AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ARSLAN VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru no. 3752/11)
KARAR
STRAZBURG
10 Temmuz 2018
İşbu karar nihaidir; fakat bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Arslan ve Diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla,
19 Haziran 2018 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın (no. 3752/11) temelinde, altı Türk vatandaşı Kürşad Arslan, Dilek Kömpe, Ahmet Doğan, Yaşar Çalışkan, Gökhan Topaloğlu ve Olcay Bayraktar’ın (“başvuranlar”) 30 Kasım 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar Muğla Barosuna bağlı Avukat E. Cinmen tarafından temsil edilmiştir Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, 3713 sayılı Kanun’un 7(2). maddesi uyarınca hükmedilen mahkumiyetlerinin, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri uyarınca ifade özgürlüğü ve toplantı özgürlüğü haklarını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuşlardır. Aynı zamanda Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca yargılamayı yapan mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar aynı başlık altında yerel mahkemelerin hükmün açıklanmasını geri bırakmamasından ve kararlarında gerekçelerin belirtilmemesinden yakınmışlardır. Başvuranlar son olarak haklarında yürütülen ceza yargılamalarının uzunluğunun ve davanın esası hakkında Yargıtay savcısının görüşlerinin kendilerine tebliğ edilmemesinin Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuşlardır.
4. Başvuru, 29 Mayıs 2012 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
5. 5 Aralık 2017 tarihinde Mahkeme, başvurunun Komite’ye iletileceğini Hükümet’e bildirmiştir. 4 Ocak 2018 tarihli yazısıyla Hükümet başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Hükümet’in itirazını inceleyen Mahkeme, söz konusu itirazı reddetmektedir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuranlar sırasıyla 1983, 1973, 1983, 1986, 1984 ve 1984 doğumlu olup, Yaşar Çalışkan Ankara’da ikamet etmektedir. Diğer başvuranlar Samsun’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Hükûmet tarafından itiraz edilmeyen beyanlarına göre başvurunun yapıldığuı tarihte mevcut başvuruya neden olan mahkûmiyetlerden kaynaklanan hapis cezalarını yerine getirmekteydi. 7. 17 ve 18 Haziran 2005 tarihinde yasadışı bir örgüt olan Maoist Komünist Partisi’nin (“MKP”) on yedi üyesi Tunceli yakınlarındaki Ovacık ilçesine bağlı kırsal bir alanda güvenlik güçleri tarafından öldürülmüşlerdir.
8. 21 Haziran 2005 tarihinde Samsun’da 17 – 18 Haziran 2005 tarihlerindeki hukuka aykırı olduğu iddia edilen ölümleri protesto etmek amacıyla bir toplantı düzenlenmiştir. Başvuranların da içinde bulunduğu Samsun Ondokuz Mayıs Üniversite’sinden bazı öğrenciler basın açıklamasının yapıldığı Karadeniz Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği’nin binası önünde toplanmışlardır.
9. 8 Temmuz 2005 tarihinde başvuranlardan Ahmet Doğan Samsun’da bir başka basın açıklamasına katılmıştır. Bu basın açıklamaları; 17 – 18 Haziran 2005 tarihindeki ölümler, 21 Haziran 2005 tarihinde yapılan basın açıklamasından sonra birkaç kişinin yakalanması ve bir tutuklunun polis tarafından hukuka aykırı bir şekilde öldürülmesi iddiası ile ilgilidir.
10. 21 Şubat 2007 tarihinde Ankara savcısı, Terörle Mücadele Yasası’nın (no. 3713) 7(2) maddesi uyarınca MKP adına propaganda yapma suçlamasıyla başvuranların da içinde bulunduğu yirmi üç kişi hakkında ceza davası açmıştır. İddianameye göre, 21 Haziran 2005 tarihindeki toplantıda “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz”, “Katil devlet”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür” “Şehit namırın” gibi sloganlar atılmış ve başvuranlar gösteriye katılmışlardır. Savcı 8 Haziran 2005 tarihinde yapılan ve aşağıdaki sloganların atıldığı gösteriye Ahmet Doğan’ın katıldığını belirtmiştir: “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Tutuklamalar, provokasyonlar, baskılar bizi yıldıramaz”, “Direne direne kazanacağız”, “Bedel ödedik; bedel ödeteceğiz.”.
