AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ANT / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 37873/08)
KARAR
STRAZBURG
12 Ocak 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Ant/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) Daire olarak toplanarak, 1 Aralık 2020 tarihinde gerçekleştirilen müzakerenin ardından söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
usul
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Seyfettin Ant’ın (“başvuran”) 28 Temmuz 2008 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No.37873/08) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Ankara Barosuna bağlı Avukat S.A. Koç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ise (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Mahkeme, 8 Nisan 2014 tarihinde, Sözleşme’nin 6. maddesi alanında dava süresine ilişkin şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Haçikoğlu ve diğerleri/Türkiye (k.k.), No. 21786/04, 8 Nisan 2014).
4. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyet, 13 Aralık 2018 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULARDAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1971 doğumlu olup, İstanbul’da ikâmet etmektedir.
6. Batman’da bulunan bir postanede, 20 Mayıs 1995 tarihinde meydana gelen bir patlamanın ardından, başvuran sağ gözünü ve sol bacağını kaybetmiştir.
7. Başvuran, 15 Nisan 1996 tarihinde, idareden maruz kaldığı zarar için bir tazminat talep etmiştir.
8. Başvuran, 17 Haziran 1996 tarihinde, hiçbir uygun yanıt olmaması nedeniyle, tazminat talebiyle Diyarbakır İdare Mahkemesine başvurmuştur.
9. Söz konusu mahkeme, 14 Mayıs 2008 tarihinde başvurana tebliğ edilen 15 Nisan 2008 tarihli bir kararla, dava sonucunda, idareyi ilgiliye maddi tazminata ek olarak manevi tazminat için 500 Türk lirası (TRY) ödemeye mahkûm etmiştir. Bu meblağa, 15 Nisan 1996 tarihinden itibaren hesaplanan yasal orana gecikme faizi eklenmiştir.
10. İdare, 4 Haziran 2008 tarihinde, başvurana maddi tazminata tekabül eden bir meblağ ve manevi tazminat olarak 2.796 TRY tutarını ödemiştir.
11. Başvuran, 14 Temmuz 2014 tarihinde, yerel mahkemeler tarafından makul süre gerekliliğine riayet edilmemesi nedeniyle, maruz kaldığı kanaatine vardığı zararın telafi edilmesinin sağlanması amacıyla, Tazminat Komisyonuna başvurmuştur.
12. Tazminat Komisyonu, 3 Nisan 2015 tarihinde, başvurana bu bağlamda 9.900 TRY tutarının ödenmesine karar vermiştir.
13. Başvuran bu karar hakkında Bölge Mahkemesi önünde itirazda bulunmamıştır.İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
14. Somut olayla ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması, Okçu/Türkiye (No. 39515/03, §§ 19-32, 21 Temmuz 2009) kararında ele alınmaktadır.
15. Ekonomik verilerle ilgili olarak, Türkiye’deki enflasyonun etkileri, Devlet İstatistik Kurumu tarafından yayınlanan perakende fiyat endeksi ile ölçülebilmektedir (http://www.tuik.gov.tr/). Devlet İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan perakende fiyat endeksinden oluşturulan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının enflasyon hesaplayıcısına göre, (http://www.tcmb.gov.tr/) mevcut dava için ilgili ekonomik veriler şu şekildedir: Nisan ayının 1996 yılındaki enflasyonu değerlendirmek için 100 endeksini kullanırsak (gecikme faizlerinin yasal orana eklenmeye başlandığı tarih), bu endeks Haziran ayının 2008 yılında 4.291’e ulaşmaktadır (idarenin mahkeme kararını icra ettiği ve başvurana tazminatların ödendiği tarih).
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
16. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, on iki yıla aşkın bir süredir devam etmiş uzun yasal sürecin sonucunda, manevi zarar için kendisine ödenen tazminat değerinin önemli ölçüde düşük olmasından şikâyet etmektedir.
17. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.Başvurunun Konusu Hakkında
18. Hükümet öncelikle, Mahkemenin kendisini dava koşullarının Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesini ihlal edip etmediğini değerlendirme konusu hakkında görüş sunmaya davet ettiğini gözlemlemektedir. Hâlbuki Hükümet, başvuranın 13 Aralık 2008 tarihli başvuru formunda bu alanda hiçbir şikâyette bulunmadığını ileri sürmektedir.
19. Başvuran, bu iddiayı kabul etmemektedir.
20. Mahkeme, Yerleşik İçtihadına göre, Sözleşme’nin 34. maddesinde belirtilenlerden, Sözleşme’nin alanında bir iddianın veya şikâyetin iki unsur yani olgusal iddialar ve buna ilişkin hukuki iddiaların içerdiğinin anlaşıldığını hatırlatmaktadır. Bu iki unsur, birbirine bağlıdır, zira şikâyet edilen olayların ileri sürülen hukuki argümanlar ışığında ve vice versa (aksine) yorumlanması gerekmektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 110, 20 Mart 2018). Mahkeme önündeki bir davanın konusu, başvuran tarafından belirtildiği gibi olaylarla sınırlandırılmaktadır. Şayet, Mahkeme şikâyetin kapsamadığı olaylara dayanarak karar verecekse, davanın konusunun ötesinde karar verecektir ve ayrıca Sözleşme’nin 32. maddesi anlamında, “kendisine sunulmayan konuları inceleyerek yetkisini aşacaktır. Benzer durumda, silahların eşitliği ilkesine saygı konusu da sorulabilmektedir. Mahkeme buna karşın, jura novit curia (hâkim hukuku re’sen uygular) ilkesi uyarınca, başvuran tarafından ileri sürülmeyen bir maddeye veya hükme dayanarak karar vererek, ileri sürülen olayların hukukta yeniden değerlendirilmesi konusunda karar verecekse, davanın konusu dışında karar vermeyecektir (ibidem, §§ 123‑124).
21. Mahkeme somut olayda, 13 Aralık 2008 tarihli başvuru formunda başvuranın davanın makul olmayan süresinin manevi zarar için kendisine ödenen tazminatın düşük olduğunu iddia ettiğini kesinlikle iddia ettiğini gözlemlemektedir. Olayların nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme (yukarıda belirtilen Radomilja ve diğerleri § 126), başvuranın şikâyetinin Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmış ve tarafların bu hüküm açısından görüşlerini sunmaya davet etmiştir.
22. Mahkeme dolayasıyla, davanın konusuna ilişkin Hükümetin itirazını reddetmektedir.Kabul Edilebilirlik Hakkında
23. Hükümet, kabul edilemezliğe ilişkin birçok itiraz ileri sürmektedir.
24. Hükümet, başvuranın sahip olduğu iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmektedir. Hükümet özellikle, 31 Ocak 2006 tarihinde Mahkeme tarafından verilen karara atıfta bulunarak (Kat İnşaat Ticaret Kollektif Şirketi/Türkiye (k.k.), No. 74495/01, 24 Temmuz 2007), ilgilinin gecikme faizleriyle birlikte telafi edilmeyen her türlü zararın tazmin edilmesi amacıyla, Kabahatler Kanunu’nun 105. maddesine dayanan başvuruda bulunma imkânının bulunduğunu belirtmektedir.
25. Hükümet, ayrıca başvuranın Bölge İdare Mahkemesi önünde Tazminat Komisyonunun kararına itiraz etmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
26. Hükümet, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkında Kanun’un 10. maddesi gereğince, ilgilinin ayrıca öncelikle ilgili idareye başvurarak enflasyonun etkisiyle tazminatın düşüklüğünden şikâyet edebileceğini ve ardından olumsuz bir cevabın verilmesi durumunda, idare mahkemeleri önünde tam yargı davası açabileceğini eklemektedir.
