AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ATAÇ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 70607/12)
KARAR
STRAZBURG
17 Aralık 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Ataç / Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 26 Kasım 2019 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Ahmet Ataç’ın (“başvuran”) 14 Eylül 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 70607/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat F. İlkiz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgili şikâyet, 25 Haziran 2018 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, başvurunun kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı çıkmıştır. Mahkeme, Hükümetin itirazını incelemesinin ardından bu itirazı reddetmiştir.
OLAY VE OLGULARDAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1946 doğumludur ve Eskişehir’de ikamet etmektedir. Başvuran, olayların meydana geldiği dönemde, Tepebaşı (Eskişehir) Belediye Başkanı olarak görev yapmaktaydı.
6. Ana muhalefet partisinin üyesi olan başvuran, 22 Mayıs 2011 tarihinde, bu partinin İl Teşkilatı tarafından halka açık olarak düzenlenen, genel seçimlerde parti adaylarının tanıtımına ilişkin toplantıda aşağıdaki konuşmayı yapmıştır.
“(...)
Sevgili dostlar, miting meydanları [toz duman], görüyorsunuz. Artık kimse ne yapacağını anlatmıyor, herkes birbirine cevap veriyor. (Ana muhalefet partisinin lideri) Kılıçdaroğlu’nun dışında. Başbakan’ın zaten kafası iyice karıştı. Ne dediğini bilmiyor, [bana inanın]. (...) Bir gün rahmetli İnönü (Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı), bir başka gün, Türkiye’ye çok büyük emeği olan Süleyman Demirel (Türkiye Cumhuriyeti’nin dokuzuncu Cumhurbaşkanı) ile uğraşıyor, bir başka gün (...) başka birini buluyor. (...) Bu insanlar, bugüne kadar hiçbir şey yapmadılar, her şeyi Tayyip Erdoğan yaptı! Ve son reklamlarda, (...) bilboardlarda da bakıyorsunuz, sanki Türkiye’nin miladı 2002. Tayyip Erdoğan’ın seçildiği tarih hatırlıyorsunuz.
(...)
Eğer Tayyip Erdoğan’ın azıcık bu eski siyasilere hürmeti olsa anasını babasını araştırır. Eğer [eski politikacılar] olmasaydı, rahmetli Atatürk olmasaydı, Tayyip Erdoğan’ın babası kim olacaktı, annesi kim olacaklardı arkadaşlar?
(...) ”
7. Olay tarihinde Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mayıs 2011 tarihinde, başvuranın söz konusu konuşmasının kendisi hakkında hakaret suçu teşkil ettiğini ileri sürerek, ilgili hakkında şikâyette bulunmuştur. Recep Tayyip Erdoğan, özellikle söz konusu konuşmada yer alan şu bölümden şikâyetçi olmuştur:
“ Eğer Tayyip Erdoğan’ın azıcık bu eski siyasilere hürmeti olsa anasını babasını araştırır. Eğer [eski politikacılar] olmasaydı, rahmetli Atatürk olmasaydı, Tayyip Erdoğan’ın babası kim olacaktı, annesi kim olacaklardı arkadaşlar? ”
8. Eskişehir Cumhuriyet Savcısı, 5 Ekim 2011 tarihli iddianameyle, yukarıda belirtilen şikâyette ileri sürülen bu bölümün başvuran tarafından dile getirilmesi nedeniyle, ilgiliyi hakaret suçuyla suçlamıştır.
9. Eskişehir Sulh Ceza Mahkemesi, 5 Nisan 2012 tarihinde, başvuranı kendisine atfedilen suçtan dolayı suçlu bulmuş ve ilgiliyi Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 125. maddesi uyarınca 7.080 Türk lirası (bu tarihte yaklaşık 3.018 avro) adli para cezası ödemeye mahkûm etmiş ve ilgili hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Eskişehir Sulh Ceza Mahkemesi, başvuranın konuşmasının ihtilaf konusu bölümü doğrudan hakaret edici bir ifade içermese bile, şikâyetçinin Başbakan olarak görev yaptığı dikkate alındığında, bu sözlerin ima ettiği anlamın, şikâyetçinin şerefini, haysiyetini, onurunu, toplum içindeki itibarını ve diğer kişiler nezdindeki saygınlığını zedelediği kanısına varmıştır. Dolayısıyla, Eskişehir Sulh Ceza Mahkemesi, başvuranın, savunma ifadelerinde, üzerine atılı suçu işlediğini kabul etmemesine ve hakaret etme niyetinde olmadığını belirtmesine rağmen, başvuranın sözlerinin eleştiri sınırlarını aştığı ve bir kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu oluşturduğu sonucuna varmıştır.
10. Eskişehir Asliye Ceza Mahkemesi, 18 Mayıs 2012 tarihinde, başvuran tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.İLGİLİ İÇ HUKUK KURALARI
11. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5237 sayılı 26 Eylül 2004 tarihli Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” başlıklı 125. maddesinin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“ Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
(...) işlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. ”
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Başvuran, kamuya açık bir gösteri sırasında sarf ettiği sözler nedeniyle bir kamu görevlisine karşı hakaret suçundan dolayı kendisi hakkında açılan ceza davasının, Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunan ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.Kabul Edilebilirlik Hakkında
13. Hükümet, kabul edilemezliğe ilişkin bir itiraz ileri sürmektedir. Hükümet, bu bağlamda, başvuranın ulusal mahkemeler önünde kendi iddialarını sunma imkânına sahip olduğunu, ulusal mahkemelerin davanın koşullarını incelediklerini ve Mahkemenin içtihadına uygun olarak ve ikincillik ilkesi uyarınca, kararlarında keyfi davranmadıklarını ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın iddialarının soyut, kurgusal ve dayanaksız olduğunu belirterek, Mahkemeyi, bu şikâyetin dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir.
14. Başvuran, bu itiraz hakkında herhangi bir görüş bildirmemektedir.
15. Mahkeme, söz konusu itiraz çerçevesinde, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilirliği hakkında değil, esası hakkında inceleme yapılmasını gerektiren sorunların ileri sürüldüğü kanaatine varmaktadır.
16. Mahkeme, öte yandan, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas HakkındaTarafların İddiaları
(a) Başvuran
17. Başvuran, partisinin adaylarının genel seçimlerde tanıtılmasına ilişkin bir toplantı sırasında yaptığı konuşmasının sadece siyasi bir eleştiriden ibaret olduğunu ve bu seçimler bağlamında ifade özgürlüğü hakkını bu konuşma yoluyla kullandığını ileri sürmektedir. Başvurana göre, bir siyasetçi olansözlerinin muhatabının, bu durumda eleştirilere karşı daha hoşgörülü olması gerekmektedir.
18. Başvuran ayrıca, ihtilaf konusu konuşmasında, Başbakan’a ya da annesine hakaret etme niyeti taşımadığını, ancak Mustafa Kemal Atatürk’ün olmaması durumunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulamayacağı ve Türkiye’de bir diğer Devletin egemenliği altında yaşayan bir başka toplumun bulunacağı yönündeki görüşü belirterek, eski politikacılar ve Başbakanlar hakkında dönemin Başbakanı tarafından yapılan eleştirilere cevap verdiğini ileri sürmektedir. Başvuran, kendi ifadesine göre, bir değer yargısı teşkil eden bu görüşü kanıtlamakla yükümlü olmadığını ifade etmektedir.
19. Başvuran, cezaya mahkûm edilerek, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi nedeniyle denetime tabi tutulmasının, kendisi üzerinde caydırıcı bir etki yarattığını ve bir ceza tehdidi oluşturduğunu eklemektedir.
(b) Hükümet
20. Hükümet, somut olayda, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik herhangi bir müdahalenin yapılmadığını belirtmektedir. Hükümet, bir müdahalenin varlığının Mahkeme tarafından kabul edilmesi durumunda, bu müdahalenin Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesiyle öngörüldüğünü ve başkalarının haklarının veya itibarının korunması yönünde meşru amaç izlediğini ileri sürmektedir.
21. Hükümet yine, bir yandan, politikacı ve kamu görevlisi olarak ilgililerin karşılıklı görev ve statülerini ve kendi nazarında, Türk toplumunda yarattığı algı dikkate alındığında nedensiz yere hakaret edici ve karalayıcı olan ve genel menfaate ilişkin herhangi bir tartışmaya katkı sağlamayan ihtilaf konusu ifadelerin içeriğini, başvuran hakkında verilen adli para cezasının kendisine göre makul miktarını ve yine başvuran hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini göz önünde bulundurarak, ulusal mahkemelerin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile karşı tarafın özel hayatına saygı hakkı arasında adil bir denge kurdukları ve diğer yandan, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve izlenen meşru amaçla orantılı olduğu kanaatine varmaktadır.Mahkemenin Değerlendirmesi
22. Mahkeme, somut olayda, bir şehrin Belediye Başkanı ve bir siyasi muhalefet partisinin üyesi olan başvuranın, siyasi partisinin adaylarının tanıtımı amacıyla düzenlenen siyasi bir gösteri sırasında, olay tarihinin Başbakanı’na ilişkin olarak dile getirdiği eleştirici ifadeleri nedeniyle adli para cezasına mahkûm edildiğini ve ilgili hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini kaydetmektedir.
23. Mahkeme, başvuranın bu ifadeler nedeniyle adli para cezasına çarptırılarak, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale oluşturduğu kanaatine varmaktadır (Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000-VI, Dilipak/Türkiye, No. 29680/05, § 51, 15 Eylül 2015, Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, § 26, 17 Nisan 2018, Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 3), No. 8732/11, § 26, 9 Temmuz 2019, veÇamyar/Türkiye (No. 2) [Komite], No. 16899/07, § 59, 10 Ekim 2017 ; ayrıca bk., aksi yönde bir karar için (a contrario), OtegiMondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011).
24. Mahkeme ardından, bu müdahalenin Kanun’la, özellikle Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesiyle öngörüldüğü (yukarıda 10. paragraf) ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından, başkalarının itibarının veya haklarının korunması yönünde meşru bir amaç izlediği hususlarının taraflar arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir.
25. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak, özel hayatın ve ifade özgürlüğünün korunması konusunda kendi içtihadından doğan ve özellikleCouderc ve HachetteFilipacchi Dernekleri/Fransa ([BD], No. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (alıntılar)) ve Tarman/Türkiye (No. 63903/10, §§ 36-38, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır. Mahkeme, başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile karşı tarafın itibarının korunması hakkı arasında ulusal makamlar tarafından kurulan dengenin, kendi içtihadında belirtilen kriterlere uygun olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini değerlendirmek için (yukarıda anılan Tarman kararı, § 38), ulusal hâkim tarafından kabul edilen gerekçeye özellikle dikkat etmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (ibidem, § 40).
26. Mahkeme, mevcut davada, başvuranın, partisinin siyasi bir gösterisi sırasında dönemin Başbakanı ile ilgili sarf ettiği sözlerinde, bilhassa ülkenin eski yöneticileri hakkında dönemin Başbakanı’nın tutum ve eleştirilerinden yakındığını ve “Şayet [eski politikacılar] olmasaydı, rahmetli Atatürk olmasaydı, Tayyip Erdoğan’ın babası kim olacaktı, annesi kim olacaklardı (...)?” şeklinde bir cümleyi ifade ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme ardından, Sulh Ceza Mahkemesi Hâkiminin, 5 Nisan 2012 tarihli kararıyla, başvuran tarafından belirtilen ihtilaf konusu sözlerin ve özellikle yukarıda belirtilen cümlenin Başbakan’ın şerefini, haysiyetini, onurunu, toplum içindeki itibarını ve diğer kişiler nezdindeki saygınlığını zedelediği, eleştiri sınırlarını aştığı ve Başbakan’ın yaptığı görev nedeniyle bir kamu görevlisine karşı hakaret suçu teşkil ettiği kanısına vardığını gözlemlemektedir (yukarıda 9. paragraf).
27. Mahkeme, böylelikle Sulh Ceza Hâkimi tarafından kendi kararında kabul edilen gerekçenin, somut olayda, bu mahkemenin, Mahkemenin içtihadında belirtilen ilgili bütün kriterleri dikkate alarak, başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile karşı tarafın özel hayatına saygı hakkı arasında denge kurulmasına ilişkin yeterli bir inceleme yaptığının tespit edilmesini sağlayacak nitelikte olmadığını belirtmektedir (yukarıda anılan Tarman kararı, § 38). Gerçekte Mahkeme, özellikle ilgililerin politikacı statüsünü, genel seçimlerin bağlamını ve bu mahkûmiyet kararının ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının başvuranın ifade özgürlüğünü kullanmasına yönelik oluşturabileceği caydırıcı etkiyi göz önünde bulundurarak, karşı tarafın özel hayatına saygı hakkının, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına söz konusu mahkûmiyet kararı nedeniyle müdahale edilmesini mevcut dava koşullarında haklı gösterip gösteremeyeceği hususunda, bu kararın tatmin edici bir gerekçe sunmadığı kanaatine varmaktadır.
28. Yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, Mahkeme, mevcut dava koşullarında, ulusal makamların, kendi içtihadında belirtilen kriterlere uygun olarak, söz konusu menfaatler arasında bir denge kurmadıkları kanısına varmaktadır.
29. Dolayısıyla, Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
30. Başvuran, herhangi bir adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağın ödenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 17 Aralık 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy