Karar 22 Nisan 2013[BD]
Olaylar ve Olgular – 2003 tarihli Haberleşme Yasası, yayın araçlarının tarafsız olmasını sağlamayı ve güçlü grupların yayın süresi satın alarak nüfuz elde etmesini engellemeyi hedefleyerek, televizyon ve radyo hizmetlerinde siyasal reklam verilmesini yasaklamaktadır. Yasak, sadece siyasi içerikli reklamlar için değil; aynı zamanda reklamların içeriğine bakılmaksızın, tamamen veya ağırlıklı olarak siyasi niteliğe sahip birimler için de geçerlidir. Yasalaşmasından önce mevzuat çeşitli meclis birimleri tarafından, özellikle de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin VgT Verein gegen Tierfabriken / İsviçre davasında (siyasal reklamcılığın yasaklanmasının Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal ettiğine karar verilmiştir) verdiği kararın ışığında detaylı incelemeye ve istişare sürecine tabi tutulmuştur.
Başvuran hayvanların ticarette, bilimsel deneylerde ve eğlence sektöründe kullanılmasına karşı kampanyalar yürüten bir sivil toplum kuruluşu olup, kanunlarda ve kamu politikasında değişiklikler yapılmasını başarmayı ve bu amaca yönelik olarak kamu ve meclisin kanaatini etkilemeyi amaçlamaktadır. 2005 yılında başvuran, kampanyasının bir bölümü olarak primatlara yapılan muamelelere ilişkin bir televizyon reklamı yayınlatmak istemiştir. Fakat başvuranın amaçlarının siyasi niteliğe sahip olması nedeniyle reklamın yayınlanmasının Haberleşme Yasası’nın 321(2) bölümündeki yasağın kapsamına girdiği gerekçesiyle Yayın Reklamcılığı Denetim Merkezi (“BACC”) reklam filminin yayınlanmasına izin vermemiştir. Bu karar Yüksek Mahkeme ve Lordlar Kamarası tarafından da onaylanmıştır. Lordlar Kamarası 12 Mart 2008 tarihli bir kararında ([2008] UKHL 15) siyasi reklam yayınlama yasağının, Hükümet’in ve Hükümet politikalarının en çok parayı veren kişiler tarafından çarpıtılmasını engellemeyi amaçladığı doğrultusunda karar vermiştir.
Hukuksal Değerlendirme – 10. Madde: Siyasi reklamların ücretli olarak radyo ve televizyonlarda yayınlanmasının kanunla yasaklanması başvuranın 10. maddeyle güvence altına alınan haklarına müdahale teşkil etmiştir. Müdahale, “yasa tarafından öngörülmüş” olup, kamu yararına ilişkin konularda yapılan yayınlarda tarafsızlığın korunması ve böylece demokratik sürecin güvence altına alınması hedefini gözetmiştir. Bu da ”başkalarının haklarını” koruma meşru hedefine tekabül etmiştir. Dolayısıyla dava, tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığına yönelmiştir.
Mahkeme bir Devlet’in, bireysel karmaşık davalarla sonuçlanabilecek olmasına rağmen her davanın bireysel olgu ve olaylarına bakmaksızın, ön tanımlı durumlar için geçerli olan genel tedbirlerin uygulanmasına, Sözleşme’yle tutarlı bir şekilde karar verebileceğini vurgulamıştır. İçtihada göre Mahkeme, bir genel tedbirin orantılılığını belirlerken öncelikli olarak ilgili tedbire ilişkin temel hukuki seçimleri değerlendirmelidir. Tedbirin gerekliliği hakkında yapılan meclis incelemesi ve adli incelemenin niteliği özel önem taşımıştır. Ayrıca bir genel tedbirin yumuşatılması halinde kötüye kullanılma riski bulunması da konuyla alakalı bulunmuştur. Fakat genel tedbirlerin dava olay ve olgularına uygulanması pratikteki tesirini açıklar nitelikte olduğundan, orantılılığı için önemli olmuştur. Özetle, genel tedbirler için genel gerekçeler ne kadar çok ikna edici olursa, Mahkeme tedbirin özel davadaki etkisine daha az önem atfeder.
Mevcut davada her iki taraf da kamu yararına ilişkin konularda özgür ve çoğulcu müzakereyi sağlama ve daha genel olarak, demokratik sürece katkıda bulunma hedefini gözetmiştir. Fakat başvurucu Sivil Toplum Kuruluşu, daha az kısıtlayıcı kuralların yeterli olacağı kanaatine varmıştır. Dolayısıyla Mahkeme’nin başvurucu Sivil Toplum Kuruluşu’nun bilgi yayma hakkı ile güçlü finans gruplarının etkili kitle iletişim araçlarına avantajlı şekilde erişerek demokratik müzakereyi ve süreci bozmasını engelleme konusunda yetkililerin istekli olmalarına rağmen, toplum tarafından alınma hakkının mevcut olduğu genel kamu yararına ilişkin fikirler arasında bir denge kurması gerekmiştir.
Bu dengeyi kurarken Mahkeme, ilk olarak Birleşik Krallıktaki siyasi yayına ilişkin karmaşık düzenleyici sistemin, hem meclis hem de adli birimler tarafından titiz ve uygun bir şekilde incelemeye tabi tutulmuş olmasına ve bu birimlerin önemli kamu çıkarlarına ilişkin müzakerelerinin çarpıtılmasının ve demokratik sürecin baltalanmasının engellenmesine yönelik görüşlerine büyük önem atfetmiştir. Mevzuat yasağın kültürel, siyasi ve hukuki yönlerine ilişkin olarak yapılan özel bir incelemenin sonucunda meydana gelmiş ve herhangi bir muhalif oy olmaksızın partiler arası destek alarak kabul edilmiştir. Yapılan müdahalenin gerekli ve orantılı bir müdahale olduğu kararına varmadan önce, ilgili Sözleşme içtihadını ve ilkelerini incelemiş olan Yüksek Mahkeme ve Lordlar Kamarası, yasağın orantılılığını detaylı bir şekilde müzakere etmiştir.
Mahkeme ikinci olarak, yasağın Devlet’in ifade özgürlüğüne olabildiğince az zarar vererek önüne geçmeye çalıştığı çarpıtma konusunda kesin bir riski ele alacak şekilde özellikle sınırlandırılmış olmasını önemli bulmuştur. Yasak sadece ücretli, siyasi reklamlar için geçerli olup, en etkili ve pahalı kitle iletişim araçlarıyla (radyo ve televizyon) sınırlandırılmıştır.
Mahkeme, başvurucu Sivil Toplum Kuruluşu’nun yasağın kapsamı konusunda yapılmış olan temel kanuni seçimlere ilişkin gerekçelere itirazlarını aşağıdaki bulguları vurgulayarak reddetmiştir:
-Yayın aracının etkisinin diğer kitle iletişim araçlarının etkisiyle kıyaslanmasına dayanılarak yapılan ayrım, yayın aracının derhal meydana gelen, güçlü etkisi nedeniyle uygun olmuştur. İnternetin ve sosyal medyanın son yıllarda gelişmesinin, söz konusu etkinin yönünü, özellikle yayın araçlarına yasak koyma ihtiyacını zayıflatacak ölçüde değiştirdiğine dair herhangi bir delil bulunmamıştır.
-Yayın araçları yolu ile reklam vermenin artık diğer kitle iletişim araçlarında reklam vermekten daha pahalı olmadığına ilişkin iddiaya gelince; reklam vermek isteyen kişiler, reklamın yayınlanmasının avantajlarından tamamen haberdar olup reklamın yayınlanması için, toplumsal müzakerede yer almak isteyen çoğu Sivil Toplum Kuruluşunun ulaşamayacağı derecede büyük miktarda parayı ödemeye hazır bulunmuşlardır.
-Yasağın, demokratik sürecin merkezinde bulunan birimler olan siyasi partilerin ücretsiz olarak parti politikalarına, parti seçimlerine ve referandum kampanyalarına ilişkin yayınlar sağlanarak, kontrollü bir şekilde yumuşatılmış olduğu gerçeği, her ne kadar başvuranı etkilememiş olsa da, Mahkeme’nin genel tedbir sonucunda kurulan genel dengeye ilişkin incelemesinde önemli bir unsur olmuştur.
-Sosyal savunma gruplarının seçim dönemleri dışında reklam yayınlatmasına izin vererek kuralları yumuşatmak, kötüye kullanıma (örneğin varlıklı birimlerin gündemlerinin, tam olarak bu gündeme uygun amaçlarla oluşturulmuş sosyal savunma grupları tarafından desteklenmesi veya reklam süresini arttırmak için çok sayıda benzer çıkar gruplarının oluşturulması) yol açabilirdi. Ayrıca duruma göre reklam verenler ve reklamlar arasında ayrım yapılmasını gerektiren bir yasak elverişli olmayabilir. Karmaşık bir düzenleyici yapı göz önünde bulundurulduğunda, bu tür bir kontrol biçimi belirsizliğe, davalara, giderlere, gecikmelere, ayrımcılık ve keyfiyet iddialarına yol açabilirdi.
Ayrıca geniş kapsamlı yasaklardan kaçınma eğilimi bulunmasına rağmen, ücretli siyasi reklamların yayınlanmasının nasıl düzenleneceği hakkında Avrupa tarafından bir görüş birliğine varılmamıştır. Siyasi reklamları düzenlemek üzere Sözleşmeci Devletler tarafından tarihsel gelişim, kültürel çeşitlilik, siyasal düşünce ve demokratik vizyondaki büyük farklılıkları yansıtan, azımsanmayacak çeşitlilikte araçlar kullanılmıştır. Bir görüş birliğinin olmaması, kamu çıkarlarının ifade edilmesine ilişkin kısıtlamalar hakkında Devletlerin sahip olduğu dar kapsamlı takdir payını genişletmiştir.
Son olarak, yasağın etkisi genel tedbire ilişkin yukarıda verilen ikna edici gerekçelerden daha ağır basmamıştır. Alternatif kitle iletişim araçlarına erişim, diğer muhtemel kullanışlı kitle iletişim araçlarına erişimin kısıtlanmasının orantılılığı için önemli olmuştur ve başvurucu Sivil Toplum Kuruluşu’nun istifade edebileceği bir dizi alternatif (örneğin radyo ve televizyon tartışma programları, internet, basılı ve sosyal medya) mevcut olmuştur.
Buna uygun olarak, yetkililerin yasağı haklı çıkarmak üzere ileri sürdükleri gerekçeler uygun ve yeterli bulunmuştur ve tedbirin başvuranın ifade özgürlüğü hakkına orantısız bir müdahale teşkil ettiği değerlendirilmemiştir.
Sonuç: ihlal bulunmamaktadır (sekiz oya karşı dokuz oyla).
(Ayrıca bk. VgT Verein gegen Tierfabriken / İsviçre, no. 24699/94, 28 Haziran 2011; ve TV Vest AS ve Rogaland Pensjonistparti / Norveç, no. 21132/05, 11 Aralık 2008; Bilgi Notu sayı 114; Bowman / Birleşik Krallık [BD], no. 24839/94, 19 Şubat 1998)
Full & Egal Universal Law Academy