AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
AVCI / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 18377/11)
KARAR
STRAZBURG
27 Nisan 2021
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Avcı / Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine bir Türk vatandaşı olan Murat Avcı’nın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 21 Şubat 2011 tarihinde yapmış olduğu başvuruyu (no. 18377/11),
İfade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi kararını ve tarafların görüşlerini dikkate alarak;
30 Mart 2021 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Dava temel olarak başvuranın, terör örgütü PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) tutuklu bulunan liderinden bahsederken saygı ifadesi olan “sayın” ifadesini kullanması nedeniyle mahkûm edilmesiyle ilgilidir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanmıştır.
OLAYLAR
2. Başvuran 1979 doğumlu olup, Siirt’de ikamet etmektedir. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı olarak görev yapan Avukat M. Beştaş tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
5. Olay tarihinde, başvuran, DTP’nin (Demokratik Toplum Partisi) Siirt il başkanıdır.
6. Başvuran 19 Mart 2006 tarihinde bir terör örgütünü övdüğü iddia edilen bir konuşma yapmıştır. Sonrasında, başvuran hakkında 15 Mayıs 2006 tarihinde ceza yargılamaları başlatılmıştır. Başvuran, 21 Şubat 2008 tarihinde Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 220 § 6 ile 314. maddesinde yer verilen örgüte üye olmamakla birlikte terör örgütü adına suç işleme suçunu işlemekten suçlu bulunmuştur. Yargıtay, 11 Ekim 2010 tarihinde, başvuranın bu bağlamdaki mahkûmiyetini bozmuştur. Sonrasında, ceza yargılamaları Siirt Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde devam etmiş ve başvuran 18 Eylül 2017 tarihinde aleyhine yöneltilen suçlamalardan beraat etmiştir. Söz konusu karar, 26 Eylül 2017 tarihinde kesinleşmiştir.
7. Bu süreçte, 2 Aralık 2006 tarihinde başvuran PKK’nın tutuklu liderinden saygı ifadesi olan “sayın” olarak bahsettiği bir basın açıklaması yapmıştır. Cumhuriyet savcısı 17 Ocak 2007 tarihli iddianame ile Türk Ceza Kanununun 215. maddesinde düzenlenen suçu ve suçluyu övme suçundan, başvuran hakkında ceza yargılamaları başlatmıştır. Bu yargılamalar 6 Şubat 2007 tarihinde, yukarıda 6. paragrafta açıklananlarla birleştirilmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Şubat 2008 tarihinde başvuranın suçunu sabit bulmuş ve başvuranı beş ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Yargıtay, 11 Ekim 2010 tarihinde, başvuranın bu bağlamdaki mahkûmiyet kararını onamıştır. Sonrasında, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 7 Kasım 2012 tarihinde başvuran hakkındaki cezanın infazının, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6532 sayılı Kanun gereğince ertelenmesine karar vermiştir.
İLGİLİ HUKUKİ ÇERÇEVE
8. İlgili iç hukukun tam açıklaması, Yalçınkaya ve Diğerleri/Türkiye (no.25764/09 ve 18 diğer karar, §§ 12‑13, 1 Ekim 2013) kararında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
9. Başvuran, mahkûm edilmesinin aşağıda yer alan Sözleşmenin 10. maddesini ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon veya sinema işletmelerini bir izne tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”Birinci ceza yargılamaları hakkında (15 Mayıs 2006 tarihli iddianame)
10. Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini, zira Anayasa Mahkemesine başvurmuş olması gerektiğini ileri sürmüştür.
11. Başvuran, bu görüşle ilgili bir cevap vermemiştir.
12. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesine başvuru yolunun temel yönlerini inceleyen Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin söz konusu mahkemeye, kural olarak, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen bütün kararlar bakımından, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerine yönelik doğrudan ve hızlı bir tazmin sağlamasına imkân tanıyan yetkiler verdiğini ve bu hukuk yolunun kullanılması gereken bir hukuk yolu olduğunu belirtmiştir (bk., Uzun/Türkiye, (k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013).
13. Mahkeme, ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin zaman bakımından yetkisinin (ratione temporis) 23 Eylül 2012 tarihinde başladığını ve daha önce verilen kararlardan açık olduğu üzere, ihlalin bireysel başvuru hakkı getirilmeden önce başlamış ve bu tarihten sonra devam etmiş olması durumunda, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin uzatılmasını kabul ettiğini kaydetmektedir.
14. Somut davada, başvuran hakkındaki ceza davası Siirt Ağır Ceza Mahkemesinin 18 Eylül 2018 tarihinde vermiş olduğu beraat kararı ile sona ermiştir. Bu doğrultuda, başvurunun bu kısmı Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamına girmiştir (bk. Gürbüz ve Bayar/Türkiye [Komite], no.71777/11, §§ 17-19, 24 Mart 2020).
15. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.İkinci ceza yargılamaları hakkında (17 Ocak 2007 tarihli iddianame)Kabul Edilebilirlik hakkında
16. Hükümet, yerel mahkemenin kararını 6352 sayılı Kanun uyarınca gözden geçirmiş olması ve başvuranın cezasının infazını 7 Kasım 2012 tarihinde ertelemesi nedeniyle başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca, reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda, Hükümet, yeni kararın 23 Eylül 2012 tarihinden sonra verilmiş olması nedeniyle başvuranın Anayasa Mahkemesine başvurması gerektiğini belirtmiştir.
17. Mahkeme, davalı Hükümet tarafından iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına dayalı olarak yapılan benzer bir itirazı daha önce incelemiş ve reddetmiş olduğunu hatırlatır (bk. Öner ve Türk/Türkiye, no. 51962/12, §§ 14-18, 31 Mart 2015). Mahkeme, mevcut davada, bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek herhangi özel bir durum görmemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümetin itirazını reddetmiştir.
18. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35. maddesinde listelenen başka herhangi bir gerekçeden dolayı ne açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ne de kabul edilemez olduğunu not etmiştir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.Esas Hakkında
19. Başvurunun esası konusunda ise Mahkeme, Yalçınkaya ve Diğerleri/Türkiye (no. 25764/09 ve 18 diğeri, §§ 26-38, 1 Ekim 2013) davasında daha önce benzer bir şikâyeti incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını kaydetmektedir. Somut davayı da inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen kararda yer alan tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek herhangi bir özel sebep görmemektedir.
20. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
21. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder”
22. Başvuran, manevi tazminat olarak 50.000 Türk lirası (TRY) (yaklaşık 5.500 avro) ve masraf ve giderler için 12.000 Türk lirası (yaklaşık 1.300 avro) talep etmiştir.
23. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
24. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, manevi tazminat olarak başvurana 2.000 avro ödenmesine hükmetmiştir. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mahkeme, başvuranın masraf ve giderlerini haklı gösterecek herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme bu nedenle bu talebi reddetmiştir.
25. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasının uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca öne sürülen ikinci ceza yargılamalarına ilişkin şikâyetin kabul edilebilir, başvurunun geriye kalan kısmının ise kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;İkinci ceza yargılamalarına ilişkin Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağa basit faiz uygulanmasına;Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 27 Nisan 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy