AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BAĞLAR / TÜRKİYE
(Başvuru no. 40708/11)
KARAR
STRAZBURG
10 Ekim 2017
İşbu karar nihai olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Bağlar / Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque
Yargıçlar,
Jon FridrikKjølbro
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 5 Eylül 2017 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonucunda aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Elvan Bağlar ("başvuran") tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin ("Sözleşme") 34. maddesine uygun olarak, 21 Nisan 2011 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 40708/11) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat H. Çalışcı tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Söz konusu başvuru, 14 Mart 2013 tarihinde Türk Hükümetine tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1989 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Başvuran, 14 Ocak 2009 tarihinde, yasadışı bir örgüte üye olduğu şüphesi üzerine polis tarafından gözaltına alınmıştır.
6. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hâkimi 17 Ocak 2009 tarihinde, başvuranın sorgusunu gerçekleştirdikten sonra, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
7. İstanbul Cumhuriyet savcısı, 24 Haziran 2009 tarihinde, iddianamesini İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur.
8. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılama başlamış ve ilk ön duruşma 4 Kasım 2009 tarihinde gerçekleştirilmiştir.
9. 17 Şubat 2010 ve 3 Kasım 2010 tarihlerinde gerçekleştirilen sonraki duruşmalarda başvuran mahkeme önünde hazır bulunmuş ve hâkimler başvuranın tutukluluk haline karar vermişlerdir.
10. Başvuran, 3 Kasım 2010 tarihli karara itirazda bulunmuştur. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi 29 Kasım 2010 tarihinde, sözlü duruşma gerçekleştirmeksizin ve Cumhuriyet savcısının başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmeyen mütalaasına dayalı olarak, başvuranın itirazını reddetmiştir.
11. 13 Şubat 2013 tarihinde tutukluluk hali sona erdirilmiş ve başvuran serbest bırakılmıştır.
12. Dava dosyasındaki bilgilere göre, başvuran hakkındaki yargılama ilk derece mahkemesi önünde derdesttir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
13. Söz konusu zamanda yürürlükte olan ilgili iç hukuka dair bilgiler Altınok/Türkiye, no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011) kararında bulunabilinir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanarak tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğundan şikâyetçi olmuştur.
15. Hükümet, 23 Eylül 2012 tarihinde başvuranın halen tutuklu olduğu ve Anayasa Mahkemesine başvurmamış olmasından dolayı, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
16. Başvuran Hükümetin itirazı hakkında Mahkeme tarafından belirlenen süre sınırı içerisinde yorumda bulunmamıştır.
17. Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunu inceleyen Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından söz konusu mahkemeye ilke olarak, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen tüm kararlar bakımından, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerinin doğrudan ve hızlı bir şekilde tazmin edilmesini sağlamasına imkân verecek yetkiler verildiğine hükmetmiş ve söz konusu hukuk yolunun kullanılması gereken bir hukuk yolu olduğunu beyan etmiştir (Bk. Hasan Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013).
18. Mahkeme ayrıca, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin 23 Eylül 2012 tarihinde başladığını ve Anayasa Mahkemesinin, zaman bakımından yargı yetkisinin bireysel başvuru hakkının getirildiği tarihten önce başlamış ve söz konusu tarihten sonra devam etmiş olan devamlı bir ihlalin söz konusu olduğu halleri de kapsadığını kabul ettiğinin hâlihazırda verilmiş olan kararlardan açıkça anlaşıldığın belirtmektedir.
19. Mevcut davada başvuranın tutukluluk hali 17 Ocak 2009 tarihinde başlamıştır ve 13 Şubat 2013 tarihinde serbest bırakılmasıyla sona ermiştir. Dolayısıyla, başvuranın tutuklu bulunduğu dönem, 23 Eylül 2012 tarihinden önceki dönem dahi, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yargı yetkisinin kapsamına girmiştir (Bk. Koçintar/Türkiye (k.k.), no. 77429/12, §§ 15-26, 39, 1 Temmuz 2014, ve Levent Bektaş/Türkiye, no. 70026/10, §§ 40-42, 16 Haziran 2015).
20. Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, başvurunun bu kısmının iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Tutukluluk haline olan itirazının incelenmesi sırasında başvuranın ilgili mahkeme önünde hazır bulunulmaması hakkında
21. Başvuran Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, tutukluluk halinin gözden geçirildiği sırada mahkeme önüne çıkarılmadığından şikâyetçi olmuştur.
22. Hükümet söz konusu sava itiraz etmiştir.
23. Mevcut davada başvuran 17 Ocak 2009 tarihinde tutuklanmıştır. 3 Kasım 2010 tarihinde gerçekleştirilen duruşma sonucunda, yargılamaya yürüten mahkeme başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Akabinde başvuran söz konusu karara itirazda bulunmuştur.
24. Mahkeme, söz konusu kararın 12. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 29 Kasım 2010 tarihinde sözlü duruşma gerçekleştirilmeksizin reddedildiğini gözlemlemektedir. Nitekim başvuran, itirazı ilgili mahkeme tarafından incelenmeden yirmi altın gün önce mahkeme önünde hazır bulunmuştur. Bu koşullar altında Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin amaçları doğrultusunda, itirazları inceleyen mahkeme önünde ayrıca bir sözlü duruşma yapılmasının gerekli olmadığını değerlendirmektedir.
25. Dolayısıyla Mahkeme, yargılamalar sırasında sözlü duruşma yapılmasının silahların eşitliği ilkesini tehlikeye sokmadığı sonucuna varmıştır (Bk. Altınok/Türkiye, no. 31610/08, §§ 54-55, 29 Kasım 2011; Çatal/Türkiye, no. 26808/08, § 40, 17 Nisan 2012 ve Ali Rıza Kaplan/Türkiye, no. 24597/08, §§ 28-32, 13 Kasım 2014).
26. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
B. Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi hakkında
27. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında, tutukluluğunun hukuka uygunluğunu sorgulamak için etkin bir hukuk yolunun bulunmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran, itirazlarını inceleyen mahkemenin, kendisine veya temsilcisine tebliğ edilmeyen Cumhuriyet savcısı mütalaasına dayalı olarak itirazlarını reddetmesi nedeniyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
28. Hükümet, Cumhuriyet savcılarının mütalaalarının çok kısa, öz ve birbiriyle aynı mahiyette olması nedeniyle itirazları inceleyen mahkemelerin kararları üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığını ileri sürerek, söz konusu sava itiraz etmiştir. Hükümet ayrıca, Cumhuriyet savcısının mütalaasının sanığa veya avukatına tebliğ edilmesinin 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı kanun ile zorunlu kılındığını belirtmiştir. Dolayısıyla Hükümet, başvuranın önemli bir dezavantaja uğramadığını ve söz konusu şikâyetin kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
29. Mahkeme, Hükümetin aynı konuda yapmış olduğu benzer bir itirazını hâlihazırda incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (Özellikle bk. Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, no. 15048/09, §§ 68-83, 28 Ekim 2014). Mahkeme mevcut davada yukarıda belirtilen başvuruya ilişkin tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul görmemektedir.
30. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının başka herhangi bir gerekçeden ötürü kabul edilemez olmadığını belirmektedir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğunun beyan edilmesi gerekmektedir.
31. Başvuranın şikâyetinin esasına dönülecek olursa Mahkeme mevcut davanın, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiği Altınok (yukarıda anılan, §§ 57-61) davasındakilere benzer meseleleri gündeme getirdiğini belirtmektedir. Söz konusu tespitlerden ayrılmayı gerektiren herhangi bir gerekçe yoktur.
32. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davada Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuranın tutukluluğunun hukuka uygunluğunun gözden geçirilmesine ilişkin yargılamalar bağlamında başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğini değerlendirmektedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 5 § 5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
33. Başvuran Sözleşme’nin 5 § 5 maddesine dayanarak, kendisinin Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edilmesi nedeniyle tazminat elde etme hakkından mahrum bırakıldığından şikâyetçi olmuştur.
34. Hükümet söz konusu sava itiraz etmiştir.
35. Mahkeme, 5. maddenin 5. fıkrasının; 1,2,3 veya 4. fıkralara aykırı şekilde gerçekleştirilen hürriyetten yoksun kılma işlemleri bakımından tazminat elde edilmesine yönelik bir hukuk yolunun mevcut olmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, A Serisi no. 185‑A). Bu tazminat hakkının önkoşulu, 5. maddenin önceki fıkralarından birinin ihlalinin ya bir yerel mahkeme ya da Mahkeme tarafından tespit edilmiş olmasıdır.
36. Bu bağlamda Mahkeme, mevcut davada başvuranın tutukluluğunun hukuka uygunluğunu sorgulamak üzere etkili bir iç hukuk yoluna sahip olma hakkının, Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi nedeniyle ihlal edildiğini belirtmektedir ( Bk. yukarıda 33. paragraf).
37. Mahkeme benzer bir meseleyi, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiği Altınok (yukarıda anılan, §§ 66-69) davasında incelediğini belirtmektedir. Söz konusu tespitlerden ayrılmayı gerektiren herhangi bir gerekçe yoktur.
38. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davada Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
39. Başvuran, Mahkeme tarafından belirlenen süre sınırı içinde adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Bu nedenle Mahkeme bu bağlamda başvurana herhangi bir miktar ödenmesinin gerekmediği kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,
1. Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmemesine ve bu bakımdan tazminat elde edilememesine ilişkin olarak Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesi kapsamında yapılan şikâyetlerin kabul edilebilir olduğunu ve başvuranın geri kalanının geri kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir;
2. Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 10 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy