AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
AYDIN/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 34170/07)
KARAR
STRAZBURG
16 Mayıs 2017
İşbu karar nihaidir ancak şekli düzenlemelere tabi olabilir.
Aydın/Türkiye davasında,
Başkan,
Valeriu Griţco,
Yargıçlar,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti ile 25 Nisan 2017 tarihinde yapılan gizli müzakereler sonrasında, aynı tarihte Kabul edilmiş olan aşağıdaki kararı bildirir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 34170/07 no’lu bu dava, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“Mahkeme”) Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’nin 34. Maddesi uyarınca 31 Temmuz 2007 tarihinde bir Türk vatandaşı olan Gökhan Aydın (“başvuran”) tarafından yapılan bir başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna kayıtlı Avukatlar M. Filorinalı ve Y. Filorinalı tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın yargılama öncesi tutukluluğunun ve hakkında görülen yargılamaların aşırı uzunluğuna, tutukluluğunun kanuna uygunluğuna itiraz etmesi için dava açma hakkına ve tazminata ilişkin uygulanabilir hakkına ilişkin şikâyetleri 16 Haziran 2009 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiş ve başvurunun geri kalanı kabul edilemez olarak nitelendirilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVAYA ÖZGÜ KOŞULLAR
4. Başvuran, Gökhan Aydın, 1983 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Mahkeme’ye başvuruda bulunduğu sırada Tekirdağ F Tipi cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
5. Tarafların ibraz ettiği şekliyle, davaya özgü koşullar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
6. Başvuran, 11 Kasım 2002 tarihinde, yasadışı TKP/ML-TIKKO örgütüne üye olduğu şüphesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları tarafından gözaltına alınmıştır.
7. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 14 Kasım 2002 tarihinde, başvuranın yargılama öncesi tutukluluğuna karar vermiştir.
8. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde görevli Cumhuriyet savcısı, 26 Aralık 2002 tarihinde, başvuranı ve diğer on kişiyi mülga Ceza Kanununun 146 § 1 maddesinde belirtilen bir suç olan anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlamasıyla söz konusu kişiler hakkında bir iddianame hazırlamıştır.
9. 16 Haziran 2004 tarihinde 5190 sayılı Kanunun yayınlanmasının ardından, başvuran aleyhindeki dava İstanbul 10 Ağır Ceza Mahkemesine havale edilmiştir.
10. Yargılamalar sırasında, ilk derece mahkemesi resen veya başvuranın talebi üzerine her duruşma sonunda başvuranın devam eden tutukluluğunu incelemiştir.
11. 25 Aralık 2007 tarihli duruşma sonunda, başvuranın mevcudiyetinde, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Başvuran, bu karara itiraz etmiştir. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Aralık 2007 tarihinde, sözlü bir duruşma gerçekleştirmeksizin ve başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmeyen Cumhuriyet savcısının görüşüne dayanarak başvuranın itirazını reddetmiştir.
12. Başvuran, 24 Mart 2009 tarihinde, atılı suçlardan suçlu bulunmuş ve müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Söz konusu karar Yargıtay tarafından onanmış ve 20 Ocak 2011 tarihinde kesinleşmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
13. İlgili iç hukuka ilişkin uygulamaya Demir / Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 29-33, 16 Ekim 2012), Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19‑26, 26 Mart 2013), ve Altınok / Türkiye (no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011) kararlarından ulaşılabilir.
ŞİKÂYETLER
14. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi uyarınca, yargılama öncesi tutukluluğunun uzunluğunun “makul süre” gerekliliğini aştığı konusunda şikâyetçi olmuştur.
15. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca yargılama öncesi tutukluluğunun kanuna uygunluğuna itiraz edebileceği bir iç hukuk yolunun olmadığını ileri sürmüştür.
16. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi uyarınca, aşırı uzun tutukluluğu nedeniyle tazminat davası açmaya ilişkin uygulanabilir bir hakkının olmadığı konusunda şikâyetçi olmuştur.
17. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, aleyhinde yürütülen ceza yargılamalarının makul bir süre içinde sonuçlandırılmadığını ileri sürmüştür.
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, yargılama öncesi tutukluluğunun aşırı uzun olduğu konusunda şikâyetçi olmuştur.
19. Hükümet, söz konusu iddiaya itiraz etmiş ve Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesi uyarınca kanuna aykırı tutukluluk nedeniyle tazminat talebinde bulunulabileceğine işaret ederek, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmiştir.
20. Başvuran, bu iddiaya itiraz etmiştir.
21. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinin yargılama öncesi tutukluluğun uzunluğuna ilişkin olarak iç hukuk yolu olarak uygulamasının Demir/Türkiye kararında incelendiğini gözlemlemektedir (no. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012). Mahkeme, söz konusu kararda, Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun haklarında verilen mahkûmiyet kararları kesinleşen başvuranlarca tüketilmek zorunda olduğu sonucuna varmıştır.
22. Mevcut davada, Mahkeme, başvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararının 20 Ocak 2011 tarihinde kesinleştiğini belirtmektedir. Söz konusu tarihten itibaren, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanununun 141. Maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunma hakkına sahip olmasına rağmen (bkz., yukarıda anılan, Demir, § 35), başvuran herhangi bir tazminat davası açmamıştır.
23. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine dair incelemenin normalde Mahkeme önünde yapılan başvuru tarihini referans alarak yapıldığını hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkeme’nin bir çok durumda karar verdiği üzere, bu kuralın, her bir davanın özel koşulları tarafından gerekçelendirilebilecek istisnaları vardır (bkz., İçyer / Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006‑I). Mahkeme, daha önce, ceza yargılamalarında alınan nihai kararın ardından başvurulabilir hale gelen tutukluluğun uzunluğuna ilişkin ilgili iç hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bkz., diğerleri arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, istisnai durumun mevcut davada da uygulanması gerektiği görüşündedir.
24. Sonuç olarak, Hükümet’in itirazı dikkate alındığında, Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDABaşvuranın, tutukluluğun devamına ilişkin itirazı inceleyen temyiz mahkemesi önüne çıkartılmaması
25. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluğunun devamına ilişkin kararı inceleyen ilk derece mahkemesi önüne çıkartılmaması hakkında şikâyetçi olmuştur.
26. Hükümet, söz konusu iddiaya itiraz etmiştir.
27. Mevcut davada, başvuran, 14 Kasım 2002 tarihinde tutuklanmıştır. 25 Aralık 2007 tarihli duruşma sonunda, ilk derece mahkemesi, başvuranın yargılama öncesi tutukluluğunun uzatılmasına karar vermiştir. Duruşmaya katılan başvuran, söz konusu karara itiraz etmiştir.
28. Mahkeme, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27 Aralık 2007 tarihinde, sözlü bir duruşma gerçekleştirmeksizin başvuranın itirazını reddettiğini belirtmektedir. Öte yandan, başvuran, itirazı incelenmeden iki gün önce ilk derece mahkemesi önüne çıkartılmıştır. Bu koşullar altında, Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin temyiz mahkemesi önünde ek bir sözlü duruşma gerçekleştirilmesini gerektirdiğini düşünmemektedir. Sonuç olarak, Mahkeme’ye göre, temyiz işlemleri sırasında sözlü bir duruşma yapılmamış olması silahların eşitliği ilkesini tehlikeye atmamıştır (bkz., Ali Rıza Kaplan /Türkiye, no. 24597/08, §§ 28-32, 13 Kasım 2014; Altınok /Türkiye, no. 31610/08, §§ 54-55, 29 Kasım 2011; ve Çatal /Türkiye, no. 26808/08, § 40, 17 Nisan 2012).
29. Mahkeme, şikâyetin bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermektedir.Cumhuriyet savcısının görüşünün tebliğ edilmemesi
30. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz etmesi için etkili bir iç hukuk yolu olmadığı konusunda şikâyetçi olmuştur. Başvuran, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin Cumhuriyet savcısının başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmeyen görüşüne dayanarak itirazını reddetmesi nedeniyle etkili iç hukuk yoluna başvurma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Hükümet, söz konusu iddiaya itiraz etmiştir.
32. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine karar verilen Altınok (yukarıda anılan, §§ 57-61) davasına benzer meselelerin ortaya çıktığını belirtmektedir. Söz konusu sonuçlardan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir neden bulunmamaktadır.
33. Buna göre, Mahkeme, mevcut davada, başvuranın tutukluluğunun hukuka uygunluğunun incelenmesi kapsamında Cumhuriyet savcısının görüşünün başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmemiş olması nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiği görüşündedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 5 § 5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
34. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunması için uygulanabilir bir hakkının olmadığı konusunda şikâyetçi olmuştur.
35. Hükümet, söz konusu iddiaya itiraz etmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesi uyarınca başvuranın tazminat davası açabileceğini ileri sürmüştür.
36. Mahkeme, Hükümet’in ilk itirazının başvuranın Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi uyarınca dile getirdiği şikâyetinin esasıyla ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu belirtmektedir. Mahkeme, bu meselenin davanın esasıyla birleştirilmesi gerektiğine karar vermektedir (bkz., yukarıda anılan, Altınok, § 65).
37. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesinin anlamı çerçevesinde başvuranın bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını, herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını ve bu nedenle kabul edilebilir olarak nitelendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
38. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. paragrafının, 1, 2, 3 ve 4. paragraflarına aykırı koşullarda meydana gelen özgürlükten mahrumiyet durumu nedeniyle tazminat hakkının kullanılabileceği bir hukuk yolunun varlığını gerektirdiğini hatırlatmaktadır (bkz., Wassink /Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, A Serisi no. 185‑A). Tazminat hakkı, 5. Maddenin önce gelen paragraflarından birisinin ihlalinin yerel bir makam veya Mahkeme tarafından tespit edilmesine bağlıdır.
39. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği etkili bir başvuru yoluna sahip olma hakkının, Cumhuriyet savcısının görüşünün kendisine tebliğ edilmeyişi nedeniyle mevcut davada ihlal edildiğine karar verdiğini belirtmektedir (bkz., yukarıda § 33). Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin uygulanabilir olduğuna hükmetmektedir. Mahkeme, bu nedenle, Türk hukukunun başvurana mevcut davada 5. maddenin ihlali nedeniyle uygulanabilir bir tazminat hakkı sağlayıp sağlamadığını tespit etmelidir.
40. Mahkeme, mülga Ceza Muhakemeleri Kanununun 141. maddesinin belirli koşullar altında tazminat olanağı sağladığını gözlemlemektedir. Öte yandan, yukarıda anılan hükümde sıralanan koşulların hiçbiri, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinde öngörüldüğü gibi, tutukluluğun hukuka uygunluğuna itiraz edilebilmesi için etkili bir hukuk yolu olmayışı nedeniyle tazminat talebinde bulunma olanağını kapsamamaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, Hükümet’in, başvuranla aynı durumda bulunan bir davacının, mülga Ceza Muhakemeleri Kanununun 141. Maddesine dayanarak başarılı bir şekilde tazminat talebinde bulunduğu benzer bir mahkeme kararı sunmadığını belirtmektedir (bkz., Karaosmanoğlu ve Özden / Türkiye, no. 4807/08, § 84, 17 Haziran 2014).
41. Mahkeme, söz konusu zamanda yürürlükte olan 5271 sayılı Kanunun, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin gerektirdiği gibi, 5 § 4 maddesi uyarınca başvurana etkili bir hukuk yoluna başvurması kapsamında uygulanabilir bir tazminat talebi hakkı sağlamadığını gözlemlemektedir (bkz., yukarıda anılan, Altınok, § 67).
42. Bu nedenle, Mahkeme, Hükümet’in itirazını reddetmektedir ve Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
IV. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
43. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca hakkındaki yargılamaların makul bir süre içinde sonuçlandırılmadığını ileri sürmüştür.
44. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında alınan pilot kararın uygulanmasının ardından Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolu sağlandığını gözlemlemektedir. Mahkeme, Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19‑26, 26 Mart 2013) davasında alınan kararda, yeni bir iç hukuk yolunun öngörülmesi nedeniyle başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirdiğini hatırlatmaktadır. Böylece, Mahkeme, özellikle, bu yeni hukuk yolunun a priori (öncelikli) erişilebilir ve yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetlerin giderilmesi bakımından makul bir tazmin olasılığı sınabilecek nitelikte olduğu kanaatine varmıştır.
45. Mahkeme, ayrıca, Ümmühan Kaplan/Türkiye (yukarıda anılan, § 77) davasında verdiği kararda, hâlihazırda Hükümet’e tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları inceleyebileceğini vurgulamaktadır.
46. Hükümet, Mahkeme’yi, yargılamaların uzunluğu nedeniyle Sözleşme ihlallerini tazmin edebilecek bir hukuk yolu sağlayan 9 Ocak 2013 tarihli 6384 sayılı Kanuna atıfta bulunarak, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle bu başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirmeye davet etmiştir. Başvuran, Hükümet’in iddiasına itiraz etmiştir.
47. Yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasında alınan kararın ışığında, Mahkeme, mevcut davanın başvuranının iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf olmasını sağlayacak herhangi bir istisnai durum olmadığı görüşündedir. Buna göre, başvuran, 9 Ocak 2013 tarihli 6384 sayılı Kanunda öngörülen yeni hukuk yolunu tüketmelidir.
48. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca bu şikâyetin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesine karar vermektedir.
V. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
49. Başvuran, manevi tazminat olarak 20.000 avro talep etmiştir.
50. Hükümet, söz konusu talebin makul olmadığını ve aşırı olduğunu ileri sürmüştür.
51. Önündeki tüm unsurları dikkate alarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesinin başvuranın maddi zararı kapsamında yeterli adil tazmini sağladığı görüşündedir (bkz., Ceviz /Türkiye, no. 8140/08, § 64, 17 Temmuz 2012).
B. Masraf ve Giderler
52. Başvuran, Mahkeme önünde meydana gelen masraf ve giderler için 5.350 avro talep etmiştir. Bu bağlamda, başvuranın temsilcisi, altı saatlik hukuki çalışma yaptığını gösteren bir zaman çizelgesi sunmuştur.
53. Hükümet, bu talebe itirazda bulunmuştur.
54. Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mevcut davada, başvuran, talebini desteklemek için, temsilcisinin altı saatlik bir hukuki çalışma gerçekleştirdiğini gösteren zaman çizelgesi sunmuştur. Mahkeme, başvurana masraf ve giderler için 500 avro ödenmesinin makul olduğu görüşündedir.
BU NEDENLERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesi uyarınca temyiz işlemleri kapsamında başvurana veya temsilcisine Cumhuriyet savcısının görüşünün tebliğ edilmeyişine ve bu kapsamda tazminat talebinde bulunamayışına ilişkin şikâyetleri Kabul edilebilir olarak ve başvurunun geri kalanını kabul edilemez olarak nitelendirir;
2. Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesinin ihlal edildiğine karar verir;
3. İhlal kararının başvuranın manevi zararına karşı yeterli adil tazmin sağladığına karar verir;
4.
(a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi doğrultusunda, karar kesinleştikten sonra üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere masraf ve giderlere ilişkin olarak 500 avronun (beş yüz avro) vergi olarak ödenmesi gereken miktar hariç olmak üzere ödenmesine
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar verir.
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddeder.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddeleri uyarınca, 16 Mayıs 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazi İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy