İKİNCİ BÖLÜM
AYMELEK / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 15069/05)
KARAR
STRAZBURG
30 Ocak 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Aymelek / Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Hakimler,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
9 Ocak 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan Osman Aymelek’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 25 Şubat 2005 tarihinde yapmış olduğu (15069/05 no’lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Ankara Barosuna bağlı avukat M. S. Liman tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Genelkurmay Askeri Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hazırlık soruşturması aşamasında avukat yardımı sağlanmaması hakkındaki şikayetler, 11 Şubat 2016 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez bulunmuştur.
4. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Hükümetin itirazını değerlendiren Mahkeme itirazın reddine karar vermiştir (bk. Yivli /Türkiye, no. 12723/11, 14 Kasım 2017).
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1960 yılında doğmuştur.
6. Başvuran, olayların yaşandığı dönemde, Türk ordusunda Yarbay olarak görev yapmaktaydı.
7. Zimmet suçu nedeniyle başvuran hakkında başlatılan ceza soruşturması kapsamında, 8 Mayıs, 10 Mayıs ve 11 Mayıs 2000 tarihlerinde askeri savcı tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır.
8. 16 Haziran 2000 tarihinde zimmet suçu şüphesiyle başvuran hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştır.
9. Başvuran, 19 Haziran 2000 tarihinde Askeri Savcılığı başvurmuştur. Aynı gün Genelkurmay Askeri Mahkemesi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
10. Başvuran aynı gün bir avukata vekalet vermiştir.
11. Başvuranın avukat olan kardeşi Şükrü Aymelek de 22 Haziran 2000 tarihinde tutuklanmıştır. Başvuranın kardeşi 10 Nisan 2012 tarihinde tahliye edilmiştir.
12. Genelkurmay Askeri Savcılığı, 26 Haziran 2000 tarihinde, Genelkurmay Askeri Mahkemesine bir iddianame sunmuş ve başvuranı Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesi uyarınca zimmete geçirme, Askeri Ceza Kanunu’nun Ek 1. maddesi uyarınca asker olarak ticaret yapma ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 13. maddesine muhalefet etme suçlarıyla itham etmiştir. Başvuranın kardeşleri Şükrü Aymelek ve Ulviye Toprakkıran’da aynı iddianame kapsamında zimmete geçirme ve 3628 sayılı Kanun’un 13. maddesine muhalefet etme suçlarıyla itham edilmişlerdir.
13. Genelkurmay Askeri Savcısı, 29 Mayıs 2001 tarihinde, ek bir iddianame düzenleyerek, sanığı ilk iddianamede belirtilmiş olan suçlarla ilgili ek fiillerle itham etmiştir.
14. Başvuran, 19 Eylül 2001 tarihinde, cezaevi yetkililerine bir dilekçe vererek, tutuklu bulunan kardeşi Şükrü Aymelek’i görememesi nedeniyle şikayette bulunmuştur. Başvuran, kardeşinin de kendisi yüzünden cezaevinde olmasından dolayı üzüntü duyduğunu ve onu görmek istediğini belirtmiştir.
15. Başvuran, 19 Eylül 2002 tarihinde, herhangi bir hukuki geçmişi olmayan bir subay ve iki askeri hakimden oluşan Genelkurmay Askeri Mahkemesi tarafından zimmet suçu ve asker olarak ticaret yapma suçundan mahkum edilmiştir.
16. Başvuran, 6 Ocak 2003 tarihinde, Genelkurmay Askeri Mahkemesi kararına karşı temyiz talebinde bulunmuştur.
17. Askeri Yargıtay, 2 Nisan 2003 tarihinde, 19 Eylül 2002 tarihli kararın usul ve esas yönünden bozulmasına karar vermiştir.
18. Genelkurmay Askeri Mahkemesi, 17 Aralık 2003 tarihinde, başvuranı zimmet suçundan ve asker olarak ticaret yapmaktan suçlu bulmuş ancak hapis cezasında indirime gitmiştir. Başvuran temyiz talebinde bulunmuştur.
19. Yargıtay, 2 Haziran 2004 tarihinde, 17 Aralık 2003 tarihli kararı onamıştır.
20. Başvuran, ifadesine başvurulmayan bir tanığın mahkeme önünde ifade vermeye hazır olduğunu ileri sürerek, 13 Ocak 2014 tarihinde Askeri Yargıtaydan ceza yargılamalarının yenilenmesini talep etmiştir. Başvuran, tanığın yazılı ifadelerini Askeri Yargıtaya sunmuştur.
21. İlgili mahkeme, 19 Şubat 2014 tarihinde, tanık ifadelerinin daha az bir cezayı veya başvuranın beraatini sağlayabilecek bir delil niteliğinde olmadığı gerekçesiyle, başvuranın ceza yargılamalarının yenilenmesi talebini reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
22. Söz konusu dönemde askeri mahkemelerin oluşumu ve işleyişine dair ilgili iç hukuka ilişkin bilgiler Gürkan/Türkiye (no. 10987/10, §§ 7-8, 3 Temmuz 2012) davasında bulunabilir.
23. 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 83 ve 85 § 1 maddeleri yürürlükte olduğu dönemde şu şekildedir:
Madde 83
“Sorgunun başlangıcında sanığa isnat olunan suçun neden ibaret olduğu anlatılır.
Sorgu, sanığın kendi lehine olup söyleyeceği delillere engel olmamalıdır.
Sanığın birinci sorgusunda, kim olduğu ve şahsi halleri hakkında da bilgi alınır.
Sanığın evvelce ifadesi alınmış olsa bile, ağır cezalı işlerde askeri savcı tarafından her halde sorguya çekilir.
Madde 85 § 1
Sanık soruşturmanın her safhasında bir veya birden fazla müdafiin yardımına başvurabilir.
24. 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen referandum sonrasında, 6771 sayılı Kanun kabul edilmiştir; buna göre, Anayasa’nın 145. ve 157. maddeleri yürürlükten kaldırılmış ve Anayasa’nın 142. maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir:
“... Disiplin mahkemeleri dışında askerî mahkemeler kurulamaz. Ancak savaş halinde, asker kişilerin görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askerî mahkemeler kurulabilir.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMET’İN İLK İTİRAZI
25. Hükümet, 21 Ekim 2016 tarihli görüşlerinde, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 34 § 1 maddesi uyarınca, başvuranın görüşlerinin, Mahkeme’nin resmi dillerinden birinde sunulmadığını ve dava dosyasında başvurana Mahkeme önündeki yargılamalarda Türkçe’yi kullanma izninin verildiğine dair hiçbir belgenin yer almadığını iddia etmiştir. Hükümet Mahkemeyi başvuranın görüşlerini ve adil tazmin taleplerini dikkate almamaya davet etmiştir.
26. Mahkeme, Bölüm Başkanının, Mahkeme İç Tüzüğünün 34 § 3 maddesi uyarınca, başvuranın Mahkeme önündeki yargılamalarda Türkçe kullanmasına izin vermeye karar verdiğini belirtmektedir. Mahkeme ayrıca, davalı Hükümet tarafından iletilen benzer bir itirazı incelediğini ve reddettiğini kaydeder (bk. Atılgan ve Diğerleri/Türkiye, no. 14495/11 ve diğer 10 başvuru, § 12, 27 Ocak 2015). Mahkeme, somut davada farklı bir sonuca varmasını gerektirecek herhangi bir sebep bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, Hükümetin bu konudaki iddiaları reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Genelkurmay Askeri Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlığı hakkında
27. Başvuran, yargılamasını yürüten ve hakkında mahkumiyet kararı veren Genelkurmay Askeri Mahkemesinin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını ileri sürmüştür. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) yasalarla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, (...) adil bir şekilde (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
1. Kabul edilebilirlik hakkında
28. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Ayrıca kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
2. Esas hakkında
29. Başvuran, Genelkurmay Askeri Mahkemesinin iki askeri hakim ve bir subaydan oluşması nedeniyle, yargılamasını yürüten ve hakkında mahkumiyet kararı veren söz konusu mahkemenin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin gerektirdiği üzere bağımsız ve tarafsız olmadığı hususunda şikayette bulunmuştur. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, hakkındaki soruşturmayı yürüten askeri savcının daha sonra hakim olarak atandığını ve hakkındaki yargılamayı yürüten ve mahkumiyet kararını veren Genelkurmay Askeri Mahkemesi heyetinde yer aldığını belirterek şikayette bulunmuştur. Başvurana göre, bu atama yerel mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına engel teşkil etmiştir.
30. Hükümet, Mahkeme’nin yukarıda anılan Gürkan kararına atıfta bulunarak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki içtihadının farkında olduğunu beyan etmiştir.
31. Mahkeme, aynı şikayeti Gürkan/Türkiye davasında incelediğini ve Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlalini tespit ettiğini gözlemlemektedir (yukarıda anılan, §§ 13-20). Mahkeme, söz konusu kararda, başvuranın yargılamasını yürüten ve başvuran hakkında mahkumiyet kararı veren askeri ceza mahkemesinin, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız olarak değerlendirilemeyeceğini, zira heyette bulunan subayın hiyerarşik üstleri tarafından atandığını ve diğer iki askeri hakime sağlanan aynı anayasal güvencelere sahip olmadığını belirtmiştir.
32. Somut davayı inceleyen Mahkeme, yukarıda anılan Gürkan/Türkiye kararındaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel durum bulunmadığı sonucuna varmıştır.
33. Yukarıda yer alan açıklamalar, Mahkemenin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir.
34. Mahkeme ayrıca, Genelkurmay Askeri Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin böyle bir değerlendirmenin, başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca aynı mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin diğer şikayetini ortadan kaldıracağını kaydetmektedir.
B. Başvuranın Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında öne sürülen şikâyeti hakkında
35. Başvuran, aynı ceza soruşturması kapsamında her ikisi de tutukluyken, aynı zamanda avukatı olan kardeşini görmesine izin verilmediğini ileri sürmüştür. Başvuran bu bağlamda, adil yargılanma hakkının ve avukat yardımı aracılığıyla kendini savunma hakkının ihlal edildiği konusunda şikayette bulunmuştur.
36. Hükümet, söz konusu şikayetin yerel makamlar nezdinde ileri sürülmediğini belirterek, şikayetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, başvuranın, kardeşinin avukat sıfatından veya avukat-müvekkil ilişkisi bağlamında kendisiyle görüşme isteğinden hiçbir zaman bahsetmemesi nedeniyle, bu şikayetin, her halükarda, açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini iddia etmiştir.
37. Mahkeme, başvuranın 19 Eylül 2001 tarihinde cezaevi yetkililerine bir şikayet dilekçesi sunarak, aynı ceza yargılamaları kapsamında tutuklu bulunan kardeşini görmesine izin verilmemesinden şikayet ettiğini gözlemlemektedir. Başvuran talebinin kabul edilmediğini belirtmiştir. Ancak Mahkeme, dava dosyasında, başvuranın, kardeşiyle avukat sıfatıyla görüşme talebinde bulunduğunu gösteren hiçbir bilgi veya belge bulunmadığını kaydetmektedir. Başvuranın kendi el yazısıyla yazdığı dilekçede de bu tür bir talep bulunmamaktadır (bk. paragraf 13). Ayrıca, başvuran yerel mahkemeler önünde bu tür bir şikayette bulunmamıştır.
38. Ek olarak Mahkeme, ordunun adli makamlarınca, ceza soruşturmasının hiçbir aşamasında, sanığın avukata erişim hakkına yönelik yasal bir sınırlama getirilmediğini belirtmektedir (bk. yukarıda 22. paragrafta alıntılanan 353 sayılı Kanun’un 85 (1) maddesi; karşılaştırınız Salduz/Türkiye [BD], no. 36391/02, AİHM 2008). Başvuran, ceza yargılamaları sürecinde kendi seçtiği avukatlar tarafından temsil edilmiştir.
39. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, dava dosyasında, yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuranın avukata erişim hakkına bir sınırlama getirildiğini gösteren hiçbir bulgu bulunmadığını tespit etmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın avukat yardımından yoksun bırakıldığı sonucuna varamaz.
40. Başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
III. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ HAKKINDA
41. Başvuran, 6 Eylül 2016 tarihli görüşlerinde, Sözleşme’nin 6. maddesi ve 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında birtakım yeni şikayetler dile getirmiştir. Başvuran, beraatini sağlayacak yeni bir delil olmasına rağmen ceza yargılamalarının yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle, ceza yargılamalarının yenilenmesine ilişkin yargılamalar bağlamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiği hususunda şikayette bulunmuştur.
42. Mahkeme, davasının yeniden açılması için başvuruda bulunan ve cezası kesinleşmiş bir kişinin, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında “cezai alanda kendisine suç yöneltilmiş” olmayacağı dikkate alındığında, söz konusu maddenin ceza yargılamalarının yenilenmesi için yürütülen yargılamalara uygulanamayacağı gerekçesiyle, ilgili şikayetin konu bakımından Sözleşme hükümleriyle bağdaşmadığı kanısındadır (bk. Fischer/Avusturya (k.k.), no. 27569/02, AİHM 2003‑VI ve bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Moreira Ferreira/Portekiz (no. 2) [BD], no. 19867/12, §§ 60-72, AİHM 2017 (alıntılar)).
43. Başvuran ayrıca, 6. madde ve 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, zimmet suçu kapsamında mahkum edilmesi sonrasında mülklerine el konulmasına ilişkin yargılamalardan şikayet etmiştir. Mahkeme, yerel mahkemelerce başvuranın mülklerine el konulmasına ilişkin kesinleşmiş kararın 17 Eylül 2015 tarihinde Askeri Yargıtay tarafından verildiğini ve başvuranın bu şikayetlere ilişkin bireysel başvurusunun halen Anayasa Mahkemesi önünde derdest olduğunu kaydetmektedir. Söz konusu şikayet vaktinden önce yapılmıştır ve bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi gereğince, iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle bu şikayetin reddine karar vermelidir (bk. örnek olarak, Mustafa Avci/Türkiye, no. 39322/12, § 79, 23 Mayıs 2017).
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
44. Başvuran maddi tazminat olarak 100.000 avro ve manevi tazminat olarak 50.000 avro talep etmiştir. Başvuran ayrıca taleplerini desteklemek üzere herhangi bir belge sunmadan, avukatlık masrafları için talepte bulunmuş ancak herhangi bir meblağ belirtmemiştir.
45. Hükümet, yazılı görüşlerinde, başvuranın adil tazmin taleplerine itiraz etmiştir.
46. Mahkeme, maddi tazminat bakımından, Sözleşme’nin 6. maddesine uygun olarak yürütülen yargılamaların sonucunda ne olması gerektiği konusunda yorum yapamayacağını belirtmektedir. Bu nedenle Mahkeme, bu başlık altında tazminata hükmetmemiştir.
47. Manevi tazminat bakımından, iç hukukta son dönemde getirilen değişiklikler ve sivil mahkemelerde yargılamaların yenilenmesi olasılığı dikkate alındığında, hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme başvurana 1.500 avro tazminat ödenmesine karar vermiştir (bk. Taşçı/Türkiye, no. 43868/06, § 18, 26 Eylül 2017).
48. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada, başvuran, belirli bir tutarın tespitine esas alınabilecek herhangi bir makbuz veya başka bir belge sunmamıştır. Bu nedenle Mahkeme, bu başlık altında tazminata hükmetmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Genelkurmay Askeri Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikayetin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. -
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 30 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy