AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
AYATA CİVELEK VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 17606/11 ve 30252/11)
KARAR
STRAZBURG
13 Ekim 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Ayata Civelek ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 22 Eylül 2020 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, üç Türk vatandaşının, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu iki başvuru (No. 17606/11 ve 30252/11) bulunmaktadır. Birinci başvuru, Nazire Ayata Civelek tarafından 31 Aralık 2010 tarihinde; ikinci başvuru ise Savaş Düzgün ve Serpil Arslan Düzgün tarafından 15 Şubat 2011 tarihinde yapılmıştır.
2. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukat S. Yılmaz tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 10 ve 11. maddeleri bağlamındaki şikâyetler 27 Eylül 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvuruların geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULARDAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar sırasıyla 1978, 1980 ve 1982 doğumludurlar. Başvurunun yapıldığı tarihte, başvuranlar Nazire Ayata Civelek ve Serpil Arslan Düzgün, İstanbul’da; başvuran Savaş Düzgün ise, Samsun’da tutuklu bulunmaktaydı.
5. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 29 Nisan 2004 tarihli iddianame ile, başvuranları DHKP-C’ye (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi, yasa dışı örgüt) üye olmakla suçlamıştır.
6. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”) 15 Ocak 2008 tarihinde, olay ve olguları yeniden tavsif ettikten sonra, başvuranları yasa dışı bir örgüte bilerek yardım etme suçundan suçlu bulmuş ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanunu’nun hükümlerine göre daha lehe hükümler içerdiğine karar verildiğinden, eski Türk Ceza Kanunu’nun169. maddesi gereğince, her birini, üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi karar gerekçesinde, birinci başvuran ile ilgili olarak, DHKP/C’nin üst sorumlusu olduğu iddia edilen M.Y. tarafından hazırlanan ve İstanbul’da “Ekmek ve Adalet” dergisinin bürosunda yapılan arama sırasında el konulan çok sayıda belge arasında bulunan bilgi notuna göre, ilgilinin, İstanbul’dan gelen talimatlara uygun olarak ve Samsun Temel Hakları ve Özgürlükler Derneği ve Gençlik Derneği kisvesi altında, DHKP/C’ye sempatizan kazandırmak amacıyla konserler ve sosyal etkinlikler düzenlenmesine iştirak ettiğini; bir başka bilgi notuna göre de, TAYAD (Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği) aracılığıyla ve “TAYAD’lı Aileler” imzasını kullanarak gösteri yapma ve bildiri dağıtma eylemlerine katıldığını; Samsun’da düzenlenen olay ve yakalama tutanaklarına göre, 11 Ocak 2004 tarihinde Amasya’da, açlık grevi neticesinde hayatını kaybeden Ö.T.nin mezarı başında düzenlenen anma toplantısına katıldığını; Samsun Gençlik Derneğinin bürosunda yapılan aramalarda el konulan belgelerde, kendisinden TÖDEF’in (Türkiye Öğrenci Dernekleri Federasyonu) Samsun sözcüsü olarak bahsedildiğini ve Samsun’da düzenlenen basın konferanslarına katıldığını kaydetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi bu nedenle, ilgilinin, DHKP/C üyeliği belirlenememiş olmakla birlikte, bu örgüte yardım etme amacıyla hareket ettiğine karar vermiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi ikinci başvuran ile ilgili olarak, yukarıda anılan ve M.Y. tarafından düzenlenen bilgi notuna göre, ilgili şahsın, daha öncesinde başka bir dosya kapsamında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet nedeniyle tutuklandığını; 8 Ocak 2004 tarihinde Ordu’da, cezaevinde hayatını kaybeden ve DHKP/C üyesi olduğu iddia edilen T.Ü.nün cenaze törenine katıldığı ve bu örgüt lehine sloganlar attığını; 4 Nisan 2004 tarihinde Samsun’da bir basın konferansında katıldığı ve bu konferans sırasında örgütün amacı doğrultusunda bir metin okunup, örgütün maruz kaldığının iddia edildiği baskıların protesto edildiği ve ilgilinin bu vesileyle örgüt lehine sloganlar attığını; 11 Ocak 2004 tarihinde Amasya’da, DHKP/C’nin eski üyesi olduğu iddia edilen Ö.T.nin mezarı başında düzenlenen anma toplantısına katıldığını ve 30 Mart 2004 tarihinde, F.H.T.nin mezarı başında yapılan anma toplantısına katıldığını tespit etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, ilgilinin, DHKP/C’nin amacı doğrultusunda düzenlenen gösterilere katıldığı; bu suretle üye olmamakla birlikte yasa dışı bir örgüte yardım etme suçunu işlediği kanaatine varmıştır.
Ağır Ceza Mahkemesi, üçüncü başvuran ile ilgili olarak, yine M.Y. tarafından düzenlenen ve yukarıda anılan bilgi notuna dayanarak, ilgili şahsın, D.A. ile birlikte, DHKP/C’nin Samsun’da örgütün amacı doğrultusunda faaliyet gösteren Temel Hak ve Özgürlükler Derneğinin çalışmalarını düzenlediğini ve bu derneğin amacı doğrultusunda DHKP/C’ye üye kazandırabileceği düşünülen konser organizasyonunda görev aldığını; bir başka bilgi notuna göre, D.A. ile birlikte, DHKP/C’nin amacı doğrultusunda çalışmalarda bulunduğunu; 25 Mart 2004 tarihinde Samsun’da, DHKP/C üyesi olduğu iddia edilen G.Ö. için düzenlenen bir basın konferansına ve cenaze törenine katıldığını; 4 Nisan 2004 tarihinde Samsun’da, DHKP/C’ye yönelik operasyonları eleştiren bir basın konferansına katıldığını; Çarşamba’da lise öğrencilerine yönelik eğitim faaliyetlerinde yer aldığını; Samsun’da, tarafınca yürütülen faaliyetlerin M.Y.nin bilgi notundaki ifadelerin yanı sıra DHKP/C’nin yayın organı olduğu iddia edilen Ekmek ve Adalet dergisi ile DHKP/C Dergisindeki bilgilerle örtüştüğünü tespit etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi bu nedenle, ilgilinin, DHKP/C üyeliği belirlenememiş olmakla birlikte, bu örgüte yardım etme amacıyla hareket ettiği değerlendirmesinde bulunmuştur.
7. Başvuranlar bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Yargıtay 14 Haziran 2010 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır. Bu karar 6 Ekim 2010 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne konulmuştur.
8. Ağır Ceza Mahkemesi 13 Temmuz 2012 tarihinde, bu zaman zarfındaki bazı mevzuat değişikliklerinin başvuranların lehinde olabileceği değerlendirmesinde bulunarak, ilgililerin çarptırıldıkları cezaların infazının askıya alınmasına karar vermiştir Aynı gün, mahkûmiyet kararlarının kesinleşmesi üzerine hapis cezalarını çekmeye başlayan başvuranlar serbest bırakılmışlardır.
9. Ağır Ceza Mahkemesi 2 Kasım 2012 tarihinde, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 7. fıkrası uyarınca verilen cezanın üçte birine kadar indirilebilmesine ilişkin 85. maddesiyle yeni Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 7. fıkrasında yapılan mevzuat değişikliğini dikkate alarak, başvuranların dosyalarını yeniden incelemiştir. Söz konusu mevzuat değişikliğinin, ilgili kişilerin çarptırıldıkları cezaları gözden geçirmeyi ve Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 3. fıkrası ve 220. maddesinin 7. fıkrasının yollaması ile aynı Kanun’un 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca cezalandırılmalarını gerektirdiği kanaatiyle, daha önce çarptırıldıkları cezalara üçte iki oranında indirim uygulayarak, iki yıl bir ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
10. Başvuranlar 2 Kasım 2012 tarihli karara itiraz etmiş; Ağrı Ceza Mahkemesi 19 Kasım 2015 tarihinde itirazların reddine karar vermiştir.İLGİLİ İÇ HUKUK KURALARIEski Türk Ceza Kanunu
11. Eski Türk Ceza Kanunu’nun (1 Haziran 2005 tarihine kadar yürürlükte kalan 765 sayılı 1 Mart 1926 tarihli Kanun)169. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“(...) her kim, böyle bir cemiyete ve çeteye hal ve sıfatlarını bilerek barınacak yer gösterir veya yardım eder yahut erzak veya esliha ve cephane veya elbise tedarik eder veya her ne suretle olursa olsun hareketlerini teshil ederse üç seneden beş seneye kadar ağır hapis ile cezalandırılır. ”Yeni Türk Ceza Kanunu
12. Yeni Türk Ceza Kanunu’nun (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 26 Eylül 2004 tarihli 5237 sayılı Kanun) “Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma” başlıklı 220. maddesinin 7. fıkrası, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’la aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
“Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.
(...)”
13. Türk Ceza Kanunu’nun “Silâhlı örgüt” başlıklı 314. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1. Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2. Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
3. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. ”
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEI. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA
14. Başvuruların olay ve olgular ile hukuk açısından benzerlik göstermeleri nedeniyle, Mahkeme, İç Tüzüğü’nün 42. maddesinin 1. fıkrasının kendisine izin verdiği şekilde, başvuruların birleştirilmesine karar vermektedir.II. HÜKÜMETİN İLK İTİRAZI HAKKINDA
15. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, 6352 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler ışığında başvuranların cezaya mahkûm edilmelerine ilişkin kararın yeniden incelenmesi sonrasında Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen 2 Kasım 2012 tarihli kararın, 19 Kasım 2015 tarihinde yani Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleştiğini; ancak ilgililerin, somut olayda verilen türden gözden geçirme kararlarına karşı yapılan bireysel başvuruları incelemekle yetkili olduğu ifade ettiği bu yüksek mahkeme önünde başvuruda bulunmadıklarını belirtmektedir. Hükümet bu nedenle, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
16. Başvuranlar, Hükümetin itirazı hakkında herhangi bir görüş sunmamaktadırlar.
17. Mahkeme, 6352 sayılı Kanun’la öngörülen yeniden inceleme usulü gibi, somut olayda başvuranların cezaya mahkûm edilmelerine ilişkin kararın gözden geçirilmesinin, ceza davasının esastan gözden geçirilmesinden değil; yalnızca bu dava sonucunda verilen cezanın yeniden incelenmesinden ibaret olduğunu tespit etmektedir (bk. gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), Öner ve Türk/Türkiye, no. 51962/12, § 17, 31 Mart 2015). Ağır Ceza Mahkemesi, gözden geçirme usulü kapsamında, başvuranlara atılı suçun oluşturucu unsurlarını esastan yeniden incelememiş; ancak, yasa dışı bir örgüte yardım etme suçu nedeniyle verilen cezalara üçte iki oranında indirim uygulama imkânı tanıyan 6352 sayılı Kanun’la getirilen düzenlemeleri dikkate alarak, başvuranların, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 3. fıkrası ve 220. maddesinin 7. fıkrasının yollaması ile bu madde gereğince indirim uygulanarak, aynı Kanun’un 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, iki yıl bir ay hapis cezasına çarptırılmalarının uygun olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur (yukarıda 9. paragraf). Başvuranların cezaya mahkûm edilmesine ilişkin kararın, 14 Haziran 2010 tarihinde Yargıtay tarafından verilen kararın ardından, yani Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden önce kesinleşmiş olması sebebiyle (Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013), ilgililer, bu Yüksek Mahkemeye böyle bir başvuruda bulunamamış ve haklarında yürütülen ceza yargılamasına ilişkin şikâyetlerini sunamamışlardır (ibidem). Bu nedenle, Hükümet tarafından ileri sürülen iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazın reddedilmesi uygundur (bk. gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), Zülküf Murat Kahraman/Türkiye, no. 65808/10, § 37, 16 Temmuz 2019).SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuranlar, Sözleşme’nin 7, 9, 10 ve 11. maddelerine dayanarak, kanuna uygun olarak kurulmuş dernek ya da kuruluşlara üye olma, bu kuruluşlar kapsamında organizasyonlara, konserlere ve başkaca sosyal etkinliklere iştirak etme, cenaze törenlerine ve basın konferanslarına katılma gibi, kanuna aykırı olmayan fiiller nedeniyle mahkûm edildiklerinden şikayet etmektedirler. Başvuranlar özellikle, haklarında verilen mahkûmiyet kararında, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü haklarına bir müdahale olduğunu düşünmektedirler.
19. Hükümet somut olayda, 11. maddenin özel hüküm (lex specialis) olduğu kanaatindedir. Bu nedenle Mahkemeyi, söz konusu şikâyetleri Sözleşme’nin 10. maddesi ışığında okunan bu hüküm açısından incelemeye davet etmektedir.
20. Başvuranlar, bu hususla ilgili olarak açıklamada bulunmamaktadırlar.
21. Mahkeme, başvuranların, bu şikâyetlerle, esasen barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının taraflarınca kullanımından kaynaklanan fiiller nedeniyle cezaya mahkûm edildiklerinden yakındıklarını kaydetmektedir. Olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme, somut olayın koşulları ve başvuranların şikâyetlerini ifade etme şeklini dikkate alarak, söz konusu şikâyetleri, Sözleşme’nin yalnızca 11. maddesi açısından incelemenin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.Kabul Edilebilirlik Hakkında
22. Hükümet, kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. İhtilaf konusu mahkûmiyete neden olan fillerin bir terör örgütü lehine propaganda yapma ve yardım etme amacı taşıdığını ve barışçıl olmaktan uzak olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda, başvuranların, DHKP/C’nin amaçları doğrultusunda düzenlenen gösterilere, basın konferanslarına, anma törenlerine ve toplantılara katıldıklarını ve bu etkinliklerin düzenlenmesine yardımcı olduklarını ve bu etkinliklerde söz konusu yasa dışı örgüt ile ilgili sloganlar attıklarını belirtmiştir. Hükümet, başvuranlara atılı fiillerin barışçıl toplanma hakkı ile korunmadığı değerlendirmesinde bulunarak, Mahkemeyi başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermeye davet etmektedir.
23. Başvuranlar, bu hususla ilgili olarak açıklamada bulunmamaktadırlar.
24. Mahkeme, Hükümetin itirazının, Sözleşme’nin 11. maddesi bağlamındaki şikâyetin yalnızca kabul edilebilirliği hakkında değil, esası hakkında da bir inceleme yapılmasını gerektiren hususlar içerdiği kanaatindedir.
25. Mahkeme, öte yandan, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas HakkındaTarafların İddiaları
26. Başvuranlar, başvuru formlarında sundukları argümanları tekrar etmektedirler.
27. Hükümet, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının başvuranlar tarafından kullanılmasına müdahalede bulunulmadığı kanaatindedir. Mahkeme tarafından benzer bir müdahalenin varlığının kabul edilmesi durumunda, bu müdahalenin eski Türk Ceza Kanunu’nun 169. fıkrasıyla öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin ve toprak bütünlüğünün korunması, kamu güvenliğinin sağlanması, düzenin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi meşru amaçlarını izlediğini ileri sürmektedir. Ayrıca, somut olayda ulusal makamlar tarafından başvuranlara atılı olan ve yasa dışı bir örgütün talimatları doğrultusunda ve bu örgüte bilerek yardım etme amacıyla, organize bir yapı kapsamında işlendiği düşünülen fiilleri dikkate alarak, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatine varmaktadır.Mahkemenin Değerlendirmesi
28. Mahkeme, başvuranların, barışçıl toplanma özgürlüğü haklarının ilgililer tarafından kullanılmasından kaynaklanan faaliyetler nedeniyle, yasa dışı bir örgüte bilerek yardım etme suçundan üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm edildiklerini, sonrasında indirim uygulanarak iki yıl bir ay hapis cezasına verildiğini tespit etmektedir. Bu nedenle, ihtilaf konusu mahkûmiyetin bu hakkın kullanılmasına yönelik bir müdahale olarak değerlendirildiği kanaatindedir.
29. Mahkeme, bu müdahalenin kanunla, daha açık olarak eski Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi ile öngörüldüğü ve Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası bakımından ulusal güvenliğin ve toprak bütünlüğünün korunması, kamu güvenliğinin sağlanması, düzenin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi meşru amaçlarını izlediği hususlarının taraflar arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir.
30. Mahkeme, müdahalenin gerekliliği ile ilgili olarak, barışçıl toplanma özgürlüğü konusundaki içtihatlardan doğan ve bilhassa Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya ([BD], no. 37553/05, §§ 142‑160, AİHM 2015) ve Gülcü/Türkiye (no. 17526/10, §§ 110‑111, 19 Ocak 2016) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır. Mahkeme, başvuranların barışçıl toplanma özgürlüğü hakkına yönelik müdahalenin “gerekliliğinin” somut olayda ikna edici bir şekilde ortaya konulup konulmadığını değerlendirmek için, içtihadı uyarınca, özellikle ulusal mahkemeler tarafından, ilgili şahısların mahkûmiyetine dayanak olarak ileri sürülen gerekçe ışığında karar vermelidir (Gözel ve Özer/Türkiye, no. 43453/04 ve 31098/05, § 51, 6 Temmuz 2010).
31. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet kararını inceleyen Mahkeme, başvuranların, Hükümet tarafından yasallığına itiraz edilmeyen bazı dernekler kapsamındaki gösterileri, konserleri ve diğer sosyal etkinlikleri düzenleme ve bunlara iştirak etmekle, cenaze törenlerine, basın konferanslarına, anma törenlerine ya da toplantılara katılmakla, bu gösterilerin bazılarında bildiri dağıtma ve sloganlar atmakla ve lise öğrencilerine yönelik eğitim faaliyetlerinde yer almakla suçlandıklarını gözlemlemektedir (yukarıdaki 6. paragraf). Ağır Ceza Mahkemesi, bu fillerin ilk bakışta yasal çerçeveye uygun görünmesi halinde, bunların esasen, DHKP/C’nin sorumlularının talimatları doğrultusunda, bu yasa dışı örgütün amacını desteklemek ve bu örgüt için sempatizan toplama amacıyla yapıldıkları kanaatine varmıştır. Mahkeme bunun yanı sıra, bu gösterileri düzenleyen ve katılan şahısların, DHKP/C ile aralarında olduğu iddia edilen ilişkinin ötesinde, bu mahkemenin, yukarıda belirtilen ve Mahkemenin içtihadında uygulanan kriterler ışığında, işlenen fiillerin niteliği, söz konusu gösteriler sırasında yapılan konuşmalar ve atılan sloganlar, bu fiiller, konuşmalar ve sloganların kaydedildiği bağlam ve bunların zarar verme kapasiteleri açısından herhangi bir inceleme yapmadığını tespit etmektedir (yukarıda anılan Gözel ve Özer kararı, § 51). Ayrıca, somut olayda, Ağır Ceza Mahkemesi kararının ve bunu onayan Yargıtay kararının, içerikleri, kaydedildikleri bağlam, zarar verme kapasiteleri dikkate alındığında, başvuranlara atılı fiillerin şiddete, silahlı direnişe ya da ayaklanma veyahut nefret söylemi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda yeterli açıklamalarda bulunulmadığını tespit etmektedir (Mart ve diğerleri/Türkiye, no. 57031/10, § 32, 19 Mart 2019).
32. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, ulusal makamların, başvuranların yasa dışı bir örgüte bilerek yardım etme suçundan mahkûm ederek, içtihadı ile belirlenen kriterler ile başvuranların barışçıl toplanma özgürlüğü hakkı ile izlenen meşru amaçlar arasından uygun ve uyumlu bir denge kurmadıkları sonucuna varmaktadır.
33. Mahkeme bu nedenle, Hükümetin, ihtilaf konusu tedbiri haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin uygun ve yeterli olduğunu kanıtlamadığı ve söz konusu tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ispat etmediği kanısındadır.
34. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1 VE 2. FIKRALARI İLE 13 VE 14. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
35. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 2. fıkralarına dayanarak, haklarında yürütülen ve adil olmadığını düşündükleri ceza yargılamasından şikâyet etmektedirler. Bu bağlamda, haklarında açılan ceza soruşturmasının temelindeki aramaların kanuna aykırı olmasından, bu aramalar sırasında yapılan el koyma işlemlerinden, yine bu aramalar sırasında el konulan dijital belgelerin asıllarına ulaşmalarının imkânsız oluşundan, bu dijital belgeler ile ilgili polis raporlarının ve yasa dışı olduğunu düşündükleri diğer delil unsurlarının, ağır ceza mahkemesi tarafından haklarında verilen mahkûmiyet kararlara dayanak olarak kullanılmasından ve ulusal mahkeme kararlarının gerekçelerinin yetersiz oluşundan yakınmaktadırlar.
36. Başvuranlar aynı zamanda, Sözleşme’nin 13. maddesi açısından, savunmadaki argümanlarını dikkate almadığını düşündükleri ulusal makamlar önünde herhangi bir etkili hukuk yoluna sahip olmadıklarından da yakınmaktadırlar.
37. Başvuranlar, Sözleşme’nin 14. maddesine dayanarak, cezaya mahkûm edilmelerinde, siyasi görüşlerine dayalı bir ayrımcılık söz konusu olduğu kanısındadırlar.
38. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin vardığı tespiti dikkate alarak (34. paragraf), Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 13 ve 14. maddeleri bağlamındaki şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrı olarak karar vermeye gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (benzer bir yaklaşım için, bk. Kamil Uzun/Türkiye, no. 37410/97, § 64, 10 Mayıs 2007).SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
39. Başvuranların her biri, bu bağlamda kanıtlayıcı belge sunmadan, manevi tazminat olarak 4.000 avro; masraf ve giderler için 2.000 avro talep etmektedirler.
40. Hükümet, manevi zarar bağlamındaki talep ile iddia edilen ihlal arasında nedensellik bağı bulunmadığı kanaatindedir. Hükümet, söz konusu talebin herhangi bir somut unsura dayanmadığı, aşırı olduğu ve Mahkeme tarafından genellikle ödenmesine hükmedilen meblağlarla uyumlu olmadığı kanısındadır. Masraf ve giderler ile ilgili olarak, başvuranların, benzer yargılamalara nazaran yüksek olduğunu düşündüğü taleplerini destekleyecek herhangi bir belge sunmadıklarını ifade etmektedir.
41. Mahkeme, başvuranların her birine, manevi tazminat olarak talep ettikleri meblağın tam olarak ödenmesinin uygun olduğuna karar vermektedir. Elinde bulunan belgeleri ve içtihatlarını göz önünde bulundurarak, başvuranların gerekli kanıtlayıcı belgeleri sunmamış olmaları nedeniyle masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvuruların birleştirilmesine;Başvurunun, Sözleşme’nin 11. maddesi bağlamındaki şikâyet ile ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 13 ve 14. maddeleri bağlamındaki şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrı olarak karar vermeye gerek olmadığına;
a) Davalı Devlet tarafından başvuranların her birine, manevi tazminat olarak, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilmek üzere, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 4.000 EUR (dört bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 13 Ekim 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy