AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BABAYİĞİT/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 42728/08)
KARAR
STRAZBURG
4 Eylül 2018
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Babayiğit/Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
3 Temmuz 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Engin Babayiğit (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 13 Ağustos 2008 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 42728/08) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. Erbil tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 21 Kasım 2008 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1983 yılında doğmuştur. Başvurunun yapıldığı zamanda Bolu F-Tipi Ceza İnfaz Kurumunda başvuranın cezasının infazına devam edilmekteydi.
5. Başvuran, PKK lideri Abdullah Öcalan’ı “Kürt Halk Önderi” olarak andığı mektubu 10 Aralık 2007 tarihinde bir milletvekiline göndermiştir.
6. Kocaeli F-tipi Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu (bundan böyle “Kurul” olarak anılacaktır), Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük uyarınca, başvuranı cezaevi düzenini ihlal etmekten suçlu bulmuş ve başvurana 24 Aralık 2007 tarihinde yukarıda anılan mektupta kullandığı ifadelerden dolayı 13 günlüğüne hücre hapsi cezası verilmiştir.
7. Kocaeli İnfaz Hâkimliği başvuranın itirazını 17 Ocak 2008 tarihinde reddetmiştir.
8. Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Ocak 2008 tarihli kararı 14 Şubat 2008 tarihinde onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
9. İç hukukun açıklaması, Aydemir ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 9097/05, 9491/05, 9498/05, 9500/05, 9505/05 ve 9509/05, 9 Kasım 2010); Yalçınkaya ve Diğerleri/Türkiye (no. 25764/09 ve18 diğer başvuru, §§ 12-13, 1 Ekim 2013), ve Çetin/Türkiye ((k.k.), no. 47768/09, §§ 7-15, 14 Haziran 2016) kararlarında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
10. Başvuran, mektubunda PKK liderine atıfta bulunurken “Kürt Halk Önderi” ifadesini kullandığı gerekçesiyle kendisine verilen disiplin cezasının Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki ifade özgürlüğü hakkına haksız bir müdahale teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran, aynı olaylar temelinde ayrıca Sözleşme’nin 9. maddesini ileri sürmüştür. Mahkeme, bu şikâyetleri yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında incelemiştir.
11. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
12. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Ayrıca, söz konusu şikâyetin, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
13. Başvuran, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük uyarınca hakkında uygulanan disiplin yaptırımının Sözleşme kapsamındaki haklarını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
14. Mahkeme daha önce benzer bir şikâyeti Yalçınkaya ve Diğerleri/Türkiye (no. 25764/09 ve diğer 18 başvuru , §§ 26‑38, 1 Ekim 2013) davasında incelemiş ve bu davada Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalini tespit etmiştir. Mevcut başvuruyu da inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen kararda yer alan tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek herhangi bir sebep görmemektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Başvuran, ayrıca Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, ulusal mahkemelerin disiplin işlemlerini değerlendirirken duruşma gerçekleştirmeksizin dosya üzerinden karar verdiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran, kendisinin bizzat veya bir avukatın yardımı aracılığıyla savunulması hakkından mahrum bırakıldığını iddia etmişlerdir. Başvuran, aynı olaylar temelinde ayrıca Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürmüştür. Mahkeme, bu şikâyetleri yalnızca Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında incelemiştir.
16. Hükümet iç hukukta yapılan değişikliğe atıfta bulunarak, Mahkemeden başvuruların bu kısmını iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddetmesini talep etmiştir.
17. Mahkeme, 6008 sayılı Kanun ile İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun 6. maddesinde, disiplin suçlarıyla itham edilen mahpusların kendilerini bizzat veya avukat yardımı aracılığıyla savunmalarına izin verecek şekilde değişiklik yapıldığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, yeni kanunun önceden disiplin suçlarıyla itham edilmiş olan tüm mahpuslar bakımından bir hukuk yolu sunduğunu gözlemlemektedir. Buna göre, söz konusu mahpusların kanunun yürürlüğe giriş tarihinden itibaren altı ay içerisinde, önceki cezalarına ilişkin olarak infaz hâkimliklerine yeni bir itirazda bulunma imkânı vardır. Bu tür bir itiraz ise infaz hâkimliği tarafından yeni usul ışığında incelenecekti.
18. Mahkeme hâlihazırda söz konusu hukuk yolunu incelemiş ve cezaevi disiplin yaptırımlarına ilişkin başvurular bakımından etkili olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme özellikle, yeni hukuk yolunun erişilebilir olduğunu ve makul bir başarı şansı sunduğunu değerlendirmiştir. Mahkeme yeni hukuk yolunun etkililiğini değerlendirirken, itirazların sunulmasının ardından infaz hâkimliklerinin dava dosyasındaki delilleri yeniden değerlendirdiklerini, ihtilaf konusu disiplin yaptırımlarını iptal ettiklerini ve böylelikle ilgili mahpuslar bakımından suçun tüm sonuçlarının ortadan kalktığını belirten, Hükümet tarafından sunulan emsal kararları dikkate almıştır (bk. Aydemir ve Diğerleri (k.k.), no. 9097/05, 9491/05, 9498/05, 9500/05, 9505/05 ve 9509/05, 9 Kasım 2010; Aksoy/Türkiye (k.k.), no. 8498/05 ve diğer 158 başvuru, 11 Ocak 2011; Arslan/Türkiye (k.k.), no. 9486/05 ve diğer 59 başvuru, 25 Ocak 2011; Güler/Türkiye (k.k.), no. 14377/05 ve diğer 49 başvuru, 25 Ocak 2011; ve Çetin/Türkiye (k.k.), no. 47768/09, 14 Haziran 2016).
19. Başvuranın iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf tutulmasını gerektirecek herhangi bir istisnai koşul bulunmadığını değerlendiren Mahkeme, başvuranın 6008 sayılı ve 25 Temmuz 2010 tarihli Kanun tarafından sunulan yeni hukuk yolundan faydalanmış olması gerektiği sonucuna varmıştır.
20. Dolayısıyla, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmelidir.
III. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuran, mektupta kullandığı ifadeler dolayısıyla on üç gün hücre hapsine mahkûm edilmesinin Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki hakkını ihlal ettiğini savunmuştur.
22. Hükümet, başvuranın 6384 sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonuna başvurmuş olması gerektiğinden başvurunun iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür
23. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında uygulanan pilot karar usulünün ardından 9 Ocak 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin, adli yargılamaların uzunluğuna ve yargı kararlarının icra edilmemesi ya da gecikmeli olarak icra edilmesine ilişkin olarak Mahkemeye yapılan başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair 6384 sayılı Kanun’u yürürlüğe koymuş olduğunu gözlemlemektedir. Tazminat Komisyonunun yetki alanı daha sonra sırasıyla 16 Mart 2014 ve 9 Mart 2016 tarihlerinde kabul edilen iki kararla genişletilmiştir. Mahkeme bu bağlamda, Tazminat Komisyonunun hâlihazırda, ceza infaz kurumu yetkilileri tarafından tutuklu ve hükümlüler hakkında uygulanan ilgili disiplin yaptırımları nedeniyle bir başvuranın özel ve aile hayatı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyetleri inceleme yetkisine sahip olduğunu belirtmektedir.
24. Mahkeme ayrıca, yukarıda anılan Çetin davasında benzer bir şikâyeti incelediğini ve başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddettiğini kaydetmektedir.
25. Yukarıdaki hususlar ışığında Mahkeme, başvuranın Tazminat Komisyonuna başvurmak suretiyle şikâyeti bakımından tazmin talep etmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
26. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmelidir.
IV. SÖZLEŞME’NİN DİĞER MADDELERİ KAPSAMINDAKİ İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
27. Son olarak, başvuran Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında Kurulun bağımsız ve tarafsız olmadığı ile yargılamaların adil olmadığı hususunda şikâyette bulunmuştur.
28. Mahkeme, elinde bulunan tüm belgeler ışığında ve şikâyette bulunulan hususların yargı yetkisine girdiği ölçüde, bu şikâyetin Sözleşme veya Protokollerinde belirtilen hak ve özgürlüklerin ihlaline işaret etmediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu şikâyeti, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmektedir.
V. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
29. Başvuran, 7.000 avro manevi tazminat talep etmiştir.
30. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin ihlali tespitiyle yeterince tazmin edilemeyecek derecede manevi zarara uğradığı görüşündedir. Mahkeme, hakkaniyet temelinde bir değerlendirme yaparak ve davanın koşullarını dikkate alarak, başvurana bu başlık altında 2.500 avro ödenmesine hükmetmiştir (bk. yukarıda anılan Yalçınkaya ve Diğerleri, § 53).
B. Masraflar ve Giderler
31. Başvuran, Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderleri karşılığında 4.650 avro talep etmiştir. Bu bağlamda başvuran, avukatı tarafından hazırlanan zaman ve masraf çizelgesini ibraz etmiştir. Başvuran, aynı zamanda, Türkiye Barolar Birliğinin avukatlık ücret tarifesine atıfta bulunmuştur.
32. Hükümet, başvuranın öne sürdüğü miktarlara itiraz etmiştir. Bu doğrultuda, Hükümet Mahkemeden başvuranın taleplerini reddetmesini istemişlerdir.
33. Mahkeme, Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde bunların geri ödenmesi hakkına sahip olduğunu yinelemektedir. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıdaki anılan kriterleri göz önünde bulundurarak, ulusal mahkemeler önünde oluşan yargılama giderleri için başvurana 300 avro ödenmesinin makul bulmuştur.
C. Gecikme Faizi
34. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir, başvuruların geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. -
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Manevi tazminat olarak, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 2.500 avro (ikibinbeşyüz avro) ödenmesine;
(ii) Masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 300 avro (üçyüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 4 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy