ArribasAntón / İspanya–16563/11 - 20.1.1015 tarihli Karar [III. Bölüm]
Olaylar – Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinde hemşire asistanı olarak görev yapan başvuran, 2002 yılının Temmuz ayında, oldukça ciddi bir görevi kötüye kullanma fiili nedeniyle ceza almış ve Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanelerinde çalışmaktan bir yıl boyunca men edilmiştir. Başvuran daha üst idari makama kararla ilgili olarak itirazda bulunmuş ancak lehte bir sonuç alamamıştır. Daha sonra başvuran, davayı İdare Mahkemesine taşımıştır. İdare Mahkemesi, başvurana uygulanan yaptırımın iptaline karar vermiştir. Sağlık kurumu kararı temyiz etmiştir. Yüksek Mahkeme, başvurana aynı yaptırımın uygulanmasına karar vermiştir. Başvuranın karara ilişkin bütün itirazları reddedilmiştir.
Başvuran 2010 yılının Temmuz ayında, Anayasa Mahkemesine amparo başvurusunda bulunmuştur. Ancak, temyiz başvurusunun “özel anayasal öneme” sahip olduğunu kanıtlama yükümlülüğünün başvuran tarafından yerine getirilmediği gerekçesiyle söz konusu başvuru kabul edilemez olarak beyan edilmiştir.
Hukuki Değerlendirme – Madde 6 § 1: Başvuran,24 Mayıs 2007 tarihli ve 6/2007 sayılı Kurumsal Kanun ile getirilen ve temyiz talebinde bulunan kişinin, temyiz talebinin “özel anayasal öneme” sahip olduğunu göstermesini gerektiren kabul edilemezlik gerekçesinin aşırı resmi olduğunu belirterek, amparo başvurusunun kabul edilemez olarak beyan edilmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesine erişimden mahrum bırakılmasından şikayet etmiştir.
2007 yılında gerçekleştirilen yasal değişiklikle güdülen amaç meşrudur, zira söz konusu değişiklik daha az öneme sahip davaların birikme oluşturmamasını sağlayarak, Anayasa Mahkemesinin işleyişini geliştirme ve temel haklara yönelik korumayı sağlamlaştırmayı amaçlamıştır.
Anayasa Mahkemesinin temel hakların korunması açısından en yüksek mahkeme konumunun özel niteliği dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesi önündeki usulün daha yüksek derecede resmiyet içermesi kabul edilebilir olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca, kanunen öngörüldüğü ve anayasal içtihatta yorumlandığı üzere, amparo başvurusunun kabul edilebilirliğinin, amaç bulunması kriterine ve temyiz başvurusunda bulunan kişi tarafından gerekçelendirilme koşuluna tabi tutulması, orantısız olmayıp Anayasa Mahkemesine erişim hakkına aykırı değildir.
Anayasa Mahkemesi, özel anayasal önem taşıdığı kabul edilebilecek durumların kısmen yer aldığı 20 Haziran 2009 tarih ve 155/2009 sayılı kararı ışığında, amparo başvurusunun yapıldığı 9 Haziran 2010 tarihini dikkate alarak, söz konusu kriteri uygulamıştır.Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin değerlendirdiği ve içtihadında uyguladığı amaç kriteri, 25 Mayıs 2007 tarihinde yürürlüğe giren6/2007 sayılı Kurumsal Kanun ile birlikte çıkan açıklayıcı bildiride zaten belirtilmiştir. Ayrıca, mevcut davayla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi önündeki yargı kararları, başvuranın kendisini savunma olanağı bulduğu, gerekçeli ve keyfi olmayan kararlar veren, ilk derece ve temyiz olmak üzere iki mahkeme tarafından gerçekleştirilen yargılamalar sonrasında verilmiştir.
Son olarak, Anayasa Mahkemesinin bir amparo başvurusunu, gerekli özel anayasal öneme sahip olmadığı ya da başvuran kişinin bu tür bir önemin varlığını kanıtlayamadığı gerekçesiyle kabul edilemez bulması, Mahkeme’nin bu konuyla ilgili önündeki başvurunun kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin karar vermesini engellemez.
Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, başvuran mahkemeye erişim hakkının özünden yoksun bırakılmamıştır. Ayrıca, uygulanan sınırlamalar meşru bir amaç taşımıştır. Yetkililer, söz konusu sınırlamaları uygulayarak, kullanılan araç ve taşınan amaç arasında makul bir ilişkinin sürdürülmesini sağlamışlardır. Bu gerekçelerle, başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesiyle güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir engellemeye maruz kalmamıştır.
Sonuç: ihlal yok (oy birliğiyle)
Full & Egal Universal Law Academy