27. Hükümet ayrıca, başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığı kanaatine varmış zira ilgiliye talep ettiği bütün tazminatlar ödenmiştir.
28. Hükümet son olarak, ilgilinin daha önemli bir tazminat almak için hiçbir meşru beklentisinin bulunmadığını zira ulusal mahkemelerin ultra petita (isteği dışında) karar veremeyeceğini iddia etmektedir.
29. Mahkeme, Okçu/Türkiye (No. 39515/03, § 67, 21 Temmuz 2009) davasında daha önce Kabahatler Kanunu’nun 105. maddesine dayanan başvuruyu incelediğini ve Hükümetin ileri sürdüğü itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, aynı gerekçelerle, somut olayda ileri sürülen iç hukuk yollarının tüketilmediği yönünde itiraz yeniden ele alınamaz.
30. Mahkeme, Bölge İdare Mahkemesi önünde Tazminat Komisyonunun kararına itiraz edilmemesi nedeniyle, bu Komisyon önünde yapılan talebin yalnızca Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında, yerel mahkemeler tarafından makul süre gerekliliğine riayet edilmemesi sebebiyle, başvuranın maruz kaldığını belirttiği zararın telafi edilmesi amacı taşıdığını gözlemlemektedir. Bu alanda haklı görülen ilgili, kendisine yönelik olumlu olan bir karar hakkında Bölge İdare Mahkemesi önünde itiraz etme durumunda değildir.
31. Mahkeme, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkında Kanun’un 10. maddesinde öngörülen usul ile ilgili olarak, başvuranın yasal orana eklenen gecikme faiziyle birlikte tazminat talebinin, yerel mahkemeler tarafından daha önce kabul edilmesi nedeniyle, yeniden başvuruda bulunma durumunda olmadığı zira enflasyonun etkilerini ileri sürmek için Hükümetin bu tür bir başvuru yolunun bulunmasına ve uygulamada etkin olabileceğine imkân veren hiçbir mahkeme kararı sunmadığı kanaatine varmıştır (bk. ayrıca aşağıda 42. paragraf).
32. Mahkeme dolayısıyla, iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itirazı reddetmektedir.
33. Mahkeme, başvuranın mağdur sıfatıyla ilgili olarak, daha önceki birçok dava çerçevesinde, yalnızca Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası alanında, yargılamanın uzun süresinin olumsuz mali sonuçlarını sadece bir başvuranın gerektiği takdirde bu tür bir ihlalin tespitinin ardından, elde edebileceği adil tazmin bağlamında, dikkate alınabileceği gerekçesiyle, bu sonuçları incelemekle yetindiğini hatırlatmaktadır (bk., diğer kararlar arasında Michaïlidou ve diğerleri/Yunanistan, No. 21091/07, § 12, 12 Mart 2009, Varipati/Yunanistan, No. 38459/97, § 32, 26 Ekim 1999, Dumas/Fransa (k.k.), No. 53425/99, 30 Nisan 2002, Capestrani/İtalya (k.k.), No. 46617/99, 27 Ocak 2005 ve Poulitsidi/Yunanistan, No. 35178/05, § 36, 11 Ekim 2007). Mahkeme bununla birlikte, Guillemin/Fransa (21 Şubat 1997, § 54, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1997‑I) kararına atıfta bulunarak, ilgili tarafından maruz kalınan manevi zarar tazminatının, ayrıca yoksun bırakılan süreden kaynaklanan zararı dikkate aldığında, uygun bir telafi olmadığını hatırlatmaktadır. Ayrıca, bu durum makul süre çerçevesinde meydana gelmelidir (bk. aynı anlamda Akkuş/Türkiye, 9 Temmuz 1997, § 29, Derleme 1997‑IV ve Baş/Türkiye, No. 49548/99, § 60, 24 Haziran 2008). Bu değerlendirmeler ayrıca, yargılamanın özellikle aşırı yavaş süresinin sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeterli bir çözüm olmaması nedeniyle, zararın uygun niteliğini özünde azaltmayı riske eden bu tür bir yavaşlık için mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde) geçerlidir (yukarıda belirtilen Okçu, § 49).
34. Mahkeme dolayısıyla, mevcut davanın koşullarını özellikle mahkemeye başvurulduğu tarihte talep edilen tutarın önemli ölçüde düşmesini (bk. yukarıda 15. paragrafta ekonomik veriler) dikkate alarak, başvuranın halen Sözleşme ihlaline maruz kaldığını ileri sürebileceği kanaatine varmaktadır. Mahkeme yalnızca, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesi açısından başvurunun incelemesini yaparak, başvuranın bir yandan yargılamanın aşırı süresi ve diğer yandan değerlendirilen dönemde ülkenin yaşadığı enflasyon oranına göre, gecikme faiz oranının yetersiz olması nedeniyle, büyük bir kayba maruz kaldığı temel iddiasının özünü değerlendirebilecektir.
35. Dolayısıyla, somut olayda bu itiraz kabul edilemezdir. Hükümetin meşru beklentinin bulunmadığına ilişkin itirazı içinde geçerlidir. Başvuran, yerel mahkemeler önünde haklı bulunmuş, manevi zarar için kendisinin talep ettiği meblağın tamamı ödenmiş ve dolayısıyla alacağının gerçek değerini elde etmek için meşru bir beklentisi bulunmuştur. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
36. Başvuran, sağ gözünü ve sol bacağını kaybetmesine neden olan patlamada idarenin sorumluluğunun tanınması için yaptığı idari başvuru çerçevesinde bir hakkının bulunduğunu değerlendirdiği manevi zarar için tazminatın tamamını elde etmediğinden şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, enflasyon ve idare mahkemeleri önündeki davanın uzun sürmesi nedeniyle, ödenen meblağın değerini kaybettiğini ve böylelikle önemli ölçüde maddi bir zarara neden olduğunu iddia etmektedir.
37. Hükümet, Mahkemenin ilgili içtihadını ve özellikle (yukarıda belirtilen Okçu kararını ileri sürmektedir. Hükümet, mahkemelerin idarenin sorumluluğunu tanıdığını ve hesaplanan tutarın mahkemeye başvurulduğu sırada başvuran tarafından talep edilen meblağlara dayanarak, bu mahkemelerce tazminat ödendiğini belirtmektedir. Hükümet, bir yandan ilgilinin bir gözünü ve bacağını kullanımını kaybetmesi ve diğer yandan yerel mahkemeler tarafından makul süre gerekliliğinin tanınmaması nedeniyle, maruz kaldığı zararın idare mahkemeleri ve Tazminat Komisyonu tarafından ödenen meblağlarla zararın tamamen karşılandığı kanaatine varmaktadır.
38. Mahkeme, bu konuda genel ilkeler için kararına atıfta bulunmaktadır (yukarıda belirtilen Okçu §§ 48-61).
39. Mahkeme somut olayda, başvuranın suç teşkil eden bir patlamaya maruz kaldığını ve ilgilinin sağ gözünün ve sol bacağının kullanımı kaybettiğini gözlemlemektedir (yukarıda 6. paragraf).
40. Mahkeme, 17 Haziran 1996 tarihinde, başvuranın idare mahkemeleri önünde tazminat davası açtığını ve haklı bulunduğunu tespit etmektedir. İdare mahkemeleri, ilgilinin talebini haklı bulmuş ve ilgiliye maddi tazminattan ayrı olarak manevi tazminat olarak 500 TRY ödemişlerdir. (yukarıda 9. paragraf). Gecikme faiziyle birlikte bu meblağ, kararın icra edildiği tarihte 2.796 TRY olarak gerçekleşmiştir (yukarıda 10. paragraf).
41. Mevcut davada, daha önce yapılan tazminat talebiyle (yukarıda 7. paragraf) idareye başvurulması ve idare mahkemesi tarafından belirlenen meblağların etkin ödemesi (yukarıda 10. paragraf) arasında geçen on iki yıl ile iki aylık süre boyunca para biriminin değer kaybetmesinden kaynaklanan kaybın telafi edilmesine davet edilen yasal gecikme faizinin yetersizliği ileri sürülmektedir.
42. Mahkeme bu noktada, incelenen dava tarihinde, Türk idari hukukunda öncelikle talep edilen meblağların mahkeme sırasında hiçbir şekilde yeniden değerlendirilmesinin veya bu yönde ek bir işlem yapılmasının öngörülmediğini hatırlatmaktadır (yukarıda belirtilen Okçu, §§ 27- 31 ve 64).
43. Mahkeme, telafinin başvuran tarafından maruz kalınan zararın kapsaması ve daha önce tazminat talebiyle idareye başvurulan tarihten itibaren gecikme faizinin öngörülmesi gerektiğini kaydetmektedir (yukarıda belirtilen Okçu, § 55).
44. Mahkeme dolayısıyla, somut olayda tarafların temyiz başvurusunda bulunmaması nedeniyle, kesinleşmiş olan 15 Nisan 2008 tarihli kararın, başvuran ile ilgili olarak, talep edilebilmesi için bir “alacağın” yeterince belirlenmesine neden olduğu kanaatine varmaktadır. İlgili dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir “mülkü” oluşturan bir hakkı sahip olmaktaydı. Bu nedenle, bu hak başvuran tarafından idareye başvurulduğu tarih olan 15 Nisan 1996’da geriye dönük etkiyle tanınmıştır (yukarıda 7. paragraf).
45. Mahkeme ardından, on iki yıla aşkın bir süre bir davanın sonucunda, ilgiliye ödenen tazminatın, enflasyon oranına bağlı olarak gecikme faiz oranının yetersizliği nedeniyle, önemli ölçüde bir değer kaydığına maruz kaldığını tespit etmektedir (yukarıda 15. paragraf). Mahkeme dolayısıyla, başvuran için alacağının tam değerine sahip olma imkânsızlığının, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesi anlamında, mülkiyetlerine saygı hakkını ihlal ettiğini değerlendirmektedir.
46. Mahkeme bu bağlamda, somut olayda değerlendirilen dönem boyunca, Türkiye’de enflasyonun önemli ölçüde duraksadığını kaydetmektedir. Hâlbuki alacağa uygulanan gecikme faiz oranının enflasyona göre daha düşüktür (bk. ekonomik veriler için http://www.tcmb.gov.tr/ ve http://www.tuik.gov.tr/). Başvurana nitekim, 2.796 TRY ödenmiştir. Hâlbuki tazminat tutarının ödendiği gün uygun görülen ve enflasyon dikkate alınarak düzenlenen meblağın gerçek değeri 21.455 TRY olmalıydı.
47. Tazminat Komisyonunun, yerel mahkemeler tarafından makul süre gerekliliğine riayet edilmemesi nedeniyle, başvurana 9.900 TRY ödemesi, ihtilaf konusu dönemde maruz kalınan kaybın sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeterli bir çözüm değildir.
48. Mahkeme dolayısıyla, yukarıda belirtilen nedenlerden başvurana ödenen tazminatın maruz kaldığı zararın gerçek değere tekabül etmediği kanaatine varmaktadır. Tazminat davasının açıldığı dönemde ilgilinin alacağının değeri ile alacağın düzenlendiği tarihteki değeri arasında gözlemlenen fark, davanın yavaş ilerlemesine ve gecikme faizinin yetersizliğine yüklenemez.
49. Mahkeme ayrıca, başvuranın olayın meydana gelmesinden sonra alacağın değeri ile bu alacağın fiilen ödendiği tarihteki değeri arasındaki gecikmenin – yalnızca yetkililerin kusurlarına atfedilebilecek gecikme - ilgiliye kesin ve belirgin bir zarara uğrattığını değerlendirmektedir.
50. Olay tarihinde ihtilaf konusu durumu iyileştirebilmek için etkin iç hukuk yolunun bulunmadığı eklenerek bu maddi kayıp (yukarıda belirtilen Okçu, § 69), Mahkemenin bir yandan başvuranın mülkiyet hakkının korunması ile diğer yandan genel menfaat gereklilikleri arasında kurulması gereken adil dengeyi bozan aşırı bir yük taşımak durumunda kaldığını değerlendirmesine neden olmuştur.
51. Mahkeme bu bağlamda, idare mahkemelerinin maruz kalınan zararın telafi edilmesi talebine ilişkin bir başvuru hakkında karar vermekte gecikmesi durumunda, devletin değil yargılanabilir kişinin bu gecikmeden zarar gördüğünü hatırlatmalıdır zira devlet daha düşük bir meblağ ödemeye davet edilerek kazanç sağlayacaktır (bk. mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), Reveliotis/Yunanistan, No. 48775/06, § 33, 4 Aralık 2008 ve Zeki Kaya/Türkiye, No. 22388/07, § 68, 12 Şubat 2019).
52. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşme’nin 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
53. Başvuran, gelir kaybına maruz kaldığını belirtmekte ancak bir meblağ dile getirmemektedir.
54. Hükümet, Mahkemeyi, bu talebi reddetmeye davet etmektedir. Hükümet, 8 Mart 2019 tarihinde 809 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının yürürlüğe girdiğini eklemektedir. Hükümete göre, bu karar, 2013 yılının Ocak ayında oluşturulan Tazminat Komisyonunun yetki alanını genişletmekte ve Mahkemenin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığı, ancak Sözleşme’nin 41. maddesi bağlamında tazminat talepleri hakkında karar vermediği veya bu maddenin uygulanmasına ilişkin hakkın saklı tutulmasına karar verdiği davalarda tazminat hakkında izlenmesi gereken ilkeler ve usulü açıklamaktadır.
55. Mahkeme, maddi tazminat ile ilgili olarak, daha önce Kaynar ve diğerleri/Türkiye davasında (No. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, §§ 23-24, 7 Mayıs 2019) kararının tebliğ tarihinden itibaren bir aylık süre içinde Tazminat Komisyonu önünde bir başvurunun, idare tarafından bir tazminata neden olabileceğini ve bu başvurunun Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesi bakımından, tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için uygun bir yöntem olduğu kanaatine vardığını hatırlatmaktadır. Mahkeme, ulusal hukukun bundan böyle tespit edilen ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya imkân verdiği kanaatine vararak, başvuranlar tarafından ileri sürülen maddi tazminat talebi hakkında karar verilmesinin gerekli olmadığını değerlendirmiştir. Mahkeme sonuç olarak, iddia edilen maddi zarar için Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanmasına ilişkin başvuru kısmının kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
56. Mahkeme, somut olayda başka bir şekilde sonucuna varmak için hiçbir neden görmemektedir. Mahkeme sonuç olarak, iddia edilen maddi zarar için Sözleşme’nin 41. maddesine ilişkin başvuru kısmının kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
57. Mahkeme öte yandan, ihlal tespitinin başvuranın maruz kaldığı her türlü manevi zararın telafi edilmesine yeterli olduğunu değerlendirmektedir.
58. Mahkeme ayrıca, masraf ve giderler hakkında karar verilmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmakta zira bu bağlamda hiçbir talepte bulunulmamıştır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE, Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine,İddia edilen maddi zarar için Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanmasına ilişkin başvuru kısmının kayıttan düşürülmesine;İhlal tespitinin başvuranın maruz kaldığı her türlü manevi zararın telafi edilmesine yeterli olduğuna;Masraf ve giderler konusunda karar verilmesinin gerekli olmadığına;
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 12 Ocak 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy