AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
AYDEMİR VE KARAVİL / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 16624/12)
KARAR
STRAZBURG
9 Ekim 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Aydemir ve Karavil / Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 18 Eylül 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Ziya Aydemir ve Kenan Karavil (“başvuranlar”) adlı iki Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 13 Şubat 2012 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 16624/12) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Adana Barosuna bağlı Avukat S. Aracı Bek tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranların ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine dair şikâyet, 6 Eylül 2013 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez bulunmuştur.
4. Hükümet, 26 Şubat 2014 tarihinde, başvuruların kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin görüşlerini sunmuştur. 12 Mart 2014 tarihli mektupla, başvuranlara, Hükümetin görüşlerine cevaben bildirmek istediği yazılı görüşleriyle birlikte, Sözleşme’nin 41. maddesi kapsamındaki adil tazmin taleplerini sunmaları için 22 Nisan 2014 tarihine kadar süre verilmiştir. Başvuranlar, 22 Ağustos 2014 tarihinde, Hükümetin görüşlerine yanıt niteliğindeki görüşleriyle birlikte adil tazmin taleplerini içeren bir mektubu Mahkemeye göndermişlerdir. 9 Ekim 2014 tarihli mektupla, taraflara, Bölüm Başkanının, Mahkeme İçtüğü’nün 38 § 1 maddesi uyarınca, başvuranlar tarafından süresi dışında bildirilmiş olan görüş ve adil tazmin taleplerinin dava dosyasına dâhil edildiği bilgisi verilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, 1957 ve 1981 doğumlu olup, sırasıyla Diyarbakır ve Adana’da ikamet etmektedirler.
6. Adana Cumhuriyet Savcısı, 17 Ağustos 2006 tarihinde, Adana Sulh Ceza Mahkemesine, başvuranlar ve ayrıca beş kişi daha hakkında bir iddianame sunarak, söz konusu kişileri Ceza Kanunu’nun 215. maddesi kapsamında suçu ve suçluyu övme suçunu işlemekle itham etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, başvuranların, 2005 yılı Eylül ayında, çeşitli kurumlara gönderilmek üzere hazırlanmış olan bir dilekçeyi imzaladıklarını öne sürmüştür. Söz konusu dilekçede aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“Ben bir Kürdistanlı olarak Kürdistanlı Sayın Abdullah Öcalan’ı bir siyasi irade olarak görüyor ve kabul ediyorum”
7. Adana Sulh Ceza Mahkemesi, 19 Ocak 2007 tarihinde, terör örgütü lehine propaganda yapılmasını yasaklayan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesinin uygulanma olasılığı nedeniyle, davayla ilgili görevsizlik kararı vermiştir. Bunun üzerine, dava dosyası Adana Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
8. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Mart 2008 tarihinde, başvuranları, 3713 sayılı Kanunun 7/2 maddesi uyarınca terör örgütünün propagandasını yaptıkları gerekçesiyle mahkûm etmiş ve her birinin iki yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. İlk derece mahkemesi, kararında, yukarıda anılan dilekçenin, PKK örgütü ve lideri lehine propaganda yapılması amacıyla hazırlandığının ve başvuranların, söz konusu dilekçeyi imzalayarak 3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesinde yasaklanan suçu işlediklerinin sabit olduğunu belirtmiştir.
9. Yargıtay, 13 Temmuz 2011 tarihinde, 24 Mart 2008 tarihli kararı onamıştır. Yargıtay’ın kararı, 24 Ağustos 2011 tarihinde, ilk derece mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne tebliğ edilmiştir.
10. Belirtilmemiş bir tarihte, ikinci başvuran hakkındaki hapis cezasının infazına başlanmıştır.
11. Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Ekim 2012 tarihinde, başvuranlar hakkında verilen hapis cezasının infazının, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren ve 3713 sayılı Kanun’un bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına yol açan 6352 sayılı Kanun uyarınca ertelenmesine karar vermiştir. Erteleme süresi üç yıl olup, bu kapsamda, başvuranların, basın veya yayın yoluyla ya da fikir veya görüşlerini ifade edebilecekleri diğer yöntemlerle herhangi bir suç işlememeleri koşulu getirilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
12. 7 Ağustos 2003 ile 18 Temmuz 2006 tarihleri arasında, 3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesi aşağıdaki gibidir:
“Yukarıdaki fıkra uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş yüz milyon liradan bir milyar liraya kadar ağır para cezası verilir ...”
3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesinin ilk cümlesi, 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır ...”
3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesinin ilk cümlesi, 30 Nisan 2013 tarih ve 6459 sayılı Kanun ile değiştirildiği haliyle aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır ...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN İTİRAZI
13. Hükümet, başvuranların Hükümet görüşlerine cevaben sundukları görüşlerin ve adil tazmin taleplerinin, süresi dışında iletilmiş olması nedeniyle dava dosyasına dâhil edilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür.
14. Mahkeme, 9 Ekim 2014 tarihinde, taraflara, Bölüm Başkanının, Mahkeme İçtüğü’nün 38 § 1 maddesi uyarınca, söz konusu görüş ve adil tazmin taleplerinin dava dosyasına dâhil edildiği bilgisi verildiğine dikkat çeker (bk. yukarıda 4. paragraf). Mahkeme, ayrıca, daha önceki davalarda davalı Devlet tarafından yapılan benzer itirazların reddedildiğini belirtir (bk. Atılgan ve Diğerleri/Türkiye, no. 14495/11 ve 10 diğer başvuru numarası, § 12, 27 Ocak 2015; Şakir Kaçmaz / Türkiye, no. 8077/08, § 62, 10 Kasım 2015; Yigin /Türkiye [Komite], no. 36643/09, § 16, 30 Ocak 2018; ve Aymelek/Türkiye [Komite], no. 15069/05, § 26, 30 Ocak 2018). Dolayısıyla, Hükümetin bu konudaki savları reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Başvuranlar, dilekçe kampanyasına katılmış oldukları gerekçesiyle haklarında mahkûmiyet kararı verilmesinin Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlaline neden olduğu hususunda şikâyette bulunmuşlardır.
Mahkeme, başvurunun bu kısmının sadece Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Sözleşme’nin 10. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin yayın, televizyon veya sinema işletmelerine lisans yükümlülüğü getirmesinin önüne geçmez.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
16. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir. Hükümet, başvuranların, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamında başvurabilecekleri iç hukuk yollarını tüketmediklerini ileri sürmüştür. Hükümet, Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 19 Ekim 2012 tarihli kararı sonrasında, başvuranların Anayasa Mahkemesine başvurmaları ve Sözleşme kapsamındaki şikâyetlerini söz konusu mahkeme önünde dile getirmeleri gerektiğini, zira ilgili kararın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun açıldığı 23 Eylül 2012 tarihinden sonra verildiğini ifade etmiştir.
17. Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin esasıyla ilgili olarak, başvuranların ifade özgürlüğü haklarına yönelik müdahalenin yasal bir dayanağının bulunduğunu ve milli güvenlik, toprak bütünlüğü ve kamu güvenliğinin korunması ve ayrıca kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlara hizmet ettiğini belirtmiştir. Hükümet, başvuranların ifade özgürlüğü haklarına yönelik müdahalenin gerekli olup olmadığı konusundaki kararı Mahkemenin takdirine bırakarak, başvuranların, bazı Devletler ve kuruluşlar tarafından terör örgütü olarak kabul edilen PKK lehine propaganda yaptıklarını beyan etmiştir.
18. Mahkeme, öncelikle, davalı Hükümet tarafından iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına dayalı olarak yapılan benzer bir itirazı daha önce incelemiş ve reddetmiş olduğunu belirtir (bk. Öner ve Türk/Türkiye, no. 51962/12, §§ 14-18, 31 Mart 2015). Mahkeme, mevcut davada, bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek herhangi özel bir durum görmemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümetin itirazını reddetmiştir. Mahkeme, ek olarak, bu başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca, söz konusu şikâyetin, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını ifade eder. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
19. Mahkeme, davanın esasıyla ilgili olarak, başvuranlar hakkında verilen mahkûmiyet kararının ifade özgürlüğü haklarının kullanımına yönelik bir “müdahale” teşkil ettiği ve bu müdahalenin 3713 sayılı kanunun 7/2 maddesine dayandığı kanaatindedir. Mahkeme, müdahalenin gerekli olup olmadığı konusundaki tespitleri ışığında (bk. aşağıda 23. paragraf), müdahalenin “kanuna uygun olup olmadığı” konusunda inceleme yapılmasına gerek olmadığı kanısına varmıştır. Mahkeme, ayrıca, mevcut davada, ulusal makamlarca, milli güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçların izlenmiş olduğunun düşünülebileceğini kabul etmeye hazırdır (bk. Faruk Temel/Türkiye, no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
20 Mahkeme, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hususuyla ilgili olarak, benzer şikayetleri halihazırda bazı davalarda incelemiş olduğunu ve Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlal edildiği tespitinde bulunduğunu belirtir (örneğin, bk. Bahçeci ve Turan/Türkiye, no. 33340/03, § 30, 16 Haziran 2009; Savgın/Türkiye, no. 13304/03, § 45, 2 Şubat 2010; yukarıda anılan Faruk Temel, § 62; yukarıda anılan Öner ve Türk, § 24; ve Belge/Türkiye, no. 50171/09, § 38, 6 Aralık 2016). Mahkeme, somut davayı incelemiş ve somut davada farklı bir sonuca varmayı gerektirecek herhangi bir savın Hükümet tarafından öne sürülmediği kanaatine varmıştır.
21. Mahkeme, özellikle, başvuranların Abdullah Öcalan’ı siyasi bir aktör olarak kabul ettiklerini beyan ettikleri bir dilekçe imzaladıkları gerekçesiyle haklarında kovuşturma yürütüldüğünü ve 3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı verildiğini belirtir. Mahkeme, ilk derece mahkemesinin kararında, başvuranların neden PKK lehine propaganda yapmaktan suçlu bulunduklarına ilişkin herhangi bir bilgi yer almadığını gözlemler. Ayrıca, ilk derece mahkemesi, dilekçe metninin, dikkate alınması gereken temel unsurlar olan şiddeti, silahlı direnişi veya ayaklanmayı teşvik eden ifadeler içerdiği ya da şiddete teşvik edebilecek nitelikte olduğu şeklinde yorumlanıp yorumlanamayacağı hususunu da incelememiştir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranlar hakkında 3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesi uyarınca verilen mahkûmiyet kararını haklı kılmak amacıyla ulusal mahkemeler tarafından sunulan gerekçelerin Sözleşme’nin 10. maddesinin amaçları doğrultusunda “ilgili ve yeterli” olmadığı kanaatindedir.
22. Son ve önemli olarak, Mahkeme, başvuranlara verilen ve bir kısmının ikinci başvuran yönünden infaz edildiği iki yıl süreli hapis cezasının ağırlığına dikkat çeker (bk. Karataş / Türkiye [BD], no. 23168/94, § 53, AİHM 1999‑IV).
23. Mahkeme bu nedenle, söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
24. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
25. Başvuranların her biri, 150.000 avro maddi tazminat talep etmiştir. Başvuranların her biri, ayrıca, 150.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuranlar, son olarak, Mahkeme önündeki masraf ve giderleri karşılığında 3.506 avro talep etmiştir. Başvuranlar, masraf ve giderlerle ilgili taleplerini desteklemek amacıyla, Adana Barosunun ücret tarifesini sunmuşlardır.
26. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
27. Mahkeme, başvuranların maddi tazminat ve masraf ve giderlerle ilgili taleplerini destekleyecek herhangi bir belge sunmamış olduklarını dikkate alarak, söz konusu talepleri reddetmiştir. Diğer yandan, hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, birinci başvurana 2.500 avro, ikinci başvurana 5.000 avro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Birinci başvurana, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 2.500 avro (iki bin beş yüz avro) ödenmesine;
(i) İkinci başvurana, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 9 Ekim 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy