Olaylar ve Olgular – Tacikistan vatandaşı olan başvuran 2002 yılından itibaren Rusya’da yaşamıştır; fakat düzenli olarak birkaç aylık sürelerle Tacikistan’a gitmiştir. Başvuran 2010 yılının Kasım ayında Rusya’da yakalanmıştır ve silahlı çatışmalardan sorumlu olduğu iddia edilen bir karşıt grubun üyesi olmak suçuyla arandığı Tacikistan’a iade edilmesi talebinin incelenme aşamasında tutuklu kalmıştır. Ardından talep Rusya Başsavcı Vekili tarafından onaylanmıştır ve iade emri Rus mahkemeleri tarafından kabul edilmiştir. Başvuranın yaptığı sığınma talebi reddedilmiştir. 2011 yılının Kasım ayında Bölge Mahkemesi, başvuranın kanunun izin verdiği azami tutukluluk süresi olan on iki ay boyunca tutuklu kalmış olması nedeniyle, başvuranın iade edilmesi gerekirken tutukluluğunun uzatılamayacağına hükmetmiştir. Aynı zamanda Bölge Mahkemesi, başvuranın Rusya’da gerekli belgelere sahip olmadan ikamet etmesinden ötürü başvuranın sınır dışı edilebileceğini (idari nakil) ve bu gerekçeyle tutuklanabileceğini belirtmiştir. Ertesi gün Eyalet Mahkemesi, başvuranın Rusya’da yasaya uygunsuz olarak ikamet etme idari suçunu sabit bulmuş, sınır dışı edilmesini emretmiş ve suçun ağırlığı ile başvuranın Rusya’da sürekli gelirinin bulunmamasından dolayı başvuranın sınır dışı edilmesine ve sınır dışı edilmek üzere tutuklanmasına hükmetmiştir. Başvuranın tutukluluğu için belirli bir süre sınırı verilmemiştir. 23 Kasım 2011 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mahkeme İç Tüzüğünün 39. maddesi uyarınca, Hükümet’ten başvuranı Tacikistan’a veya başka bir yere, bir sonraki bildirime kadar nakletmemesini talep eden bir ara karar vermiştir. 2011 yılının Aralık ayında Bölge Mahkemesi, başvuranın tutukluluğu için bir süre sınırı belirlemeden, sınır dışı etme ve tutuklama emirlerinin geçerliliğini onaylamıştır.
Hukuksal Değerlendirme – 5§1 Maddesi: Başvuranın yakalanmadan önce birkaç ay boyunca Rusya’da yasa dışı olarak ikamet etmiş olduğu konusunda mutabakata varılmıştır. Mahkeme, başvuranın iade edilmek üzere tutuklanması kararının, konuya ilişkin yargı yetkisi olan bir mahkeme tarafından ve sınır dışı edilmeyle cezalandırılabilen bir suçla bağlantılı olarak verilmiş olmasını olumlu karşılamıştır. Fakat başvuranın sınır dışı edilmek üzere tutuklanmasını çevreleyen koşulların, yetkililerin asıl niyetinin, başvuranın kanun tarafından belirlenmiş olan azami tutukluluk süresinin dolmasının ardından, iade edilmesi nedeniyle tutuklu kalmasını sağlamak olduğunu gösterdiği makul karşılanmıştır.
Yetkililer, başvuranın yakalandığı tarih olan 3 Kasım 2010’dan itibaren, başvuranın usulsüz göçmenlik sıfatından haberdar olmuşlardır. Buna rağmen yetkililer, iade edilmek üzere tutukluluk için öngörülen süre sınırı bitene kadar başvuranı alıkoyma gerekçeleri arasında, başvuranın usulsüz göçmen sıfatını göstermemişlerdir. Bölge Mahkemesi başvurana ilişkin iade davasını incelemiş ve emniyet yetkililerine başvuranı bu yeni gerekçeye dayanarak tekrar tutuklamaları talimatını vermiştir. En önemli konu ise başvuranın iade edilmesine ilişkin yargılamalar hala derdest durumdayken başvuranın “sınır dışı edilme amacıyla” tutuklanmış olmasıdır. Rus yetkililer bazen iade etme yerine sınır dışı etme (idari nakil) yöntemini kullanmışlardır. Başvuranın iade edilmesi “Rusya Federasyonu Devlet Başkanı’nın denetiminde” olmuştur; dolayısıyla başvuranın Tacikistan yetkililerine (sınır dışı edilme veya iade ile) teslim edilmesinin öncelikli olduğunun değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Tüm bunlar başvuranın, yetkililerin yetkilerini kötüye kullandıkları ve iade edilmek üzere tutuklama için öngörülen azami süre sınırını bertaraf etmek üzere tutuklama için yeni bir gerekçeye atıfta bulundukları iddiasını desteklemiştir.
5§1 (f) maddesi uyarınca tutuklama, iyi niyetli ve Hükümet’in dayandığı gerekçeyle yakından bağlantılı olarak yapılmalıdır. Bu iki gereklilik mevcut davada, başvuranın iade yargılamalarının hala derdest durumda olduğu kısa süre zarfında ve muhtemelen yargılamalar bittikten sonra da yerine getirilmemiştir. Başvuranın tutuklu kaldığı toplam süre (iki yıl beş ayın üzerinde) iki döneme ayrılabilir. İlk dönem bir yıldan fazla sürmüştür (başvuranın 2010 yılının Kasım ayında yakalanmasıyla bu davaya ilişkin son iç hukuk kararının 2011 yılının Aralık ayında verilmesi arasındaki dönem). Bu dönemin çoğu eş zamanlı olarak gerçekleştirilmiş olan üç yargılama süreciyle ifade edilebilir (iade, sınır dışı etme ve sığınma). Bu yargılamalar, Devlet’in uzun süre herhangi bir girişimde bulunmadığı iddia edilememeksizin, dikkatli bir şekilde yapılmıştır. 2011 yılının Aralık ayından itibaren başlayan dönem endişe konusu olmuştur. Başvuranın bu süre boyunca tutuklu kalması, Mahkeme’nin 2011 yılının Kasım ayında Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca vermiş olduğu geçici tedbir kararının ardından, iade ve sınır dışı etme emirlerinin infazının geçici olarak askıya alınmasına dayandırılabilir.
Mahkeme’nin verdiği geçici tedbir kararına bağlı olarak yerel yargılamaların askıya alınması, başvuranın makul olmayan bir süre boyunca hapishanede kalmasıyla sonuçlanmamalıydı. Bununla birlikte, başvuranın sınır dışı edilmek üzere tutulmasına ilişkin olarak, yerel mahkemeler tarafından belirli bir süre sınırı açıkça belirtilmemiştir. Uygulanabilir mevzuat uyarınca, sınır dışı etme kararının iki yıl içinde infaz edilmesi ve bu süre dolduğunda yabancı uyruklu kişinin salıverilmesi gerekmektedir. Fakat yasa dışı olarak bir ülkede ikamet eden yabancı uyruklu bir kişinin tutukluluk süresini kısıtlayan bir kural iç hukukta açıkça öngörülmemiştir. İki yıllık dönemin bitmesinin ardından başvuranın yasa dışı olarak ikamet etmesine bağlı olarak tekrar sınır dışı edilebileceği ve sonuç olarak bu gerekçeyle tutuklanabileceği açıkça anlaşılmıştır; dolayısıyla bu dönem bittikten sonra durumun ne olacağı belirlenememiştir.
Sınır dışı etme amacıyla tutuklama, yapısı itibarı ile cezalandırıcı mahiyette olmamalı ve uygun tedbirler eşliğinde yapılmalıdır. Fakat mevcut davada “önleyici” tedbir “cezai” tedbirden daha ağır olmuştur (idari suç için azami ceza süresi otuz gündür). Yetkililer, Mahkeme’nin ara tedbirinin yürürlükte olduğu aşamaların hiçbirinde, başvuranın tutukluluğunun devam etmesinin yasaya uygun olup olmadığını yeniden incelememişlerdir. Sonuç olarak yetkililer, davanın Mahkeme önünde incelenmesinin zaman alacağını bilmelerine rağmen, ara tedbirin kaldırılması halinde sınır dışı etme emrinin infazını sağlamak üzere “alternatif çözüm” arayışına gitmemişlerdir.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
(Ayrıca bk. Keshmiri / Türkiye (no. 2), no. 22426/10, 17 Ocak 2012; ve S.P. / Belçika (k. k.), no. 12572/08, 14 Haziran 2011, Bilgi Notu sayı 142)
5§4 Maddesi: Sınır dışı edilmek üzere tutulduğu süre boyunca başvuran için tutukluluğunun yasaya uygunluğunun adli olarak incelenmesini sağlayan herhangi bir usul mevcut olmamıştır.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
Mahkeme ayrıca başvuranın zorunlu olarak Tacikistan’a geri gönderilmesinin 3. madde ihlali teşkil edeceğine oybirliğiyle karar vermiştir.
41. Madde: Manevi tazminata karşılık olarak 5.000 Avro (EUR) ödenmesine hükmedilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy