ayrı ayrı 5.000 EUR (beş bin avro);
(iv) Manevi tazminat olarak, ikinci başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.500 EUR (iki bin beş yüz avro);
(v) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, müştereken 1.000 EUR (bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 10 Temmuz 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1] Mevlit Türkiye’de yaşayan Müslümanlar tarafından gerçekleştirilen yaygın bir dini törendir. Tören genel olarak Peygamberin doğumuyla ilgili şiirin okunmasını içerir.
Full & Egal Universal Law Academy