11. 31 Mart 2009 tarihinde Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi uyarınca başvuranları suçlu bulmuş ve yirmi ay hapis cezası verilen Ahmet Doğan hariç diğer başvuranların her birine on ay hapis cezası vermiştir. 21 Haziran 2005 tarihli gösteri ile ilgili olarak Ağır Ceza Mahkemesi Kürşad Arslan, Dilek Kömpe, Olcay Bayraktar ve Ahmet Doğan tarafından “Şehitler ölümsüzdür” sloganın atıldığını ve Yaşar Çalışkan, Kürşad Arslan ve Dilek Kömpe tarafından “Katil devlet bedel ödeyecek”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür” ve “Yaşasın devrimci dayanışma” sloganlarının atıldığını tespit etmiştir. Mahkeme aynı zamanda, Olcay Bayraktar hariç diğer başvuranların “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz” sloganını attığını ve Ahmet Doğan’ın “Ovacık şehitleri ölümsüzdür” yazılı bir pankart taşıdığını tespit etmişlerdir. 8 Temmuz 2005 tarihli gösteri ile ilgili olarak, mahkeme gösteri sırasında Ahmet Doğan tarafından “Tutuklamalar, provokasyonlar, baskılar bizi yıldıramaz” , “Direne direne kazanacağız” ve “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz” sloganlarının atıldığını belirtmiştir.
12. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi kararında Sözleşme’nin 10. maddesi ile beraber Mahkeme’nin Sürek/Türkiye davasına (no. 1) ([BD], no. 26682/95, AİHM 1999‑IV) ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nun Karataş/Türkiye davasındaki raporlarına (no. 23168/94, Komisyon’un 11 Aralık 1997 tarihli raporu) atıfta bulunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların yukarıda belirtilen sloganları atarak demokratik haklarını kullanmadıklarını aksine terör örgütlerinin söylemlerini benimseyerek terörü yücelttiklerini ve kendilerini şiddetten uzak tutmadıklarını belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi’nin görüşüne göre, başvuranlar bu sloganları atarak bir soruna çözüm bulma niyetinde olmamışlar, terör örgütleri ile ilgili problemin kaynağı olan ilgili terör örgütlerini övmüş ve yüceltmişlerdir. Böylece, terörü teşvik etmişlerdir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu sloganların atılmasının ifade özgürlüğü hakkı kapsamına girmediğine kanaat getirmiştir.
13. 8 Temmuz 2010 tarihinde Yargıtay, başvuranların mahkûmiyeti ilişkin 31 Mart 2009 tarihli kararı onamıştır.
14. Belirtilmemiş tarihlerde başvuranların hapis cezaları infaz edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
15. Olayların olduğu tarihte yürürlükte olan iç hukuk Belge / Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
16. Özellikle, mevcut başvuruya konu olayların meydana geldiği zamanda yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi aşağıdaki gibidir:
“Yukarıdaki fıkra uyarınca meydana getirilen örgüt mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş yüz milyon liradan bir milyar liraya kadar ağır para cezası verilir...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN, SÖZLEŞME’NİN 37. MADDESİ UYARINCA BAŞVURUNUN KAYITTAN DÜŞÜRÜLMESİNE İLİŞKİN TALEBİ
17. 4 Ocak 2018 tarihli yazısında Hükümet, 19 Ağustos 2013 tarihinde tek taraflı bir deklarasyon sunduklarını ve Mahkeme’den başvuruyu kayıttan düşürülmesini talep ettiklerini iddia etmiştir. Hükümet, söz konusu tek taraflı deklarasyonun bir kopyasını yazıya ek olarak sunmuştur.
18. Mahkeme öncelikle, Hükümet’in tek taraflı deklarasyonunun, Hükümet’in iddiasının aksine, ilk olarak sadece 4 Ocak 2018 tarihinde tebliğ edildiğini belirtir. Mahkeme, bazı koşullarda, başvuran davasının incelenmeye devam edilmesini arzu etse dahi, davalı Hükümet tarafından hazırlanan tek taraflı deklarasyona dayanarak, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca, başvuruyu kayıttan düşürebileceğini hatırlatır. Fakat bu durum, tek taraflı deklarasyonun, Sözleşme’de tanımlandığı şekliyle insan haklarına saygı ilkesinin Mahkemenin davayı incelemeye devam etmesini gerektirmediği tespitini yapabilmek için yeterli bir dayanak sunmasına bağlıdır (bk. Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], no. 26307/95, § 75, AİHM 2003 VI ve Angelov ve Diğerleri/Bulgaristan, no. 43586/04, § 12, 4 Kasım 2010).
19. Bu bağlamda, Mahkeme; Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (no. 5271) 311§1(f) maddesinin, bir kararın Sözleşme’nin veya Protokollerinin ihlali suretiyle verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kesinleşmiş bir kararıyla tespit edilmiş olması durumunda, yargılamanın yenilenmesinin talep edilmesine olanak sağladığını gözlemlemektedir. Bu nedenle Mahkeme, başvuranı yargılamanın yenilenmesini talep etmekten mahrum bırakacak olan söz konusu tek taraflı deklarasyonun, Sözleşme’de tanımlandığı şekliyle insan haklarına saygı ilkesinin Mahkeme’nin davayı incelemeye devam etmesini gerektirmediği tespitini yapabilmek için yeterli bir dayanak sunmadığı kanaatindedir (bk. Çalar/Türkiye [Komite], no. 9626/12, § 11, 28 Kasım 2017).
20. Bu durumda, Mahkeme, Hükümet’in Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine ilişkin talebinin reddedilmesine ve davanın kabul edilebilirliği ve esası hakkındaki incelemesinin sürdürülmesine karar verir.
II. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME
21. Başvuranlar, 3713 sayılı Kanun’un 7(2). maddesi uyarınca haklarında başlatılan ceza yargılamalarının ve sonrasında hükmedilen mahkumiyetlerinin, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri uyarınca ifade özgürlüğü ve toplantı özgürlüğü haklarını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuşlardır.
22. Mahkeme ilk olarak başvurunun aşağıdaki belirtilen Sözleşme’nin 10. maddesi açısından değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu Madde, Devletlerin yayın, televizyon veya sinema işletmelerine lisans yükümlülüğü getirmesinin önüne geçmez.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
23. Hükümet, medya ve basın aracılığıyla işlenen suçlarla ilgili davaların ve verilen cezaların durdurulması ve yargı hizmetlerinin daha etkin hale getirilmesi amacıyla kanunlarda değişiklik yapan yeni bir kanunun (6352 sayılı Kanun) 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girdiğini beyan etmiştir. Hükümet, başvuranların yargılamayı yürüten mahkemeye başvurup 6352 sayılı Kanun hükümleri uyarınca mahkûmiyetlerinin infazının ertelenmesini talep etmeleri gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet’in görüşlerine göre, başvuranlar 6352 sayılı Kanun’da öngörülen hukuk yolundan faydalanmayarak iç hukuk yollarını tüketmemişlerdir.
24. Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında başvuranların şikâyetlerinin esası ile ilgili olarak, Hükümet başvuranların ifade özgürlüklerine yapılan müdahalenin kamu güvenliği ve ulusal güvenliği koruma meşru amacını taşıdığını ifade etmiştir. Hükümet ek olarak başvuranların söz konusu sloganları MKP’nin 17 üyesinin güvenlik güçleri tarafından öldürülmesinin ardından sadece dört gün sonra attığını belirtmiştir. Hükümet aynı zamanda başvuranların “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz” sloganı attıklarını ve böylece de şiddeti teşvik ettiklerini ifade etmiştir. Hükümet, güvenlik güçlerinin basın açıklaması yapılmasına müdahale etmediklerini ve başvuranların fikirlerini beyan etmede özgür olduklarını ileri sürmüştür.
25. Hükümet’in başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerine dair görüşlerine ilişkin olarak Mahkeme, Hükümet tarafından atıfta bulunulan hukuk yolunun davanın yeniden esastan değerlendirilmesini sağlamadığını belirtir (bk. Öner ve Türk/Türkiye, no. 51962/12, § 17, 31 Mart 2015). Başvuranlar yargılamayı yürüten mahkemeye başvurmuş olsalardı, sadece 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerden sonra başvuranlara verilen cezanın infazının ertelenmesinin gerekip gerekmediği konusu incelenmiş olacaktı. Başvuranların mahkûmiyeti Yargıtay’ın 8 Temmuz 2010 tarihli kararı ile kesinleşmiş ve - Hükümet tarafından itiraz edilmemiş olan - başvuranların beyanlarına göre başvuranların mahkûmiyetlerinden doğan hapis cezaları 6352 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce infaz edilmiştir (bk. yukarıda 5. Paragraf). Bu nedenle Mahkeme başvuranların Hükümet tarafından atıf yapılan hukuk yolundan faydalanmalarına gerek olmadığını tespit etmiştir. Bunun sonucu olarak, Mahkeme bu şikâyetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilemeyeceği ve Hükümet’in itirazının bu nedenle reddedilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir.
26. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
27. Davanın esasına ilişkin olarak, Mahkeme başvuranların mahkûmiyetinin ifade özgürlüklerine “müdahale” teşkil ettiğini ve bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesine dayandığını düşünmektedir. Müdahalenin gerekliliği ile ilgili bulgularının ışığında (bk. aşağıda § 29) Mahkeme, müdahalenin “kanuna uygunluğunun” bir incelemesinin yapılmasının gerekli olmadığı kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, mevcut davada, ulusal makamların, ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçları gütmüş sayılabileceğini kabul etmeye hazırdır. (Faruk Temel / Türkiye, no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
28. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliği ile ilgili olarak, Mahkeme benzer şikayetleri başka davalarda incelediğini ve Sözleşme’nin 10. ve 11. Maddelerinin ihlal edildiğine hükmettiğini belirtir (bk, örnek olarak, Savgın / Türkiye, no. 13304/03, §§ 39-48, 2 Şubat 2010; Gül ve Diğerleri / Türkiye, no. 4870/02, §§ 32-45, 8 Haziran 2010; Menteş / Türkiye (no. 2), no. 33347/04, §§ 39-54, 25 Ocak 2011; Kılıç ve Eren / Türkiye, no. 43807/07, §§ 20-31, 29 Kasım 2011; Faruk Temel, yukarıda anılan, §§ 58-64; Yavuz ve Yaylalı / Türkiye, no. 12606/11, §§ 42-55, 17 Aralık 2013; Öner ve Türk, yukarıda anılan, §§ 19-27, 31 Mart 2015; Gülcü / Türkiye, no. 17526/10, §§ 110-117, 19 Ocak 2016; ve Belge, yukarıda anılan, §§ 24-38). Özellikle, yukarıda anılan Yavuz ve Yaylalı davasında, Mahkeme başvuranlar Yavuz ve Yaylalı’nın 21 Haziran ve 8 Temmuz 2005 tarihlerinde bir gösteriye katılmaları ve 9. paragrafta belirtilen sloganları atmış olmaları sebebiyle 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca verilen mahkûmiyetlerinin Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal ettiğine kanaat getirmiştir.
29. Mahkeme somut davayı incelemiş ve Hükümet’in farklı bir sonuca ulaşmayı gerektirecek herhangi bir argüman öne sürmediği kanaatine varmıştır. Özellikle, iddianamede atıfta bulunulan sloganların atılmasının neden şiddeti, silahlı direnişi ya da isyanı teşvik ettiğine ya da neden şiddeti teşvik edebilecek yeterliliğe sahip olduğunun düşünüldüğüne dair bir açıklama yapmadan, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi başvuranların kendilerini şiddetten uzak tutmaması ve terör örgütlerinin söylemlerini benimsemeleri sebebiyle başvuranların mahkûmiyetlerine karar vermiştir. Mahkeme’ye göre, başvuranların yukarıda belirtilen ölümlere karşı gösterdikleri tepki, güvenlik güçlerince gerçekleştiren eylemlere karşı bir eleştiri mahiyetindedir ancak şiddet kullanımı, silahlı direniş ya da isyanı teşvik etmemiş ve nefret söylemi oluşturmamıştır (bk. Yavuz ve Yaylalı, yukarıda anılan, § 52). Kaldı ki söz konusu sloganlar herkes tarafından bilinen ve basmakalıp solcusloganlardır ve barışçıl bir toplantı sırasında atılmıştır (bk. Gül ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 41). Dava dosyasında, başvuranların herhangi bir şiddet eylemine katıldıklarını ya da şiddeti teşvik etme niyetinde olduklarını gösteren herhangi bir şey yoktur. Ancak, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, yukarıda bahsi geçen unsurlardan herhangi birini dikkate almış gözükmemektedir. Özet olarak, Mahkeme ulusal mahkemelerin 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca hükmedilen başvuranların mahkûmiyetlerine ilişkin olarak “ilgili ve yeterli” sebepler sunmadığı kanaatindedir.
30. Son olarak Mahkeme başvuranlara verilen ve başvuranlar tarafından tamamlanan on aylık hapis cezası ve Ahmet Doğan davasında verilen yirmi aylık hapis cezasının ağırlını not eder (bk. Karataş / Türkiye [BD], no. 23168/94, § 53, ECHR 1999‑IV).
31. Mahkeme, söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
32. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yargılamayı yapan mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca yerel mahkemelerin hükmün açıklanmasını geri bırakmamasından ve kararlarında gerekçelerin belirtilmemesinden yakınmışlardır. Başvuranlar son olarak haklarında yürütülen ceza yargılamalarının uzunluğun ve davanın esası hakkında Yargıtay savcısının görüşlerinin kendilerine tebliğ edilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuşlardır.
33. Mahkeme, davaya konu olayları ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine dair bulgusunu göz önünde bulundurarak, başvuranların Sözleşme’nin 6. maddesi altındaki şikâyetlerinin kabul edilebilirliği veya esası bakımından ayrı bir karar vermeye yer olmadığına kanaat getirmiştir (bk. Valentin Câmpeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi / Romanya [BD], no. 47848/08, §156, AİHM 2014, ve anılan diğer davalar).
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
34. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlâl edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlâlin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
35. Maddi ve manevi tazminat olarak, başvuranlardan, Kürşad Arslan, Yaşar Çalışkan ve Olcay Bayraktar 40.000 avro (EUR), Dilek Kömpe, Ahmet Doğan ve Gökhan Topaloğlu ise 45.000 avro (EUR) talep etmişlerdir. Kürşad Arslan ve Ahmet Doğan, öğretmenlik diplomalarının olduğu ancak mahkûmiyetleri sebebiyle öğretmen olarak çalışamadıkları gerekçesiyle maddi zarara uğradıklarını belirtmişlerdir. Dilek Kömpe mahkûmiyetinden önce ziraat mühendisi olarak çalıştığını ve kendisine verilen hapis cezasının infazı sebebiyle özel sektördeki işini bırakmak zorunda kaldığını beyan etmiştir. Gökhan Topaloğlu, mahkûmiyetinden önce sözleşmeli öğretmen olarak çalıştığını belirtmiştir. Mahkûmiyeti sebebiyle öğretmenlik görevini ve dolayısıyla maaşını kaybettiğini ileri sürmüştür.
36. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
37. Mahkeme Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlali ve başvuranların ileri sürdükleri kazanç kayıpları arasında tatmin edici bir şekilde bir illiyet bağının olmadığına kanaat getirmiştir. Ayrıca, başvuranların kayıp iddiaları yeterli bir şekilde kanıtlanmamıştır. Bu sebeple Mahkeme başvuranların maddi tazminata ilişkin iddialarını reddeder.
38. Ancak Mahkeme başvuranların Sözleşme’nin ihlal edildiğine dair bir tespitin bir çözüm getirmeyeceği bir manevi zarara maruz kaldıkları kanısındadır. Hakkaniyet temelinde karar vererek, Mahkeme manevi zarara karşılık olarak Kürşad Arslan, Dilek Kömpe, Yaşar Çalışkan, Gökhan Topaloğlu ve Olcay Bayraktar’a 5.000 avro, Ahmet Doğan’a ise 10.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve giderler
39. Başvuranlar yerel makamlar ve Mahkeme önündeki işlemlerden kaynaklanan masraf ve giderler için ayrı bir talepte bulunmamıştır. Başvuranlar, Mahkeme tarafından her biri için hükmedilen tazminat miktarının %15’ini avukatlarına ödeyecekleri konusunda anlaştıklarını belirtmiş ve avukat ile mutabık oldukları ve belirtilen şartları içeren ücret anlaşmasının bir kopyasını ibraz etmişlerdir.
40. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
41. Mahkeme, başvuranların iddialarının miktarını belirleyemediklerini ve avukatlarına yapılacak ödeme için avukatın kaç saat çalıştığına dair bir döküm sunamadıklarını belirtir. Başvuranlar aynı zamanda, Mahkeme’ye yaptıkları başvurularında çeviri, posta servisi, kırtasiye ya da sekreterlik ücretleri gibi girdikleri masrafları gösteren herhangi bir bilgi ya da belge sunmamışlardır. Bu nedenle Mahkeme başvuranlara bu başlık altında herhangi bir miktar ödenmesine gerek olmadığı kanaatindedir (Mahkeme İçtüzüğü’nün 60 § 2 maddesi).
C. Gecikme Faizi
42. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yapılan diğer şikâyetlerin kabul edilebilirlik ya da esas bakımından incelenmesine gerek olmadığına;
4. (a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Kürşad Arslan, Dilek Kömpe, Yaşar Çalışkan, Gökhan Topaloğlu ve Olcay Bayraktar’a manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine;
(ii) Ahmet Doğan’a manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 10.000 avro (on bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 10 Temmuz 2018 tarihinde, yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy