AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
AVCI VE DERELİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 2553/09)
KARAR
STRAZBURG
23 Ekim 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Avcı ve Dereli/Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
2 Ekim 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Kenan Avcı ve Veysi Dereli (“başvuranlar”) adlı iki Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 24 Aralık 2008 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan başvuru (no. 2553/09) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukat F. Çelik tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 11 Aralık 2009 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme Hükümetin itirazını değerlendirdikten sonra reddetmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla 1980 ve 1986 tarihlerinde doğmuşlardır. Başvuru yapıldığı sırada, başvuranlar Tekirdağ F-tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
6. Başvuranlar 28 ve 29 Ekim 2005 tarihlerinde terör örgütü üyeliği şüphesiyle yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
7. Başvuranlar 31 Ekim 2005 tarihinde, tutuklanmalarına karar veren İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi önüne çıkarılmışlardır.
8. İstanbul Cumhuriyet Savcısı 23 Aralık 2005 tarihinde, başvuranlar aleyhinde bir iddianame hazırlamış ve diğerlerinin yanı sıra, bu kişileri terör örgütüne üyelik ve yasa dışı patlayıcı madde bulundurmakla suçlamıştır.
9. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 26 Aralık 2005 tarihinde tensip duruşması düzenlemiş ve başvuranların tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
10. Yargılamalar boyunca, yargılamayı yürüten mahkeme başvuranların tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Duruşmalar arasında, yerel mahkeme re’sen başvuranların tutukluluğunu, dava dosyası temelinde, bir aylık düzenli aralıklarla incelemiş ve tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
11. Yargılamayı yürüten mahkeme, 13 Ekim 2008 tarihinde yapılan duruşmanın sonunda bir kez daha başvuranların tutukluluğunun devam etmesine karar vermiştir. Başvuranların avukatı söz konusu duruşmada hazır bulunmasına rağmen, başvuranlar cezaevinden mahkemeye getirilmemişlerdir. Ardından, başvuranların avukatı, 13 Ekim 2008 tarihli karara itiraz etmiştir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Kasım 2008 tarihinde sözlü duruşma yapmaksızın ve başvuranlara veya temsilcisine bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcısının yazılı mütalaasına dayanarak itirazı reddetmiştir.
12. Yerel mahkeme 23 Aralık 2009 tarihinde, başvuranların mahkûmiyetlerine karar vermiş ve hapis cezasına hükmetmiştir. Yerel mahkeme ayrıca, birinci başvuranın tutukluluğunun devam etmesine, ikinci başvuranın ise serbest bırakılmasına karar vermiştir.
13. Yargıtay 24 Mart 2011 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
14. İlgili iç hukuk ve uygulamaya ilişkin açıklamalar Altınok/Türkiye (no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011), ve Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) davalarında mevcuttur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanarak, tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğundan ve yerel mahkemelerin, tutukluluklarının devamına karar verilmesini haklı çıkaracak ilgili ve yeterli sebepler sunmadan tutukluluklarının uzatılmasına ilişkin karar kurmasından şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında, tutukluluk sürelerinin aşırı olması sebebiyle masumiyet karinesi haklarının ihlal edildiği konusunda şikâyette bulunmuşlardır.
16. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin esas olarak yargılama öncesi tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili olması nedeniyle şikâyetleri sadece Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi yönünden incelemenin daha uygun olduğu kanaatindedir (bk. Can/Türkiye (k.k.), no. 6644/08, 14 Nisan 2009).
17. Başvuru 11 Aralık 2009 tarihinde, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 2 (b) maddesi uyarınca, davalı Hükümete tebliğ edilmiştir. Hükümet, davanın kabul edilebilirliği ve esasları üzerine yazılı görüşlerini ibraz etmeye davet edilmiştir.
18. Hükümetin talebi üzerine Mahkeme, 14 Nisan 2010 tarihinde Hükümetin görüşlerini ibraz etmesi için verilen zaman süresini 21 Mayıs 2010 tarihine kadar uzatmaya karar vermiştir. Hükümet, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolunun tüketilmemesiyle ilgili ilk itirazı dâhil olmak üzere kendilerine verilen zaman sınırı dışında, görüşlerini ibraz etmiştir. Hükümet, 21 Haziran 2010 tarihli yazıyla, Bölüm Başkanının yukarıda anılan görüşleri dosyaya dâhil etmediği konusunda bilgilendirilmiştir. Bu doğrultuda, Hükümetin hukuk yolunun tüketilmemesiyle ilgili itirazı sunmasına izin verilmemiştir.
19. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
20. Şikâyetin esasları konusunda, Mahkeme, başvuranların tutukluluklarının sırasıyla 28 ve 29 Ekim 2005 tarihinde yakalanmaları ile başladığını ve 23 Aralık 2009 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet kararı ile sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, başvuranlar dört yıl, bir ay ve yirmi beş gün boyunca tutuklu kalmışlardır.
