AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ATÇA VE ÇELEBİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 25280/19 ve 36151/19)
KARAR
STRAZBURG
13 Mayıs 2025
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Atça ve Çelebi / Türkiye davasında,
Başkan,
Péter Paczolay,
Hâkimler,
Stéphane Pisani,
Juha Lavapuro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Ekli tabloda yer alan başvuranlar (“başvuranlar”) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine, çeşitli tarihlerde yapılmış olan başvuruları;
Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 4. maddesi kapsamında aramanın hukuka aykırılığına ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığı iddiasına ilişkin şikâyetlerin, ve Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında başvuranların özel konutlarında yapılan aramanın hukuka aykırılığına ilişkin şikâyetlerin söz konusu zamanda kendi görevlileri olan Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını ve başvuruların geri kalanının kabul edilemez olduğuna ilişkin kararı;
tarafların beyanlarını;
Hükümetin başvuruların bir Komite tarafından incelenmesine yönelik itirazının reddedilmesi kararını dikkate alarak,
22 Nisan 2025 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvurular esas olarak, başvuranların, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişiminin ardından, Türk makamları tarafından Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (bundan böyle “FETÖ/PDY” olarak anılacaktır) olarak tanımlanan ve söz konusu darbe girişiminin arkasında olduğu düşünülen silahlı terör örgütüne üye oldukları şüphesiyle yakalanmaları ve tutuklanmalarının yanı sıra başvuranların aileleriyle birlikte yaşadıkları evlerin, yakalanmalarından önce, polis memurları tarafından aranmasına ilişkindir.
2. Başvuranlar yargı mensubu olarak görev almışlardır: 25280/19 numaralı başvuran (“birinci başvuran”) savcıydı ve 36151/19 numaralı başvuran (“ikinci başvuran”) hâkimdi. Söz konusu dönemde her iki başvuran da 2802 sayılı Hâkim ve Savcılar Kanunu’na tabiydi.
3. İlk başvuranın evi, 16 Temmuz 2016 tarihinde Ceyhan Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen arama emri doğrultusunda, polis memurları tarafından aranmıştır. Polis memurları, arama esnasında, bazı eşya ve belgelere el koymuştur. İlk başvuran 17 Temmuz 2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Sulh Ceza Mahkemesi, aynı gün, soruşturma dosyasına erişime yönelik kısıtlama kararı vermiştir.
4. İkinci başvuranın evi, 17 Temmuz 2016 tarihinde Hatay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından verilen arama emri doğrultusunda aranmıştır. Polis memurları, arama esnasında, bazı eşya ve belgelere el koymuştur. Ertesi gün, ikinci başvuran gözaltına alınmıştır.
5. Akabinde başvuranlar, sulh ceza mahkemesinin yanı sıra savcılık tarafından sorgulanmıştır. Söz konusu sorgulamalar esnasında başvuranların avukatları da hazır bulunmuştur. Başvuranlara, yakalanmaları ve tutuklanmalarına esas teşkil eden deliller hakkında sorular yöneltilmiştir. Özellikle, bazı tanık ifadelerine ilişkin sorular sorulmuş ve karşı beyanda bulunmaları için fırsat verilmiştir.
6. Sorgulamaların ardından birinci başvuran 20 Temmuz 2016 tarihinde hükmedilen adli kontrol tedbirleriyle (ev hapsi) tahliye edilirken ikinci başvuran yurt dışı yasağı adli kontrol tedbiriyle 19 Temmuz 2016 tarihinde tahliye edilmiştir. İkinci başvurana yönelik soruşturmaya ilişkin olarak, 20 Temmuz 2016 tarihinde Sulh Ceza Mahkemesi dosyaya erişime ilişkin kısıtlama getirmiştir.
7. Akabinde başvuranlar, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurularda bulunmuşlardır. Anayasa Mahkemesi, çeşitli gerekçelerle söz konusu şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, özellikle, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi kapsamındaki hukuk yoluna atıfta bulunarak, birinci başvuranın Sözleşme’nin 5 § 1 ve 8. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğunu ve Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin ise açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ilan etmiştir. Ayrıca, diğer hususların yanı sıra, ikinci başvuranın Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 4 ve 8. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerini, özet olarak, kabul edilebilirlik kriterlerine uymadığından dolayı kabul edilemez ilan etmiştir.
8. Taraflarca verilen son bilgiler doğrultusunda başvuranlar, haklarındaki suçlamalardan beraat etmişlerdir.
9. 2802 sayılı Kanun’un 88. maddesi, ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında, hâkim ve savcıların konutları ve üzerlerinin aranmasını yasaklamaktadır (söz konusu hükmün lafzı için bk., Baş / Türkiye, no. 66448/17, § 67, 3 Mart 2020).
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ10. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, bunları tek bir kararda müştereken incelemeyi uygun görmektedir.
SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA11. Sözleşme’nin 5 § 4. maddesine dayanarak başvuranlar, soruşturma dosyalarına erişime getirilen kısıtlamalardan dolayı özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarına usulüne uygun şekilde itiraz edemediklerini ileri sürmüşlerdir.
12. Mahkeme, Atilla Taş / Türkiye (no. 72/17, §§ 149-53, 19 Ocak 2021) kararına atıfta bulunarak, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında, tutukluluğa karşı itirazı inceleyen mahkeme nezdinde yürütülen yargılamaların çekişmeli olması ve taraflar arasında, diğer bir ifadeyle savcı ile tutuklu arasında, silahların eşitliği ilkesinin her daim sağlanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Müvekkilinin tutukluluğunun hukuka uygunluğuna etkili bir şekilde itiraz etmek için gerekli olan soruşturma dosyasındaki belgelere avukatın erişiminin engellenmesi hâlinde silahların eşitliği sağlanamaz. Dolayısıyla, deliller hakkında yeterli bilgiye sahip olmak, tutukluluğun hukuka uygunluğuna etkili bir şekilde itiraz edilebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
13. Mevcut davada Mahkeme, birinci başvuran gözaltında tutulduğu esnada soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlandığını, akabinde mahkeme kararıyla ev hapsi verildiğini kaydetmektedir. 5 § 4. maddenin söz konusu yargılamalara uygulanabilir olduğu varsayılsa bile, Mahkeme, birinci başvuranın avukatları eşliğinde sorgulandığını gözlemlemektedir. İlk başvurana, ifade tutanaklarında da yer aldığı üzere, tanık ifadeleri başta olmak üzere delillere ilişkin sorular yöneltilmiştir (bk. yukarıda 5. paragraf). Mahkeme, başvuranın, özgürlüğünden mahrum bırakılmasına yol açan deliller hakkında, bu delillerin hukuka uygunluğuna etkili bir şekilde itiraz edebilmek için yeterince bilgilendirildiğini ve söz konusu delilleri tartışma ve karşı beyanda bulunma fırsatına sahip olduğunu not eder (bk. Ceviz / Türkiye, no. 8140/08, § 43, 17 Temmuz 2012 ve yukarıda anılan Atilla Taş, § 153). Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemezdir ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
14. İkinci başvurana ilişkin olarak, tahliyesinin hemen ardından, yerel mahkemeler tarafından soruşturma dosyasına erişimine kısıtlama getirilmiştir (bk. yukarıda 6. paragraf). Dolayısıyla 5 § 4. madde soruşturma dosyasına erişimine getirilen kısıtlamaya ilişkin şikâyeti açısından uygulanabilir değildir ve başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmadığı gerekçesiyle reddedilmelidir.
SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA15. Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak başvuranlar, özel konutlarının hukuka aykırı şekilde arandığı iddiasıyla şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar özellikle, aramaların, 2802 sayılı Kanun hükümleriyle düzenlendiği üzere, hâkim ve savcılara ilişkin belirli hükümlere aykırı olarak gerçekleştirildiğini öne sürmüşlerdir.
16. Hükümet Mahkemeyi iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyetleri kabul edilemez bulmaya davet etmiştir. Hükümet özellikle, başvuranların, aramanın ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilmesi hâlinde tazminat talebinde bulunulabileceğini öngören CMK’nın 141 § 1 (i) maddesi kapsamındaki telafi edici hukuk yolunu kullanmadıklarını belirtmiştir (söz konusu hükmün lafzı için bk. Tercan / Türkiye, no. 6158/18, § 64, 29 Haziran 2021). Mahkeme, benzer şikâyetlerin hâlihazırda Türkiye aleyhindeki diğer davalarda reddedilmiş olduğunu kaydeder (bk. örneğin Budak / Türkiye, no. 69762/12, §§ 39-48, 16 Şubat 2021 ve yukarıda anılan Tercan, §§ 190-95) ve somut davada bu tespitlerden ayrılmayı gerektirecek bir neden bulunmadığı kanısındadır.
17. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesini karşılamadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
18. Mahkeme, başvuranların, suçüstü hâlleri dışında evlerinde arama yapılamayacağını ve davalarında bu tür bir durumun söz konusu olmadığını öne sürerek esasen 2802 sayılı Kanun’un 88. maddesine (bk. yukarıda 9. paragraf) atıfta bulunduklarını gözlemlemektedir. Başvuranlar, 2802 sayılı Kanun hükümlerinin niteliği ve öngörülebilirliğine ilişkin şikâyette bulunmamış veya bu yönde bir argüman sunmamışlardır. Fakat, ilgili hükümlerin davalarında uygulanabilir olduğunu ileri sürmüşlerdir.
19. Hükümet, 2802 sayılı Kanun’un uygulanabilirliğine itiraz etmemektedir. Hükümet, terör örgütü üyeliğinin mütemadi bir suç olmasından dolayı suçüstü hâlinin mevcut olduğunu iddia ederek, aramaların söz konusu Kanun’un 88. maddesinin yanı sıra genel hükümler uyarınca gerçekleştirildiğini öne sürmüştür.
20. Mahkeme, başvuranların aile konutlarında, cezai bir soruşturma çerçevesinde, arama yapılması ve aramayı gerçekleştiren yetkili makamlar tarafından çeşitli eşya ve belgelere el konulmasından (bk. yukarıda 3 ve 4. paragraflar) dolayı başvuranların konuta saygı haklarına müdahalede bulunulduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla, söz konusu müdahalenin Sözleşme’nin 8/2 maddesi kapsamında gerekçelendirilip gerekçelendirilmediğini, diğer bir deyişle, “kanuna uygun olup olmadığını”, ilgili paragrafta düzenlenen meşru amaçlardan biri veya birden çoğunu izleyip izlemediğini ve bu amaç veya amaçları gerçekleştirmek için “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını” belirlemek elzemdir.
21. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin özünün, söz konusu aramanın, ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında hâkim ve savcıların üzerlerinin ve konutlarının aranmasını yasaklayan 2802 sayılı Kanun’un 88. madde hükümleriyle bağdaşmamasına ilişkin olduğunu kaydeder.
22. Dolayısıyla temel hukuki sorun, genel hükümlerin uygulanmasına yol açan suçüstü hâlinin söz konusu olup olmadığıdır. Mahkeme, sulh ceza hâkimlerine ilişkin benzer davalarda, devam eden cezai bir eylemin herhangi bir mevcut olgusal unsurunu veya başka herhangi bir göstergeyi ortaya koymaya gerek olmaksızın, yalnızca suç örgütü üyeliğini kapsayacak şekilde, “suçüstü hâlleri” kavramının Türk yetkili makamları tarafından geniş bir şekilde yorumlanıp uygulandığını tespit ettiğini ifade etmiştir (bk. yukarıda anılan Baş, §§ 145‑58). Hükümet tarafından karşı argümanların sunulmaması hâlinde, Mahkeme, mevcut davada önceki bulgularından ayrılmayı gerektirecek bir sebep bulamamaktadır.
23. Mahkeme, 2802 sayılı Kanun’un 88. madde hükümlerinin açık ve öngörülebilir olmasına rağmen suçüstü hâli kavramının yerel makamlar tarafından yorumlanması ve uygulanmasının -ve sonuç olarak genel hükümlerin uygulanmasının- davanın koşulları altında öngörülebilir olmadığı kanaatine varmaktadır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Tercan, §§ 200-01). Dolayısıyla Mahkeme, şikâyet konusu tedbirin Sözleşme’nin 8. maddesi anlamı dâhilinde “hukuka uygun” olmadığı sonucuna varmaktadır.
24. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlâl edilmiştir.
DİĞER ŞİKÂYETLER25. Başvuranlar ayrıca, şikâyetlerini detaylı bir şekilde ifade ettikleri belirli bir argüman ileri sürmeksizin, Sözleşme’nin 5 § 1. maddesi kapsamında, kendilerine yönelik adli kontrol tedbirlerinin iç hukuk hükümlerini ihlal ettiğine yönelik şikâyette bulunmuşlardır.
26. Mahkeme, elindeki tüm materyaller ışığında ve şikâyet edilen hususların yetki alanına girdiği ölçüde, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 34 ve 35. maddesinde belirtilen kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığı ya da Sözleşme veya Protokollerinde yer alan hak ve özgürlükler açısından herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığı kanaatindedir.
27. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
28. Birinci başvuran 25.000 avro ve ikinci başvuran 10.000 avro olmak üzere başvuranlar, manevi zarara ilişkin olarak çeşitli miktarlarda tazminat talep etmişlerdir: İkinci başvuran ayrıca maddi tazminat olarak 10.000 avro talep etmiştir. Başvuranlar ayrıca, masraf ve giderler için belirli miktarlar talep etmişlerdir: Avukatlara ödenecek mahkeme masrafları için birinci başvuran 1000 avro ve ikinci başvuran 6000 avro. Birinci başvuran, Türkiye Barolar Birliği asgari ücret tarifesinin yanı sıra avukatlık ücretlerini ödediğine ilişkin fatura sunmuştur. İkinci başvuran ise, İstanbul Barolar Birliğinin ücret tarifesine atıfta bulunmuş ve taleplerine ilişkin destekleyici başka herhangi bir belge sunmamıştır.
29. Hükümet, bu talepleri dayanaksız ve aşırı bularak itiraz etmiştir.
30. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmakta ve bu nedenle ikinci başvuran tarafından bu bağlamda öne sürülen söz konusu talebi reddetmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme, manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, başvuranların her birine 2.000 avro ödenmesine hükmetmektedir.
31. Masraf ve giderlere ilişkin olarak ve önündeki belgeleri göz önünde bulundurarak Mahkeme, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmak üzere, birinci başvurana talep ettiği miktarın tamamının (1000 avro) ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Mahkeme ikinci başvuranın masraf ve giderlere yönelik talebini, destekleyici belge sunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvuruların birleştirilmesine; Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna ve başvuruların geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna; Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Her bir başvurana, manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine;
(ii) Birinci başvurana (başvuru no. 25280/19), masraf ve giderler için, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 13 Mayıs 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Péter Paczolay
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Ek
Dava listesi
Sıra No.
Başvuru no.
Dava Adı
Dava Tarihi
Başvuran Doğum Yılı
İkamet Adresi
Uyruğu
Temsilcisi
1.
25280/19
Atça / Türkiye
25/04/2019
Hülya ATÇA
1982
Burdur
T.C.
Ahmet KARAHAN
2.
36151/19
Çelebi / Türkiye
31/05/2019
Emine Selma ÇELEBİ
1978
Van
T.C.
Regaip DEMİR