174 No’lu (Mayıs 2014) Bilgi Notu’ndan alıntıdır
Baka/Macaristan – 20261/12 - 27.05.2014 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin eski bir yargıcı olan başvuran, 2015 yılında biten altı yıllık bir dönem boyunca Macaristan Yüksek Mahkemesi Başkanlığı görevine seçilmiştir. Başvuran söz konusu mahkemenin ve Ulusal Adalet Konseyi’nin Başkanı sıfatıyla, yargı sistemini etkileyen çeşitli yasal reformlara ilişkin görüşlerini ifade etmiştir. Yeni Anayasanın (2011 tarihli Macaristan Anayasası) geçici hükümlerinde Yüksek Mahkemenin yasal halefinin Kúria başkanı olacağı ve Yüksek Mahkeme Başkanının görev süresinin yeni Anayasanın yürürlüğe girişinin ardından biteceği öngörülmüştür. Sonuç olarak başvuranın Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevi 1 Ocak 2012 tarihinde sona ermiştir. Yeni Kúria Başkanının seçilme kriterlerine göre, adayların Macaristan’da en az beş yıl yargıçlık yapmış olmaları gerekmektedir. Uluslararası bir mahkemede yapılan yargıçlık süresi sayılmamaktaır. Bu durum başvuranın yeni Kúria’nın Başkanlık makamı için yeterli niteliklere sahip olmamasına yol açmıştır.
Hukuki değerlendirme – Madde 6 § 1: Vilho Eskelinen davasında öngörülen teste göre, başvuranın kamu otoritesinin emanetçisi olarak görev yapan bir devlet memurunun konumu, Sözleşme’nin 6. maddesinde yer alan korumanın sağlanmasının reddini iki şarta bağlı olarak haklı kılabilmektedir: İlk olarak, Devletin ulusal mevzuatında söz konusu makam veya kadro kategorisiyle ilgili olarak mahkemeye erişimin açık bir şekilde reddedilmiş olması ve ikinci olarak reddin Devletin menfaatine olan nesnel gerekçelerle haklı kılınması gerekmektedir. Reddin haklı olabilmesi için, Devletin söz konusu devlet memurunun kamu yetkisinin kullanılmasında yer aldığının tespit etmesi yeterli olmayıp, ihtilafın konusunun Devlet yetkisinin kullanılmasıyla ilgili olduğunun da ayrıca ortaya konması gerekmektedir. Macaristan hukuku uyarınca Başkan dahil olmak üzere Yüksek Mahkeme yargıçlarının mahkemeye erişimi açık bir şekilde reddedilmemiştir. Doğrusu, bir mahkeme yöneticisinin görevden alınması halinde mahkemeye başvurma hakkının bulunacağı iç hukukta açık bir şekilde öngörülmüştür. Başvuranın mahkemeye erişimi, açık redden ötürü değil, ancak şikâyete konu tedbirin, yani Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinin, erken sona erdirilmesinin Anayasanın kendisinde belirtilmiş olması ve dolayısıyla Anayasa Mahkemesi dahil olmak üzere herhangi bir tür adli incelemeye tabi tutulmamış olmasından dolayı engellenmiştir. Yukarıdakiler göz önünde bulundurulduğunda, Hükümet başvuranın görevinin erken sona erdirilmesi hükmünü yeni Anayasa ile yürürlüğe koymaya ilişkin yasal politika tercihinin, “Bireylerin çıkarlarından öncelikli olması gereken ve Devlet egemenliğine özgü takdir yetkisinin kullanılmasını içeren bir [alanın]” açık bir şekilde tanımlanmasını içerdiğini ortaya koymamıştır. Dolayısıyla, ulusal mevzuatta başvuranın talebiyle ilgili olarak “mahkemeye erişiminin açık bir şekilde reddedildiği” sonucuna varılamazdı. Eskelinen testinin ilk şartı karşılanmamış olup, Sözleşme’nin 6. maddesinin medeni hukuka ilişkin kısmı uygulanabilir olmuştur.
Ayrıca, ulusal yasal çerçevenin özel olarak başvuranı mahkemeye erişim hakkından yoksun bıraktığı varsayılsa dahi, başvuranın söz konusu hakkının reddedilmesi gerekçelendirilmemiştir. Hükümet, başvuranın Yüksek Mahkeme Başkanlığı makamının doğası itibariyle kendisine kamu hukuku tarafından verilen yetkilerin kullanılmasını ve Devletin genel çıkarlarının güvence altına alınması amacıyla tasarlanan görevleri içerdiğini ileri sürmüştür. Ancak, başvuranın kamu hukuku tarafından verilen yetkinin kullanılmasında yer alan bir sektörde veya bölümde çalıştığı gerçeği tek başına belirleyici olmamıştır. Reddin haklı kılınabilmesi için, söz konusu ihtilafın konusunun Devlet yetkisinin kullanılmasıyla ilgili olduğunu veya devlet memuru ile Devlet arasındaki özel güven ve sadakat bağının sorgulanmasını gerektirdiğini ortaya koymak Devletin görevidir. Başvuranın davasında Hükümet, ihtilaf konusunun, Sözleşme’nin 6. maddesinde yer alan güvencelerin reddini nesnel olarak haklı kılacak şekilde Devlet yetkisinin kullanılmasıyla ilgili olduğuna yönelik herhangi bir sav ileri sürmemiştir. Bu bakımdan Mahkeme, Yüksek Mahkeme eski Başkan Yardımcısının, başvuranın aksine, görevine erken son verilmesine Anayasa Mahkemesi önünde itiraz edebilmiş olmasının önemli olduğu kanaatine varmıştır.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
Madde 10: Dava konusu olaylar ve olayların sıralaması, başvuranın Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevine Hükümet’in iddia ettiği gibi yüksek adli makamın tekrar yapılandırılmasının bir sonucu olarak değil; ancak mesleki yetkisi dahilinde alenen ifade ettiği görüş ve eleştirileri nedeniyle erken son verildiğini ortaya koymuştur. Başvuranın görevine son verilmesine yönelik tekliflerin ve Kúria Başkanlığı makamı için gereken yeni kriterlerin tamamı, başvuranın söz konusu yasal reformlara ilişkin görüşlerini aleni olarak ifade etmesinin ardından Meclise sunulmuş ve çok kısa bir süre içerisinde kabul edilmiştir. Ulusal Adalet Konseyi Başkanı’nın vazifelerinin yeni Kúria Başkanının vazifelerinden ayrılmadığı gerçeği, başvuranın yerine getirmek üzere seçildiği vazifelerin yeni Anayasanın yürürlüğe girmesinin ardından ortadan kalktığı sonucuna varmak için tek başına yeterli olmamıştır. Ayrıca, ne başvuranın ülkenin en yüksek mahkemesindeki vazifelerini yerine getirebilme becerisi ne de mesleki tutumu sorgulanmıştır. Dolayısıyla başvuranın görevine erken son verilmesi, ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale teşkil etmiştir.
Başvuranın aleyhte görüşü yargı sistemini etkileyen dört yasal reforma ilişkin olmuştur. Adalet sisteminin işleyişine ilişkin meseleler, tartışılması Sözleşme’nin 10. maddesi ile koruma altına alınan ve kamu çıkarını ilgilendiren konular teşkil etmiştir. Tartışılan meselenin siyasi sonuçlarının olması mümkün olsa dahi, bu durum tek başına bir yargıcın konuya ilişkin beyanda bulunmasını engellemek için yeterli değildir. Yargı sistemini etkileyen yasal reformlara ilişkin görüşünü ifade etmek, Ulusal Adalet Konseyi’nin Başkanı olarak başvuranın sadece hakkı değil, aynı zamanda görevi olmuştur. Başvuran ilgili mevzuatın bir bölümüne Anayasa Mahkemesi önünde itiraz etme ve görüşünü doğrudan Meclis önünde ifade etme konusunda imtiyazını kullanmıştır. Başvuranın ifade ettiği görüşlerin katı bir mesleki bakış açısından yapılan salt eleştirinin ötesine geçtiği veya haksız kişisel saldırı veya hakaret içerdiği sonucuna varmayı gerektirecek herhangi bir delil bulunmamıştır. Müdahalenin orantılılığına gelince, başvuranın Yüksek Mahkeme Başkanı olarak görev süresine, seçildiği tarihte yürürlükte olan mevzuat uyarınca uygulanabilir olan vadenin bitmesinden üç buçuk yıl önce son verilmiştir. Ayrıca, başvuranın yeni Kúria’nın bir yargıcı olarak görevde kalmasına rağmen, Başkanlık görevine erken son verilmesinin maddi sonuçları olmuştur.
Mahkeme, yaptırım korkusunun ifade özgürlüğünün kullanılması üzerinde “caydırıcı bir etkisi” olduğunu ve özellikle, yargıçları adli görevlerini kaybetme korkusuyla kamu kurumları veya politikaları hakkında eleştirel yorumlarda bulunmaktan vazgeçirme riskinin bulunduğunu vurgulamıştır. İlaveten, şikâyet konusu tedbir yerel mahkemeler tarafından etkili bir adli incelemeye tabi tutulmamıştır.
Yukarıdaki değerlendirmeler dikkate alındığında, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahale demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale olmamıştır.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
Madde 41: Henüz karara bağlanmamıştır.
(Ayrıca 6 § 1 maddesi kapsamında gündeme gelen meselelere ilişkin olarak bk. Vilho Eskelinen ve Diğerleri/Finlandiya [BD], 63235/00, 19 Nisan 2007, 96 sayılı Bilgi Notu; ve Harabin/Slovakya, 58688/11, 20 Kasım 2012, 157 sayılı Bilgi Notu)
180 No’lu (Aralık 2014) Bilgi Notu’ndan alıntıdır
Baka / Macaristan – 20261/12 - 27.5.2014 tarihli Karar [Bölüm II]
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden hâkim olarak görev yapan başvuran, 2015 yılında sona ermek üzere altı yıl için Macaristan Yüksek Mahkeme Başkanlığına seçilmiştir. Söz konusu mahkemenin ve Ulusal Adalet Konseyi’nin başkanı olarak, başvuran yargı sistemini etkileyen birçok yargı reformu hakkında görüş bildirmiştir. Yeni Anayasanın (2011 Macaristan Anayasası) geçici hükümlerinde, Kúria’nın yasal olarak Yüksek Mahkemeyi takip edeceği ve Yüksek Mahkemenin Başkanının yetkilerinin yeni Anayasa’nın yürürlüğe girmesinin ardından sona ereceği belirtilmiştir. Sonuç olarak, başvuranın Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevi 1 Ocak 2012 tarihinde sona ermiştir. Yeni Kúria’nın başkanının seçilme kriterlerine göre, adayların Macaristan’da en az beş yıl hâkimlik yapmış olması gerekmektedir. Uluslararası bir mahkemede hâkim olarak görev yaptığı süre sayılmamaktadır. Bu durumda, başvuran, yeni Kúria başkanlığı görevi için koşulları taşımamaktadır.
Mahkeme’nin bir dairesi, 27 Mayıs 2014 tarihli kararında (174 sayılı Bilgi Notu), oy birliğiyle, başvuranın yetkilerinin zamanından önce elinden alınmasına itiraz edememesi nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme, ayrıca, yetkilerinin zamanından önce elinden alınmasının, Başkan sıfatı ile görüşlerini alenen açıklamasının bir sonucu olduğuna hükmederek Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca başvuranın ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Dava, 15 Aralık 2014 tarihinde, Hükümet’in talebi üzerine, Büyük Daire’ye gönderilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy