AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
AYAYDIN/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 20509/10)
KARAR
STRAZBURG
25 Eylül 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Ayaydın/Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
4 Eylül 2018 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Engin Ayaydın (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 9 Mart 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkeme’ye yapılmış olan başvuru (no. 20509/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı olarak görev yapan Avukat R. Bataray Saman tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7 (2) maddesi kapsamında verilen ceza mahkûmiyetinin Sözleşme’nin 9, 10 ve 11. maddelerinin güvence altına aldığı haklarını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
4. 28 Kasım 2011 tarihinde, başvuru Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1985 doğumlu olup, Mardin’in Kızıltepe ilçesinde ikamet etmektedir.
6. Başvuran, 30 Mart 2006 tarihinde Kızıltepe’de Demokratik Toplum Partisi (“DTP”) tarafından düzenlenen bir yürüyüşe katılmış olup bir basın bildirisini okumuştur. Göstericiler, DTP’nin Kızıltepe ilçe binasının önünde toplanmış ve binadan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilçe binasına doğru yürümüş ve burada basın bildirisini okumuştur. Basın bildirisi, Diyarbakır’da 29-30 Mart 2006 tarihlerinde göstericiler ve polis arasında yaşanan çatışmaları konu almaktaydı. Basın bildirisinin okunmasının ardından, göstericiler DTP binasına geri dönmüştür. Yürüyüş sırasında göstericiler sloganlar atmıştır. Başvuran, DTP üyesi olarak yürüyüşe ve basın bildirisinin okunmasına katılmıştır.
7. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, 8 Mart 2007 tarihinde başvuranı ve diğer 11 kişiyi, Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı Kanun) 7 (2) maddesi uyarınca, PKK lehine propaganda yapmakla suçlayan bir iddianame düzenlemiştir. Cumhuriyet Savcısı, başvuranın 30 Mart 2006 tarihli gösteriye katıldığını ve “Dişe diş, kana kan, seninleyiz Öcalan” sloganını attığını ileri sürmüştür.
8. 8 Mart 2007 tarihli iddianamenin ardından başlatılan ceza yargılamaları kapsamında; polisin halka açık toplanmaya dair video kayıtlarını izleyen bilirkişi, başvuranın 30 Mart 2006 tarihinde kalabalık ile birlikte hareket ettiğini fakat ağzını ve burnunu kapattığı için yukarıda anılan sloganın atıp atmadığının tespit edilemeyeceğini gözlemlemiştir.
9. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 22 Nisan 2008 tarihinde 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi uyarınca başvuran hakkında mahkûmiyet kararı vermiştir. Kararında, mahkeme başvuranın yürüyüşe katıldığını ve basın bildirisini okuduğunu kabul ettiğini ancak slogan attığına ilişkin iddiaları yalanladığını belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Mart 2006 tarihinde yapılan yürüyüşün ve okunan basın bildirisinin PKK adına yapılan bir propaganda etkinliğine dönüştüğünü ve yasa dışı bir gösteri olduğunu tespit etmiş aynı zamanda başvuranın da dâhil olduğu sanıkların söz konusu gösterilere aktif olarak katıldığına karar vermiştir. Her ne kadar bilirkişi raporu başvuranın söz konusu sloganı attığına yönelik bir tespitte bulunamayacağını belirtse de; Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasındaki fotoğraflara dayanarak başvuranın göstericiler ile birlikte hareket ettiğini tespit etmiştir. Gösteri sırasında ağızlarını kapatan başka göstericilerin olduğunu, polis belgelerinin başvuranı gösterilere aktif katılırken ve diğer göstericilere slogan atmaları konusunda yönergeler verirken gösterdiğini belirterek, Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın bir terör örgütü adına propaganda yapma suçu işlediğine karar vermiştir. Başvurana 10 ay hapis cezası verilmiştir.
10. Yargıtay, 2 Temmuz 2009 tarihinde, 22 Nisan 2008 tarihli kararı onamıştır.
11. 4 Şubat 2011 tarihinde, başvuranın hapis cezasının infazına başlanmıştır. Başvuran 21 Haziran 2011 tarihinde şartlı tahliye edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
12. Somut tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk Belge / Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
13. Somut başvuruya konu olayların meydana geldiği zamanda yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi aşağıdaki gibidir:
“-Yukarıda anılan [terör örgütleri] mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan bir milyar liraya kadar ağır para cezası verilir ...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuran, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7 (2) kapsamında verilen cezai hükmün, Sözleşme’nin 9, 10 ve 11. maddelerinin güvence altına aldığı haklarını ihlal ettiği hususunda şikâyetçi olmuştur.
Mahkeme ilk olarak başvuranın şikâyetinin yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizer. Bu madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
15. Hükümet, başvuranın argümanlarına itiraz etmiştir. Hükümet, başvuranın Sözleşme ile ilgili şikâyetlerini ulusal yetkililer nezdinde dile getirmediği için, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Başvuranın şikâyetinin esasına ilişkin olarak, Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik yapılan müdahalenin, yasal bir dayanağı olduğunu ve suç işlenmesinin ve kargaşanın önlenmesinin yanı sıra ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün, kamu güvenliğinin ve kamu düzenin korunması meşru amaçlarını taşıdığını ileri sürmüştür. Başvuranın mahkûmiyetinin PKK lehine bir propaganda etkinliğine dönüşen yasa dışı gösterilere katılmasına ve diğer göstericilerle birlikte hareket edip yönerge vermesine dayandığını kaydederek; Hükümet somut davanın Faruk Temel / Türkiye (no. 16853/05, 1 Şubat 2011) davasından farklı olduğunu savunmuştur. Hükümet, başvuranın mahkûmiyetinin acil bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklandığını ve bu nedenle demokratik bir toplumda bu mahkûmiyetin gerekli olduğu kanaatine varmıştır.
16. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin olan itirazı hususunda; Mahkeme, öncelikle başvuranın bir terör örgütü lehine propaganda yapmakla suçlandığına dikkat çekmektedir. Cumhuriyet Savcısı, başvuranın özellikle sert bir tonda slogan attığını (yukarıdaki 7. paragraf) iddia ederek söz konusu suçu başvurana isnat etmiştir (bk. Yılmaz ve Kılıç / Türkiye, no. 68514/01, § 66, 17 Temmuz 2008 ve Belge / Türkiye no. 50171/09, § 35, 6 Aralık 2016). Başvuran, 30 Mart 2006 tarihinde yürüyüşe katıldığını ve basın bildirgesini okuduğunu kabul ederek (bk. yukarıdaki 9. paragraf) Cumhuriyet Savcısının iddiasının hakikati yansıtmadığını belirtmiştir. Bu nedenle, ifade özgürlüğünün ifa edilmesi ile alakalı olguların bazılarını kabul ederek, başvuran ulusal mahkemeler önünde Sözleşme’nin 10. maddesi esasına dayanarak şikâyetini öne sürmüş olarak kabul edilmelidir (bk. Ulusoy / Türkiye, no. 52709/99, § 38, 31 Temmuz 2007; yukarıda anılan, Yılmaz ve Kılıç, § 43; ve Agit Demir / Türkiye, no. 36475/10, §§ 66-67, 27 Şubat 2018[1]; ayrıca bk. Özgür Radyo-Ses Radyo Televizyon Yayın Yapım Ve Tanıtım A.Ş. / Türkiye (no. 1), no. 64178/00 ve diğer 4 başvuru, § 68, 30 Mart 2006 ve Perihan ve Mezopotamya Basın Yayın A.Ş. / Türkiye, no. 21377/03, §§ 48-49, 21 Ocak 2014). Bu yüzden Mahkeme, Hükümet’in itirazını reddetmiştir.
17. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtir. Mahkeme ayrıca, başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
18. Mevcut davanın esasına ilişkin olarak, Mahkeme, başvuranın cezai mahkûmiyetinin, ifade özgürlüğüne yönelik bir “müdahale” oluşturduğu ve bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7 § 2 maddesine dayandırıldığı görüşündedir. Müdahalenin gerekliliğine ilişkin bulguları ışığında (bk. aşağıdaki 22. paragraf), Mahkeme, müdahalenin “kanuna uygunluğuna” ilişkin bir inceleme yapmanın gerekli olmadığı kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, somut davada, ulusal yetkililerin, düzenin ve ulusal güvenliğin korunması ile suçun önlemesi meşru amaçlarını gütmüş olabileceğini kabul etmeye hazırdır (bk. yukarıda anılan, Faruk Temel, § 52).
19. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğine ilişkin olarak Mahkeme daha önce birkaç davada benzer şikâyetleri incelediğini ve Sözleşme’nin 10 ve 11. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini not etmiştir (bk., örneğin, Savgın / Türkiye, no. 13304/03, §§ 39-48, 2 Şubat 2010; Gül ve Diğerleri / Türkiye, no. 4870/02, §§ 32-45, 8 Haziran 2010; Menteş / Türkiye (no. 2), no. 33347/04, §§ 39-54, 25 Ocak 2011; Kılıç ve Eren / Türkiye, no. 43807/07, §§ 20-31, 29 Kasım 2011; Faruk Temel, yukarıda anılan, §§ 58-64; Öner ve Türk / Türkiye, no. 51962/12, §§ 19-27, 31 Mart 2015; Gülcü /Türkiye, no. 17526, §§ 110-17, 19 Ocak 2016; Belge, yukarıda anılan, §§ 24-38; Yigin / Türkiye [Komite], no. 36643/09, §§ 22-24, 30 Ocak 2018 ve Zengin ve Çakır / Türkiye [Komite], no. 57069/09, §§ 18-20, 13 Şubat 2018). Mahkeme mevcut davayı incelemiştir ve Hükümetin farklı bir sonuca ulaşılmasını gerektirecek şekilde hiçbir sav ileri sürmediğini düşünmektedir.
20. Özellikle, Mahkeme başvuranın 30 Mart 2006 tarihinde PKK lehine propaganda etkinliğine dönüşen söz konusu yürüyüşe aktif olarak katılması ve bir basın bildirgesi okuması nedeniyle 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi uyarınca mahkûm edildiğine dikkat çekmektedir. Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranın halka açık toplanmaya katılmış ve diğer göstericileri slogan atmaları için yönlendirmiş olması nedeniyle PKK lehine propaganda yaptığını tespit ettiğini gözlemler. Ancak, ilgili mahkeme neden başvuranın yürüyüş sırasındaki eylemlerinin ya da basın bildirisi okumasının şiddete tahrik etme, silahlı direniş ya da ayaklanma teşkil edeceği veya şiddete tahrike yol açma kapasitesinin olduğu hususunda bir açıklama sunmamıştır. Bunun yanı sıra, dava dosyasında, söz konusu etkinliğin halka açık barışçıl bir toplantı olmadığına veya başvuranın herhangi bir şiddet eylemine katıldığına ya da şiddeti teşvik etme niyetinde olduğuna dair herhangi bir belge bulunmamaktadır. Ancak, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin, yukarıdaki hususlarının hiçbirini dikkate almadığı gözlemlenmektedir. Özetle, Mahkeme, ulusal mahkemelerin, başvuranın 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi uyarınca cezai mahkûmiyetine yönelik olarak “ilgili ve yeterli” nedenler sağlamadığı kanaatindedir.
21. Son ve önemli olarak Mahkeme, başvuranın bir kısmını infaz ettiği 10 aylık hapis cezasının ağırlığına dikkat çekmiştir (bk. Karataş / Türkiye [BD], no. 23168/94, § 53, AİHM 1999‑IV).
22. Mahkeme, söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
23. Başvuran, 7.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran, ayrıca, 5.000 avro maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
24. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
25. Başvuranın maddi tazminat taleplerine dayanak sunmamasını göz önünde bulundurarak, Mahkeme bu talepleri reddetmiştir. Diğer yandan, hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 5.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere 5.000 avro (beşbin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 25 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1] Karar henüz kesin değildir.
Full & Egal Universal Law Academy