AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
A.M. / TÜRKİYE
(Başvuru no. 67199/17)
KARAR
STRAZBURG
19 Ekim 2021
İşbu karar kesin olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
A.M. / Türkiye davasında,
Başkan,
Carlo Ranzoni,
Hâkimler,
Egidijus Kūris,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan A.M.’nin (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 11 Ağustos 2017 tarihinde yapmış olduğu başvuruyu (no. 67199/17);
Sözleşme’nin 6 ve 10. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi kararını göz önüne alarak;
Başvuranın isminin açıklanmaması kararını göz önüne alarak;
Tarafların beyanlarını göz önüne alarak;
21 Eylül 2021 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, Türkiye Herkes İçin Spor Federasyonunun, yoga antrenörü olan başvurana, YouTube’da yayınlanan bir video kaydında yaptığı açıklamalar nedeniyle disiplin cezaları uygulanması kararıyla ilgilidir.
2. Hükümet, başvurunun Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme, Hükümetin itirazını değerlendirdikten sonra reddetmiştir.
OLAYLAR
3. Başvuran, 1958 doğumlu olup; İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat B. Kurtukan Var tarafından temsil edilmiştir.
4. Hükümet, kendi görevlisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Sn. Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
5. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
ARKA PLAN BİLGİLERİ
6. Başvuran, Türkiye içinde ve dışında şubeleri bulunan bir yoga eğitim merkezi olan “Yoga Academy”nin kurucusu ve marka sahibidir. Başvurunun yapıldığı tarihte, başvuran, ayrıca, Uluslararası Yoga Federasyonunun ve Marmara Yoga Spor Kulübünün başkanıydı.
7. Yoga, 2013 yılında, Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından resmen bir spor dalı olarak kabul edilmiş ve Türkiye Herkes İçin Spor Federasyonu (“THİSF”) bünyesine dâhil edilmiştir.
8. Başvuran, 4 Şubat 2014 tarihinde, THİSF sertifikalı yoga antrenörü olmuştur.
BAŞVURAN HAKKINDA YÜRÜTÜLEN CEZA YARGILAMALARI
9. Yoga Akademisinin internet sitesi ve sosyal medya hesapları ile başvuranın e-posta hesapları, 25 Haziran 2014 tarihinde, siber saldırılara maruz kalmıştır. Başvuran, aynı gün, İstanbul Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Tarafların Mahkeme’ye beyanda bulundukları tarihte, soruşturmalar, ulusal makamlar önünde halen devam etmekteydi.
10. Başvuranın video kaydı, 6 Temmuz 2014 tarihinde, video paylaşım sitesi YouTube’a yüklenmiştir. Başvuran, kayıt tarihi Mahkemece bilinmeyen bu videoda, dinleyicilere konuşma yapmış ve çeşitli soruları yanıtlamıştır. Video, başvuranın aşağıdaki açıklamalarını içermekteydi:
“Bizim kültürümüzde bir kutsal üstad var. Hazreti Muhammed. Aleykümesselam. O bir üstad. O kutsal bir üstad. O diyor ki ’ben Allah’ın elçisiyim’(...) ‘Allah’ın Resuluyum (elçisiyim)’ Çok yüce bir iddia. Allah’ın Resuluyum, O’nun elçisiyim. O’ndan sonraki benim diyor ve milyonlarca insan buna inanıyor. (...) biz de Müslümanız. İnanmıyoruz, inanmıyorsun. İyi. Evet ama inananlar var. (...) 2 milyar insan Muhammed’in kutsal üstad olduğuna inanıyor. Kabul ediyor (ve) hayatını ona göre şekillendiriyor. (...) 1400 sene geçti. 2 milyar insan o kutsal üstadı takip ediyor. O kutsal üstadın bazı özellikleri var. Kaç tane karısı vardı? Bilinen 32 ve bilinmeyen yüzlerce vardır. Ama kimse buna şaşırmıyor. Kutsal üstadın, Allah’ın Resulünün bu kadar çok kadını olması (...) bu kültürde de kabul edilmiş. - Kimse bunun için ona küfretmiyor. Suç değil demek. Ve o kutsal üstadın bir özelliği daha vardı. Kocaman bir kılıcı vardı. Gördünüz mü o kılıcı müzede? Raydan çıkanların kafasını uçuruyordu. Allahu Ekber (dalga geçerek eliyle kılıç kesme hareketi yapıyor). [Kafa] gitti yani. Nerde ahimsa? Ahimsa nerde? Bir soru işareti. Bazıları diyor ki bu ahimsanın ne olduğunu bilmiyordu. Farkında değildi ancak Kur’an’da ahimsayla ilgili söylentiler söylenen şeyler var. Bir Sure’de var diyor, ‘karşılık verme, seni ezenlere karşılık verme diyor.’ Şimdi nerde ahimsa? Var mıydı yok muydu? (...) vardı. O zamanın ahimsası oydu. O kutsal üstadın uyguladığı ahimsa oydu. O yüzden biz o tip spekülasyonlarda bulunmuyoruz. Var mıydı yok muydu? Gerçi bir sürü yazılar var (...) bir yığın yorumlar var. Sadece size bazı ipuçlarını vermeye çalışıyoruz. Bazı şeyleri görmenizi sağlıyoruz.”
11. YouTube, Temmuz 2014 tarihinde, başvuranın talebi üzerine videoyu kaldırmıştır. Ancak, dava dosyasında yer alan belgelere göre, video, kaldırılmasına rağmen, daha sonra YouTube’a birkaç kez yüklenmiştir.
12. Başvuran, ayrıca, Temmuz 2014 tarihinde, videoyu YouTube’a yükleyen kişi/kişilerin tespit edilmesi talebiyle İstanbul Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Tarafların Mahkeme’ye beyanda bulundukları tarihte soruşturmalar halen devam etmekteydi.
13. Yoga antrenörü olan B.A., 8 Temmuz 2014 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Savcılığına başvuran hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. B.A., suç duyurusunda, başvuranın açıklamalarının yoga ile hiçbir ilgisinin olmadığını, Hz. Muhammed’e yönelik hakaret niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür.
14. Ankara Cumhuriyet Savcılığı, 28 Ocak 2015 tarihinde, başvuranı, Türk Ceza Kanunu’nun 216 § 3 maddesi uyarınca bir suç olan halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamakla itham ederek hakkında Ankara Asliye Ceza Mahkemesine bir iddianame sunmuştur.
15. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, 25 Nisan 2016 tarihli kararda, başvuranı itham edildiği suçlardan suçlu bularak onu bir yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir.
16. Başvuran, Ankara Asliye Ceza Mahkemesinin 25 Nisan 2016 tarihli kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Tarafların Mahkeme’ye beyanda bulundukları tarihte, temyiz yargılamaları Yargıtay önünde halen devam etmekteydi.
BAŞVURAN HAKKINDAKİ DİSİPLİN İŞLEMLERİ
17. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi tarafından başvurana ceza hukuku kapsamında verilen ceza dikkate alınarak, 24 Ocak 2017 tarihinde, THİSF Disiplin Talimatının (“Disiplin Talimatı”) 16 (17) (milli şerefi ihlal) ve 17. maddeleri (ayrımcılık) uyarınca başvuran hakkında disiplin işlemleri başlatılmıştır.
18. THİSF Disiplin Kurulu (“Disiplin Kurulu”), 14 Şubat 2017 tarihinde, başvurandan yedi gün içerisinde savunmasını yazılı olarak sunmasını talep etmiştir.
19. Başvuran, 23 Şubat 2017 tarihinde, savunmasını yazılı olarak sunmuştur. Başvuran, Disiplin Talimatının 30. maddesince öngörülen bir yıllık disiplin soruşturma zamanaşımı süresinin hâlihazırda dolduğunu iddia etmiştir. Başvuran, her halükarda, bir yandan, iddiaya konu haksız fiilinin bir spor faaliyeti sırasında meydana gelmediği ve öte yandan, ceza yargılamalarının halen yargı makamları önünde devam ettiği dikkate alındığında, Disiplin Kurulunun, Disiplin Talimatının 6 ve 20. maddeleri uyarınca konuyu inceleme yetkisinin bulunmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, hakkında açılan ceza yargılamalarının konusunun, Disiplin Talimatının 16 (17) (milli şerefi ihlal) ve 17. (ayrımcılık) maddeleriyle ilgili olmadığını eklemiştir. Başvuran, bununla beraber, videonun kaydedildiği tarihte sertifikalı bir yoga antrenörü olmadığını iddia etmiştir. Başvuran, sonuç olarak, bir bütün olarak ele alındığında, konuşmasının, Hz. Muhammed’e ve dinlere hakaret etmeyi veya onları küçük düşürmeyi değil, övmeyi amaçladığını belirtmiştir.
20. Disiplin Kurulu, 17 Nisan 2017 tarihinde, Disiplin Talimatının yukarıda belirtilen maddeleri uyarınca, başvuranı 3 yıl süreyle haklarından mahrum etmeye karar vermiştir.
Disiplin Kurulu, kamu makamları açısından zamanaşımının, söz konusu disiplin organının haksız fiilden haberdar olduğu tarihten itibaren işlemeye başladığını değerlendirmiştir. Dolayısıyla, Disiplin Kurulu, bir yıllık soruşturma zamanaşımı süresinin, fiilin işlendiği tarihte değil, başvuranın Disiplin Kuruluna sevk edildiği 24 Ocak 2017 tarihinde işlemeye başladığı sonucuna varmıştır.
Başvuranın ceza yargılamalarının derdest olduğu yönündeki argümanına ilişkin olarak, Disiplin Kurulu, Disiplin Talimatı kapsamında incelemesini yaptığı için ceza mahkemelerinin kararlarına bağlı olmadığını değerlendirmiştir. Disiplin Kurulu, ayrıca, video kaydının, başvuranın dinleyicilerin önünde yoga antrenörü sıfatıyla konuşma yaptığını açıkça ortaya koyduğuna kanaat getirmiştir. Disiplin Kurulu, fiilin videonun mevcut olduğu süre boyunca devam edeceği değerlendirmesiyle, başvuranın videonun kaydedildiği tarihte sertifikalı bir yoga antrenörü olup olmadığını incelememiştir. Bununla beraber, Disiplin Kurulu, videonun başvuranın rızası olmadan yüklenemeyeceğini varsaymıştır.
21. Başvuran, 4 Mayıs 2017 tarihinde, Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu (“Tahkim Kurulu”) önünde Disiplin Kurulunun kararına itiraz etmiştir. Başvuran, esasen, Disiplin Kurulu önündeki argümanlarını yinelemiştir. Başvuran, ayrıca, Tahkim Kurulunun bir duruşma yapmasını talep etmiştir.
22. Tahkim Kurulu, 13 Haziran 2017 tarihinde, Disiplin Kurulunun kararını duruşma gerçekleştirmeksizin onamıştır. Tahkim Kurulu, ilk olarak, başvuranın soruşturmaya yönelik zamanaşımı süresinin dolduğuna ilişkin itirazını reddetmiştir. Tahkim Kurulu, Türk Ceza Kanunu’nun soykırım ve insanlığa karşı suçlar ile ilgili olan ve bu tür suçlar için zamanaşımı süresinin bulunmadığını öngören maddesi ile bir kıyaslama yapmak suretiyle, zamanaşımına ilişkin kuralların, bir peygambere karşı işlenen fiillere uygulanamayacağını değerlendirmiştir. İkinci olarak, Yargıtay’ın 11 Temmuz 2006 tarihli kararına atıfta bulunan Tahkim Kurulu, İslam Peygamberine hakaret edilmesinin, Disiplin Talimatının 16 (17) maddesi (milli şeref ihlali) kapsamında Türklüğü küçük düşürmeyi amaçlayan bir eylem olarak nitelendirilmesi gerektiğine karar vermiştir. Bu nedenle, Tahkim Kurulu, disiplin tedbirinin başvuranın davranışıyla orantılı olduğunu tespit etmiştir.
23. Tahkim Kurulu, 11 Temmuz 2017 tarihinde, başvuranın 13 Haziran 2017 tarihli kararın düzeltilmesi talebini reddetmiştir.
DAHA SONRAKİ GELİŞMELER Yargılamaların yenilenmesi talebi
24. Başvuran, 25 Eylül 2017 tarihinde, yargılamaların yenilenmesini talep etmek üzere Tahkim Kuruluna bir dilekçe sunmuştur. Başvuranın talebi, 23 Ekim 2017 tarihinde, yargılamaların yenilenmesini gerektiren yeni bir gelişme olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
25. Başvuran, 11 Ağustos 2017 tarihinde, adil yargılanma ve ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiği şikâyetiyle Türk Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
26. Anayasa Mahkemesi, 6 Mart 2018 tarihinde, başvuranın bireysel başvurusunu, Anayasanın 59 ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45 § 3 maddeleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA
Anayasa
27. 17 Mart 2011 tarihli anayasa değişikliği ile getirilen Anayasa'nın 59 § 3 maddesinde, spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimi ve disiplini ile ilgili kararlarına ancak zorunlu tahkim yoluyla itiraz edilebileceği, Tahkim Kurulunun kararlarının kesin olduğu ve herhangi bir adli makama temyiz edilemeyeceği öngörülmektedir.
Türk Ceza Kanunu
28. Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi aşağıdaki gibidir:
“(...)
3. Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
THİSF’nin Disiplin Talimatı
29. 5 Eylül 2016 tarihinde yürürlüğe giren THİSF Disiplin Talimatının ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
2. madde
Kapsam
“Bu Talimat, (...) aşağıdakilere uygulanır:
a) Federasyonların faaliyet programında yer alan faaliyetlerde; (...), antrenörlerin (...) spor ahlakına ve disiplinine aykırı davranışlarına ilişkin ceza işleri;
(...)”
6. madde
Disiplin Kurulunun Görevleri
“Disiplin Kurulu, kapsam alanına giren herkes için spor dalları faaliyetlerinde meydana gelen disiplin olaylarını incelemek ve gerekli hallerde olaylara neden olan kişi ve kuruluşları talimat çerçevesinde soruşturmak ve suç işleyenleri cezalandırmakla görevlidir.”
16. madde
Disiplin suçları ve cezaları
“(...)
(17) Milli şerefi ihlal
(a) Yurt içinde veya dışında her ne suretle olursa olsun, Türklüğün veya yabancı bir ulusun onurunu kırıcı hareketlerde bulunanlar, yurt içinde veya dışında yarışma kafilesinde uygunsuz davranışlarda ve söylemlerde bulunanlar, 6 aydan 2 yıla kadar yarışmaktan men veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılırlar(...)”
17. madde
Ayrımcılık
“Irk, dil, din, etnik köken ayrımcılığı yaparak insanlık onurunu herhangi bir şekilde zedeleyen, her kademedeki idareci, hakem, gözlemci, organizatör veya diğer kişilere; 90 günden 1 yıla kadar hak mahrumiyeti cezası verilir (...).”
30. madde
Soruşturma zamanaşımı
“İhtar cezasını gerektiren hallerde 3 ayın, yarışmaktan men ve süreli hak mahrumiyeti cezalarını gerektiren fiillerde 1 yılın, (...)geçmesi ile soruşturma ortadan kalkar; Soruşturma zamanaşımının başlangıcı olay günüdür.”
Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliği
30. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılan ve 7 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe giren Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliği’nin 42. maddesi, Disiplin Talimatının 16 (17) maddesinde öngörülen hükümle benzer bir hükmü içermektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
31. Başvuran, yaptığı açıklamalar nedeniyle kendisine verilen disiplin cezasının, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlaline neden olduğu hususunda şikâyetçi olmuştur. Söz konusu maddenin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
32. Hükümet bu argümana itiraz etmiş ve başvuranın ifade özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen müdahalenin yasal dayanağının bulunduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, olayların gerçekleştiği tarihte Disiplin Talimatının yürürlükte olmamasına karşın, Disiplin Talimatının 16 (17) maddesinde düzenlenen hükümlerle benzer hükümler içeren Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliği’nin videonun yüklendiği tarihte yürürlükte olduğunu öne sürmüştür. Hükümet, ayrıca, müdahalenin, kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin ve sportmence olmayan davranışların önlenmesi ve milli şerefin korunması meşru amaçlarını güttüğünü öne sürmüştür. Bununla beraber, başvuranın açıklamalarının içeriği göz önüne alındığında, Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen müdahalenin acil bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklandığını ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu iddia etmiştir.
33. Başvuran, Disiplin Talimatında öngörülen bir yıllık yasal zamanaşımı süresine aykırı olarak hakkında disiplin işlemleri başlatıldığını ileri sürmüştür. Başvuran, Türk Ceza Kanunu’nun soykırım ve insanlığa karşı suçlar ile ilgili maddesiyle bir kıyaslama yapmak suretiyle Tahkim Kurulunun bir peygambere karşı işlenen eylemlere zamanaşımı süresinin uygulanamayacağı yönündeki yorumunun yasayla öngörüldüğünün söylenemeyeceğini iddia etmiştir. Başvuran, söz konusu zamanda THİSF sertifikalı yoga antrenörü olmadığı için açıklamaları yoga antrenörü sıfatıyla yapmadığını belirtmiştir. Başvuran, ayrıca, olay tarihinde Disiplin Talimatının yürürlükte olmadığını iddia etmiştir. Buna ek olarak, başvuran, Disiplin Kurulunun ve Tahkim Kurulunun, eylemlerinin hukuki olarak nitelendirilmesinde başarısız olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, bu bağlamda, Türklüğü aşağıladığı ve ayrımcılık yaptığı gerekçesiyle kendisine disiplin cezaları verilmesine rağmen, ceza mahkemeleri nezdinde dini değerleri alenen aşağılamakla suçlandığı açıklamasında bulunmuştur.
34. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinde sıralanan gerekçeler kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve kabul edilebilir olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
35. Mahkeme, başvurana açıklamaları nedeniyle verilen disiplin cezasının, Sözleşme’nin 10 § 1 maddesince güvence altına alınan ifade özgürlüğüne müdahale teşkil ettiği kanaatindedir. Böyle bir müdahale, söz konusu hükmün ikinci fıkrasının gereklerine uygun olmadığı sürece, 10. maddeye aykırı olacaktır.
36. Mahkeme, Sözleşme’nin 10 § 2 maddesindeki “kanunla öngörülmüş” ifadesinin, yalnızca başvuruya konu olan tedbirin iç hukukta yasal bir dayanağı olmasını gerektirmediğini, aynı zamanda, söz konusu kanunun ilgili kişiler açısından erişilebilir ve etkileri bakımından öngörülebilir olmasını gerektiren niteliğine de atıfta bulunduğunu yinelemektedir (bk., örneğin, Delfi AS/Estonya [BD], no. 64569/09, § 120, 16 Haziran 2015). Öngörülebilirlik, “kanunla öngörülmüş” ifadesinin getirdiği gerekliliklerden biridir. Dolayısıyla, bir norm, vatandaşın davranışını düzenleyebilmesi için yeterli açıklıkla belirtilmedikçe, 10 § 2 maddesi anlamında “kanun” olarak kabul edilemez: ilgili vatandaşın -gerekirse uygun tavsiye ile- belirli bir eylemin sebep olabileceği sonuçları, koşullar içerisinde makul bir dereceye kadar öngörebilmesi gerekmektedir. Bu sonuçların, mutlak kesinlikte öngörülebilir olması gerekli değildir. Kesinlik arzu edilen bir şey olmakla birlikte, beraberinde aşırı katılık getirebilir ve kanunun değişen koşullara ayak uydurabilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, kanunların çoğunluğu kaçınılmaz olarak az ya da çok muğlak olarak hazırlanmış olup yorumlanmaları ve uygulanmaları daha çok pratiğe bırakılmıştır (bk. örneğin, Lindon, Otchakovsky-Laurens ve July/Fransa [BD], no. 21279/02 ve 36448/02, § 41, AİHM 2007‑IV; Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano/İtalya[BD], no. 38433/09, § 141, AİHM 2012, ve yukarıda anılan Delfi AS, § 121).
37. Mahkeme, somut davada, ilk olarak, başvuranın cezalandırılmasının dayanağı olan Disiplin Talimatının 5 Eylül 2016 tarihinde yürürlüğe girdiğini kaydetmektedir. Bununla birlikte, başvuranın suç konusu beyanlarda bulunduğu video YouTube'a 6 Temmuz 2014 tarihinde yüklenmiştir. Mahkeme, Disiplin Talimatının yükleme tarihinde yürürlükte olmadığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, Hükümetin, Mahkeme'ye, THİSF tarafından önceden çıkarılan ve 5 Eylül 2016 tarihli Disiplin Talimatı'nın 16 (17) ve 17. maddeleri ile benzer hükümler içeren herhangi bir disiplin yönetmeliğini sunmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme, ayrıca, videonun YouTube’a yüklendiği tarihte sertifikalı THİSF yoga antrenörleri için geçerli olan başka herhangi bir disiplin yönetmeliği konusunda bilgilendirilmediğini kaydetmektedir.
38. Hükümetin, Disiplin Talimatının 16 (17) maddesi hükümleriyle benzer olan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliği hükümlerinin yükleme tarihinde yürürlükte olduğu yönündeki beyanı ile ilgili olarak, Mahkeme, bu argümanın dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir. Mahkeme, özellikle, ne Disiplin Kurulunun ne de Tahkim Kurulunun, disiplin işlemleri sırasında, Spor Genel Müdürlüğünün Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliği hükümlerine atıfta bulunmadığını veya uygulamadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, ulusal makamların başvurana ceza verirken söz konusu yönetmeliğin hükümlerine dayandığına ikna olmamıştır.
39. Bununla beraber, Mahkeme, Tahkim Kurulunun, bir peygamber aleyhindeki fiillerin, Ceza Kanunu’nun soykırım ve insanlığa karşı suçlar ile ilgili maddesiyle kıyaslama yapmak suretiyle zamanaşımına tabi tutulamayacağını değerlendirdiğini kaydetmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, Disiplin Talimatının 30. maddesinin, olay tarihinden itibaren işlemeye başlayan bir yıllık genel bir disiplin soruşturma zamanaşımı süresi öngördüğünü gözlemlemektedir. Mahkeme, ayrıca, Disiplin Talimatında, 30. madde hükümlerine hiçbir istisnanın öngörülmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme’nin kanaatine göre, Tahkim Kurulunun yorumu, 30. maddenin kapsamını, davanın koşullarında makul olarak öngörülebilir olanın ötesine genişletmiştir. Dolayısıyla, başvuran, açıklamalarının Türk Ceza Kanunu’nun soykırım ve insanlığa karşı suçlar ile ilgili maddesi kapsamında değerlendirileceğini makul olarak öngöremezdi (bk., örneğin, Karademirci ve Diğerleri/Türkiye, no. 37096/97 ve 37101/97, § 42, AİHM 2005‑I).
40. Bu nedenle, olaylar sırasında, başvurana verilen disiplin cezasına dayanak Disiplin Talimatı yürürlükte olmadığı gibi, Tahkim Kurulunun Disiplin Talimatının 30. maddesinin kapsamını Ceza Kanunu ile kıyaslama yapmak suretiyle genişleten yorumu da Sözleşme’nin 10. maddesi anlamında öngörülebilir değildi. Dolayısıyla, Mahkeme, söz konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 10 § 2 maddesi anlamında “yasayla öngörülmediği” kanaatindedir. Mahkeme, bu sonucu göz önüne alarak, bu davada, meşru bir amacın varlığı ve müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliği gibi, bu fıkranın gerektirdiği diğer koşullara uyulup uyulmadığını doğrulamanın gerekli olmadığını değerlendirmektedir.
41. Mahkeme, bu nedenle, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ HAKKINDA
42. Başvuran, ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulunun bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu ve sonuç olarak, bu kurullar önündeki işlemlerin adil olmadığı hususunda şikâyette bulunmuştur. Başvuran, ek olarak, yerel mahkemeler nezdinde Tahkim Kurulu kararına itiraz edemediği için mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
43. Dava konusu olayları ve 10. maddenin ihlal edildiği yönündeki tespitini göz önünde bulunduran Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki yukarıda belirtilen şikâyetlerin kabul edilebilirliğini veya esasını incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (bk., benzer bir yaklaşım için, Pakdemirli/Türkiye, no. 35839/97, § 63, 22 Şubat 2005, Mustafa Erdoğan ve Diğerleri/Türkiye, no. 346/04 ve 39779/04, § 48, 27 Mayıs 2014).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
44. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
Tazminat
45. Başvuran, kendisine verilen ceza sonucunda gelir kaybına uğradığı iddiasıyla 350.000 avro maddi tazminat talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, 2.000.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
46. Hükümet, başvuranın talebine itiraz etmiştir.
47. Mahkeme, başvurana uygulanan disiplin cezasının, başvuranın THİSF'nin resmi etkinliklerine katılmasını yasakladığını, ancak başka bir şekilde yoga öğretme kapasitesini veya özel yoga işini etkilemediğini kaydetmektedir. Ayrıca Mahkeme, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesi kapsamında, tüm adil tazmin taleplerinin, ilgili destekleyici belgeler veya makbuzlar ile birlikte sunulmak zorunda olduğunu ve aksi takdirde Mahkeme’nin talebi kısmen ya da tamamen reddedebileceğini yinelemektedir. Somut davada, iddia olunan zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunduğu varsayılsa dahi, Mahkeme, başvuranın talebinin bu kısmını destekleyen ilgili belgesel delilleri sunmadığını gözlemlemektedir (bk., diğerleri arasında, Hajibeyli ve Aliyev /Azerbaycan, no. 6477/08 ve 10414/08, § 73, 19 Nisan 2018). Dolayısıyla, Mahkeme, bu talebi reddetmiştir. Bununla birlikte, Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
Masraflar ve giderler
48. Başvuran, ayrıca, yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderleri için 12.806 avro talep etmiştir.
49. Hükümet, başvuranın talebine itiraz etmiştir.
50. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mahkeme, başvuranın taleplerini, Mahkeme İç Tüzüğü'nün 60 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca, iç hukuk yargılamalarında veya Mahkeme önünde oluşan masraflar ve giderler ile ilgili olarak detaylandırılmış talepler veya herhangi bir destekleyici belge ya da ayrıntı sunmadığı için reddetmiştir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) Malić/Hırvatistan, 8402/17 no.lu Komite kararı, § 34, 22 Nisan 2021).
Gecikme Faizi
51. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine; Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetleri incelemeye gerek bulunmadığına;(a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat bakımından 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 19 Ekim 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
-
Hasan Bakırcı Ledi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan