Asiye Genç/ Türkiye - 24109/07 - 27.01.2015 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar – Başvuran, 31 Mart 2005 tarihinde, sezaryen ameliyatıyla prematüre bir bebek dünyaya getirmiştir. Bebek kısa bir süre sonra solunum güçlüğü çekmeye başlamıştır. Hastanede uygun yenidoğan ünitesi bulunmaması sebebiyle, doktorlar bebeğin 110 km uzaktaki başka bir devlet hastanesine nakledilmesine karar vermişlerdir.
Söz konusu hastane, 1 Nisan 2005 tarihinde gece saat 1:15 sularında, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yer bulunmadığı gerekçesiyle çocuğu hastaneye kabul etmemiştir. Çocuk gece saat 2:00 civarında bir mediko-cerrahi ve doğum merkezine nakledilmiştir. Burada görevli doktor, kuvöz bulunmadığını belirterek ebeveynlerine çocuğu tekrar devlet hastanesine götürmelerini tavsiye etmiştir. Hastaneye vardıklarında, doktorlar yenidoğan ünitesinde yer bulunmadığından çocuğu bir kez daha hastaneye kabul etmemişlerdir. Çocuk daha sonra ambulansta hayatını kaybetmiştir.
Çocuğun ebeveynlerinin, 6 Nisan 2005 tarihinde bulundukları suç duyurusu üzerine iki soruşturma açılmıştır.Sağlık çalışanları hakkında yürütülen ceza soruşturması işlemden kaldırılmıştır. Ayrıca, Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan idari soruşturma ise, çalışanların herhangi bir kusuru bulunmadığından soruşturmaya yer olmadığı gerekçesiyle sonlandırılmıştır.
Hukuki değerlendirme – Madde 2: Bebeğin ilk götürüldüğü devlet hastanesi, başvuranın yeni doğan erkek bebeğinin hastaneye kabul edilmeyip başka bir hastaneye nakledilmesi durumunda yaşamına yönelik olarak ortaya çıkacak riskten habersiz olamazdı. Ne bebeğin sağlık durumunun ciddiyeti ne de tıbbi tedavinin gerekliliği dikkate alınmıştır. Belirtilen riske rağmen, bebeğin nakledilmesi tercih edilmeden önce, söz konusu sağlık çalışanları, bebeğin başka bir hastaneye kabul edileceğini kesin olarak sağlamaya yönelik gerekli tedbirleri almamışlardır. Hastaneler arasındaki koordinasyon eksikliği, yetersiz kaynak gerekçe göstererek bebeği kabul etmeyen farklı birimler arasında devam etmiştir.
Hastaneler arasında koordinasyon sağlanmaması ve başvurulan doktorlardan hiçbirinin bebeğin sorumluluğunu almaması, sadece yer bulunmaması ile gerekçelendirilemez. Söz konusu bölgede yer alan hastanelerdeki araç ve gereçlerin niceliği ve durumu yeterli kabul edilemez. Bu durum Devletin, devlet hastanesi hizmetinin ya da daha genel anlamda sağlık koruma sisteminin uygun bir şekilde düzenlenmesini ve işleyişini yeterli düzeyde sağlamadığını göstermiştir. Uygun yer bulunmaması sadece öngörülmeyen hasta yoğunluğu ile açıklanamaz.
Belirtilen kusurlar nedeniyle, hayatı tehlikede olan prematüre bebek, uygun tedavi görmesi ya da muayene edilmesi umuduyla, ambulansla oradan oraya götürülmüştür. Bebek en sonunda bu koşullar altında ambulansta hayatını kaybetmiştir.
Dolayısıyla, başvuranın oğlu uygun acil tedaviden yoksun bırakıldığından, hastane hizmetindeki kusurların mağduru olarak kabul edilmelidir. Çocuk, kendisine hiçbir tedavi sağlanmadığı için hayatını kaybetmiştir. Bu tür bir durum, bir kişinin hayatını tehlikeye sokacak şekilde tıbbi bakımdan yoksun bırakılma durumunu teşkil etmiştir.
Başvuranın oğlunu tedavi için hastaneye kabul etmeyen çalışanlar hakkında herhangi bir suçlama yada yargılama olmaması, Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca bir sorun ortaya çıkarmıştır. Belirtilen hususun ötesinde, davalı Devletin sağlık hizmetlerinin uygulanması hakkındaki iddialara yönelik adli tepkisinin incelenmesi önemlidir.
Davanın sevk edildiği ulusal yetkililerden, mevcut davada saptanan kusurların,kamu sağlık hizmetinin koşulları ve hastane yönetmelikleriyle uyumlu olup olmadığını ve ne derece uyumlu olduğunu kontrol etmelerini ve gerekirse bu bağlamda sorumluluğu tespit etmelerini beklemek yerindedir. Ancak, yeni doğan bebeklerin acil ünitesine yatırılmalarında ya da yenidoğan servislerinin arasındaki koordinasyonda uygulanan protokollerin nasıl uygulandığının belirlenmesi veya özellikle arızalı kuvözler başta olmak üzere bu hizmetlerde temel olanakların bulunmamasına ilişkin nedenlerin saptanması konusunda hiçbir girişim olmamıştır.
Bu nedenle, yargı sisteminin, yaşanan trajediye tepkisi, bebeğin ölümünün kesin sonuçlarının açıklığa kavuşturulması açısından uygun olmamıştır. Özellikle, yukarıda belirtilen sağlık hizmetinin yönetimindeki kusurlarla ilgili önemli unsurlardan hiçbiri, herhangi bir soruşturmanın konusu olmadığından, soruşturma tamamlanmamıştır.
Sonuç olarak, bebeğin gerekli acil bakımdan yoksun kalmasına neden olan koşullar ile bu bağlamda konuyla ilgili iç soruşturmanın eksik ve yetersiz olması dikkate alındığında, Devletin, başvuranın oğluyla ilgili olarak, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında yer alan yükümlülüklerini yerine getirmediği değerlendirilmiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
Madde 41: manevi tazminat olarak 65.000 avro.
(bk. Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk / Türkiye, 13423/09, 9 Nisan 2013, 162 sayılı Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy