AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
MUSTAZAFLAR İLE DAYANIŞMA DERNEĞİ/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 8064/13)
KARAR
STRAZBURG
9 Şubat 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Mustazaflar ile Dayanışma Derneği/Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 19 Ocak 2021 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, bazı Dernek üyelerinin yasa dışı faaliyetlerde bulunmaları nedeniyle suçlandıkları ve Hizbullah yasa dışı örgüt ile bağlantılarının bulunduğu gerekçesiyle, bu suçlara ilişkin davalarda verilen kararların halen kesinleşmemesine rağmen, Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen Mustazaflar ile Dayanışma Derneği olan başvuran Derneğin kapatılmasıyla ilgilidir.
OLAY
2. Söz konusu Dernek Diyarbakır’da 16 Eylül 2004 tarihinde kurulduğunda, başvuran Derneğin kurucuları tarafından belirtilen amaç insan onuru, adalet ve doğa hukuku ilkelerine, ekonomik, sosyal, hukuki, dini ve ahlaki değerlere ve eğitim hakkına aykırı bir şekilde doğal insan haklarını kısıtlayan her türlü fiili engeli kaldırmaktır. Dernek, son genel kurul toplantısını 28 Ekim 2007 tarihinde düzenlemiştir. Dernek Başkanı olay tarihinde, Mehmet Hüseyin Yılmaz idi.
3. Adana Savcılığı, 30 Nisan 2008 tarihinde, Genel Sekreter dâhil olmak üzere, bazı Dernek üyeleri hakkında bir iddianame hazırlamıştır. Diyarbakır Savcılığı, 22 Ağustos 2008 tarihinde, bu iddianameye dayanarak, Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi (“Asliye Hukuk Mahkemesi”) nezdinde Derneğin kapatılmasını talep ettiği “hukuk davası çerçevesinde bir davaname” sunmuştur. Diyarbakır Savcılığı özellikle, bu Derneğin Hizbullah terör örgütüne bağlı olduğunu belirtmekteydi.
Bu davaname’nin ilgili bölümleri şu şekildedir:
“[Adana Savcılığı tarafından] iddianamede, şu unsurlar tespit edilmektedir: Dernek, Hizbullah terör örgütüne bağlıdır. İnzar dergisinin yayımlarından biri şube ve birimler aracılığıyla hedef kitleye dağıtılmaktadır. Dernek tarafından açıklanan amaç, genel olarak mağdurlara, tutuklulara ve yakınlarına yardım etmek olsa bile, bu Dernek [gerçekte] yalnızca Hizbullah terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu bulunan kişilere ve yakınlarına yardım etmektir. Bu unsur, Derneğin kayıtlarından, telekomünikasyon kayıtlarından, gizli gözetim kayıtlarından ve şüphelilerin ifadelerinden anlaşılmaktadır. Şikâyetçi Ş.Ç’nin [evi] 24 Nisan 2007 tarihinde, yağmalanması nedeniyle, Mardin Cumhuriyet Başsavcısı, 2007/1244 dosya numarası altında bu olaylar hakkında bir soruşturma başlatmış ve yağmalamayı yapan faillerin Dernekte [terör] örgütünün üyeleri tarafından sorgulandıkları tespit edilmiştir. Derneğin Konya şubesi Dernek üyesi olan M.S.T.’ye ve Hizbullah terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu bulunan dört arkadaşına adli ve mali bir yardım sağlamıştır. Ayrıca aranan bu örgütün üyeleri de yardım almışlardır. Dernegin Konya [şubesinde] kaçak sigaralar depolanmıştır. Dernek, [terör] örgütün faaliyetlerini [kolaylaştırmak] için Konya’da Tatlıcak bölgesinde Nur adında bir camii inşa etmiş ve bu camiye bir imam göndermiştir. Örgüte üye olma suçundan ve taşınmak için Derneğe ait bir araç kullanan suçundan aranan B.Ç., T.E. ve S.A., Derneğin İstanbul şubesinde 21 Haziran 2006 tarihinde yakalanmışlardır. Terör örgütüne üye olma ve Mersin’de işlenen suç nedeniyle, aranan A.Y., taşınmak için Derneğe ait bir araç kullanmıştır.
Yukarıda belirtilenler ve Mustazaflar ile Dayanışma Derneğinin amacının yasa dışı hale geldiği dikkate alınarak, halk adına (4721 sayılı Kanun) Türk Medeni Kanunu’nun 89. maddesi gereğince, bu Derneğin kapatılması talep edilmektedir.”
4. Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 9 Şubat 2010 tarihinde, savcılığın talebini haklı bulmuş ve Derneğin kapatılmasına karar vermiştir. Somut olayda, kapatma kararının ilgili bölümleri şu şekildedir:
“Adana Savcılığı tarafından 30 Nisan 2008 tarihinde düzenlenen iddianameden, Hizbullah terör örgütüne üye olma suçundan sanık A.T. ve 43 şüpheli hakkında Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi önünde bir dava açıldığı anlaşılmaktadır. İddianamede, faaliyetlerin Hizbullah terör örgütü hakkında yürütülen operasyonlarla azaldığı, bu örgütün kalkınmaya çalıştığı belirtilmektedir. Söz konusu örgüt, Eylül ayının 2004 yılında, toplumun hayatına entegre olmak, tutuklu bulunan üyelerinin ve yakınlarının intiyaçlarını karşılamak, yeni yapıyla belirlenen stratejiye uygun olarak propaganda faaliyetlerini yürütmek ve gelecekteki amaçlarına göre yeni militanlar almak amacıyla, cezaevinden tahliye olan veya hiçbir şekilde yargılanmayan üyeleri ve bu örgütün belirli bir sayıdaki sempatizanlarını bir araya getiren Mustazaflarla Dayanışma Derneği [ekran dernek] adı altında kurulmuştur. Davalı Dernek kurucu üyeleri ve diğer üyeler hakkında yürütülen soruşturmalar, aralarından birçoğunun Hizbullah terör örgütü bünyesinde faaliyet yürütmek suçundan yakalandıklarının, ilgililer hakkında adli işlem başlatıldığının, bu örgütün amacına yönelik bütün faaliyetlerin davalı Derneğin çatısı altında yürütüldüğünün ve Derneğin örgütün temelini oluşturduğunun tespit edilmesine imkân vermiştir. İddianamede, Derneğin kayıtlarında, telekomünikasyon kayıtlarında, gizli gözetim raporlarında ve şüphelilerin ifadelerinde, statülerinde dile getirilenlerin aksine davalı Derneğin yalnızca Hizbullah terör örğütüne üye olma suçundan tutuklu bulanan kişilere ve yakınlarına yardımda bulunduğunun tespit edildiği belirtilmektedir. İddianamede, aşağıdaki faaliyetlerin davalı Derneğe atfedildiği belirtilmektedir. Bir evi yağmalayan faillerin Dernekte [Hizbullah üyeleri tarafından] sorgulanması, M.S.T.’ye ve dört arkadaşına adli ve mali yardım sağlama, aranan kişilere bu terör örgüt üyelerine yardım sağlama, Dernekte kaçak sigaraların muhafaza edilmesi ve Hizbullah terör örgütüne üye olma suçundan 21 Haziran 2006 tarihinde yakalama sırasında B.Ç., T.E. ve S.A.’nın Derneğin İstanbul şubesinde bulunma konusu.”
“(...) [Asliye Hukuk Mahkemesi] Dernek tarafından [gerçekleştirilen] eylemlerin (...) Hizbullah terör örgütünün amaçlarını karşıladığını gözlemlemektedir. Sonuç olarak, Derneğin amacı, 4721 Sayılı Kanun’un 89. maddesi gereğince, yasa dışı hale gelmiştir.”
5. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 15 Aralık 2011 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının kanuna uygun olduğunu tespit ederek onamıştır.
6. Yargıtay, 29 Mart 2012 tarihinde, başvuran Dernek tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiş ve dolayısıyla karar kesinleşmiştir.
7. Hükümet 11 Mayıs 2019 tarihli görüşlerinde, Mahkemeyi başvuran Derneğinin İcra Kurulu Başkanı M.H.Y’nin Hizbullah terör örgütüne üye olma suçundan yakalandığı ve diğer İcra Kurulu Üyeleri A.T. ve M.U.’nun sırasıyla Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi ve 1. Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından bu örgüte üye olmakla suçlu bulundukları ve ayrıca biri yedi yıl diğeri ise on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkûm edildiği konusunda bilgilendirmiştir. Hükümet, bu mahkûmiyet kararlarının tarihlerini bildirmemiştir.
İLGİLİ İÇ HUKUK ÇERÇEVESİ
8. Somut olayda, “Dernek kurma hürriyeti” başlıklı Anayasa’nın 33. maddesinin ilgili bölümleri şu şekildedir:
“(...) Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.”
9. Somut olayda, (4721 sayılı Kanun) Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddelerinde derneklere ilişkin şu şekilde öngörülmektedir:
Madde 85
“Yönetim kurulu, derneğin yürütme ve temsil organıdır; bu görevini kanuna ve dernek tüzüğüne uygun olarak yerine getirir.”
Madde 89
“Derneğin amacı, kanuna veya ahlâka aykırı hâle gelirse; Cumhuriyet savcısının veya bir ilgilinin istemi üzerine mahkeme, derneğin feshine karar verir. Mahkeme, dava sırasında faaliyetten alıkoyma dahil gerekli bütün önlemleri alır.”
hukukî değerlendirmesözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
10. Başvuran Dernek, maruz kaldığı kapatılmadan şikâyet etmektedir. Başvuran Dernek, dernek kurma özgürlüğü hakkının ihlal edildiği kanaatine varmaktadır. Başvuran Dernek, Sözleşme’nin 11. maddesini ileri sürmektedir. Somut olayda Sözleşme’nin 11. maddesinin ilgili bölümleri şu şekildedir:
“1. Herkes; (...) dernek kurmak haklarına sahiptir (...)
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla i sınırlanabilir (...).”
11. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.Kabul edilebilirlik hakkında
12. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların iddiası
13. Başvuran Dernek, iddialarını yinelemektedir. Başvuran Dernek, Hükümetin, kendi üyelerinin yasa dışı faaliyet delili olarak dosyaya eklediği unsurların, yalnızca savcılığın tespitleri olduduğunu, bu faaliyetlerin bazılarının örneğin İnzar dergisinin dağıtımının tamamen yasal olduğunu ve üyelerinin yasa dışı faaliyetlere katılmaları halinde bile, Derneğin değil yalnızca kendi kişisel sorumluluklarını ilgilendiren bireysel faaliyetin söz konusu olduğunu belirtmektedir. Başvuran Dernek, mevcut durumda yasa dışı faaliyet iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle, ilgililerin beraatına karar verildiğini eklemektedir.
Başvuran Dernek, kapatma davasının açılmasından ve ardından bu iddialar hakkında davalar devam ederken kapatma kararının açıklanmasından şikâyet etmektedir.
Başvuran Dernek ayrıca, Hükümet tarafından belirtilen koşulun bu Derneğin bazı yöneticilerinin daha oluşmadan önce mahkûm edilmiş olmalarının hukuki bir argüman olamayacağını değerlendirmektedir. Başvuran Dernek, demokratik bir toplumda mahkûm edilen kişilerin topluma yeniden kazandırılması gerektiği kanaatine varmaktadır.
14. Hükümet, Derneğin, yasa dışı faaliyetleri nedeniyle, bir mahkeme tarafından kapatıldığını iddia etmektedir. Hükümet, Derneğin bazı üyelerinin yargılandığı faaliyetlerin Sözleşme’nin 11. maddesi tarafından korunmadığını zira “barışçıl” olmadığını ve Mahkeme İçtihadına göre Devlet makamlarının, kısıtlama getirilen faaliyetler “şiddete teşvik” unsuru taşıdığında, daha geniş bir takdir yetkisine sahip olduklarını iddia etmektedir. Hükümet dolayısıyla, başvuran Derneğinin, Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında, dernek kurma özgürlüğü hakkını kullanmasında bir müdahalenin bulunmadığı görüşündedir.
Mahkemenin söz konusu hakkın kullanımına gerçekten bir müdahale olduğunu değerlendirmesi durumunda, bu müdahalenin kanun tarafından, özellikle Türk Medeni Kanun’un 89. maddesinde öngörüldüğünü, “meşru bir amaç” izlediğini, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası anlamında, ulusal güvenliğin veya kamu güvenliğinin sağlanması ve belirsizliğin ya da suçun önlenmesi gibi “zorunlu bir sosyal ihtiyacı” karşıladığını iddia etmektedir.
Hükümet, müdahalenin gerekliğiliyle ilgili olarak, başvuran Derneğe ilişkin ulusal makamların tespitlerini ve kararlarını ayrıntılı olarak belirtmekte ve bu Derneğin birçok yöneticisinin daha önce mahkûm edildiğini dile getirmektedir. Hükümet, ulusal mahkemelerin Derneğin faaliyetlerini titizlikle incelediklerini ve kişinin temel haklarının korunması gerekliliği ile kamuoyunun genel menfaat gereklilikleri arasında adil bir denge kurduklarını iddia etmektedir. Hükümet, başvuran Derneğin kapatılmasının keyfi olmadığı, demokratik bir toplumda gerekli olduğu, izlenen meşru amaca orantılı olduğu ve zorunlu sosyal ihtiyacı karşıladığı kanaatine varmaktadır.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
a) Genel ilkeler
15. Mahkeme, Sidiropoulos ve diğerleri/Yunanistan (10 Temmuz 1998, § 40, Karar ve üküm Derlemeleri 1998‑IV) ve Gorzelik ve diğerleri/Polonya ([BD], No. 44158/98, §§ 88-96, AİHM 2004-I) kararlarında, derneklerin çoğulculuğun ve demokrasinin korunması çerçevesinde özel bir rol oynadığını ve dernek kurma özgürlüğü kuralına ilişkin istisnaların da katı bir yorum gerektirdiğini hatırlatmıştır. “Gerekli” kelimesi, “yararlı” veya “uygun” gibi esnek bir ifadeye sahip değildir. Öncelikle, genel menfaat çerçevesinde, belirli bir kısıtlama getirilmesi için "zorunlu bir sosyal ihtiyaç" olup olmadığını değerlendirmek ulusal makamlara aittir. Sözleşme, bu bağlamda söz konusu makamlara belirli bir takdir yetkisi sunuyor ise, bağımsız mahkemeler tarafından verilen kararlar dâhil olmak üzere, gerek kanunu gerekse icra ettiği kararları kapsayan bu makamların değerlendirmeleri Mahkemenin denetimine tabi tutulmaktadır.
Mahkeme denetimini yaptığında, yetkili yerel mahkemelerinin yerine geçmek değil ancak yerel makamlarının takdir yetkisi gereğince, verdikleri kararları Sözleşme’nin 11. maddesi açısından inceleme görevi bulunmaktadır. Davalı Devletin bu yetkisini iyi niyetle, özenle ve makul bir şekilde kullanıp kullanmadığını incelemekle sınırlı kalması gerektiği sonucu çıkmaz. Mahkeme, izlenen meşru amaç ile orantılı" olup olmadığını ve bunu gerekçelendirmek için ulusal makamların dayandığı gerekçelerin "uygun ve yeterli" görünüp görünmediğini belirlemek amacıyla söz konusu müdahaleyi davanın tamamı ışığında değerlendirmelidir. Mahkeme bu nedenle, ulusal makamların, Sözleşme’nin 11. maddesinde öngörülen ilkelere uygun kurallar uyguladıklarından ve bunu ayrıca ilgili olaylara ilişkin kabul edilebilir bir değerlendirmeyi esas alarak yaptıklarından ikna olmalıdır (bk. birçok karar arasında Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya [bD], No. 37553/05, § 143, AİHM 2015 ve Adana TAYAD/Türkiye, No. 59835/10, § 28, 21 Temmuz 2020).
16. Mahkeme, Vona/Macaristan, No. 35943/10, §§ 57 ve 58, AİHM 2013 davasında, kapatılmanın ancak demokratik topluma zarar vermesi durumunda, haklı görülebilecek siyasi partiler ile diğer dernekler ve "sosyal örgütler" arasında bir ayrım meydana getirmiştir. Mahkeme, bu tür örgütlerin kapatılmasının, tıpkı bir siyasi partinin kapatılması gibi "uygun ve yeterli gerekçelerle haklı gösterilmesi gerektiğini" ancak ulusal planda etki yaratma olasılıklarının daha az olduğu bir dernek olması durumunda, “siyasi bir parti” söz konusu olduğunda, önleyici kısıtlamaların haklı gösterilmesinin olduğundan daha zayıf olmasının meşru olduğunu belirtmektedir. Mahkeme, “siyasi bir partinin ve siyasi olmayan bir derneğin demokrasi için aynı önem arz etmediğini” belirterek, yalnızca bir kişinin dernek kurma hakkına getirilen bir kısıtlama gereksiniminin en titiz incelemesini gerçekleştiren ilk hak olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, “bu ayrımın yeterli esneklikle yapılması gerektiğini” belirtmiştir.
b) Somut olayda bu ilkelerin uygulanması
17. Mahkeme öncelikle, yerel mahkemelerin başvuran Derneğin kapatılmasına karar verdiklerini ve bütün dernek faaliyetlerinin gerçekleştirilmesini engelleyen bu Derneğin varlığına dahi son verdiklerini tespit etmektedir. Hükümetin aksine, Mahkeme bu tedbirin, Sözleşme’nin 11. maddesinde güvence altına alındığı şekliyle, ilgilinin dernek kurma özgürlüğü hakkını kullanmasında bir müdahale olarak incelendiğini değerlendirmektedir.
18. Mahkeme ardından, bu müdahalenin, Türk Medeni Kanunu’nun 89. maddesindeki gibi “kanun tarafından öngörüldüğünü” ve başvuran Derneğin bu duruma itiraz etmediğini tespit etmektedir.
19. Taraflar ayrıca, müdahalenin düzenin sağlanmasına ve suçun önlenmesine yönelik olduğu konusuna itiraz etmemektedirler. Mahkeme, farklı bir bakış açısı benimsemek için hiçbir neden görmemektedir.
20. Dolayısıyla, bu müdahalenin “demokratik bir toplumda” gerekli olup olmadığı konusunu belirlemek kalmaktadır. Bu durumun, izlenen meşru amaca orantılı olup olmadığı ve haklı gösterilmesi için yerel mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçelerin uygun ve yeterli olup olmadığı konusunun incelenmesini gerektirmektedir.
21. Mahkeme öncelikle, bir derneğin kayıtsız ve şartsız kapatılmasının, son derece katı bir tedbir olduğunu hatırlatmaktadır (Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği/Türkiye, No. 61353/00, § 32, 10 Ekim 2006, Rhino Derneği ve diğerleri/İsviçre, No. 48848/07, § 62, 11 Ekim 2011, yukarıda belirtilen Vona, § 58, Les Authentiks ve Supras Auteuil 91/Fransa, No. 4696/11 ve 4703/11, § 80, 27 Ekim 2016 ve yukarıda belirtilen Adana TAYAD/Türkiye § 35).
22. Mahkeme ardından, somut olayda Derneğin kapatılma davasının Adana Savcılığı tarafından düzenlenen bir iddianameye dayanarak, Diyarbakır Savcılığının insiyatifi üzerine açıldığını gözlemlemektedir. Diyarbakır Savcılığı, bu iddianameye göre birçok yöneticinin arasında bulunduğu bazı Dernek üyelerinin yasa dışı faaliyerlerde bulunduğunu tespit ederek, Derneğin amacının yasa dışı hale geldiği sonucuna varmıştır.
Mahkeme ayrıca ve özellikle Asliye Hukuk Mahkemesinin Derneğin kapatılmasının, yalnızca dosyada bulunan bilgilere dayanarak karar verdiğini ancak bu mahkemenin esas aldığı ceza davalarının ilk derece mahkemesinde halen derdest olduklarını gözlemlemektedir.
23. Mahkeme, Adana Savcısı tarafından yöneltilen başvuran Derneğin birçok üyesi ve yöneticisi hakkındaki suçlamaların ciddi nitelikte olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesinin Derneğin kapatılmasına karar verdiği sırada, sanıklar hakkında basit suçlamalar söz konusudur ve bu suçlamalara ilişkin olarak, masumiyet karinesi hakkına sahiptirler. İlke olarak, bu türden bir durum, yetkililerin, hukuk yargılamasının ilgili normlarına riayet ederek ve hukuka uygun bir yargılamaya ilişkin güvenceler sunarak, bir derneğin yasa dışı olduğu iddia edilen faaliyetlerde bulunduğunu kanıtlamaya çalışmasını engellememelidir.
24. Mahkeme öte yandan, bir derneğin kayıtsız ve şartsız kapatılmasının üyeleri için önemli sonuçlara neden olan ciddi bir müdahale olduğunun, yalnızca son derece ciddi koşullarda tolere edileceğini ve sonuç olarak Sözleşme’nin 11. maddesinin, Devlete bu türden bir tedbir için ciddi bir gerekçelendirme yükünü zorunlu kıldığını tespit etmektedir (bk. mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), belirtilen atıflarla birlikte Rhino Derneği ve diğerleri, § 62 ve yukarıda belirtilen Adana TAYAD, § 35) Mahkeme dolayısıyla, bu tedbirin somut olayda özellikle gerekçelendirilip gerekçelendirilmediği konusunu incelemelidir.
25. Mahkeme somut olayda, Asliye Hukuk Mahkemesinin ilgililere atfedilen olayların tespit edilip edilmediği ve kapatılma için kanun tarafından gereken koşulların bir araya gelip gelmediği konusunu hiçbir şekilde incelememesi nedeniyle, Derneğin kapatılmasını haklı gösterecek nitelikte ikna edici hiçbir unsur görmemektedir. Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca, Dernek üyeleri veya yöneticileri tarafından yapıldığı iddia edilen eylemlerin, Derneğin kendi sorumluluğunda olup olamayacağı ve hangi ölçüde kapsayabileceği konusunu sorgulamamıştır. Dolayısıyla, yapılan denetimin kapsamının son derece sınırlı olduğunu tespit etmek gerekmektedir.
26. Mahkeme her hâlükârda, Asliye Hukuk Mahkemesinin Derneğin kapatılmasının haklı gösterilmesi için kabul edilebilir ve ikna edici gerekçelere dayanmadığını ve bu durumun başvuran Derneğin, üyelerinin ve daha genel çerçevede insan haklarının geliştirilmesi için çalışan örgütlerin üzerinde caydırıcı bir etkisi olabileceğini tespit etmektedir (bk. yukarıda belirtilen Adana TAYAD/Türkiye, § 36).
27. Sonuç olarak yerel mahkemeler, örneğin para cezası veya sınırlı süreleğine dernek faaliyetlerinin ertelenmesi gibi diğer daha az tedbirleri öngörmemiş ve Hükümet dernek kurma özgürlüğünün özünü zedeleyici bir tedbir olan Derneğin kapatılmasının, yetkililer tarafından izlenen amaçların gerçekleştirilmesi için en uygun tek seçenek olduğunu yeterince göstermemiştir (bk. mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), yukarıda belirtilen Rhino Derneği ve diğerleri, § 65 ve yukarıda belirtilen Adana TAYAD/Türkiye, § 36).
28. Mahkeme sonuç olarak, ulusal makamların ihtilaf konusu tedbiri haklı göstermek için zorlayıcı nedenlerin varlığını tespit etmemeleri nedeniyle, ilgililerin bu bağlamda ağır yükümlülüklerini yerine getirmediklerini değerlendirmektedir.
29. Dolayısıyla, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olduğu kanıtlanmamıştır.
30. Bu unsurlar, somut olayın koşullarında Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılması için yeterlidir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
31. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca:
“ Mahkeme işbu Sözleşme veya Protokollerin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Taraf Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”Tazminat
32. Başvuran Dernek, yöneticilerinin her biri için 20.000 avro (EUR) ve maruz kaldığı kanaatine vardığı maddi zarar olarak üyelerinin her için 10.000 avro (EUR) talep etmektedir.
33. Hükümet, bu talebi kabul etmemektedir.
34. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında hiçbir nedensellik bağı görmemektedir. Mahkeme dolayısıyla, bu bağlamda başvuran Dernek tarafından yapılan talebi reddetmektedir.
35. Manevi zarar ile ilgili olarak, başvuran Dernek yöneticilerinin her biri için 30.000 avro ve üyelerinin her biri için 15.000 avro talep etmektedir.
36. Hükümet, bu talebi kabul etmemektedir.
37. Mahkeme, ihlal tespitinin kendi başına başvuran Dernek tarafından maruz kalınan manevi zarar için yeterli bir adil tazmin sunduğu kanaatine varmaktadır.Masraf ve giderler
38. Başvuran Dernek, masraf ve giderler bağlamında hiçbir talepte bulunmamıştır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE, Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;İhlal tespitinin kendi başına başvuran Dernek tarafından maruz kalınan manevi zarar için yeterli bir adil tazmin sunduğuna;Adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 9 Şubat 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıAleš Pejchal
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy