Olaylar ve Olgular – Başvuranın cihat eğitim kampı kurma planı yapması hakkındaki iddianameyle bağlantılı olarak, Birleşik Devletlerin başvuranın geçici olarak tutuklanmasına yönelik talebinin ardından düzenlenen yakalama emrine dayanılarak, başvuran 2005 yılının Ağustos ayında Birleşik Krallıkta yakalanmıştır. 2006 yılının Mart ayında Dışişleri Bakanlığı başvuranın iade edilmesini emretmiştir. Başvuran Birleşik Krallığın ruh sağlığı yasası uyarınca tutuklanma şartlarını taşıdığından, 2008 yılının Mart ayında yüksek güvenlikli bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine nakledilmiştir. 2011 yılının Kasım ayında Birinci Derece Ruh Sağlığı Mahkemesi başvuranın davasını değerlendirmiş ve başvuranın paranoid şizofreniden muzdarip olduğu ve dolayısıyla kendi sağlığı ve güvenliği için bir sağlık hastanesinde tutulmaya devam etmesinin uygun olduğu sonucuna varmıştır.
Hukuksal Değerlendirme – 3. Madde: Başvuranın Birleşik Devletlere iade edilmesinin Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal edip etmeyeceği, önemli ölçüde başvuranın tutulma koşullarına ve Birleşik Devletlerde erişebileceği tıbbi hizmetlere bağlı olmuştur. Fakat ne duruşma öncesinde, ne de duruşma sonrasında başvuranın hangi tutukluluk merkezi veya merkezlerinde kalacağının kesin olarak bilinmemesi, söz konusu tutukluluk koşullarının değerlendirilmesine engel olmuştur. Özellikle de hakkında çok az bilgi verilmiş olan, yargılama öncesi tutukluluk konusunda bir değerlendirme yapılamamıştır. Başvuranın iade işlemi sırasında tıbbi kayıtlarının Birleşik Devletler makamlarına verilmesine rıza gösterdiği takdirde, başvuranın tutukluluk süresi boyunca nerede kalacağına karar verilirken, ruh sağlığına ilişkin endişelerin dikkate alınacağını belirtmesine rağmen Birleşik Devletler Adalet Bakanlığı, başvuranın nerede tutulacağı veya tutulabileceği hakkında herhangi bir bilgi vermemiştir. Ayrıca başvuranın ne kadar süre tutuklu olarak yargılanacağı da belirlenmemiştir. Başvuran iade edildiği takdirde, temsilcilerinin başvuranın ruhsal rahatsızlığı nedeniyle Birleşik Devletlerde yargılanmaya uygun olmadığını ileri sürme hakkı bulunurdu. Bu durumda bölge yargıcının başvuranın yargılanma ehliyetini değerlendirmesi gerekirdi ve başvuranın yargılanmaya ehil bulunması halinde Temyiz Mahkemesi’ne başvuruda bulunma hakkı bulunurdu. Yargılanma ehliyetine ilişkin değerlendirmenin veya sonraki temyiz aşamasının muhtemel süresi hakkında Mahkeme önünde herhangi bir bilgi mevcut olmamıştır; fakat başvuranın bu haklarını ileri sürmesi durumunda, duruşma öncesi tutukluluk süresinin uzayabileceğini varsaymak makuldür. Son olarak Mahkeme, bölge yargıcının başvuranın yargılanmaya uygun olmadığını saptaması halinde başvuranın karşılaşacağı sonuçlar hakkında herhangi bir bilginin mevcut olmamasını kaygıyla kaydetmiştir.
Mahkeme, başvuranın mahkûm edilmesi halinde, hangi kurumda alıkonulduğuna bakılmaksızın, tıbbi tesislere ve daha da önemlisi, ruh ve sinir sağlığı hizmetlerine erişimi olacağını kabul etmiştir. Doğrusu Mahkeme, Babar Ahmad davasında, Birleşik Devletlerin federal hapishanelerinde verilen psikiyatrik hizmetin, Bay Babar Ahmad’ın tutulduğu hapishanede mevcut olan hizmetten önemli derecede farklı olduğunun belirtilmediğini hatırlatmıştır. Fakat mevcut başvuranın muzdarip olduğu ruhsal rahatsızlığın yeterince ağır olması, başvuranın sıradan hapishaneden yüksek güvenlikli bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine nakledilmesini gerektirmiştir ve tıbbi deliller başvuranın “kendi sağlığı ve güvenliği için” orada kalmaya devam etmesinin uygun olduğuna açıkça işaret etmiştir. Ayrıca, başvuranın yargılanması ve mahkum edilmesi halinde, “oldukça kısıtlayıcı” bir yönetim altında, uzun süreli sosyal tecride maruz kalacağı ADX Florence’ta tutulmayacağının garantisi olmamıştır. Mahkeme, Babar Ahmad davasında ADX Florence’taki koşulların sağlıklı kişiler veya daha hafif ruh sağlığı sorunları bulunan kişiler için 3. maddedeki sınıra ulaştığını kabul etmemiş olsa da, başvuranın davası zihinsel hastalığının ciddiyetinden ötürü ayırt edilebilir olmuştur. Başvuranın davası ayrıca, sınır dışı edilmemiş, fakat hiçbir bağlantısının olmadığı, tutuklu kalacağı ve ailesi ile arkadaşlarından destek alamayacağı bir ülkeye iade edilen Bensaid’in davasından da ayırt edilebilir olmuştur. Dolayısıyla, mevcut tıbbi delillerin ışığında, başvuranın farklı bir ülkeye ve daha kötü ve farklı bir hapishane ortamına iade edilmesi halinde, başvuranın ruhsal ve fiziksel sağlığının önemli ölçüde bozulması sonucuyla karşılaşılma riski mevcut olmuştur ve bu tür bir bozulma 3. madde sınırına ulaşacak mahiyette olmuştur.
Sonuç: iade etme ihlal teşkil eder (oybirliğiyle)
41. Madde: Herhangi bir tazminat talebinde bulunulmamıştır.
(Bk. Babar Ahmad ve Diğerleri / Birleşik Krallık, no.lar 24027/07 et al., 10 Nisan 2012, Bilgi Notu sayı 151; ve Bensaid / Birleşik Krallık, no. 44599/98, 6 Şubat 2001, Bilgi Notu sayı 27)
Full & Egal Universal Law Academy