21. Mahkeme, yargılama öncesi tutukluluk sürelerinin karşılaştırılmasıyla tutukluluk süresinin makul olmadığının tespit edilmesiyle ilgili davalarda birçok kez Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bk., örneğin, Tutar/Türkiye, no. 11798/03, § 20, 10 Ekim 2006 ve Cahit Demirel/Türkiye, no. 18623/03, § 28, 7 Temmuz 2009). Elinde bulunan bilgi ve belgeler ışığında ve konuya ilişkin yerleşik içtihat göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, somut davada başvuranların tutukluluk sürelerinin aşırı uzun olduğunu tespit etmiştir.
22. Buna göre, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi ihlâl edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
23. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 4 ve 13. maddelerine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluklarının incelendiği sırada mahkeme huzuruna çıkamadıklarından şikâyetçi olmuşlardır. Sözleşme’nin aynı maddesi kapsamında başvuranlar itirazlarını itiraz mahkemesinin kendilerine veya temsilcilerine bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcısının mütalaasına dayanarak reddettiğini iddia etmişlerdir.
24. Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamındaki şikâyetinin, söz konusu hususta özel bir hüküm olan (lex specialis), Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi yönünden incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bk. Doğan ve Kalın/Türkiye, no. 1651/05, § 15, 21 Aralık 2010).
A. Başvuranların itirazlarını inceleyen itiraz mahkemesi önüne çıkarılmamalarına ilişkin şikâyetler
25. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, tutukluluklarının hukuka uygunluğu inceleyen mahkeme önüne uzun bir süre boyunca çıkamadıklarından şikâyetçi olmuşlardır.
26. Mahkeme, daha önce Erişen ve Diğerleri/Türkiye (no. 7067/06, 3 Nisan 2012) ve Karaosmanoğlu ve Özden/Türkiye (no. 4807/08, 17 Haziran 2014) davalarında benzer şikâyetleri incelediğini ve tutukluluğun incelemesi sırasında mahkeme önüne çıkarılmama sebebiyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğini kaydetmektedir. Mahkeme kararlarında, tutukluluğun hukuka uygunluğunu inceleyen mahkeme önüne iki ay boyunca, yani yetmiş dört gün boyunca, (bk., Erişen ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 53) ve beş aydan fazla bir süre boyunca çıkılmamasının (bk., Karaosmanoğlu ve Özden, yukarıda anılan, § 76) Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinde öngörülen düzenli aralıklarla duruşma yapma gerekliliğini ihlal ettiğine karar vermiştir (ayrıca bk. Koçhan/ Türkiye, no. 3512/11, § 28‑32, 30 Ocak 2018).
27. Somut davanın koşullarına gelince, Mahkeme, başvuranların 30 Nisan 2008 tarihinde yapılan duruşmada bulunduğunu ve daha sonra 21 Kasım 2008 tarihinde yapılan bir sonraki duruşmaya kadar altı aydan fazla bir süre mahkeme önüne çıkarılmadıklarını kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranların 17 Ekim 2008 tarihinde tutukluluklarına itirazda bulunmuş olmalarına rağmen bu süre zarfında söz konusu şikâyetler yerel mahkeme tarafından duruşma yapılmadan incelenmiştir (bk. yukarıda 11. paragraf). Dolayısıyla Mahkeme, yukarıda belirtilen kararlarda yer alan tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir durum görmemektedir ve başvuranların tahliye taleplerini inceleyen mahkemeler önüne altı aydan fazla bir süre boyunca çıkarılmamalarının, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi öngörülen düzenli aralıklarla duruşma yapma gerekliliği ile bağdaşmadığı kanaatindedir (ayrıca bk., yukarıda anılan, Koçhan, § 28‑32).
28. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ihlal edilmiştir.
B. Cumhuriyet savcısının mütalaasının bildirilmemesine ilişkin olarak
29. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutukluluklarının hukuka uygunluğuna itiraz edebilecekleri etkili bir başvuru yolu olmadığından şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, kendilerine veya avukatlarına bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcısının mütalaasına dayanılarak itiraz mahkemesi tarafından itirazlarının reddedilmesi nedeniyle, etkili bir hukuk yoluna başvurma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
30. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
31. Başvuranların şikâyeti esasına ilişkin olarak Mahkeme davanın, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edilmiş olduğunu tespit ettiği Altınok/Türkiye (no. 31610/08, §§ 57-61, 29 Kasım 2011) davasına benzer konuları gündeme getirdiğini kaydetmektedir. Bu tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmamaktadır.
32. Buna göre Mahkeme somut davada, başvuranların tutukluluklarının yasaya uygunluğuna dair inceleme bağlamında, Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuranlara veya avukatlarına bildirilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 5 § 5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
33. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamında, tazminat hakkından mahrum bırakıldıklarıyla ilgili şikâyette bulunmuşlardır.
34. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
35. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasının, 1.,2., 3., veya 4. fıkralarına aykırı bir şekilde gerçekleşen özgürlüklerden mahrum bırakılmaların tazminat türünden bir hukuk yolu gerektirdiğini hatırlatır (bk. Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A no. 185-A). Bu tazminat hakkı, 5. maddenin söz konusu fıkralarından birinin ihlal edildiğinin ya bir yerel makamca ya da Mahkemece tespit edilmiş olması koşuluna dayanmaktadır.
36. Mahkeme bu bağlamda, başvuranların tutukluluklarının hukuka uygunluğunun incelendiği yargılamalar kapsamında, başvuranların söz konusu durumla ilgili itirazda bulunabilmek için yargılamalarda mahkeme önüne çıkamamalarının ve Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuranlara veya avukatlarına bildirilmemesinin, somut davada başvuranların tutukluluklarının yasallığına itiraz edebilmeleri için etkin iç hukuk yolu bulma haklarını ve tutuksuz yargılanma haklarını ihlal ettiğini kaydetmektedir.
37. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.
IV. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
38. Başvuranlar, haklarındaki yargılamaların uzunluğunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde düzenlenen “makul süre” koşuluyla bağdaşmadığı konusunda şikâyette bulunmuşlardır.
39. Hükümet 10 Nisan 2018 tarihli görüşlerinde, yargılamaların uzunluğuyla ilgili başvuruların incelenmesi için 6384 sayılı Kanun uyarınca Tazminat Komisyonunun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmesi için başvuranların Tazminat Komisyonuna başvurması gerektiğini belirtmiştir.
40. Mahkeme, Hükümet tarafından da ortaya konulduğu üzere, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) başvurusunda pilot karar usulünün uygulanmasını müteakip Türkiye’de bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Ardından Mahkeme, Turgut ve Diğerleri ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasında vermiş olduğu kararda, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir. Bu kararı verirken Mahkeme özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazmin imkânı sunabildiğini değerlendirmiştir.
41. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasındaki kararında, yeni hukuk yolunun uygulanmasından önce Hükümete tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları, normal usul uyarınca inceleyebileceğini vurguladığını belirtmiştir.
42. Ancak Mahkeme, Hükümetin başvuranların 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmalarına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir.
43. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
V. SÖZLEŞME’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
44. Başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca, iç hukukta, yargılamaların aşırı uzunluğuna itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
45. Mahkeme, 6384 sayılı Kanun ile oluşturulan Tazminat Komisyonunun, Sözleşmenin 6 § 1 maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda yargılamaların uzunluğu hakkında şikâyette bulunmak için Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında başvuranlara bir hukuk yolu sunduğunu hatırlatır (bk. yukarıda anılan, Turgut ve Diğerleri, §§ 59-60).
46. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
VI. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
47. Başvuranların her biri 10.000 avro manevi tazminat talep etmiştir.
48. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
49. Mahkeme, yukarıda anılan hakların ihlal edilmesi nedeniyle başvuranların manevi zarara uğramış olduğu kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, manevi tazminat olarak başvuranların her birine 4.750 avro ödenmesini uygun bulmaktadır.
B. Masraflar ve giderler
50. Başvuranlar avukatlık ücretleri için 7.080 Türk lirası (TL) (yaklaşık 1.300 avro) ve Mahkeme önünde oluşan kırtasiye malzemeleri, fotokopi ve tercüme hizmetleri gibi masrafları için 1.000 TL (yaklaşık 190 avro) talep etmişlerdir. Bu bağlamda, avukatlık ücreti ile ilgili olarak bir makbuz sunmuşlardır.
51. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
52. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada, başvuranların avukatı, bu iddiayı destekleyen ve yasal bir ücret sözleşmesi olan iki tane makbuz sunmuştur. Bu makbuzlar başvuranların avukatına ödenecek ücretlerle ilişkilidir. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, tüm başlıklar altındaki masrafları karşılamak üzere 1.000 avro ödenmesini uygun bulmuştur.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuranların Sözleşme’nin 5 §§ 3, 4 ve 5 maddesi kapsamındaki, tutukluluğun uzunluğu, başvuranların devam eden tutukluluklarının hukuka uygunluğuna itiraz etmek için yargılamalar sırasında mahkeme önüne çıkartılmamaları, Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuranlara veya avukatlarına bildirilmemesi ve buna ilişkin olarak tazminat verilmemesine dair şikâyetlerinin kabul edilebilir, başvurunun geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
2. Başvuranların tutukluluğunun uzunluğu dolayısıyla Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuranların devam eden tutukluluklarının hukuka uygunluğuna itiraz etmek için yargılamalar sırasında mahkeme önüne çıkartılmamaları ile Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuranlara veya avukatlarına bildirilmemesi sebebiyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğine;
5. (a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Başvuranların her birine manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 4.750 avro (dörtbinyediyüzelli avro);
(ii) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 23 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy